Thursday, December 31, 2009

2010 icin 2009 gelir giderleri

 
2009 yazisi yazasim geliyor. Iste soyle oldu boyle oldu boyle kotuydu boyle bana koydu boyle acitti filan... Yalan aslinda hepsi. Yani ben galiba hayatimin simdiye kadarki en zor yilini gecirdim belki de... Bir anda boyle kalakaldim tek basima, yanimda sadece deliler gibi asik oldugum ugruna ailemi biraktigim bir tanecik kocam vardi. Biz boyle bir yildan sapasaglam ciktik ya, birbirimize lanetler etmedik ya, ben bavulu toplayip gitmedim ya... daha hic etmeyiz! knock knock buyuk konusmayalim tabii. Su 2009 boyunca ben cok sIkIldim. cok yalnizdim bi kere... Iki laf edicek kimsem yoktu, Tinus gelsin de konussam diye bekliyordum, duvarlara bakiyordum kanallara bakiyordum arkadasi olan insanlara bakiyordum Allahim ben miyim bir tek yalniz? Ben miyim bi tek sevilmeyen insan? Am i loveable (var mi oyle bi laf? ben mi yaptim yoksa da) yaa Tinus diyordum? Sonra dogum gunum oldu (6Mayis), o telefon susmak bilmedi. Istanbul mu dersin NY mu dersin London mu dersin.. Yaa dedim bak Dutchlarin sorunu bu yani benle alakasi yok. Beni seven insan dolu. Ben o gun duvar kagidi dosuyordum yatak odasina ve agliyordum ohhh beee beni seven insanlar var beni ariyorlar, hatirliyorlar diye. Tabii Facebook da hatirlatmis olabilir, kimin umrumda ki ? Iste noldu biliyor musunuz? Ben 2009'da beni seven insanlari, dostlarimi tanidim. Ailemi zaten taniyorum, onlar benim bas tacim. Benim ailem var ya ooooffff muhtesemdir. Sevmeye dusunmeye ozlemeye doyamam ben ailemi. Sonra bir de arkadaslarim vardir ki onlar da superdir. Ama ne yazik ki boyle arada kaziklar yerim, yedim kaziklara doyamam, bi suru eski arkadas listem vardir... Iste bu son 1 yilda da boyle yani tanismalarim oldu. Bana deger verildigi kadar deger vermeyi ogrendim ben, son ogrendigim budur. 
Bu depresif 2009'un aslinda mutlu 2010'u hazirladigini da ogrendim ben. Valla hic nefret etmedim ben bu yildan, hazirladi beni bu guzel mutlu 2010'a. Cektigim, uzuldugum, agladigim her seyin acisi cikacak bu yilda. Inaniyorum :) Cok super bir yil gecirecegim. Hani boyle kendimce kafamda kurdugum goallerim var. Kilo vermek filan tabii en basta. Ya bir gorseniz var ya. Daha yazin Istanbul'da, Alacati'da aldigim kilolari verememisken bir de simdi bu ay burada aldigim kilolar girdi devreye. Gobek onden hop hop gidiyor resmen. Su Amerika'da girdigim zayiflik hastaligi, hayranligi ve spor bagimliligi, saglik beslenme halleri modlarima girmek istiyorum. Cekin su cekirdegi onumden yaaaaaaaaaaaaa!!!!!!!!!! Resolution list'in basinda geliyor bu soylememe gerek var mi? Baska ne hayallerim var ??? Bir suru? Yazin uzun tatiller yapicam, ilk defa iste yine cok organize olucam ve Tinus'la cok iyi programlanmis tatiller yapicam ve sonunda Istanbul'da en bi bitanimin dugunune gidicem. Bak bahsederken bile heyecanlaniyorum, dugun diyince daha beter oluyorum. Bitan'im evleniyor ya otesi var mi? Ben evlendim, simdi o! Al sana bitti lise bitti genclik! En buyuk goalum de Amsterdm'da cok mutlu olmak, ben cok mutlu olursam Tinus da cok mutlu olur. Ben daha ne isterim ki?

Iste bu yil ben yalnizligi ogrendim ve onunla bas etmeyi... Birini cok sevmeyi, onunla yasamayi onu her haliyle kabullenmeyi ogrendim... Daha da cok asik oldum ben kocama, onsuz naparim nasil yasarim nasil hayat gecer bilmiyorum. Sanki hep varmis ve hep beni sevmis gibi. Iste o'nun sevgisi her seyi onaran, beni umutlandiran. Sonra cok cesaretli olmayi ogrendim. 2005'de apar topar kalkip New York'a gittigimde kendime sasmistim, simdi birak kendime sasmayi hayranim kendime. Tevfik hocam cahil cesaretiyle sahneye ciktin ciktin yoksa cikamazsin derdi. Iste ben gercekten cahillik ve asiklik cesaretiyle neler neler yaptim ve hayatimin sahnesine ciktim sakir sakir oynuyorum.Alkislar gelmis gitmis, repliklerimi unutmusum, dekor devirmisim... umrum degil!!! Bak okula basladim! Okula basladigim ilk hafta korktum, Tinus benimle ilk gun okula gelsin istedim, kimseyle konusamadim yaa cok heyecanlandim. Ama var ya ben cok dogru bisi yaptim. Bibi'nin dedigi gibi cok seyli bisi okuyup insallah bitirince cok seyli bir hatun olacagim. Amin yarabbim :)
Simdi Istanbul'dayim. Evet hala buradayim, doyamiyorum n'apiyim? Ev huzur kokuyor, mutluluk kokuyor biraz da aferdesiniz mide bozuklugu :) Tinie hasta oldu! Hep ben hasta olurum, butun gun icim disima cikar, basim agrir. Bugun de bizim bebek boyle hasta oldu. Nane limon da ise yaramiyor, yazik bebek kendine gelemiyor. Dun yarim kokorec, yarim midye ustune de bi bucuk combo yedi tabii arti bi kac buzz efes.. Demeyin oyle oldurmeye filan calismiiyorum, sadece o bana ayak uydurmaya calisiyor. Ben simdi sevgilimin nane limonunu tazeleyeyim, ustunu orteyim ve on bin milyon tane opucuk vereyim! 
Hepinize herkese mutlu mutlu 2010 diliyorum. Benim kadar umutlu olun 2010'dan, benim kadar inanin. Bade teyzesinin hic gitmedigi bir 2010 dilemis. Nasi duygulandim anlatamam. Bunu dilemelerinden baska ne dilerim ki ben? Santaaaa Aloooo!!! 2010'da beni daha da cok gonder Istanbul'a ama hep ve sadece mutlu seyler icin, tatiller icin, eglenceler icin, kizlarim icin, ailem icin ve can dostlarim icin. Bereket olsun, sans olsun, basari olsun, asik olmayanlara ask olsun ama en basta saglik olsun! Geri kalani olmiyorsa da napalim "saglik olsun" der geceriz...

Sabah Cengelkoy'de Bibi bekler... 2009'un son pogacalari son kaloriler. Sonrasi malum! Yaza dugun de var! Hadi Duygu Hadiii!!!!


Mutlu Seneler!

                                            
Ajda'dan geliyor, Petrol. Neden? Cunku benim cocukluk, ayna onu elde deodorant sarkim budur. Iste 2010 oyle bir mutluluk, oyle bir saflik, oyle bir heyecan ve inanc benim icin. Inan inanma Ajda olacagim ben bu sene, Erol Evgin de kocam olmazsa noliyiiiiim!!!


Thursday, December 24, 2009

Ah Aralik ver bir aralik



Yilin son gunlerinde hep bir depresiflik bir mahsunluk bir yil sonu hesaplamasidir aliyor beni. 2009 benim icin herhalde su ana kadar yasadigim en zor yillardan biriydi. Yeni bir ulkeye, kulture, dile, insanlara ama en onemlisi yalnizligima ve aileme olan ozlemime alismaya calistim. Alisabildim mi bilmiyorum ama kabullendim. Bir suru yanlislar yaptim ama o yanlislari ancak o ruh hallerimden cikinca gordum. Oyle cok sacmaladim oyle cok zaman kaybettim ki.. Simdi butun o zamanlari kapatmaya calisiyorum. Takvimde yil bu ay bitiyor ama ben yeni yilima Eylul'de baslamistim. Okulumla, resetledigim bakis acimla ben aslinda kendime yeni bir baslangic yapmistim. Simdi bu gercek olan yeni yilsa iste rejimdi, spordu, duzenli olmakti filan onlar icin bi restart olacak. 
Bitsin artik bu yil, kaybettiklerimizin acisini da bir yil oteye itsin derken iste bu son gunlerde cok sevdigim bir insani daha kaybettim. Soktan cikabilmis degilim, kabullenmis hic degilim.. Her olum ani, her olum cok uzucu ama bu cok cok ani oldu.  Orada degilim, hani su cenaze evi olayindan uzagim... Sanki hala orada yasiyor, yiyiyor, iciyor, nefes aliyor...  Gecenlerde ozleyerek baktigim resimlere artik daha buyuk ozlemlerle bakacagim, o ozlem hic gitmeyecek...
Istanbul gunlerim de iste bu yasadiklarimizla, gozyaslariyla, kahkahalarla, minik kizlarin kikirdamalariyla, bol yemeli bol icmeli, bol dolasmali, az uykulu, hos sohbetli sicacik simsicacik geciyor En onemlisi sadece cok sevdiklerimle, ailemle geciyor. Bu gece Tinie de aramiza katiliyor ve resim tamamlaniyor...


Kucuk bir dipnot; Canim bitanem sevgilim Tinie'nin bloga hediyesinini fark edenler etmeyenler... Kocama bayilirim yere goge sigdiramam, yetenegine de hayranimdir... Bir dedigimi iki etmeyen bitanecik Tinie'ye bloguma el atsan keske diye bir iki mirmirlanmistim. Buyrun iste blogumun yeni resmi, Amsterdam ve Istanbul arasinda kalmis bir Duygu...



Tiniecim! You're the greatest! Can't stop looking at it, seriously... Lovinnnnnn youuuuuuuu cok much so much mucho much..

Friday, December 18, 2009

Beyaz Amsterdam, Mutlu Duygu

Sakinlestim, uzulduklerime cozum yollari buldum, daha da sakinlestim, gulmeye basladim, La Festa'da pizzalari gozlerim kapali yedim. Yani yine happy happy moduma geri dondum.


