Thursday, December 31, 2009

2010 icin 2009 gelir giderleri

 
2009 yazisi yazasim geliyor. Iste soyle oldu boyle oldu boyle kotuydu boyle bana koydu boyle acitti filan... Yalan aslinda hepsi. Yani ben galiba hayatimin simdiye kadarki en zor yilini gecirdim belki de... Bir anda boyle kalakaldim tek basima, yanimda sadece deliler gibi asik oldugum ugruna ailemi biraktigim bir tanecik kocam vardi. Biz boyle bir yildan sapasaglam ciktik ya, birbirimize lanetler etmedik ya, ben bavulu toplayip gitmedim ya... daha hic etmeyiz! knock knock buyuk konusmayalim tabii. Su 2009 boyunca ben cok sIkIldim. cok yalnizdim bi kere... Iki laf edicek kimsem yoktu, Tinus gelsin de konussam diye bekliyordum, duvarlara bakiyordum kanallara bakiyordum arkadasi olan insanlara bakiyordum Allahim ben miyim bir tek yalniz? Ben miyim bi tek sevilmeyen insan? Am i loveable (var mi oyle bi laf? ben mi yaptim yoksa da) yaa Tinus diyordum? Sonra dogum gunum oldu (6Mayis), o telefon susmak bilmedi. Istanbul mu dersin NY mu dersin London mu dersin.. Yaa dedim bak Dutchlarin sorunu bu yani benle alakasi yok. Beni seven insan dolu. Ben o gun duvar kagidi dosuyordum yatak odasina ve agliyordum ohhh beee beni seven insanlar var beni ariyorlar, hatirliyorlar diye. Tabii Facebook da hatirlatmis olabilir, kimin umrumda ki ? Iste noldu biliyor musunuz? Ben 2009'da beni seven insanlari, dostlarimi tanidim. Ailemi zaten taniyorum, onlar benim bas tacim. Benim ailem var ya ooooffff muhtesemdir. Sevmeye dusunmeye ozlemeye doyamam ben ailemi. Sonra bir de arkadaslarim vardir ki onlar da superdir. Ama ne yazik ki boyle arada kaziklar yerim, yedim kaziklara doyamam, bi suru eski arkadas listem vardir... Iste bu son 1 yilda da boyle yani tanismalarim oldu. Bana deger verildigi kadar deger vermeyi ogrendim ben, son ogrendigim budur. 
Bu depresif 2009'un aslinda mutlu 2010'u hazirladigini da ogrendim ben. Valla hic nefret etmedim ben bu yildan, hazirladi beni bu guzel mutlu 2010'a. Cektigim, uzuldugum, agladigim her seyin acisi cikacak bu yilda. Inaniyorum :) Cok super bir yil gecirecegim. Hani boyle kendimce kafamda kurdugum goallerim var. Kilo vermek filan tabii en basta. Ya bir gorseniz var ya. Daha yazin Istanbul'da, Alacati'da aldigim kilolari verememisken bir de simdi bu ay burada aldigim kilolar girdi devreye. Gobek onden hop hop gidiyor resmen. Su Amerika'da girdigim zayiflik hastaligi, hayranligi ve spor bagimliligi, saglik beslenme halleri modlarima girmek istiyorum. Cekin su cekirdegi onumden yaaaaaaaaaaaaa!!!!!!!!!! Resolution list'in basinda geliyor bu soylememe gerek var mi? Baska ne hayallerim var ??? Bir suru? Yazin uzun tatiller yapicam, ilk defa iste yine cok organize olucam ve Tinus'la cok iyi programlanmis tatiller yapicam ve sonunda Istanbul'da en bi bitanimin dugunune gidicem. Bak bahsederken bile heyecanlaniyorum, dugun diyince daha beter oluyorum. Bitan'im evleniyor ya otesi var mi? Ben evlendim, simdi o! Al sana bitti lise bitti genclik! En buyuk goalum de Amsterdm'da cok mutlu olmak, ben cok mutlu olursam Tinus da cok mutlu olur. Ben daha ne isterim ki?

