Monday, December 7, 2009

Kokarca Brugge

Brugge'ye gitmisim ve bir daha hic geri gelmemisim gibi olmus. 

Brugge, bok kokulu Brugge! Cok utaniyorum ve uzuluyorum guzel bir Avrupa sehrinden boyle bahsettigim ve bahsedecegim icin ama valla cok kotu lagim kokuyordu bu sehir, mahvetti bizi. Bana sorsan nasildi tatil diye ben direk boyle ozetlerim ki ozetledigim de oldu. Detaya gir dersen de soyle ki....
Schipol'de feci bir telas-aylarrrr sonra Burger King hamburgerleri take away, hangi spoor, neee 2 dk filan derken kendimizi trene bir attik ki oooooo o da nee?? Bildiginiz kalabalik, yer yok. Tinus'la ayri ayri yerlerde oturup, birbirimize goz suzduk, ayni anda hamburgerlerimizi isirdik... Inenler indi sevenler kavustu, uyuduk uyandik 3 saat bile olmadan bir baktik gelmisiz bile... Hotel Passage denen sizin kesin ve kesinlikle kalmamaniz gereken otelimizi bulduk. Reception'daki kadindan "Sit down now, fill the form" gibi emirler esliginde korktuk oturduk boyle sindik bi koseye. Sonra abla geldi bi bakti Tinus dutch dokturuyor, bu abla bir anda bir degisti bir guler yuzlu oldu, aman da aman sakalar gelince cafe'de bedava icinler filan. Aaa manyak irkci. Arada da cakiyor soruyu, ingilizce duyuyorum arada niye oyle filan diyor? Pratik yapiyoruz dedim biz oyle kendi aramizda, cooluz hep ingilizce anlasiyoruz, dutch yetemiyor askimiza. Sonra simdi bak biz bu bavullari attik odaya ama otele girince boyle bir koku carpti yuzumuze offf dedik bu ne yaa rutubet midir nedir? Odaya girdik koku moku yok. Komik garip bir oda ama nolcak canim 2 gece yani alt tarafi. Attik kendimizi sokaklara, saat 10 gibi. Feci cosy, eglenceli bir bar bulup daldik iceri. Belgium style bachelor party nasil olur onu gorduk ki bi fark yok her yerde ayni, evleniyorum siciyim batirayim bi daha yapamam tarzi... Herhalde bi 5-6 cesit bira ictik orada ve ben yamuldum. Butun gunun okul yorgunlugu, yolculuk, feci igrenc Burger King midemde hatta bogazimda dugum dugum, cesit cesit biralar.. Ben yamulmiyim de kim yamulsun? Gecenin bir yarisi oyle bir kokuyla uyandim ki sanki biri gelmis yastigimin yanina 1kg bok birakmis ve gitmis, abartmiyorum. Yok boyle bir lagim kokusu. Uyutmuyor, yasatmiyor ama sonra zehirliyor ve bayginlik gecirtiyor ve sabah sonra yine ayni koku ziplatiyor yataktan. amanninnn cabuk kalk gidelim diye kactik otelden. Gidip soyluyorsun ne bu koku diyorsun gulumsuyorlar sana, iste diyorlar eski sehir alt yapi filan. Alt yapina da sana da yaaa, yagmur yaginca cogaliyormus bu koku.. Evet dedim fark ettim. Isin kotusu sehirde dolasirken de boyle buram buram arada bir kokular geliyor, bir sure kurtulamiyorsun... Lagim kokusu kadar beteri yok yahu ben bunu anladim orada. Biz  dustuk yollara. Cumartesi gunumuz muhtesem gecti. Hadi gluh wine, hadi bira, hadi patat, hadi midye derken nasil yedik nasil sistik nasil eglendik... Minik minik alisverisler yaptik, artik hep evimize alisveris yapiyor olmak tuhaf geldi. Gerci zaten sehir inanilmaz pahaliydi ve magazalar-markalar hep ayni. Pahalilik ama dikkat cekici. Yeme-icme hele almis basini gidiyor. 5.50 bir kahve olur mu ya? Valla vardi ve dedim birak kahveyi o zaman 3.00 odiyim ben bi bira iciyim, renk olsun. Oyle oyle de zaten sarhos sarhos dolandik :P Hic degmiyecek seylere inanilmaz paralar odedik.Cumartesi aksami "De Vlaamsche Pot" diye bir restaurant'da yemek yedik. Tamam cok pahali filan ama eger Brugge'ye giderseniz az kahve icin az bira icin ama ne yapip edip buraya gidin. Yemekler yemede yaninda yat cinsinden, ortam, renkler, servis (Turkmus cocuk, son dakikada ogrendik) her sey cok guzeldi. Daha baslangic getirdiklerinde ben nerdeyse doymustum. Denizden babam ciksa yerim derim ve tabii ki balik yedim, kesinlikle denenmeli.