Tinus'la ikimizin muzikleri ortak Ipod'da bir araya gelince tabii arada shuffle yaparken arada ben Dutch dinlemeye basladim son zamanlarda. Geldigimden beri surekli bir Nick&Simon, Jan Smith isimlerini duyuyorum. Dinleyemiyorum cunku son derece sikici muzikler. Saga sola sallanmali, el cirpmalik sarkilar. Bir yandan bu insanlari ogrenmem de gerekiyor. Gecen donem bir proje icin grup ararken "Kraak&Smaak" diye bir grup buldum nasillar pahalilar mi acaba?" dedim ve millet afedersiniz bir taraflarioyla gulduler bana. Cok meshurlarmis megerse, bizim budget paramparca olurmus :) Ben shufflelarin arasinda simdiye kadarki en guzel kesfim Acda en de Munnik. Dutchlarin da sarki soyleyebilecegini aslinda kulaga o kadar da berbat gelmedigini kabullendim sayelerinde. Arada uc bes kelimeyi anlayabilmek de cok keyifli oluyor bu arada. Ana fikri kaptim kapiyorum yani. Jacques Brel'in Amsterdam sarkisinin coverini da yapmislar, pek guzel. Adamin sesi ve dilin sertligini sevdim yahu. Dinledigim album de konser kaydi, hmmm bayilirim. Arada alkislar filan... Ben onlarin yerine "sagolun vaaroolun" yapiyorum, one egiliyorum filan, bir kalabaliga atlamadigim kaliyor...En sevdigim sensin Acda en de Munnik ve bi de Ajda bilirim ki onun yeri bambaskadir kalbimde. Sen Dutch kontenjandansin:)





 Dun sabah bembeyaz bir gune uyandik. Kar yagdi Amsterdam'da. Ne New York'daki gibi ne de Istanbul'daki gibi... Az az ve ince ince ama her yeri bembeyaz yapabilecek derecede. Ilk defa Amsterdam'i bembeyaz karlar altinda goruyorum ve cooook sevdim cunku her yer aydinlik, arada bir gunes parliyor.. oyle guzel ki.. Hele bi de xmas sezonu olunca "ayy cok guzel yaaaa" diyorum icimden.  Evet kar yagdi ama ortalik hala bisikletlilerle dolu, Tinus dahil. Yes di mi he is so dutch. Benim surda en bi alistigim uyum saglayabildigim sey bisiklet ama ben cesaret edemedim. Tam Istanbul'a 2 adimim kalmisken yarali-bereli gitmek istemiyorum. Kar guzelligini sadece 2 gun yasayabilmem aci ama bu aksam Istanbul'da yatagimda uyayacagimi bilmem kadar tatli bir sey olamaz. 


2 haftalik kocaman bir mutluluga gidiyorum ben simdi. 1 hafta sonra Tinus da icinde olacak ve cok cok daha guzel olacak. 1 haftaligina da rolleri degistirmis olacagiz, her seyi ben biliyor ve ben anliyor olacagim yine :) Her zamanki gibi simdi onu burda birakip gitmek cok tuhaf oluyor... hhooozluyorum coook... Benim gun saymalarim hic bitmiyor... Simdi de 6 gun sayicaz bakalim...


Unutmadan.... Bu sayfanin her hakki bende degil mi? Istedigimi yazar cizerim ve dogum gunu dilekleri bile gonderirim. Bugun Gulsah'in dogum gunu. Benim misafircilik oyun arkadasim. Butun gorusmelerimiz misafirlikten, kisa ziyaretlerden oteye gidemedi ama biz coook seyler sIkIstirdik o misafirciliklere. Gunlerce anlatsak bitmeyecek seyler yaptik ve yasadik. Bir gece sabaha kadra gulmemizi anlatmamiz bile sadece saatler surer, tabii neye guldugumuzu hatirlayabilirsek... Ince hastaligima bile sahit olmustu kendisi, Corc'u getirin kiz gitti gidiyor diye emirler vermisti... Insallah bu 2 hafta icinde gorusecegiz. Miami, New York ve en sonunda Istanbul ayagini yapacagiz gorusmelerimizin. Gulsah'in taa kendisidir beni blog yazmaya baslatan. Herhalde o "hadi hadi" demeseydi benim hala ne bu bloglardan ne de bu insanlardan haberim olurdu... Tesekkuru borc bilir dogum gununu kutlarim... Nice mutlu senelere arkadasim, gelince kocaman operim yanaklarindan sonra da kadehimizi sana kaldiririz. Happy birthday!


Soranlara soylersiniz... Istanbul'a gittiiiii.... COOOOOK MUTLUUUUUUU :)




Wednesday, December 16, 2009

Drama Queen basrolde

Drama Queen kostumumu da giyinmemistim halbuki cok hazirliksiz yakalandim. Dun oyle bir kara sali yasadim ki... Bisiklet tepesinde eve donerken, soguktan akan burnum ve gozyaslari birbirine karismisken sadece sag salim eve varmak istedim. Eve giriyim ve ertesi gun olana kadar yataktan cikmiyim cunku dun hic guvenli hic iyi bir gun degildi. Why does it always rain on me diye mirildana mirildana martinimi caktim, askima sarildim ve olsun be yaaa cana gelmedi ya... ben saglikliyim, ailem saglikli hepimiz iyiyiz yaaa gerisini bosver dedim. Malim kiymetli evet ama ben daha kiymetliyim..
2 gun sonra gulecegim belki ama bugun mutsuz ve uzgunum. Operim hepinizi..

Monday, December 14, 2009

Hava nasil oralarda, usuyor musun?



Amsterdam'dan bildiriyorum. Hava donuyor, hava buz, hava insanin icine isliyor. Son bir kac gundur cook soguk cok! -1'i gormus bulunuyoruz. Yarin gece -11 olacagina dair haberler dolaniyor. Inanmiyorum, inanmak istemiyorum. Icim usuyor, kahveler, sicak cikolatalar, corbalar hic ise yaramiyor. En guzeli mis gibi evden cikmamak aslinda. Bu haftasonu movie weekend yapmakti planimiz cunku gormek istedigimiz bir suru film var. Precious, Brothers, 2012, Paranormal Activity bla da bla da blaaa... Sinemaya gitmek icin hazirlanirken yine dolap krizi yasadik. Toplanmiyor, aradigin hic bir sey bulunamiyor sonuc her gecen gun daha da dagilan ve toplanamayan bir dolap ve birbirine girmis kiyafetler. Nasil oldu bilmiyorum ama kendimi IKEA'da storage box alirken buldum. Bir yandan da Tinie'ye soz veriyorum... Artik daha toplu olacagim, her seyimi duzenli tutacagim, katlayip koyacagim... Sonra kutuydu, kivirdi zivirdi derken bi baktim biz yine metroyla eve gidiyoruz ve dolap tasiyoruz. Bu arada dolap da denmezmis ona, sifonyermis kendisi. Aldim ayari Nuh'dan :) Cumartesi aksamimiz evin duzenlenmesi, dolaplar, siginagin organize edilmesi, yilbasi susleri ve gecenin sonundaki Flash Forward kesfiyle gecti. Ne yapicaktik ne yaptik dedim ama su an cok mutluyum. Dolabim super duper toplu, cekmeceler duzenli, sifonyer super. Flash forward ise galiba Lost'dan sonraki yeni bagimliligimiz. Cumartesi gecesi bir cirpida oturup 3 bolum izledik, gerim gerim gerildik. diziport.com diye bir site var biz ordan bulup izledik. Laptop'da pek keyifli izleme olmuyor ama napalim idare edicez. Zaten Tinie dun aksam ugrasmis indirmis heralde bu aksam TV'ye kayariz.

 
Rest'de son 2 gece, sali ve cars. Patronumdan gelen e-mail'le ortalik iyice gerildi ve sinir bozucu olmaya basladi. Tadinda birakalim dedik be adam daha niye bana bok atmaya ve canimi acitmaya calisiyorsun ki? Sanki bilmiyoruz neyin ne oldugunu ve senin su anda sadece beni uzmeye calisip kendini de cok hakli durumlara sokmak derdinde oldugunu. Son 2 gecelik daha sabir diliyorum baska bir sey degil. Son gecelerde sansima hep gormek istedigim insanlar geliyor. Jil de bunlardan biri. Kendisi bir Ingiliz. 30 kusur sene once Amsterdam'a yerlesmis cunku bir Dutch'i cok sevmis. Hikayelerin benzerliginden mi bilmiyorum aramizda bir elektrik var. Ne yazik ki Jil, kanser. Uzun zamandir tedaviler, ameliyatlar. Geldigi zaman mutlaka beni bir kenara ceker bidi bidi bisiler anlatir. Kilolar, ameliyatlar, saclarinin rengi, benim okulum, sevgilim ve bu Amsterdam hayati. Yapacak cok seyim var, daha Istanbul'a gitmedim iyilesmem lazim diyor. Kendisini tedavi eden 2 doktor da kanserden olmus. Bana ne yaptiklarini bilmiyorum ama kendilerine aynisini yapamadilar galiba diyor. Aksam ayrilirken yine konustuk, kocaman sarildi, gozleri doldu, gozlerimi doldurdu. Maillesecegimize ve gorusecegimize soz verdik. Kanser kadar beni uzen baska bir sey yok galiba... ppoooofffff


Istanbul'a gitmeme cok az kaldi ama yine zaman gecmiyor sanki. Bu hafta bitirmem, gitmeden once teslim etmem gereken seyler var. Cuma gunune odaklanmis bekliyorum. Gun erken baslayacak, coach meeting filan derken okuldan kendimi eve oradan da Schipol'a atacagim. Cuma aksami Istanbul'da uyuyacagimi bilmek oyle guzel ki... Cumartesi sabah kizlarimla olacagim, hediyelerine nasil sevindiklerini gorup ben daha da cok sevinecegim. Keske Ada ve Bade'nin sandigi gibi 2 gun kalmis olsa... Onlar uyuyup uyansa ve ben orada olsam.. Neyse yaa 5 gun kaldi. 3 gun sonra 2, 2 gun sonra 3, 5 gun sonra hic:)


Simdi ben yavas yavas sinifima dogru gidiyorum, once marketing sonra statistic (HOONKKK) dersime giriyorum. Aksam oluyor, karanlik oluyor pamugumla bulusuyorum asian yiyip, paranormal activity izleyip korkuyorum. Boyle de guzel bir pazartesi iste :P




Thursday, December 10, 2009

Fotooo Fotoooo

Bizim bu restauranta son zamanlarda bir tip dadandi. Elinde polaroid makinesiyle giriyor iceri soyle masalaraa yanasiyor foto moto foto filan diyor, resim cektirmek isteyenlerin resmini cekiyor, 5 euro kapiyor, bir boydan boya yuruyor, barda durup 2 mint aliyor, bana el salliyor (el sallamadan kesinlikle gitmez) ve tekrar dolanip cikiyor. Bir aksam hele girdi, mint kalmamis diye cok bozuldu. Obur sekerlerden verdim, sevmiyorum onlari istemiyorum dedi. Nerdeyse suclu hissedecektim kendimi hani sekerim kalmamis eli bos gonderdim diye. Ingilizce konusuyor bu arada, o da benden :) Bu abi boyle son bir kac haftadir geliyor... Iste benim polaroid makine alma istegim de bu abinin ortaya cikisiyle ayni doneme denk gelir!!!!!  :) Cok istiyorum cok! Eger alinacak bir sey varsa o da printerdir aslinda su anda ama ben bu makineden istiyorum. Bir aksam durdurdum, once verdim eline naneleri dedim ben de istiyorum bu aletten, napsak? Ben dedi bakayim sana haber vericem. Bu aksam geldi, yarin dedi burda misin benim arkadas yarin haber verecek!!! Ayak ustu konustuk, nedir kaca patlar, filmi ne kadardir diye! Benim patron da etrafta dolaniyor "Bu Duygu nasil boyle herkesle konusabiliyor" gibi bakiniyor. Evet canim senin sorunun iletisimsizlik, bana pek ugramiyor o!