Iste bu yil ben yalnizligi ogrendim ve onunla bas etmeyi... Birini cok sevmeyi, onunla yasamayi onu her haliyle kabullenmeyi ogrendim... Daha da cok asik oldum ben kocama, onsuz naparim nasil yasarim nasil hayat gecer bilmiyorum. Sanki hep varmis ve hep beni sevmis gibi. Iste o'nun sevgisi her seyi onaran, beni umutlandiran. Sonra cok cesaretli olmayi ogrendim. 2005'de apar topar kalkip New York'a gittigimde kendime sasmistim, simdi birak kendime sasmayi hayranim kendime. Tevfik hocam cahil cesaretiyle sahneye ciktin ciktin yoksa cikamazsin derdi. Iste ben gercekten cahillik ve asiklik cesaretiyle neler neler yaptim ve hayatimin sahnesine ciktim sakir sakir oynuyorum.Alkislar gelmis gitmis, repliklerimi unutmusum, dekor devirmisim... umrum degil!!! Bak okula basladim! Okula basladigim ilk hafta korktum, Tinus benimle ilk gun okula gelsin istedim, kimseyle konusamadim yaa cok heyecanlandim. Ama var ya ben cok dogru bisi yaptim. Bibi'nin dedigi gibi cok seyli bisi okuyup insallah bitirince cok seyli bir hatun olacagim. Amin yarabbim :)
Simdi Istanbul'dayim. Evet hala buradayim, doyamiyorum n'apiyim? Ev huzur kokuyor, mutluluk kokuyor biraz da aferdesiniz mide bozuklugu :) Tinie hasta oldu! Hep ben hasta olurum, butun gun icim disima cikar, basim agrir. Bugun de bizim bebek boyle hasta oldu. Nane limon da ise yaramiyor, yazik bebek kendine gelemiyor. Dun yarim kokorec, yarim midye ustune de bi bucuk combo yedi tabii arti bi kac buzz efes.. Demeyin oyle oldurmeye filan calismiiyorum, sadece o bana ayak uydurmaya calisiyor. Ben simdi sevgilimin nane limonunu tazeleyeyim, ustunu orteyim ve on bin milyon tane opucuk vereyim! 
Hepinize herkese mutlu mutlu 2010 diliyorum. Benim kadar umutlu olun 2010'dan, benim kadar inanin. Bade teyzesinin hic gitmedigi bir 2010 dilemis. Nasi duygulandim anlatamam. Bunu dilemelerinden baska ne dilerim ki ben? Santaaaa Aloooo!!! 2010'da beni daha da cok gonder Istanbul'a ama hep ve sadece mutlu seyler icin, tatiller icin, eglenceler icin, kizlarim icin, ailem icin ve can dostlarim icin. Bereket olsun, sans olsun, basari olsun, asik olmayanlara ask olsun ama en basta saglik olsun! Geri kalani olmiyorsa da napalim "saglik olsun" der geceriz...

Sabah Cengelkoy'de Bibi bekler... 2009'un son pogacalari son kaloriler. Sonrasi malum! Yaza dugun de var! Hadi Duygu Hadiii!!!!


Mutlu Seneler!

                                            
Ajda'dan geliyor, Petrol. Neden? Cunku benim cocukluk, ayna onu elde deodorant sarkim budur. Iste 2010 oyle bir mutluluk, oyle bir saflik, oyle bir heyecan ve inanc benim icin. Inan inanma Ajda olacagim ben bu sene, Erol Evgin de kocam olmazsa noliyiiiiim!!!


Thursday, December 24, 2009

Ah Aralik ver bir aralik



Yilin son gunlerinde hep bir depresiflik bir mahsunluk bir yil sonu hesaplamasidir aliyor beni. 2009 benim icin herhalde su ana kadar yasadigim en zor yillardan biriydi. Yeni bir ulkeye, kulture, dile, insanlara ama en onemlisi yalnizligima ve aileme olan ozlemime alismaya calistim. Alisabildim mi bilmiyorum ama kabullendim. Bir suru yanlislar yaptim ama o yanlislari ancak o ruh hallerimden cikinca gordum. Oyle cok sacmaladim oyle cok zaman kaybettim ki.. Simdi butun o zamanlari kapatmaya calisiyorum. Takvimde yil bu ay bitiyor ama ben yeni yilima Eylul'de baslamistim. Okulumla, resetledigim bakis acimla ben aslinda kendime yeni bir baslangic yapmistim. Simdi bu gercek olan yeni yilsa iste rejimdi, spordu, duzenli olmakti filan onlar icin bi restart olacak. 
Bitsin artik bu yil, kaybettiklerimizin acisini da bir yil oteye itsin derken iste bu son gunlerde cok sevdigim bir insani daha kaybettim. Soktan cikabilmis degilim, kabullenmis hic degilim.. Her olum ani, her olum cok uzucu ama bu cok cok ani oldu.  Orada degilim, hani su cenaze evi olayindan uzagim... Sanki hala orada yasiyor, yiyiyor, iciyor, nefes aliyor...  Gecenlerde ozleyerek baktigim resimlere artik daha buyuk ozlemlerle bakacagim, o ozlem hic gitmeyecek...
Istanbul gunlerim de iste bu yasadiklarimizla, gozyaslariyla, kahkahalarla, minik kizlarin kikirdamalariyla, bol yemeli bol icmeli, bol dolasmali, az uykulu, hos sohbetli sicacik simsicacik geciyor En onemlisi sadece cok sevdiklerimle, ailemle geciyor. Bu gece Tinie de aramiza katiliyor ve resim tamamlaniyor...