Pazar sabahi yine kendimizi cilginlar gibi odadan disari attik, yine gidip "ama coook kotu kokuyor yahu" dedik ve bu insanlar yine umursamadilar hatta bir kac saat sonra cantamizi almaya gittigimizde gozumuzun onunde bizim odanin anahtarini bebekli bir aileye verdiler. Neyse, bir cok trip sitesine bu otelle ilgili guzel guzel guzelim yorumlar yazarak kendimizi biraz rahatlattim. Pazar gunu artik uykusuzlugun etkisiyle 2 grumpy couple seklinde dolandik ama en sonunda pes edip ogleden sonra trene atlayip evimize donuyorduk ki "aaaa hadi Antwerp'de durup yemek yiyelim" dedik :) 2 gunde 2 Belcika sehri hic fena degil yani. Antwerp'de gezmedik tozmadik ama orda da yedigimiz pizzalar dillere destandi... Tahmin edilebilecegi gibi kocaman pirtlamis bir gobekle eve geri dondum.

Brugge'yi sevdik sevmesine fakat malum xmas sezonu oldugu icin her yer inanilmaz kalabalik oldugu halde sehrin biraz merkezinden cikip dolasmaya yurumeye basladiginiz zaman butun sokaklar terk edilmis duruyor. Bir lokal insan gorsek, bi Brugge evi ici gorsek dedim ama hic birini goremedik. Hollanda'da yasayanlar bilir, yasamayanlar da simdi ogrenir... Burda butun evlerin perdeleri aciktir, herkesin evinin ici gorulur ve ben buna bayilirim. Evlerdeki o insan hallerini gormeye bayiliyorum. Sapik degilim sadece hosuma gidiyor. Bir gun hem bisiklete binip hem de gozlerim evlein icinde oldugu icin bir agaca arabaya dalicam ama hayirlisi. Brugge ise bunun tam tersiydi, perdeler bi daha acilmamak uzere sıkı sıkı kapatilmis, hic bir evde isik yanmiyor... Genellemek istemiyorum ama benim gordugum budur! 



Burada yasamaya basladigimdan beri ilk defa eve donerken cok mutluydum. Ilk defa Amsterdam'i ozledim, ilk defa Amsterdam'da oldugum icin mutlu oldum. Brugge seni de sevdik ama ah bir de kokun olmasa be canimm...


Edit Edit Edit Edit :)


In Brugge izledin mi, gitmeden mutlaka izlemelisin demisti bir kac kisi. Tabii ki izleyemedim, ilgilenmedim bile o ara. Dun aksam film izleyecektik ve Riza'dan aldigimiz filmlere bakarken aaaaaa bizde varmis zaten bu film :) Almisiz da haberimiz bile yok. Taktik izledik! Colin Farrell'in "Bruges is a shithole" demesiyle zaten tamam dedim sevicem ben bu filmi. Boyle gulerken gulerken, heyecanli aksiyon filmi izliycem simdi derken anladim ki ters kose yatiran bir filmmis. Kara komedi diyelim hadi. Brugge'yi oyle guzel gostermis ki yani eskiligi, yalnizligi, karanligi, sogugu ama her seye ragmen cok guzel olmasi. Guzel espriler (ozellikle dil ve aksan uzerine olanlar), cuceler, bol bira, insanlarin gecmisleri ve izdirap duygulari blaaa blaaa blaaa... Ben cok begendim, kesinlikle tavsiye ederim. Bu arada filmde surekli bi "Ne Brugge mi?  O ne? Nerde?" demeleri superdi. Cunku ben de oyleydim ilk Brugge adini duydugumda:) Bruksel mi acaba dutchca hani brugge oluyor diye bile dusunmustum :) Dusunurum dusunurum allaah allaaaah nolmus yani??? :) Ahh bi de Colin'in o kaslar nasi yaaaa? Kucuk Colin :) Ah bisi daha... Megerse Martin McDonagh yazmis filmi, the pillowman'in yazari. Coook guzel bir  oyundur, bu filmden zevk alanlar mutlaka bu oyunu okumalilar. Filmi cekilmedi mi acaba? TR'de bir zaman sahnelemek isteyenler vardi ama orada kopmusum ben...Bakiiiimmmmm