Ya iste boyle... Benimki yarin aksam ugrayacak, bakalim ne diyecek! Cok istiyorum ya... "Ilk zaman evet cok eglenecegiz ama sonra kesin sIkIlIp birakicaz, unutucaz" dedi Tinus. Ben de "Sonra bir gun ne kadar eglendigimizi hatirlayip yine kullanicaz, we have to have it Tinus. it is over" dedim. Son kismi demedim, yalan yazdim.

Tuesday, December 8, 2009

Wilt u wat drinken?





Son bir kac haftadir yorgunum dostlariimmm yorgunummm artik nameleryle dolanip duruyorum ortalikta. Okul cok yogun gidiyor yani aslinda gecen doneme gore cok daha yavas ilerleyen bir projedeyim ama tamamiyle research oldugu icin oyle cok sey okuyup oyle cok sey arastirmam gerekiyor ki.. Gruptaki iki kisiyle sorunlar olunca tabii olay farkli boyutlara tasiniyor. Kimseyi ve hic bir seyi begenmeyen 2 kucukle ugrasmak zorunda kaliyorum. Her mail check edisimde gerim gerim geriliyorum. Oturup formuller, istatistik programi filan calisiyorum. Ne kadar boooooring bilemezsiniz. Elimde hesap makinesi bir orada bir buradayim...
Ustune bir de is stresi eklenince gunlerim dayanilmaz oldu. Daha once bahsettim mi bilmiyorum ama 1 yildir bir restaurantinda (adi bende sakli) calisiyorum, garsonum. Cooook eglenip isimi cooook severek yapiyor(d)um. Oyle cok insanla tanisip oyle guzel iliskiler kurdum ki.. Sifir olan dilimi bu sayedee biraz daha iyi bir hale getirebildim, hollandalilara "Duygu" demeyi ogrettim, bosluktan bu is sayesinde kurtuldum gecen sene boyunca ve kendi is yerimmis gibi benimseyip oyle bir tempoyla deliler gibi calistim... Son zamanlarda olan sorunlar, tahammul edemedigim saygisizliklar ve tavirlar sonucu en sonunda "kariyer mi yapiyorum sanki aaaa ne cekiyorum yaaa" diyerek cok sevdigim isimden ayrildim. Son haftalarda calisirken gercekten cok mutsuzdum, haftasonu cok daha mutsuzdum cunku ayrildigimi acikladim ve aldigim tepkiyle daha da uzuldum. Simdi sanki gobek atmislar gibi anlasilcak ama degil :)) Tepki de zaten rahatsiz oldugum tepkisizlikti.  Cok uzulup kafa yordum ama hic bir yere varamadim. Kultur farkliliklarinin, patron-arkadas olaylarinin, insanlarin psikolojik yapilarinin-sorunlarinin nasil karisip sorunlar yaratabilecegini anlamis bulunuyorum. Ama kus gibi de hafifledim. Son 5 gun daha.. Sonra issiz bir ogrenci olup, kalbim gum gum gozlerim durbun is arayacagim. Amaaaa once Istanbul'a gidip aileme kocaman sarilip onlarla birlikte olmanin tadini cikaracagim, her zamanki gibi kizlarimi her gun gorup her dakika sarilip opecegim.. Cok ozledim. Gec 10 gun gec!!!!

Monday, December 7, 2009

Kokarca Brugge

Brugge'ye gitmisim ve bir daha hic geri gelmemisim gibi olmus. 

Brugge, bok kokulu Brugge! Cok utaniyorum ve uzuluyorum guzel bir Avrupa sehrinden boyle bahsettigim ve bahsedecegim icin ama valla cok kotu lagim kokuyordu bu sehir, mahvetti bizi. Bana sorsan nasildi tatil diye ben direk boyle ozetlerim ki ozetledigim de oldu. Detaya gir dersen de soyle ki....
Schipol'de feci bir telas-aylarrrr sonra Burger King hamburgerleri take away, hangi spoor, neee 2 dk filan derken kendimizi trene bir attik ki oooooo o da nee?? Bildiginiz kalabalik, yer yok. Tinus'la ayri ayri yerlerde oturup, birbirimize goz suzduk, ayni anda hamburgerlerimizi isirdik... Inenler indi sevenler kavustu, uyuduk uyandik 3 saat bile olmadan bir baktik gelmisiz bile... Hotel Passage denen sizin kesin ve kesinlikle kalmamaniz gereken otelimizi bulduk. Reception'daki kadindan "Sit down now, fill the form" gibi emirler esliginde korktuk oturduk boyle sindik bi koseye. Sonra abla geldi bi bakti Tinus dutch dokturuyor, bu abla bir anda bir degisti bir guler yuzlu oldu, aman da aman sakalar gelince cafe'de bedava icinler filan. Aaa manyak irkci. Arada da cakiyor soruyu, ingilizce duyuyorum arada niye oyle filan diyor? Pratik yapiyoruz dedim biz oyle kendi aramizda, cooluz hep ingilizce anlasiyoruz, dutch yetemiyor askimiza. Sonra simdi bak biz bu bavullari attik odaya ama otele girince boyle bir koku carpti yuzumuze offf dedik bu ne yaa rutubet midir nedir? Odaya girdik koku moku yok. Komik garip bir oda ama nolcak canim 2 gece yani alt tarafi. Attik kendimizi sokaklara, saat 10 gibi. Feci cosy, eglenceli bir bar bulup daldik iceri. Belgium style bachelor party nasil olur onu gorduk ki bi fark yok her yerde ayni, evleniyorum siciyim batirayim bi daha yapamam tarzi... Herhalde bi 5-6 cesit bira ictik orada ve ben yamuldum. Butun gunun okul yorgunlugu, yolculuk, feci igrenc Burger King midemde hatta bogazimda dugum dugum, cesit cesit biralar.. Ben yamulmiyim de kim yamulsun? Gecenin bir yarisi oyle bir kokuyla uyandim ki sanki biri gelmis yastigimin yanina 1kg bok birakmis ve gitmis, abartmiyorum. Yok boyle bir lagim kokusu. Uyutmuyor, yasatmiyor ama sonra zehirliyor ve bayginlik gecirtiyor ve sabah sonra yine ayni koku ziplatiyor yataktan. amanninnn cabuk kalk gidelim diye kactik otelden. Gidip soyluyorsun ne bu koku diyorsun gulumsuyorlar sana, iste diyorlar eski sehir alt yapi filan. Alt yapina da sana da yaaa, yagmur yaginca cogaliyormus bu koku.. Evet dedim fark ettim. Isin kotusu sehirde dolasirken de boyle buram buram arada bir kokular geliyor, bir sure kurtulamiyorsun... Lagim kokusu kadar beteri yok yahu ben bunu anladim orada. Biz  dustuk yollara. Cumartesi gunumuz muhtesem gecti. Hadi gluh wine, hadi bira, hadi patat, hadi midye derken nasil yedik nasil sistik nasil eglendik... Minik minik alisverisler yaptik, artik hep evimize alisveris yapiyor olmak tuhaf geldi. Gerci zaten sehir inanilmaz pahaliydi ve magazalar-markalar hep ayni. Pahalilik ama dikkat cekici. Yeme-icme hele almis basini gidiyor. 5.50 bir kahve olur mu ya? Valla vardi ve dedim birak kahveyi o zaman 3.00 odiyim ben bi bira iciyim, renk olsun. Oyle oyle de zaten sarhos sarhos dolandik :P Hic degmiyecek seylere inanilmaz paralar odedik.Cumartesi aksami "De Vlaamsche Pot" diye bir restaurant'da yemek yedik. Tamam cok pahali filan ama eger Brugge'ye giderseniz az kahve icin az bira icin ama ne yapip edip buraya gidin. Yemekler yemede yaninda yat cinsinden, ortam, renkler, servis (Turkmus cocuk, son dakikada ogrendik) her sey cok guzeldi. Daha baslangic getirdiklerinde ben nerdeyse doymustum. Denizden babam ciksa yerim derim ve tabii ki balik yedim, kesinlikle denenmeli.


Pazar sabahi yine kendimizi cilginlar gibi odadan disari attik, yine gidip "ama coook kotu kokuyor yahu" dedik ve bu insanlar yine umursamadilar hatta bir kac saat sonra cantamizi almaya gittigimizde gozumuzun onunde bizim odanin anahtarini bebekli bir aileye verdiler. Neyse, bir cok trip sitesine bu otelle ilgili guzel guzel guzelim yorumlar yazarak kendimizi biraz rahatlattim. Pazar gunu artik uykusuzlugun etkisiyle 2 grumpy couple seklinde dolandik ama en sonunda pes edip ogleden sonra trene atlayip evimize donuyorduk ki "aaaa hadi Antwerp'de durup yemek yiyelim" dedik :) 2 gunde 2 Belcika sehri hic fena degil yani. Antwerp'de gezmedik tozmadik ama orda da yedigimiz pizzalar dillere destandi... Tahmin edilebilecegi gibi kocaman pirtlamis bir gobekle eve geri dondum.

Brugge'yi sevdik sevmesine fakat malum xmas sezonu oldugu icin her yer inanilmaz kalabalik oldugu halde sehrin biraz merkezinden cikip dolasmaya yurumeye basladiginiz zaman butun sokaklar terk edilmis duruyor. Bir lokal insan gorsek, bi Brugge evi ici gorsek dedim ama hic birini goremedik. Hollanda'da yasayanlar bilir, yasamayanlar da simdi ogrenir... Burda butun evlerin perdeleri aciktir, herkesin evinin ici gorulur ve ben buna bayilirim. Evlerdeki o insan hallerini gormeye bayiliyorum. Sapik degilim sadece hosuma gidiyor. Bir gun hem bisiklete binip hem de gozlerim evlein icinde oldugu icin bir agaca arabaya dalicam ama hayirlisi. Brugge ise bunun tam tersiydi, perdeler bi daha acilmamak uzere sıkı sıkı kapatilmis, hic bir evde isik yanmiyor... Genellemek istemiyorum ama benim gordugum budur! 



Burada yasamaya basladigimdan beri ilk defa eve donerken cok mutluydum. Ilk defa Amsterdam'i ozledim, ilk defa Amsterdam'da oldugum icin mutlu oldum. Brugge seni de sevdik ama ah bir de kokun olmasa be canimm...