Kucuk bir dipnot; Canim bitanem sevgilim Tinie'nin bloga hediyesinini fark edenler etmeyenler... Kocama bayilirim yere goge sigdiramam, yetenegine de hayranimdir... Bir dedigimi iki etmeyen bitanecik Tinie'ye bloguma el atsan keske diye bir iki mirmirlanmistim. Buyrun iste blogumun yeni resmi, Amsterdam ve Istanbul arasinda kalmis bir Duygu...



Tiniecim! You're the greatest! Can't stop looking at it, seriously... Lovinnnnnn youuuuuuuu cok much so much mucho much..

Friday, December 18, 2009

Beyaz Amsterdam, Mutlu Duygu

Sakinlestim, uzulduklerime cozum yollari buldum, daha da sakinlestim, gulmeye basladim, La Festa'da pizzalari gozlerim kapali yedim. Yani yine happy happy moduma geri dondum.


Tinus'la ikimizin muzikleri ortak Ipod'da bir araya gelince tabii arada shuffle yaparken arada ben Dutch dinlemeye basladim son zamanlarda. Geldigimden beri surekli bir Nick&Simon, Jan Smith isimlerini duyuyorum. Dinleyemiyorum cunku son derece sikici muzikler. Saga sola sallanmali, el cirpmalik sarkilar. Bir yandan bu insanlari ogrenmem de gerekiyor. Gecen donem bir proje icin grup ararken "Kraak&Smaak" diye bir grup buldum nasillar pahalilar mi acaba?" dedim ve millet afedersiniz bir taraflarioyla gulduler bana. Cok meshurlarmis megerse, bizim budget paramparca olurmus :) Ben shufflelarin arasinda simdiye kadarki en guzel kesfim Acda en de Munnik. Dutchlarin da sarki soyleyebilecegini aslinda kulaga o kadar da berbat gelmedigini kabullendim sayelerinde. Arada uc bes kelimeyi anlayabilmek de cok keyifli oluyor bu arada. Ana fikri kaptim kapiyorum yani. Jacques Brel'in Amsterdam sarkisinin coverini da yapmislar, pek guzel. Adamin sesi ve dilin sertligini sevdim yahu. Dinledigim album de konser kaydi, hmmm bayilirim. Arada alkislar filan... Ben onlarin yerine "sagolun vaaroolun" yapiyorum, one egiliyorum filan, bir kalabaliga atlamadigim kaliyor...En sevdigim sensin Acda en de Munnik ve bi de Ajda bilirim ki onun yeri bambaskadir kalbimde. Sen Dutch kontenjandansin:)





 Dun sabah bembeyaz bir gune uyandik. Kar yagdi Amsterdam'da. Ne New York'daki gibi ne de Istanbul'daki gibi... Az az ve ince ince ama her yeri bembeyaz yapabilecek derecede. Ilk defa Amsterdam'i bembeyaz karlar altinda goruyorum ve cooook sevdim cunku her yer aydinlik, arada bir gunes parliyor.. oyle guzel ki.. Hele bi de xmas sezonu olunca "ayy cok guzel yaaaa" diyorum icimden.  Evet kar yagdi ama ortalik hala bisikletlilerle dolu, Tinus dahil. Yes di mi he is so dutch. Benim surda en bi alistigim uyum saglayabildigim sey bisiklet ama ben cesaret edemedim. Tam Istanbul'a 2 adimim kalmisken yarali-bereli gitmek istemiyorum. Kar guzelligini sadece 2 gun yasayabilmem aci ama bu aksam Istanbul'da yatagimda uyayacagimi bilmem kadar tatli bir sey olamaz. 