13 comments:

Flying Dutchman said...

vay be yalnız değilmişim :))

Flying Dutchman said...

http://vliegendenederlander.blogspot.com/2008/07/belika-tai-toprai-idrar.html

ipex said...

biz bruge'e hep yazın ya da baharda gittik ve yağmur yoktu o yüzden bu koku olayını hiç farketmemişiz. Tabi günübirlik gitmiş olmamızın da etkisi olabilir bunda. Hatta aksine o kadar fayton var ama bizim adalar gibi buram buram koku yok diye takdir de etmiştik. Şaşırdım yazını okuyunca... Brüksel'e de gelseydiniz, bize de haber verseydiniz keşke :))

Zeynep Gemalmaz Çelik said...

Ben de hiç koktuğunu görmedim Brugge'un. Şaştım, kaldım. Ama biz de ipex gibi baharda gitmiştik. Bu arada, ben de Hollanda'da perde kapatılmaz diye bilirdim buralara taşınmadan önce ama bizim buralarda insanlar hava karardı mı zırh gibi kapatıyorlar perdelerini. Biz de uyduk onlara, kapatıyoruz:)

Duygu said...

Flying Dutchman; Senin hikaye de guzelmis. Keske kokular disinda daha iyi hatirlayabilsek :)
Ipex; Galiba olay cidden yagmurla cok baglantili. Yani gece o yagmur yagdikca gelen o kokuyu anlatmak imkansiz. Hakikaten keske Bruksel'e gelseymisiz :)
Zeynep; Breda'da demek mahreme onem veriyorlar:) Burada butun perdeler acik hele xmas zamani simdi bana gun dogdu :)

yaban said...

ben de amsterdam dan sonra brugge u begenememistim.. yazin gitmistik biz, su cok duragandi, bazi yerlerde koku vardi ama genelde sikayet edecek bir durum degildi,,
kar altinda merak ediyorum brugge u, belki daha masalsi bir havasi oluyordur,,

beste said...

Amsterdam perdesiz sehir hele kanal boyunca, bir evde violensel calinir diger evde resim yapilir sanki film dekoru gibi bende bayiliyorum bu sehre. Hayalimiz vardi orda kanal boyunda birkac ay yasayalim diye Seda'cigimla belki bir gun. Sevgiler

Duygu said...

Film dekoru demeniz cuk oturdu :)

Al said...

ben bu post a cok guldum ama :)

Selen Yavuzdogan said...

Merhaba, iade-i ziyarete geldim. Cok guldum sabah sabah :)
Ben de hamileyken Paris'e gitmistim ve butun metrolar cis kokulu, butun sokaklar cis ve tereyag kokulu gelmisti. Zaten karnim burnunmda zor dolasiyorum, bir de kokular ustune binince mahvetmisti beni Paris. O gezi geldi aklima bunu okurken :))
Cok sevdim bu blogu ben!

Duygu said...

Hosgeldiiin ve cok tesekkur ederim.
Paris'in tuvalet kokusu meshur diye duymustum ve hatta minik kutularda satiliyor diye, arkadasim almisti:)

kedi ebru said...

Duygu selam, ben bugün ilk kez gördüm bolgunu, selam bırakmak istedim. Ben de Leipzig, Almanyda ogrenciyim kisa donemligine. Donmeden bir Benelux turu yapmak istiyorum, en cok da Brugge u gormek istiyorum. Bu filmi izledikten sonra ben de mutlaka gitmeliyim dedim. Ama benim de ziyaretim kisin olacagi icin acaba kalmasam mi diye dusundurttun beni :( selamlar.

Duygu said...

@Ebru; Hos geldin:) Brugge icin bence 1 gun cok cok yeterli. Xmas market, romans filan olmasina ragmen biz bunaldik, normal zamanini bilemem ve engel de olmak istemem:)) Kalacagin oteli once bir git kokla, sehrin kokusu da arada bir geliyor burnuna cok sorun degil.

 
view sourceprint? 01 09 10