Edit Edit Edit Edit :)


In Brugge izledin mi, gitmeden mutlaka izlemelisin demisti bir kac kisi. Tabii ki izleyemedim, ilgilenmedim bile o ara. Dun aksam film izleyecektik ve Riza'dan aldigimiz filmlere bakarken aaaaaa bizde varmis zaten bu film :) Almisiz da haberimiz bile yok. Taktik izledik! Colin Farrell'in "Bruges is a shithole" demesiyle zaten tamam dedim sevicem ben bu filmi. Boyle gulerken gulerken, heyecanli aksiyon filmi izliycem simdi derken anladim ki ters kose yatiran bir filmmis. Kara komedi diyelim hadi. Brugge'yi oyle guzel gostermis ki yani eskiligi, yalnizligi, karanligi, sogugu ama her seye ragmen cok guzel olmasi. Guzel espriler (ozellikle dil ve aksan uzerine olanlar), cuceler, bol bira, insanlarin gecmisleri ve izdirap duygulari blaaa blaaa blaaa... Ben cok begendim, kesinlikle tavsiye ederim. Bu arada filmde surekli bi "Ne Brugge mi?  O ne? Nerde?" demeleri superdi. Cunku ben de oyleydim ilk Brugge adini duydugumda:) Bruksel mi acaba dutchca hani brugge oluyor diye bile dusunmustum :) Dusunurum dusunurum allaah allaaaah nolmus yani??? :) Ahh bi de Colin'in o kaslar nasi yaaaa? Kucuk Colin :) Ah bisi daha... Megerse Martin McDonagh yazmis filmi, the pillowman'in yazari. Coook guzel bir  oyundur, bu filmden zevk alanlar mutlaka bu oyunu okumalilar. Filmi cekilmedi mi acaba? TR'de bir zaman sahnelemek isteyenler vardi ama orada kopmusum ben...Bakiiiimmmmm




Friday, November 27, 2009

Bugun bayram erken kalkin cocuklar....

Kucukken bayramlari seviyordum. Gunler oncesinden ne giyerim diye dusunuyordum, arada bir yeni ayakkabi filan alinmis oluyordu. Ozellikle cepli kiyafetler giyinmeye extra dikkat ediyordum, harclik veren insanlara kolayliktir bu da. Mesela genis cepli bi hirka iyidir, hemen oraya parayi koyuverirler. Sonra toplanan o paralari saymak, ne alsam acaba diye gunlerce gunlerce dusunmek.. Ben bu kadar ugrasiyordum ama bizim bayramlar hep kisa suruyordu. Yani 4 gun bence super uzun bir zaman bayram icin cunku biz yarim gunde bitiriyorduk isimizi. Anane-dede, babanne, amca, Ados ve 1-2 komsu hop dedi bitti iste. Yani bayramlara karsi bir gicikligim olmadi hic, gelmiycem gitmiycem ayaklarina da yatmadim hic. Daha cok gezilecek insanlar olsa diye bile istedim. Ama geleneksel bir aile olmadigimiz icin de hic bir zaman dibine kadar yasamadim o bayram gunlerini. Teenagerlik donemini gectikten sonra da zaten artik bayramlara karsi ilgim azaldi, kimse harclik vermemeye basladi (en onemli etken de bu aslinda), babanne gitti, anane gitti.. Sonra bir gun ben kus oldum yuvadan uctum gittim. Yil 2005 NY'dayim. Bayram oldugunu bile neredeyse unutmusum. Umursamiyorum da zaten artik. Sabahin erken saatleri, araba kullaniyorum. Bir anda "Bugunnnn bayrammmmm erken kalkin cocuklar.. "diye mirildanmaya basliyorum-tamamiyle icten geliyor ama Bugun bayrammmm kisminda kaliyorum cunku dudaklarim buzusuyor, kaslarim pir pir oynuyor alnima yapismis ve ben hungur hungur agliyorum. Allah kahretsin diyorum bugun bayram ve ben dunyanin bir ucunda yalnizim, bayram filan kutlayamiyorum. Ne onemli degil mi?!?! O gun onemliydi. Eve dondugumde bir sure daha agliyorum agliyorum. Birikmisti herhalde canim deyip sakinlestiriyorum kendimi. Guli'yi ariyorum, o da gecen gun bezelye-pilav yiyince aglamis veya kotu olmus her neyse. Normaldir diyor. Normale donuyorum zaten ama o gun bugun neredeysem her bayramda ben bu sarkiyi yine dinleyip yine damla damla uzuluyorum. Sonra da "oooff Duygu yaaaa manyaksin" diye gulmeye baslayip lay lay sarkimi soyluyorum, Baris Manco'yu ozluyorum
Merak edenlere... Tinus'un dogum gunu guzel gecti. Utrechtse Straat'da Alfonso diye bir mexican'a gittik. Web sitesinden birazcik duz ve zevksiz bir yermis gibi duruyor fakat hic oyle degil. Yemekler cok lezzetliydi, margaritalar hele lekkkeer. Sonra Kale'ye ugrayip orda da bir kokteyl-bira hupledikten sonra evimize donduk. Pasta da orada olaya dahil oldu. Dogum gunu dedin mi benim aklima sadece pasta gelir ve ben pasta sevmem-yemem. Ama olsun her dogum gunu olanin bir pastasi olmalidir, yemedigim halde benim de olmali. Iste bu yuzden o pastanin cope gidecegini bile bile yine de yaptim. Dilekler dilendi, mumlar uflendi... Benimse tek dilegim hep Tinus'la olmak, ona uzuuuun uzun yillarca her dogum gununde pasta yapmak.

Bugun bayram diye mirildanir dururum ben bugun...





Thursday, November 26, 2009

Happy verjaardag Tiniecimmm

Ne kadar guzel bir gun! Herkes mutlu ben daha mutlu.Sabah Bibi'nin telefonuyla uyanip, o'nun sesindeki o mutlulugu duydum yaa.. tamam dedim dogru bir sey yaptim. Tek istedigim yuzune kocaman bir gulumseme kondurmakti, biraz da goz yasi olmus ama olsun. Mutluluktandir o ben bilirim. Listenin basindasin Bibi'cim, ben nereye sen oraya :)

Tinie'nin dogum gunu bugun! Icim kipir kipir. Sanki benim dogum gunum. Telefonuma gelen mesajlarla daha da cosup kendi dogum gunummus gibi hissediyorum. Parantez acip belirtelim. Dutch kulturunde boyledir. Dogum gunu partilerinde bi suru birbirine sarilip "Iyi ki dogdun" diyen insanlar gorulur, kim dogum gunu cocugu anlayamazsin. Yani mesela Tinus'un dogum gunuyse mutlaka onun cevresindekilere (bana bana bana) de iyi dilekler, happy birthday'ler iletilir. Yani sevdicegin dogmus sen de dogmussun hesabi :P Ans'i aramaliyim aslinda belki ben de :) Analar ne cocuklar yaratiyor, helal olsun sana happy birthday diyeyim.
Dun aksam sinif aktivitesi yapip bowling oynamaya gittim. Tam ogrenci degilim de neyim soyleyin bana! Egleniyor muyum egleniyorum! Gerisi bos. Kaynasma turuydu aslinda bu ama bir gruplasmalar bir dedikodular filan. Zorla gelmis gibi durup hic bir sey umursamayanlar filan. Ben de oyle bir havaya girdim ki, herkes gittikten sonra biz 5 kisilik bir grup kalip bir tur daha oynadik. Ufakliklarin komik bakislariyla "Durun ben bir kocami arayip haber veriyim" derken ustune bir de gidip bir kac drink caktik ki.. eve sallana sallana geldim.

Aksam icin de Eliza'nin Pasta e Basta yazisinin etkisiyle bu mekan aklimda, acaba'lar arasinda :)
Kisa keselim cunkuuuu gidip pasta icin bidi bidilar almam lazim... Hatalarimdan ders aldim, bu sene hazir kek alacagim (daha derli toplu olur diye dusunuyorum) ve hazir krem santi kullanmayacagim. Annemi de arayip krema icin tarif alacagim.
Iyi ki dogmus kocacimmm ah yerim ben o'nu...

Tinuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuus! Happy birthdaaaaay! Hadiiiii come home! Love u mopjecim :)



Monday, November 23, 2009

Asci mi tutsam acaba kendime?




Iste Hollanda'nin en buyuk klisesi! Rommelmarkt! Gecen ayki ders calisma gunu yuzunden gidemedim pazar dun gidebildim. Zaman cok kisitliydi cunku Ans'in (ki kendisi Tinus'un annesi benim kayinvalidem olur) randevulari yuzunden kurulmus ordan oraya giden minik oyuncak havyanlar gibiydik. Bir cok kisinin belki de "Iyk sacmalama! Neaaa ikinci el mi? yivreennccc!" filan diyecegi bu seyleri daha dogrusu bu pazari ben cok seviyorum. Neler neler aldiniz Duygu Hanimcim derseniz de valla ortada bisi yok ama yine elimiz kolumuz dolu donduk :) Bu sefer briaz daha xmas temasi uzerine yogunlastik tabii ki.. Mesela 1 euro'ya 50 kusur minik cam agaci susu alabiliyorsunuz. Veya camlara yapistirmak icin stickerlar filan. Olsun bulunsun:) Veya tanesi 50cent-1 euro'ya kolyeler broslar falan da filan. Acikcasi aldigimiz her sey torbalar su an daha hala evin girisinde oyle duruyor. Unuttugum bir suru sey var tabii ki ve ee tabii ki benim kalkip onlari bi yerlere tikmam yerlestirmem gerekiyor. sonra yaparimm cunku once yemek tarifi bulmam gerekiyor. Gercekten sevmiyorum yemek yapmayi. Biraz once bloglara filan bakiyorum. Pratik biseyler yapmak istedim alin size bidi bidi filan diyen insanlar ve tarifler var. Ya ne pratigi Allah askina  yani o yemegi benim yapabilmem icin butun gunumu adamam gerek. Yemekler surekli Tinus tarafindan yapildigi icin arada iste boyle kendimi suclu hissedip bulasmaya calistigim oluyor. Mesela boyle okuldan erken gelip, alisverise, yemek pisirmeye zamanimin oldugu aleni gunlerde. Diger zamanlar cok fazla okumam gereken yazi oldugu, okuldan gec ciktigim, deadline'lari yakalamam gerektigi veya en guzeli calistigim icin kacabiliyorum. Bugun kacamadim!Goz gore gore "I ll cook tonight" dedim ve O da gayet mutlu oldu. "Bugun aklimda bir sey var ben onu yapicam, sen yapma" desin istedim, demedi.
Hafta sonumuza gelince.. Cuma gunu siddetli bir bas agrisi krizi gecirdim, ustune mide problemi ve aglayarak Tinus'u arayip "Please come home NOOOOOOOOOOW" diye honkurmek zorunda kaldim. Domuzcuk gribi mi acaba diye kendimi ordan oraya attim ama ates yok, aksamina da zaten yine yemek yemeye basladim.. Bi de itiraf ediyorum ki az biraz kendime gelip ayaga kalkinca hemen tshirtumu kaldirip yan donup aynada karnima baktim. Hastaydim hic bir sey yiyemedim ya hani belki icine gocmustur. Gocmemis! Iste bugun bile hala daha kafamin icinde bir yerler zonkluyor, boyle ani donuslerde filan amanninnnnnn oluyorum. Sinuzit midir, migren midir, goz mudur bilmiyorum. Ama hayatimi kararttigi kesin. En kisa zamanda bir doktor ziyareti sart. Butun bu bas agrisi faktorune ragmen cumartesi kendimi daha iyi hissedip aylaaaar oncesinden sozlestigimiz bir grupla Kale de Grote'da yemege gittik. Tinus'un arkadas grubu HUUUGEEEEE! Kimin eli kimin cebinde belli olmayan bir grup! Herkes birbiriyle filan degil, hepsi cok derece ciddi iliskiler yasiyorlar. Karmasik olan bolum gruptaki insanlarin dedikodu yapma potansiyeli, surekli ortalikta birilerinin hakkinda bir konusmalarin donmesi, laflarin yayilmasi. Birine bir sey soyluyorsun sonra bekleyip test ediyorsun acaba bu sefer ne hizla yayilacak diye. Gectigimiz 1 sene boyunca elimde olmadan ben de gundemlerini bol bol mesgul etmistim. Gulup gecemedik cok ama idare ettik. Biz bu gruptan 2 ciftle yemek yedik. Kendileri secip ayrip elediklerimden.  Kizlardan biri de benim gibi gruba yeni montaj, sevgili kontenjanindan. Ay megerse ne dertliymis.. Ictikce konustu, konustukca icti. anlatti da anlatti.. Oyle karmasik seyler anlatti ki hatirlayip Tinus'a anlatamadim. Oburu de o'na gaz verdi. Ya dedim bosversene sen onlari, takil bana hayatini yasa. Bak artik umrum degil:) Ben gercekten gecen sene bu insanlarla cok ugrasip cok uzulmustum. "Ayyy hepiniz cok dutchsiniz allah belanizi versin" deyip Hande Yener havasinda kapiyi vurup cikip gitmistim. Cumartesi aksami iste bu vir vir konusan hanimlarin ve ara ara beylerin arasinda Sprite'a dadanip sifir alkolle geceyi bitirerek, insanlarin sarhosken nasil farkli olduklarini bir kere daha gordum. Ve kendiminde alkollu-alkolsuz arasinda pek fark olmadigini anladim:) Icmeden de sarhosum yani anlayacaginiz! :P
Persembe gunu Tinus'un dogum gunu. Ahhh yerim ben o'nu yaa. Dogmus da, buyumus de bi de kocam olmus! Gecen seneki kotu organizasyondan sonra bu sefer biraz daha ozenliyiz. Arkadaslarina, Amsterdam'a bulasmadan kendimizi Belcika'ya Brugge'ye atiyoruz. Cok romantik ormantik bir yermis duyduklarima ve
okuduklarima gore, ben simdiden mayistim! Hediye kismi ise hala gelisim asamasinda yani sifir fikir demek oluyor bu :)