2 haftalik kocaman bir mutluluga gidiyorum ben simdi. 1 hafta sonra Tinus da icinde olacak ve cok cok daha guzel olacak. 1 haftaligina da rolleri degistirmis olacagiz, her seyi ben biliyor ve ben anliyor olacagim yine :) Her zamanki gibi simdi onu burda birakip gitmek cok tuhaf oluyor... hhooozluyorum coook... Benim gun saymalarim hic bitmiyor... Simdi de 6 gun sayicaz bakalim...


Unutmadan.... Bu sayfanin her hakki bende degil mi? Istedigimi yazar cizerim ve dogum gunu dilekleri bile gonderirim. Bugun Gulsah'in dogum gunu. Benim misafircilik oyun arkadasim. Butun gorusmelerimiz misafirlikten, kisa ziyaretlerden oteye gidemedi ama biz coook seyler sIkIstirdik o misafirciliklere. Gunlerce anlatsak bitmeyecek seyler yaptik ve yasadik. Bir gece sabaha kadra gulmemizi anlatmamiz bile sadece saatler surer, tabii neye guldugumuzu hatirlayabilirsek... Ince hastaligima bile sahit olmustu kendisi, Corc'u getirin kiz gitti gidiyor diye emirler vermisti... Insallah bu 2 hafta icinde gorusecegiz. Miami, New York ve en sonunda Istanbul ayagini yapacagiz gorusmelerimizin. Gulsah'in taa kendisidir beni blog yazmaya baslatan. Herhalde o "hadi hadi" demeseydi benim hala ne bu bloglardan ne de bu insanlardan haberim olurdu... Tesekkuru borc bilir dogum gununu kutlarim... Nice mutlu senelere arkadasim, gelince kocaman operim yanaklarindan sonra da kadehimizi sana kaldiririz. Happy birthday!


Soranlara soylersiniz... Istanbul'a gittiiiii.... COOOOOK MUTLUUUUUUU :)




Wednesday, December 16, 2009

Drama Queen basrolde

Drama Queen kostumumu da giyinmemistim halbuki cok hazirliksiz yakalandim. Dun oyle bir kara sali yasadim ki... Bisiklet tepesinde eve donerken, soguktan akan burnum ve gozyaslari birbirine karismisken sadece sag salim eve varmak istedim. Eve giriyim ve ertesi gun olana kadar yataktan cikmiyim cunku dun hic guvenli hic iyi bir gun degildi. Why does it always rain on me diye mirildana mirildana martinimi caktim, askima sarildim ve olsun be yaaa cana gelmedi ya... ben saglikliyim, ailem saglikli hepimiz iyiyiz yaaa gerisini bosver dedim. Malim kiymetli evet ama ben daha kiymetliyim..
2 gun sonra gulecegim belki ama bugun mutsuz ve uzgunum. Operim hepinizi..

Monday, December 14, 2009

Hava nasil oralarda, usuyor musun?



Amsterdam'dan bildiriyorum. Hava donuyor, hava buz, hava insanin icine isliyor. Son bir kac gundur cook soguk cok! -1'i gormus bulunuyoruz. Yarin gece -11 olacagina dair haberler dolaniyor. Inanmiyorum, inanmak istemiyorum. Icim usuyor, kahveler, sicak cikolatalar, corbalar hic ise yaramiyor. En guzeli mis gibi evden cikmamak aslinda. Bu haftasonu movie weekend yapmakti planimiz cunku gormek istedigimiz bir suru film var. Precious, Brothers, 2012, Paranormal Activity bla da bla da blaaa... Sinemaya gitmek icin hazirlanirken yine dolap krizi yasadik. Toplanmiyor, aradigin hic bir sey bulunamiyor sonuc her gecen gun daha da dagilan ve toplanamayan bir dolap ve birbirine girmis kiyafetler. Nasil oldu bilmiyorum ama kendimi IKEA'da storage box alirken buldum. Bir yandan da Tinie'ye soz veriyorum... Artik daha toplu olacagim, her seyimi duzenli tutacagim, katlayip koyacagim... Sonra kutuydu, kivirdi zivirdi derken bi baktim biz yine metroyla eve gidiyoruz ve dolap tasiyoruz. Bu arada dolap da denmezmis ona, sifonyermis kendisi. Aldim ayari Nuh'dan :) Cumartesi aksamimiz evin duzenlenmesi, dolaplar, siginagin organize edilmesi, yilbasi susleri ve gecenin sonundaki Flash Forward kesfiyle gecti. Ne yapicaktik ne yaptik dedim ama su an cok mutluyum. Dolabim super duper toplu, cekmeceler duzenli, sifonyer super. Flash forward ise galiba Lost'dan sonraki yeni bagimliligimiz. Cumartesi gecesi bir cirpida oturup 3 bolum izledik, gerim gerim gerildik. diziport.com diye bir site var biz ordan bulup izledik. Laptop'da pek keyifli izleme olmuyor ama napalim idare edicez. Zaten Tinie dun aksam ugrasmis indirmis heralde bu aksam TV'ye kayariz.