Buyrun gecen seneki faciam da burada. Haddimi bilmeyerek pasta yapmaya kalkismistim ve ustune de ukalalik edip kekini de kendim yapabilirim diye kendimle iddialasmistim. Yaptim ama noldu? Tekmelenmis gibi duran bir pasta cikti dolaptan :) Tadi cok guzeldi ama diye hala daha anariz kendisini. Persembe'ya kadar su cok pratik insanlarin cok pratik pasta tariflerine bakayim ben en iyisi :)





Edit: Evrenin en kotu pirzola yemegi ve pilavini yaptiktan, binlerce "So Sorry!!!! Are you still hungry"lerden az hemen sonra ben yemekleri cope atarken kapi caldi ve surada bahsi gecen komsular ellerinde kocaman bir elmali turtayla kapiyi caldilar. Ozur dilemeye, deal yapmaya gelmisler. Buyurun girin dedik, turtayi kaptik, deal'i yaptik ve kapiyi kapadiktan hemen sonra turtaya daldik. Yumm yummm yummyyy.... eh bugun de doyurduk karnimizi :))

Friday, November 20, 2009

Deli deli kulaklari kupeli!


Gunlerdir uzerinde arastirma yaptigim Fransa'da yasayan Senegalli gocmenler, psikolojik travma geciren grup liderim, son dakika arayip kendi partini bana kakalayan arkadasim (insallah kendi adin altinda vermissindir de ben de gosteririm sana gununu), bana kil davranan patronum, bana Fatima diyen musteri (bi defol git), alt katta bagira bagira telefonla konusan zayif sexy kiskanilasi dutch komsum, bugunku minibusun soforu (az kalsin bana carpip ucuruyordu, sonra bisikletime carpip bisikleti ucurdu), karsi binadaki lambayi hala tamir etmeyip benim gozumu hep oraya kaydiran bina yoneticisi, Lyca'nin networkunun icine edenler ve bugunun aklima gelmeyen butun beni sinir edenleri. Hepinizden NEFRET ediyorum! Ve bu sehirde bi tek seni cok seviyorum Tinie!Asigim huleeeynnn sana! Bir arkadasima Tinus'dan bahsediyordum seneleeeeer once (3 sene olcak yakinda. miiirrrrrr). O kisi de bana akil vermeye calisiyordu. Ben de bi an dolu dolu icimden gurul gurul gelerek " Asigim ulan anlamiyor musun? Gozum hic bir seyi gormuyor!" demistim boyle kafa goz oynaya oynaya, icime asik bitirim girmisti. Neyse hala acilmadi bu gozler, Ah Tinus be n'aptin be mopje sen bana ? :) "Kendini sevdirdinnnnnnn, dunyadan nefffffret ettirdinnnnnnnnn" diye bir sarki yazasim geldi bak simdi hemen ki oyle olmadi yani dunyadan nefret filan ettirmedi. Arabesk gurbetci var icimde su anda.Tv'de EuroD acikmis, Seda Sayan ve Ibo'yla cekilmis fotograflarim yaldizli cercevelerde vitrinde, Ferhat Gocer'le olan resmim cercevesiz- daha cok yeni cerceve almaya vaktim olmamis, abuk vazolarda yapma cicekler, kurdugum salatalik tursulari mutfakta, ortusu burusturularak konmus bir yemek masasi, ceyizimde getirdigim kolali dantel de sehpanin ustunde. Kayinvalidemgillere gidicekmisiz yarin aksam. Kurban icin plan yapcakmisiz!


Geldiler iste oyle bi n'apiyim? Istanbul'a gitsem? Annnneeeeeeeeeeeee :(

Thursday, November 19, 2009

teyzeee

Oyle komik ve garip bisi var ki... Hani "Hababam Sinifi"nda bi seride Adile Nasit okulda hademe ya.. Kizi da o okulda ama onu tanimamazliktan geliyor, hep kaciyor filan. Bu tamam! Simdi benim okulda da sagda solda her yerde asansorun icinde hep Turk teyzeler, genc abiler dolu. Teyzeler boyle sirin sirin yan yan dolaniyorlar koridorlarda. Ogrencilere bakislarindan, suzuslerinden zaten direk anlasiliyor Turk olduklari.  Asansore biniyorum, yanimda biri ve teyze. Konusmuyoruz ya, bana sanki ben o filmdeki kizmisim gibime geliyor. Sanki onu tanimamazliktan geliyormusum gibi :))) Ne sacma di mi? Komik komik yerlere tepelere filan bakiyorum. Bugun kendimi rahatlatmak icin aradan "kolay gelsin" dedim ve teyze cevap vermedi, gulumsemedi. Bence esas o beni tanimamazliktan geliyor, ben rahat olmaliyim.
Bu da boyle sacma bir seydi iste!

bir deli bir cliche


Monday, November 16, 2009

Uyan ben geldim!


Yikilmadim ayaktayim sadece cok yogundum! Misafirlerime oyle bir konsantre oldum ki... mailmis, blogmus, derslermis, facebookmus yani yeri geldi bilgisayarimi acmadigim, yemeyi icmeyi unuttugum gunler oldu! Yalaaaaann bu kisim cooook yalan. Cilginlar gibi yedik ve ictik. Yemekler sonrasi gulme krizleri filan.. Planli olmamali ama.. yoksa olmuyor! :)
Tabii turist misafirler olunca arada ben de Amsterdam'in turistik aktivitelerinden payimi aldim. Amsterdam Dungeon Museum gibi. C "ben gitmem aman sevmem hoslanmam korkarim" diyince ben "aaa ben gelirim neymis bakalim, ben hic korkmam" dedim. T'yle birlikte buyuk eglence hayalleriyle daldik iceri. Para vermeyip promosyon biletlerle girdigimiz icin sansliyiz cunku gercekten verdigim paraya cok acirdim. Boyle bir basitlik, rezillik rusvalik olamaz. Bir hikaye var ve onun uzerinden iste gruplar halinde geziliyor icerde. Bir ara oyle bunaldim oyle yoruldum ki yeni bi odaya girdigimizde direk gectim oturdum bi sandalyeye. Mahkemeymis megerse orasi tepede de iste siyahlar icinde guyya korkunc gozuken yargic. Bi bagirdi " kalk ordan! kim sana otur dedi?" filan diye.Ilerleyen dakikalarda onumdeki siskonun arkasina saklanip oturdum ben yine:) Rollercoaster'a bindik en sonunda. Onceki tecrubelerimden dolayi ben hemen 2. siraya oturdum. o iki saniye icinde T'yle ofladik pufladik. En one oturabilirdik esas orasi eglenceli, yok ben fena oluyorm onde dayanamam filan diye biz konusurken bir baktik inmisiz bile aletten. 5dk. surmus olamaz. 2,5-3 dk ancak. Ve inanilmaz yavaaas. "hah bak simdi hizlanacak" herhalde filan diyorduk ki durduk ve yandan bi kadin kafasini cikarip BOOOOO yapti. Ben de kadina "Noluyor be napiyorsun" gibilerinden bi bakis attim. Bot turlarin en kotu Amsterdam experience oldugunu soylerdim ama beterin beteri varmis. Gitmeyin gondermeyin. giderseniz de bizim gibi etraftaki insanlari  korkutup eglenin. T ve ben kendimizi tutamayip boyle cocukca seyler yapip eglendik. Ilk giriste cekilen komik foto da hatira kaldi. Bakip bakip guluyorum. 
Bol gulmeli, eglenmeli, alkollu, geyikli ve zaman zaman ev halli bir hafta gecirdik. Cok guzeldi. Simdi ev boyle yine sessiz, hava yine karanlik ve cok soguk. Icimi isitan, bi anda kocaman gulumseten tek sey x-mas tatilindeki Istanbul gunlerim. Oyle corba bir plan oldu ki... Bol bol havaalanina gidip gelmeli bir tatil olacak sanirim. Tinie ve ben bambaska tarihlerde gidip geliyoruz sirf benim "2 gun 2 gundur.. sen git ben arkandan gelirim" dedigim icin :) Simdiden hayallerdeyim... Bu sefer kimlerle daha cok gorusecegim, neler yapacagim filan hepsi boyle satir satir geciyor aklimdan. Ada ve Bade'yi bir kac gun okula gondermemek de planlarim arasinda. 
Daldan dala atliyorum. Gecen Munt'de sinemaya mi girsek yoksa persembe aksaminin acik dukkanlarini mi gezsek derken bir anda ortalik kaynadi, ambulanslar, itfaiyeler filan. Hooop hemen daldim olaya. Kadinin biri ciril ciplak atlamis suyun icine. Tezahuratlar, cigliklar filan.. Dondum kaldim. Kadin oyle guzel duruyordu ki... Dalip cikiyor, dumduz duruyor suda... O buz gibi havada buz gibi suyun icinde kadin nasi mutlu huzulru duruyordu.. boyle fransiz kisa film izliyor gibiydik. Simit attilar kadini yakaladilar, kadin direniyor cikmiyor. Cirkin bir sekilde kadini yaka paca cikardilar sudan. Memeleri botun yanina takildi, kafasi ezildi... Benim "ayy ayyy ayyyyyyy " cigliklarim izledigim o kisa filmi bi anda bozdu tabii. Ve Tinie'nin uzaktan bana sinirle bakan gozleri. Hic merak etmemis, polisin isini engelliyormusum ayrica ben. Yani Tinie hic aklin kesiyor mu benim oradan o olayi ogrenmeyip gormeyi gecip gidecegimi? :) Kadin olmek mi istiyordu napiyordu bilemedik, bilemeyecegiz de hic bir yerde haberi cikmadi. 

Okulda yeni bir doneme basladim. Ilk donem sonuclarim fena degil. Yeni donem entrikalarla basladi. Gruplar, insanlarin ilk donem performanslarina gore gruplandirilmalari filan falan derken bir baktim ben en boktan sondan ikinci gruptayim. Nasil bir hayal kirikligi moral bozuklugu... Otur agla yani! Valla billa hak etmiyordum ben o grubu. Gidip yeni koc'a farkli bir yonden vurdum. Dedim bu gruptakilerle ben calistim daha once, yani ikinci kere olmasin. Eski koc yapti dedi. Sen misin onu diyen. Gittim daldim adamin odasina... Dedim bu neeeeeeee? asagiladin beni dedim, hakaret edilmis gibiyim! Abarttikca abarttim. Cevap ne peki? Sinifta az yabanci ogrenci oldugu icin dengeliyorlar ve o grupta da bir yabanci olmaliymis, ben oraya dusmusum. Evet derecesi cok dusukmus ama ben iyiymisim kendimi daha da iyi gosterirmisim. Ay kim istiyor ya senin dediklerini. Degismez, degisemez, nothing personal honey! dedi ve yolladi beni. Aksama bir mesaj! En tepedeki en geek'lerin oldugu gruba gecmisim! hahahahaha al basina bela! Soyle nolurdu ortalara bir yerlere yerlesseydim. Basimizda bir Dutch kiz var. Ciddiyim kizdan korkuyorum! Tirnaklari, ojeleri ve vucut ebatlari buna yeterli.  Onumuzdeki 7 hafta bana kolay gelsin! Mictigimin resmidir. Kampta gibiyiz. Bir toplantilar yapiyoruz... Of offf... Sirket filan yonetiyoruz sanirsiniz. Meger biz eski grup ne cok eglenmisiz ve yine de iyi is cikarmisiz. Bu kiz bir collaboration aggrement yapmis. Hedefimiz 8 almak diyor. Asagisini grup olarak kabul edemeyiz diyor. hahahah ben ederim valla. Hic ben boyle cok hirsli bir insan olmadim, olamadim. Iyi mi kotu mu bilemedim simdi.
Bu donemin bir guzel tarafi farkli bir proje uzerinde calisacak olmamiz. Olay Research. Konu Africa Unsinged. Bizim ulke Senegal. Hedef kitleler, marketing planlar, anketler, grafikler bu donem baslica ugrasacagim seyler. SPSS diye bir program var ki allah allah tadindan yenmiyor, yanina yaklasilmiyor. Boyle karmasik pc programlarini hic sevmem ama bunu sevmek zorundayim. Yalniz daha ilk derste oyle hatalar yaptim ki adam gelip nerde ne yaptigimi anlayamadi, programi bastan baslat sen en iyisi dedi. 
Gecen hafta sinif ici bir rekora imza attim. 2 saat bosluk olunca kendimi merkeze atip o magaza senin bu magaza benim dolastim. Diana da yanimda tabii ki... Ders programini ondan kopyalamistim. 13:45'de baslayan derse kostura kostura yetistik, 13:50de siniftaydik. Niyeyse herkes bize bir tuhaf bakti, hocanin agzina bisiler geldi ama cikamadi filan."Ya sabir" yapti resmen adam. Ben de oturup kendimi derse verince "yaw 5 dakikada bunlar nasi boyle ilerlemisler" dedim. Sonra 10 dk. gecmeden ders bitti!!!!!! Megerse ders 13:15'de baslamis!  Biz de ciddiyetsiz, ukala, simarik 2 kiz olmusuz, yarim saat once baslayan derse buyuk bir rahatlikla girmisiz! Simdi ilk posta donuyoruz! Duyguuuuuu kendi planini kendin yap, ajandani kullan! Hadi guzelim hadi!


Africa Unsigned olayini merak edenler icin.. Buyrun gelin buradan bakin...


Friday, November 6, 2009

Bittin oglum sen!



Savas baslamistir. Tuyu bitmemis kucuk cocuk diyebilecegim 3 tane Dutch subyan evladini dogduklarina pisman edecegim. Bu 3 tipsiz soysuz bizim ust katimizda yasiyor. Biz tasindiktan kisa sure sonra ustteki ev de satildi ve simdi diyorum ki zaten senin ev sahibin ne ki sen ne olasin bre kiraci. Evi tadilata soktular tamam normaldir biz beterini yaptik ama insaf. Sabah 8:00 itibariyle kirip dokme islemi yapiyorlardi. Abartmiyorum. Sinir krizleri geciriyordum, bi de adamlar "Sorry canim ama n'apalim is iste" filan deyince tuz biber. Ya sabir sabir, Allahim sen buyuksun! dedim dedim tadilat bitti. Bitmez olaydi.. Bu gerizekali 3 sari ciyan tasindi yukari. Guzel gunlerimiz olmadi degil. Elimizde IKEA torbalari kapida kaldik, gittik kapilarini caldik torbalari barindirdilar. Koltugu ben tasiyamadim (kofum kof) yardim istedik yardim ettiler.. Yani hani insanliklari var. Ayikken makul insanlar olabiliyorlar herhalde. Ama peki gece 3'lere kadar bangir bangir muzik calmak ne. (Burada icimden NEEEEEEEE diye bagiriyorum) DJmis efendim o sari kafali cuce. Banane yaaa cehennemin dibine DJsin. Yatak odamin ustunde o aptal muziklerini calma hakkini kim veriyor sana. 4 kere gittik kapilarina... Aralarda daha cok oldu boyle ama "aman hadi uyanigiz zaten nolcak canim gencler egleniyor iste" dedik. Yani biz de hani o filmlerdeki emekli ogretmen cift degiliz. Dun aksam yine ciktik. Ben ciktim. Yine o chick geldi filan diye aciyor kapiyor. (hiahioaho anliyorum dutch yaa ben:P yok be direk chick dedi kaptim ben de) Nasil terbiyesiz, nasil umursamaz. "Bu kacinci gelisim evladim" filan diyorum. "4 oldu" diyor. Saat daha 1 nolcakki diyor bana yeni yetme gerzo. Ciddi ciddi tartistik. Kapatmayacagim muzigi dedi. Daha erken dedi. Dedi de dedi. Cok sarhos cok high. Dedim Duygu kime laf anlatiyorsun. Indim asagiya, usudum zaten kapida.. Sinirden tir tir. Gece 3'e kadar devam ettiler. Inadina ara ara yine caldilar, soylediler, zipladilar. Sabir sabir Duygu her seyin basi sabir dedim kendi kendime. Gelecek dedim senin de zamanin gelecek. Sakin ol, polis filan arama.. Ayik olduklari bir zaman olsun ki etkisi buyuk olsun dedim. HAH Yalan yaa bana kalsa direk aramistim polisi. Tinie yapma dedi. Official written warning verelim once dedi. Amaaaan yani! Amma resmiyiz ya adam gecemin icine ediyor... Bir ara odadan sivisip aramayi dusundum sonra dedim bu 3 gerzo icin deger mi kocama ihanete? :)) Bizim eski ev sahibi soylemesi ayip yonetim kurulunda. Cok mesgul kendisi, bi orada bi burada. Yas 70 hala tenis hocaligi yapiyor, ismimi de en guzel o soyluyor. Duygu diye bir ogrencisi varmis bir zaman. Taniyor muyum diye sormustu ilk tanismamizda. Maaalesef demistim. Simdi sabah bu tontonu yakalamak icin gittim dikildim 9:30da kapisina, pijamalarla yakaladim iyi mi:) Neys... Cok uzuldu ve "Duygucuum bunlarin suyu isindi artik" dedi. Baska seyler de olmus warningler almislar umursamamislar. Hahahahaha mubarek yurt binasi bu bina :)) Dedim biz sabah yazdik bi complain (Tinie yazmis hemen sabah sabah. Morning person'in hali de bir baska oluyor yahu) ve savas baslamistir artik. Ev sahipleri aranacakmis filan, bir daha olursa hemen polisi ara dedi. Bekliyorum, her aksam bekleyecegim. Speed dial'e aldim polisi. Aninda arayacagim ve bu arada onlari da test edecegim bakayim nedir hizlari. Memleketimin polisiyle yarisabilirler mi aceps.
Durum bundan ibarettir. Berbat bir gece gecirdim yani. Cok sinirlendim ama bak yazdim da doktum icimi rahatladim. Arada icime ortaokul bitirim tipi giriyor "Bittin oglum sen. Mahvetcem ben seni. Surundurecegim yaaa bittin sen" filan diyor:))) Sabah dairenin onunden gecerken bi baktim perde acik bi tipsiz yatmis uyuyor koltukta... Seytan dedi gumburdet su cami ve kos git (Zilleri calismiyor). Yapmadim. Asil ve Duygu'luguma yarisir bir sekilde ugrasacagim onlarla. Tabii icimdeki cingene neler neler dusunuyor. Sabah 6'da bangir bangir dalsam mi sabahlarina diye dusunmedim degil. Sabah Babu'ya anlattim bu olanlari. Ne ugrasiyorsun polisi ara, ceker bicaklar seni bir sey yapar filan dedi. Ayh yok dedim oyle tipler degiller kucuk cocuklar bunlar. Yaaa bak Cem de kucuktu nasi oldurdu kizi dedi. Haklisin tabii dedim, hakliydi ne diyim:)
Simdi bugun evi toplayacagim, temizlik, derleme duzenleme filan. Yastik-yorgan ayarlayayim. Ennnnn sonundaaaaa beklenen cift geliyor. Valla heyecanliyim blogcum. Misafir sezonumu acmis bulunuyorum. Bcim ugurlu geldi, simdi gelen gelene. Gecen 1 sene boyunca caaaanim annem ve babam disinda kimse gelmedi. Yazik onlarda kucuk kutu evimize geldiler, tam gurbet kusu bir haldeydim boyle ev buz gibi filan.. Camlar bugulanir ben elimde sunger silerim. Hahahhaa o caman ozel sungerim vardi almistim. Annem "Duygu oynatmissin kafayi farkinda olmadan durmadan cami siliyorsun" demisti. N'aaaapiyim ter ter terliyordu o camlar ve ben deli oluyordum. Hele bi de camasir kuruyorsa evde... Off ben neler gecirdim yaaa:P Simdi artik camlar terlemiyor, camasirlar makinede kuruyor ooohhh yeaaah. Ceren ve kocasi geliyorlar. Vermiyorum kocasinin ismini, adi bende sakli. Gorecegiz bakalim bi NuTeras havasi yaratabilecek mi bana burda. Gostersin yoneticilik kabiliyetlerini yapsin bana surda gerek bir teras havasi gerek bir findik shot tadi. Babucumun hazirladigi cantayi merak ediyorum. Bana alacak hic bir sey bulamamis. Surpriz filan yok bosuna heveslenme dedi. Offf iyi dedim o zaman kitap al bana. Ama hala diyorum ki belki vardir ufak bir surpriz. Yok ama di mi? Bence yok!
Cumartesi Paradiso'da Pink Istanbul'dayiz efendim. Bu sefer ben de caliskanligimla orada bulunup calisacagim. Gayimsel bir parti olacagi icin eglenceli olacagina dair umutlarim var. 1200 kisi bekleniyormus. Eyyy E nerdesin be guzelim demek istiyorum.
Simdi atom karinca havasinda ev temizleyecegim. Sonra da aksam Alkmaar'a bir arkadas davetine istirak edecegim. hahahah butun bu leydi havam gecenin sonunda yerlerde olacak biliyorum. Gecen sefer bu cift bize geldiginde ertesi gun hepimiz oluyorduk, bunlar da zaten evlerine gidemeyip bizde kalmislardi. Metro'da "hadi canim gorusuruz, super eglendik cok guzeliz" derken metro basti gitti ve son metroydu. Eve donup eglenceye devam etmekten baska care yoktu.
Ceneme vurdu valla  daldan dala atladim. Daldan dala daldan dala Semra Kaynana:) Hadi canim Cerenim cik gel bak feci konusma hallerindeyim, canim boyle catir catir dedikodu filan yapmak istiyor. Cekirdekler-misir-cola-sarap-bira etc. her sey hazir bekliyorum. 