 
Rest'de son 2 gece, sali ve cars. Patronumdan gelen e-mail'le ortalik iyice gerildi ve sinir bozucu olmaya basladi. Tadinda birakalim dedik be adam daha niye bana bok atmaya ve canimi acitmaya calisiyorsun ki? Sanki bilmiyoruz neyin ne oldugunu ve senin su anda sadece beni uzmeye calisip kendini de cok hakli durumlara sokmak derdinde oldugunu. Son 2 gecelik daha sabir diliyorum baska bir sey degil. Son gecelerde sansima hep gormek istedigim insanlar geliyor. Jil de bunlardan biri. Kendisi bir Ingiliz. 30 kusur sene once Amsterdam'a yerlesmis cunku bir Dutch'i cok sevmis. Hikayelerin benzerliginden mi bilmiyorum aramizda bir elektrik var. Ne yazik ki Jil, kanser. Uzun zamandir tedaviler, ameliyatlar. Geldigi zaman mutlaka beni bir kenara ceker bidi bidi bisiler anlatir. Kilolar, ameliyatlar, saclarinin rengi, benim okulum, sevgilim ve bu Amsterdam hayati. Yapacak cok seyim var, daha Istanbul'a gitmedim iyilesmem lazim diyor. Kendisini tedavi eden 2 doktor da kanserden olmus. Bana ne yaptiklarini bilmiyorum ama kendilerine aynisini yapamadilar galiba diyor. Aksam ayrilirken yine konustuk, kocaman sarildi, gozleri doldu, gozlerimi doldurdu. Maillesecegimize ve gorusecegimize soz verdik. Kanser kadar beni uzen baska bir sey yok galiba... ppoooofffff


Istanbul'a gitmeme cok az kaldi ama yine zaman gecmiyor sanki. Bu hafta bitirmem, gitmeden once teslim etmem gereken seyler var. Cuma gunune odaklanmis bekliyorum. Gun erken baslayacak, coach meeting filan derken okuldan kendimi eve oradan da Schipol'a atacagim. Cuma aksami Istanbul'da uyuyacagimi bilmek oyle guzel ki... Cumartesi sabah kizlarimla olacagim, hediyelerine nasil sevindiklerini gorup ben daha da cok sevinecegim. Keske Ada ve Bade'nin sandigi gibi 2 gun kalmis olsa... Onlar uyuyup uyansa ve ben orada olsam.. Neyse yaa 5 gun kaldi. 3 gun sonra 2, 2 gun sonra 3, 5 gun sonra hic:)


Simdi ben yavas yavas sinifima dogru gidiyorum, once marketing sonra statistic (HOONKKK) dersime giriyorum. Aksam oluyor, karanlik oluyor pamugumla bulusuyorum asian yiyip, paranormal activity izleyip korkuyorum. Boyle de guzel bir pazartesi iste :P