Wednesday, November 4, 2009

Life is just a bowl of cherries



Amsterdam'da tipik bir pazartesi aksami. Sokaklar sanki terk edilmis. Hafta sonun cikmamis yorgunlugu, herkes evlerinde. Tinie ve ben de yollarda yemek yiyecek yer ariyoruz. Kinkerstraat’da yiginla turk eethuis olur dedim ama yokmus megerse. Bisikletle oradan buradan girip cikarken Moroccan eethuis bulduk. “BILADI”. Kapinin onunde oturmus yemek yiyenler de memnun gozukuyordu. E daliverdik tabii ki… MMMMMM yum yum yummmm yummy! Icimiz isinsin diyip mercimek corbasi ismarladik onden. Mercimek corbasi beklerken onumde en sevdigim yemegi buldum. Bildigimiz mercimek yemegi, tamam belki biraz daha sivisi. Cok cok cok guzeldi. Daha once hic Moroccan yememistim ama her sey cok guzeldi. Normal sartlarda o kadar cok yedikten sonra “off cok yedim nefes alamiyorum” diye soyleniyor olurdum ben. Cok hafifti yemekler ve lezetli. Aman dedim kartlarini alalim, take away de yapiyorlarmis mutlaka bir gun ise yarar. Bu arada ben corbayla kendimden gecmisken Tinie bombayi patlatip benim mercimek corbamin daha guzel oldugunu soyledi. Sevdigim adam icin yapiyorum, ben icine sevgimi de katiyorum diye boburlendim. Yalan da olsa iltifatlar guzel yahu!
Pazartesi aksaminin ritueli sinemadir deyip Munt’e dogru yollandik. Uzun zamandir gormek istedigim “My sister’s keeper” vardi. Gecen sene bu zamanlarda bir kitapcida boyle yiginla ucuz kitap vardi. Kadinin biri bu filmin kitabini (ki ayni ismi tasiyor) boyle 3er 5er aldi. Bu ablama, bu kardesime, bu bana bu fatma’ya filan diye. Kitabi elime alip bakindim, off dedim hic aglayacak hallerde degilim.. Hele bi de losemi filan, uzak dursun aman hatirlatmasin. Filme direnemedim. Dramlara bayiliyorum, konularini, o gercek yasama sadece 1 adim uzakliklarini, karakterleri seviyorum. Bi nevi katharsis galiba benimki. Bu filme de aglayacagimizi bilerek girdik. Evde olsam daha da aglardim, yeri gogu inletirdim heralde. Mutlu bir Amerikan ailesi var... ama sonra kucuk kizlarinin losemi hastasi oldugunu ogreniyorlar. Tedaviler, ameliyatlar... Kizlarini kurtarmak icin genetik olarak her seyiyle hasta kizlarina uyan yeni bir bebek yapiyorlar. Gun geliyor bu bebek buyuyor ve ailesini dava ediyor. Kendi rizasi olmadan bedenini kullanip surekli bisiler aldiklari ameliyatlara sokup cikardiklari icin. Filmin sonunda bambaska bir sey cikiyor ama yeter spoiler olmasin. Her sey o kadar gercek, o kadar huzunluydu ki.. Bir o kadar da tanidik… Aglak hastalik-hastane filmlerinden cok daha ote bir seydi bu. Cok gercek hikayeler, cok insan halleri vardi ve oyle guzel gostermisler ki onlari. Herkesin basina bir seyler geliyor, kotu seyler yasaniyor, giden gidiyor ve geride kalanlar da bir sekilde ayakta kaliyorlar. Ama gidenler hic unutulmuyor, ayni filmde oldugu gibi. Ben olsam n’apardim denen oyle cok an var ki. Sevdiklerim icin her seyi yaparim da tek cevap! Ama Anna’nin yerinde olmak, onlari yasamak, Kate olmak-o kadar cesur olmak… Sonunu bile bile bayildim Taylor’la yasadiklari aska. Hadi biraz daha beraber olsunlar opussunler koklassinlar diye ic gecirdim. Joan Cussack’a hayran kaldim. Ufacik bir rolle neler yaratmis, bir bakisla bir ic cekmeyle neler neler anlatmis. Filmdeki muzikler de aglarken “ayh bu calan ne acaba” dedirtti surekli. Hemen gelip rapishare bff’dan yardim alindi ve sorun cozumlendi. Bu uzuntu dalgasina dayanabilecek bi de ustune aglamayi kaldirabilecekseniz, yani mazosistseniz mutlaka izlemelisiniz. Filmin sonunda “her sey saglik” dedik. Ailelerimizle ve sevdiklerimizle mutlu ve saglikli yasadigimiz icin sevinip, gidenleri andik…
                                      
                                        If I kiss you where it's sore
                                    Will you feel better better better
                                        Will you feel anything at all 

p.s: Bu yaziyi aslinda pzt yazmistim ama bir sorun oldu sanirim. Bugun farkli bi pc'den baktigimda gozukmedi falan filan derken ben silip yeniden koydum. Ikinci baski olduysa sorry!



Sabah sekerleri

Tembellik halim resmi olarak 3. haftasinin icinde. Saat 11'lerde uyanmalar (her LERli cumlede Melek Yargici hatirliyorum. Git defol hafizamdan yaaa), koltukta kendimi bir yandan obur yana atmalar, kitaplarla goz kesismeler, ayh yok saat 2 olsun oyle baslarim demeler, ne yesem ne yesem ne icsem ne icsem diye sizlanmalar, aaoaoayayh tinie gelcek pijamami cikariyimlar, hadi bi bolum daha "canim ailem" patlatiyim demeler... hepsi son bulmakta! bugun de boyle bir hatirlatma gunu. 7'de uyandim. E 3 haftada havalar degismis, sabah hava buz buz buz.. Sonra saat 7'de hava daha karanlik, lamba yaktik resmen. Ben cidden 2,5 haftadir bir kis uykusundaymisim ve bir uyandim ay neler neler olmus!Bugun degisiklik yapip kendime evden cikmak icin 1,5 saat verdim. Normalde 40-45 dakikadir. Mucize bu.. Ve ise yaradi! Relax bi sekilde dusumu alabildim, hazirlanabildim, kahvalti meyve suyu ve Tinie'ye iyi davranabildim. Gectigimiz haftalarda boyle ufak bir kriz yasanmisti. Sabahlari benim ne kadar aksi-lanet-suratsiz-mutsuz ve tamamiyle igrenc bir insan olusum ustune. Saat 9'dan erkense bulasma bana, opme beni bak ben hala uyuyorum o anlarda rahat birak beni demistim. Tabii sonra cok uzuldum. Ama cidden o saatte benim gozum daha aynada kendimi zor goruyor.. Bi de etrafimda tum iyiligiyle dolasan "tost mu istersin? yanina sandvic almak ister misin? peki neli olsun? bak bu bu bu bu bu peynirlerimiz var!! cay mi meyve suyu mu? aksama napalim" diye dolanan biri olunca ve o kisi tamamiyle morning person olunca olmuooooooo! Ne aksami ben daha sabahi atlatamadim diyorum. Bu durumun tam tersi de aksamlari yasaniyor. Ben enerjiyle doluyorum, saat 12'de "hadi hangi filmi izleyelim"" diyorum. Saat 11 gibi uyumaya aliskin olan ve has-halis cok gercek dutch olan sevgilim icin saatin 12 oldugunu gorebilmesi bile tabii bir mucize. 1 senelik bir egitimin sonucu bu. Simdi ben de kendimi "sabahlarin nesesi duygu abla" olmak icin egitiyorum. Cunku sonra uzuluyorum yaptiklarim icin. Yani bugun boyle biraz guzel basladi. Dunyanin en anlasilmaz adamiyla gorusmem vardi. Cok cok iyi gecti. Saat 2'de yine ayni kisi farkli konu. Iste o geriyor... Geriiimmm geriimmm geriyor. 3'de bu donemin sooooon sinavi ve sonra Duygu pazartesiye kadar BOOOOOS. Ama bu sefer kafasi da bos.. Etrafta kitaplar filan yok, evde durup ders calismam lazimlar yok ve power pointler de yok gitsinler bi sure uzaklassinlar, cok yordular caaaanim bilgisayarimi.. Carsamba'dan hafta sonu heyecani yasiyorum. Cumartesi Cerenimom geliyor. Heyecan heyecan heyecan... Evi toplamayacagim, temizlemeyecegim cunku kendisi yapacakmis:) 1 gunumu evine ayiririm n'olcak canim diyor.. E bence de yani :)

Ve Duygu kutuphaneye dogru ilerler... Sicak bir kosede Verhaar'a siginir...

Monday, November 2, 2009

Cileeaeaeaeak!


Bi suredir bilgisayar basinda bisi okuyup kahkaha atmamistim. 1 haftadir ceyizimin nadide parcasi milkshaker maker'i kullaniyoruz, en sonunda!! Koca yaz gecti gitti bitti simdi mi akliniza geldi diyebilirsiniz. Evet simdi aklimiza geldi, yazin vaktimiz yoktu cok mesgulduk biz.. :P Hem zaten sicak da olmuyor burada.  
Mutfak islerine hic yatkin degilim ama yine de cilekli milkshake'i kendi kafamdan yapabilecek yetideyim. Hmm acaba baska nasil yapiliyormus, yogurt da konuyordu sanki o nasildi bi bakiyim derken simdi asagiya kopyalayacagim seye denk geldim. Okula muz goturmenin ayip oldugu zamanlari gectik saniyordum... Ama megerse birakin muzu, cilekli tarifler bile vermek hic yerinde bir sey degilmis. Buyrun bakin bir avuc baaaaayan nasil kapismis :) Yorumlarin takipcisiyim, milkshake tariflerinin kraliyim.
Hilal, 29/01/2009 , 13:25

bence çok saçma yani insanlar çilek bulamaya bilir fakat bu tarifi yazan kişi bence bencillik edip başka insanları düşnmemiş daha pratik herkesein evinde bu malzameden bulunacak bir tarif yazabiklirdi ama o insan bizleri hiç düşünmemiş çok yazık.....
Sibel, 19/02/2009 , 01:35

hilal arkadasim bence cok önyargili davraniyorsun, sahis tarifi öyle yazmis tabiki imkani olan yapar, herkes herseyi baskalarinida düsünerek yapamazki. bence bu tarifi yazarkende kimseye haksizlik olsun diye yazdigini sanmiyorum.. sevgiler..

Hilal, 01/03/2009 , 13:02

güzel gibi hiç denemmedim ama dererim herhalde

Isil, 30/03/2009 , 15:13

Arkadaşım çilekli milkshake bu, mango falan değil yani... Ayrıca çilek bulamayan da alternatif bir meyve veya yiyecek ile yapabilir, örneğin muz, çikolata vs. Bir de şu var evinde olan malzemeye göre bir tarif seç, belki daha kolay olur

Nesibe, 15/06/2009 , 14:45

bence dışarda içiyoruz sonuçta hiç gerekli b tarf deil

Esra, 17/06/2009 , 14:04

hilal hanım snde evdeki malzemene qöre hareket edersin senin benim evimde malzeme yok diyede hanım kıral paylaşmıcak deqil bnce tsk edelim paylastıqı için..

Demir, 04/08/2009 , 21:24
mılk shake her zaman bütün meyva çeşitleri ile yapılabilir.güzel bir içecektir genelde yazın çok tercih edilir.

Gozde, 08/10/2009 , 12:15

çilek heryerde bulanabilir arkadaşım tabi bu benim düşüncem tarif de zeynep arkaşın söledği gbi çok güzel ben denedim yani bu tarifi bizimle paylaşana da tşkkürler

Maykil yandan kaykil


Cuma aksami "This is it" izlemek icin olduk bittik. Tabii ki istedigimiz saate bilet bulamadik ama hemen o an baslayan matineye girebildik. Kor istedi bir goz allah verdi 2 goz misali. En onde oturup herlade boynumuz tutulmus bir sekilde cikariz burdan derken muhtesem 2 koltuk buldum. Gozlerim muhtesem goruyor benim yaw. Yer gosteren cocukla da komik bir sey oldu. Cocuk dutch konusuo ben ingilizce cevap veriyorum. En sonunda cocuga beni duymiyor musun ben ing. konsuuyorum dedim. Duymuyorum dedi! Duyma sen tamam duyma ama git bi yikan. Les gibi kokuodu. Tinie'ye kalirsa ozellikle yapiyorlar, kimse yanlarina yaklasip bir sey sormasin yardim istemesin diye. 
Tam kurulduk koltuklarimiza ve iste MJ firladi. 1,5 saat filan surdu herhalde film. 1,5 saat boyunca kendimi nasil kontrol ettim bilmiyorum. Ayaklarim, ellerim, popom kipirdasti durdu. Kesinlikle bir hayat hikayesi filmi degil, acitasyon yok, dram yok. Duygusallasip hani ayh simdi agliycam olmuyorsunuz. Yani bana olmadi! Turne icin yaptiklari provalarin bir derlemesi, MJ'in oyle hayatini filan degil ama is disiplinini-muzigini cok guzel bir sekilde gosteriyor. Ders veriyor! O nasil kibar bir adam, nasil ince, nasil mutevazi. Calistigi insanlara nasil guzel davraniyor, nasil guzel ince ince elestiriler yapiyor. Pat pat her seyi soyluyor ama nasil guzel bir sekilde. Sen oyle konus gel beni butun gun elestir yani. Ben ne provalar gordum, textlerin havalarda uctugu, aglaya aglaya insanlarin salonlari terk ettigi, egolarin havada ucusup carpistigi. Tamam MJ oldu gitti hepimiz cok uzulduk ve ben aslinda galiba esas bu filmi izledikten sonra tam bi idrak ettim evet oldu bu adam diye. Hani gormedigin insanlarin olumlerini gec anliyorsun, onlar orada hala hayatlarina devam ediyor saniyorsun  ya oyle bir sey. MJ'le de son zamanlarda daha az gorusur olmustuk :P
Neyse iste hani MJ'e uzulduk filan ama ben en cok o ekibe uzuldum. Aylarca provalar yapilmis, 1 hafta sonra Londra'ya turneye gittiklerini dusunuyorlar, hayaller icindeler vee BOMMMM! Hele o danscilar... MJ'den cok danscilara baktim ben. Neyse ama simdi de bir sekilde iste ulastilar bir yerlere. Hatta belki konserlerde ulasacaklarindan daha fazla insana ulastilar ve gosterdiler kendilerini. Ama ne buyuk bir hayal kirikligidir o degil mi? Ben ufak captakilerini yasamistim da dunya yikiliyor sanmistim. Bi de ustune MJ olseydi al sana iste aylarca surecek depresyon!


Mutlaka izleyin diyorum. Hele hele  boyle bu gosteri dunyasi icinde olanlar icin bence bir dersti. Ben de dersimi aldim. Hmmm bi de ozlemisim ben o sahne hallerini. Prova prova prova gunlerini.. 10 dakika aralari...
DVD olarak kisaaaa bir zamanda mutlaka cikacaktir ama sinemada izleyin. O sarkilari bangir bangir duyun. Biz bir de bayagi interactive bir seyirci kitlesiyle izledik. "MJ I love youuuu" diye bagirip cevap olarak "Shut up" alanlar mi yoksa her sarki sonrasi alkislayanlar - kalkip bi popo sallayanlar mi istersiniz??? Sec begen al hepsi Pathe Munt'de :)

Ayrilik


Cumartesi Beduk dinleyecegiz, cok eglenecegiz diye sayiklarken gercekten de Cem Adrian'i unutmusum, es gecmisim. Az cok biliyordum, e konsere gitmeden once de bi fikir sahibi olmak icin youtubelamistim. Ama ben hic boyle bir sey beklememistim. Biz yine her zamanki gibi gec kaldik. Gunduz disardaydik ve ben haring yeme hastaligina kapildim. Eve gelip kendimi o sogan kokularindan arindirmam oldukca zaman aldi. Sonra tipik "Giyinecek hic bir seyim yok" sahneleri filan. Saat 8i geciryordu kendimizi iceri attigimizda. Masalar kurulmus, mumlar yakilmis, feci los feci romantik bir ortam. Biz girdik ve Cem Adrian cikti, canim bizi bekliyormus. Ayrilik'la girdi yanilmiyorsam. Girmez olsaydi! Acayip etkilendim, utanmasam cekinmesem hungur hungur aglayabilirdim orada. Gozlerim doldu, bogazim tikandi, burnum akti.. Eridim o an orada ben. Oturduk merdivenin bi kosesine. Sonra sarildim Tinie'ye daldim gittim. Keske anlayabilse butun bunlari diye dusundum, benim etkilendigim kadar etkilense dedim. Barbara az cok anlayabilmis. "Evet yagmur yagiyormus, cani acimis, sokaktaymis" filan dedi. :) Muhtesem bir konserdi. Keske daha uzun surseydi, keske daha kalabalik olsaydi da daha fazla insan o ani yasayabilseydi.
Iyi bir insan olup gidip albumunu satin almak isterdim ama maalesef imkanlar mumkun degil. Rapidshare is again my bff!

Boyle bi andan Beduk'e gecis nasil olcak simdi insanlar eridi gitti derken valla cok da yumusak bir gecis oldu. Alkol de iyice etkisi altina alinca hic de zorlanmadim ben sahsen. Herhalde Beduk'u otobuste, vapurda bir yerde gorsem iyk oyk filan olurum. Yanima otursa rahatsiz olurum. Tam igrenc bir killi, kel, pis, delikanli turk erkek ornegi. Sahne goruntusu oldugunu bilmek icimi rahatlatiyor.
Geceyi benim aclik krizim ve Ali Baba sonlandirdi. Oncesinde Halloween kutlayan bi grubun yanina gittik. Aslinda cok da eglenceliydi, karaoke filan. Ama ben fazla acikmistim ve tabii ki etkisiyle grumpy bi haldeydim. Aksam yemegi yemeyince boyle oluyor! Ali Baba diye sayiklarken kendimi bir anda orda buldum, sonra da mis yatagimda. Sarhos muyum? No noo nooo maybe a bit tipsy filan derken zzzzzzz uyumusum.
Inanilmaz bir uyku halindeyim son 1 haftadir. Yetmiyor! 10 saat 12 saat! Ruyalar goruyorum, uyanip uyaniyorum filan.. muthis mutluyum aslinda bu durumdan. Gecen gun ruyalarin en guzelini gordum. Tulin'le birlikteydim... Mutlu uyandim. Yine gelsin... Bekliyorum...

Sunday, November 1, 2009

Roseanne



Gecen aksam Roseanne seyrederken bi anda kocaman kocaman gulumsemeye basladim. Benim koltugumu susleyen ayni battaniye! Defalarca seyredip gormeme ragmen unutmustum bile. Iyi bi hatirlatma oldu. Sonra etrafa bakindim soyle bi.. Duvar kagitlari, lambalar filan.. OHMIGOD! Evim bir Roseanne evi olmaya mi basliyor? Daginikligimla onu gecebilecegime cok eminim, iddalara bile girer cikarim :)
 
view sourceprint? 01 09 10