Thursday, December 10, 2009

Fotooo Fotoooo

Bizim bu restauranta son zamanlarda bir tip dadandi. Elinde polaroid makinesiyle giriyor iceri soyle masalaraa yanasiyor foto moto foto filan diyor, resim cektirmek isteyenlerin resmini cekiyor, 5 euro kapiyor, bir boydan boya yuruyor, barda durup 2 mint aliyor, bana el salliyor (el sallamadan kesinlikle gitmez) ve tekrar dolanip cikiyor. Bir aksam hele girdi, mint kalmamis diye cok bozuldu. Obur sekerlerden verdim, sevmiyorum onlari istemiyorum dedi. Nerdeyse suclu hissedecektim kendimi hani sekerim kalmamis eli bos gonderdim diye. Ingilizce konusuyor bu arada, o da benden :) Bu abi boyle son bir kac haftadir geliyor... Iste benim polaroid makine alma istegim de bu abinin ortaya cikisiyle ayni doneme denk gelir!!!!!  :) Cok istiyorum cok! Eger alinacak bir sey varsa o da printerdir aslinda su anda ama ben bu makineden istiyorum. Bir aksam durdurdum, once verdim eline naneleri dedim ben de istiyorum bu aletten, napsak? Ben dedi bakayim sana haber vericem. Bu aksam geldi, yarin dedi burda misin benim arkadas yarin haber verecek!!! Ayak ustu konustuk, nedir kaca patlar, filmi ne kadardir diye! Benim patron da etrafta dolaniyor "Bu Duygu nasil boyle herkesle konusabiliyor" gibi bakiniyor. Evet canim senin sorunun iletisimsizlik, bana pek ugramiyor o!

Ya iste boyle... Benimki yarin aksam ugrayacak, bakalim ne diyecek! Cok istiyorum ya... "Ilk zaman evet cok eglenecegiz ama sonra kesin sIkIlIp birakicaz, unutucaz" dedi Tinus. Ben de "Sonra bir gun ne kadar eglendigimizi hatirlayip yine kullanicaz, we have to have it Tinus. it is over" dedim. Son kismi demedim, yalan yazdim.

Tuesday, December 8, 2009

Wilt u wat drinken?





Son bir kac haftadir yorgunum dostlariimmm yorgunummm artik nameleryle dolanip duruyorum ortalikta. Okul cok yogun gidiyor yani aslinda gecen doneme gore cok daha yavas ilerleyen bir projedeyim ama tamamiyle research oldugu icin oyle cok sey okuyup oyle cok sey arastirmam gerekiyor ki.. Gruptaki iki kisiyle sorunlar olunca tabii olay farkli boyutlara tasiniyor. Kimseyi ve hic bir seyi begenmeyen 2 kucukle ugrasmak zorunda kaliyorum. Her mail check edisimde gerim gerim geriliyorum. Oturup formuller, istatistik programi filan calisiyorum. Ne kadar boooooring bilemezsiniz. Elimde hesap makinesi bir orada bir buradayim...
Ustune bir de is stresi eklenince gunlerim dayanilmaz oldu. Daha once bahsettim mi bilmiyorum ama 1 yildir bir restaurantinda (adi bende sakli) calisiyorum, garsonum. Cooook eglenip isimi cooook severek yapiyor(d)um. Oyle cok insanla tanisip oyle guzel iliskiler kurdum ki.. Sifir olan dilimi bu sayedee biraz daha iyi bir hale getirebildim, hollandalilara "Duygu" demeyi ogrettim, bosluktan bu is sayesinde kurtuldum gecen sene boyunca ve kendi is yerimmis gibi benimseyip oyle bir tempoyla deliler gibi calistim... Son zamanlarda olan sorunlar, tahammul edemedigim saygisizliklar ve tavirlar sonucu en sonunda "kariyer mi yapiyorum sanki aaaa ne cekiyorum yaaa" diyerek cok sevdigim isimden ayrildim. Son haftalarda calisirken gercekten cok mutsuzdum, haftasonu cok daha mutsuzdum cunku ayrildigimi acikladim ve aldigim tepkiyle daha da uzuldum. Simdi sanki gobek atmislar gibi anlasilcak ama degil :)) Tepki de zaten rahatsiz oldugum tepkisizlikti.  Cok uzulup kafa yordum ama hic bir yere varamadim. Kultur farkliliklarinin, patron-arkadas olaylarinin, insanlarin psikolojik yapilarinin-sorunlarinin nasil karisip sorunlar yaratabilecegini anlamis bulunuyorum. Ama kus gibi de hafifledim. Son 5 gun daha.. Sonra issiz bir ogrenci olup, kalbim gum gum gozlerim durbun is arayacagim. Amaaaa once Istanbul'a gidip aileme kocaman sarilip onlarla birlikte olmanin tadini cikaracagim, her zamanki gibi kizlarimi her gun gorup her dakika sarilip opecegim.. Cok ozledim. Gec 10 gun gec!!!!

Monday, December 7, 2009

Kokarca Brugge

Brugge'ye gitmisim ve bir daha hic geri gelmemisim gibi olmus. 

Brugge, bok kokulu Brugge! Cok utaniyorum ve uzuluyorum guzel bir Avrupa sehrinden boyle bahsettigim ve bahsedecegim icin ama valla cok kotu lagim kokuyordu bu sehir, mahvetti bizi. Bana sorsan nasildi tatil diye ben direk boyle ozetlerim ki ozetledigim de oldu. Detaya gir dersen de soyle ki....
Schipol'de feci bir telas-aylarrrr sonra Burger King hamburgerleri take away, hangi spoor, neee 2 dk filan derken kendimizi trene bir attik ki oooooo o da nee?? Bildiginiz kalabalik, yer yok. Tinus'la ayri ayri yerlerde oturup, birbirimize goz suzduk, ayni anda hamburgerlerimizi isirdik... Inenler indi sevenler kavustu, uyuduk uyandik 3 saat bile olmadan bir baktik gelmisiz bile... Hotel Passage denen sizin kesin ve kesinlikle kalmamaniz gereken otelimizi bulduk. Reception'daki kadindan "Sit down now, fill the form" gibi emirler esliginde korktuk oturduk boyle sindik bi koseye. Sonra abla geldi bi bakti Tinus dutch dokturuyor, bu abla bir anda bir degisti bir guler yuzlu oldu, aman da aman sakalar gelince cafe'de bedava icinler filan. Aaa manyak irkci. Arada da cakiyor soruyu, ingilizce duyuyorum arada niye oyle filan diyor? Pratik yapiyoruz dedim biz oyle kendi aramizda, cooluz hep ingilizce anlasiyoruz, dutch yetemiyor askimiza. Sonra simdi bak biz bu bavullari attik odaya ama otele girince boyle bir koku carpti yuzumuze offf dedik bu ne yaa rutubet midir nedir? Odaya girdik koku moku yok. Komik garip bir oda ama nolcak canim 2 gece yani alt tarafi. Attik kendimizi sokaklara, saat 10 gibi. Feci cosy, eglenceli bir bar bulup daldik iceri. Belgium style bachelor party nasil olur onu gorduk ki bi fark yok her yerde ayni, evleniyorum siciyim batirayim bi daha yapamam tarzi... Herhalde bi 5-6 cesit bira ictik orada ve ben yamuldum. Butun gunun okul yorgunlugu, yolculuk, feci igrenc Burger King midemde hatta bogazimda dugum dugum, cesit cesit biralar.. Ben yamulmiyim de kim yamulsun? Gecenin bir yarisi oyle bir kokuyla uyandim ki sanki biri gelmis yastigimin yanina 1kg bok birakmis ve gitmis, abartmiyorum. Yok boyle bir lagim kokusu. Uyutmuyor, yasatmiyor ama sonra zehirliyor ve bayginlik gecirtiyor ve sabah sonra yine ayni koku ziplatiyor yataktan. amanninnn cabuk kalk gidelim diye kactik otelden. Gidip soyluyorsun ne bu koku diyorsun gulumsuyorlar sana, iste diyorlar eski sehir alt yapi filan. Alt yapina da sana da yaaa, yagmur yaginca cogaliyormus bu koku.. Evet dedim fark ettim. Isin kotusu sehirde dolasirken de boyle buram buram arada bir kokular geliyor, bir sure kurtulamiyorsun... Lagim kokusu kadar beteri yok yahu ben bunu anladim orada. Biz  dustuk yollara. Cumartesi gunumuz muhtesem gecti. Hadi gluh wine, hadi bira, hadi patat, hadi midye derken nasil yedik nasil sistik nasil eglendik... Minik minik alisverisler yaptik, artik hep evimize alisveris yapiyor olmak tuhaf geldi. Gerci zaten sehir inanilmaz pahaliydi ve magazalar-markalar hep ayni. Pahalilik ama dikkat cekici. Yeme-icme hele almis basini gidiyor. 5.50 bir kahve olur mu ya? Valla vardi ve dedim birak kahveyi o zaman 3.00 odiyim ben bi bira iciyim, renk olsun. Oyle oyle de zaten sarhos sarhos dolandik :P Hic degmiyecek seylere inanilmaz paralar odedik.Cumartesi aksami "De Vlaamsche Pot" diye bir restaurant'da yemek yedik. Tamam cok pahali filan ama eger Brugge'ye giderseniz az kahve icin az bira icin ama ne yapip edip buraya gidin. Yemekler yemede yaninda yat cinsinden, ortam, renkler, servis (Turkmus cocuk, son dakikada ogrendik) her sey cok guzeldi. Daha baslangic getirdiklerinde ben nerdeyse doymustum. Denizden babam ciksa yerim derim ve tabii ki balik yedim, kesinlikle denenmeli.


Pazar sabahi yine kendimizi cilginlar gibi odadan disari attik, yine gidip "ama coook kotu kokuyor yahu" dedik ve bu insanlar yine umursamadilar hatta bir kac saat sonra cantamizi almaya gittigimizde gozumuzun onunde bizim odanin anahtarini bebekli bir aileye verdiler. Neyse, bir cok trip sitesine bu otelle ilgili guzel guzel guzelim yorumlar yazarak kendimizi biraz rahatlattim. Pazar gunu artik uykusuzlugun etkisiyle 2 grumpy couple seklinde dolandik ama en sonunda pes edip ogleden sonra trene atlayip evimize donuyorduk ki "aaaa hadi Antwerp'de durup yemek yiyelim" dedik :) 2 gunde 2 Belcika sehri hic fena degil yani. Antwerp'de gezmedik tozmadik ama orda da yedigimiz pizzalar dillere destandi... Tahmin edilebilecegi gibi kocaman pirtlamis bir gobekle eve geri dondum.

Brugge'yi sevdik sevmesine fakat malum xmas sezonu oldugu icin her yer inanilmaz kalabalik oldugu halde sehrin biraz merkezinden cikip dolasmaya yurumeye basladiginiz zaman butun sokaklar terk edilmis duruyor. Bir lokal insan gorsek, bi Brugge evi ici gorsek dedim ama hic birini goremedik. Hollanda'da yasayanlar bilir, yasamayanlar da simdi ogrenir... Burda butun evlerin perdeleri aciktir, herkesin evinin ici gorulur ve ben buna bayilirim. Evlerdeki o insan hallerini gormeye bayiliyorum. Sapik degilim sadece hosuma gidiyor. Bir gun hem bisiklete binip hem de gozlerim evlein icinde oldugu icin bir agaca arabaya dalicam ama hayirlisi. Brugge ise bunun tam tersiydi, perdeler bi daha acilmamak uzere sıkı sıkı kapatilmis, hic bir evde isik yanmiyor... Genellemek istemiyorum ama benim gordugum budur! 



Burada yasamaya basladigimdan beri ilk defa eve donerken cok mutluydum. Ilk defa Amsterdam'i ozledim, ilk defa Amsterdam'da oldugum icin mutlu oldum. Brugge seni de sevdik ama ah bir de kokun olmasa be canimm...


Edit Edit Edit Edit :)


In Brugge izledin mi, gitmeden mutlaka izlemelisin demisti bir kac kisi. Tabii ki izleyemedim, ilgilenmedim bile o ara. Dun aksam film izleyecektik ve Riza'dan aldigimiz filmlere bakarken aaaaaa bizde varmis zaten bu film :) Almisiz da haberimiz bile yok. Taktik izledik! Colin Farrell'in "Bruges is a shithole" demesiyle zaten tamam dedim sevicem ben bu filmi. Boyle gulerken gulerken, heyecanli aksiyon filmi izliycem simdi derken anladim ki ters kose yatiran bir filmmis. Kara komedi diyelim hadi. Brugge'yi oyle guzel gostermis ki yani eskiligi, yalnizligi, karanligi, sogugu ama her seye ragmen cok guzel olmasi. Guzel espriler (ozellikle dil ve aksan uzerine olanlar), cuceler, bol bira, insanlarin gecmisleri ve izdirap duygulari blaaa blaaa blaaa... Ben cok begendim, kesinlikle tavsiye ederim. Bu arada filmde surekli bi "Ne Brugge mi?  O ne? Nerde?" demeleri superdi. Cunku ben de oyleydim ilk Brugge adini duydugumda:) Bruksel mi acaba dutchca hani brugge oluyor diye bile dusunmustum :) Dusunurum dusunurum allaah allaaaah nolmus yani??? :) Ahh bi de Colin'in o kaslar nasi yaaaa? Kucuk Colin :) Ah bisi daha... Megerse Martin McDonagh yazmis filmi, the pillowman'in yazari. Coook guzel bir  oyundur, bu filmden zevk alanlar mutlaka bu oyunu okumalilar. Filmi cekilmedi mi acaba? TR'de bir zaman sahnelemek isteyenler vardi ama orada kopmusum ben...Bakiiiimmmmm




 
view sourceprint? 01 09 10