Monday, December 6, 2010

4 Aralik

Benim icin 4 Aralik 2010, Amsterdam;

Gulluoglu'ndan bayat pogaca alip,  Tuschinski'de "Another Year" izlemek - sonunda gulme krizine girmek; Rembratplein'de kurulan Xmas Market'da kar yagarken sicak sarap icmek; Nel'de aksam yemegi yiyip, yemegin lezzetiyle, sarapla ve yan tarafta oturan 4 Turk'un bagira bagira yaptiklari Cumartesi gecesine ve benim neseme hic yakismayan feylozof konusmalariyla sarhos olmak; karlarin uzerinde yuvarlanmak, usumemek, mest olmak; yol ustunde organik sarap alip geceyi evde organiklesmis kafalarla, 90'larin her biri her bir gunumuzu hatirlatan sarkilariyla cosup, sarkicilik oynamak, kumanda aletinden mikrofon yapmak; Skype'da yaptigim gorusmeden, sabah sadece RubberDuck hatirlamam demektir. 

Yine olsun yine yaparim. 

Etik mi? Maymun mu ? Threesome mi?

Internetten gunluk gazete arsinlamalari arasinda bi habere rastladim. Sabah'da adamin biri, Etik Rehberi'ne soruyor; is yerimde calisan kadin cok kisa etek giyiniyor, etik mi yani bu? Gozu kayiyormus da alay konusu olmaktan korkuyormus. (Gozunu kaydirmamaya calismayip da oturup gazeteye yazmasi da ayrica zaten komedi. Gozunu birak hayati kaymis haberi yok.) Uzman kisi de; diz hizasindaysa sorun yok buna alisman gerek, yok eger mini etekse o kisi partiye degil ise gittigini bilmek zorunda diyor. Hayatim; rengarenk spor ayakkabi, tayt, jean, kazak, esofmandan ibaret olan ogrenci halimle bu konuda ahkam kesecek son insan oldugum malum ama benim de bir "is hayati" gecmisim var ve bu haberi okuyunca aklima hemen o zamanlarda yasadigim bir sey geldi.


O zamanlarda calistigim sirkete yeni bir muhendis geldi. Bakinca direk okuzcan bi amcamiz oldugu o kadar belliydi ki... Neyse ki bulundugumuz ofisler ve departmanlar birbirinden cok farkli ama bu yine de o'nunla tuvalet-yemek yolunda karsilasmamiza engel degil. Ilk sabah karsilasiyoruz ve amca benim yuzume bakmak yerine goguslerime bakarak "Gunaydin Dudu Hanim" diyor. Ister istemez ben de goguslerime baktim hani noldu dugme filan mi acik. Yok degil! Ikinci gun, ucuncu gun, dorduncu gun, yuzuncu gun... Hep ayni. Artik kizlarla aramizda bunun geyigi donuyor. Herkese ayni seyi yapiyormus bu okuz. Zaten boyu kisa, zaten cogumuzun omzuna filan geliyor. Herhalde hic umursamayip kafayi azcik oynatmiyor ve isine gelen tarafa odaklaniyor, goguslerimize merhaba cakiyor diye dusunmustum.

Simdiiiiiiiiiii! Israrla XXS body'ler giymekte israr etmedigime, partiye gidiyormusum (?!?!?) gibi de giyinmedigime gore "Allaaahhhh anam ne guzel karilar var burada, birinde meme, birinde bacak, birinde gobek, birinde gott oooohh ne guzel yere dustum laaaaa" diyen amcanin bizlere attigi bakislar mi daha etikti?

Bi de alakasiz ama ayni sirkette, koyden getirilip basimiza genel mudur diye konan bi adam; bi is arkadasimiza gulerken "Maymun" demisti ve hatta huy edindi herkese deyip durdu. Hani dusunun simdi boyle; ofis ici yemekte filan biraraya gelinmis, sohbet muhabbet, komik bir sey deniyor, herkes guluyor ve arada genel mudur o igrenc gevrek yavsak sesiyle "hahauahuaha Maymun yaaaa" diyor. Offff dusman basina boylesi! 

Benim sorum da; Ise gelip haftasonu yasadigin threesome'i ballandira ballandira anlatmak mi yoksa mini etek mi etik? :) (Uydurmadim threesome olayini. T'nin ofisinde biri bunu yapti :) )

Friday, December 3, 2010

Undomestic ben

Valla ben hep daginiktim. Boyle gelmis boyle gider bi durum bu!

Ablamla ayni odada yatardik. Benim zittim. Inanilmaz duzenli, titiz, terli toplu dediklerinden. O dolap bi kere mi dagilmaz? Benimki de bi kere bile toplu olmazdi! Benimkinin daginikligindan o'nun dolabin kapagi acilmaz (sliding doors). Arada bir o'na gelirlerdi. Eve gelirdim bi bakarim odadaki butun esyalarim yani daginikligim, kiyafetlerim kapinin onunde duruyor. Of derim yine gelmisler bizimkine! Salonda otururken cok gormusumdur; odamdan havada ucarak cikan kiyafetlerimi. Cok duymusumdur annemden de "Sen bu evde olmayinca niyeyse bu ev hic dagilmiyor", "Ayh Dudu yok ya evde, bi gorsen ev hic dagilmadi bu hafta" filan demeler. Gucume gidiyordu diyecegim ama valla TINNN! Arada bir denerdim duzenli-toplu olmayi. Ev halki icin odama geziler duzenlerdim;  "Gelin bakin naaaaptim! Iyi bakin bi daha zor gorursunuz" gibisinden!

Annem; benimle yasayacak insana, beni alacak koca'ya sabirlar ve bana da benim gibi birisini diledi! Temiz kalpli kadinin hali bi baska oluyor tabii ki. Hidrellez'de de beni ve cop adam cizmis gul agacinin dibinde gecenin bi yarisi. Sonra Tnus karsisina cikinca "Nasil da guzel cizmisim ama keske azcik etli butlu cizseymisim, nerden bileyim boyle bire biri gelecegini" demisti! Cop adami tutturdugu gibi, dilekleri de kabul oldu. Tinie ve ben tencere yuvarlanmis kapagini bulmus insanlariz. Bi cok insan evimize gelip, duzensizlige sasarken biz o duzen icinde mutlu mesut yasiyoruz. Bazen bana bile abuk gelen komik-daginik bir duzen hakim bu evde.  "Aaaa olmaz ama bu kadar  yaaa topla sunlari" dedigim oluyor ama aynen sonra o da bana carliyor! "Olmaz ama bu kadar, topla su dolabini yani kendi tarafimi acamiyorum" diyor ahaah yine bir sliding doors durumu. Bi kere cok sinirlenip, ben yokken benim dolabimi topladi. Nasssi sinirlenmistim, renklerine gore ayirmis her seyi! O'nun da duzeni o iste! Dolaplarin kapagini acip icine bir sey firlatirken eger gozgoze gelirsek boyle mutlu mutlu bakiyoruz birbirimize, iste o anlar romantik anlar! Ruh ikizimsin beybi, beni tamamliyorsun askim!

Bunca daginikliga, umursamazliga ragmen temizlik soz konusu oldu mu ORDA DUR YOLCU! Bit Palas'daki Hijyen Tijen kadar olmasam da hijyen mijyen benden sorulur simdilerede! Tabii sadece 2 senedir, evlendigimden beri biliyorum temizlik yapmayi. Ilk baslarda hep anneme, ablama soruyordum, denk gelirse ciddi ciddi izliyordum nasil yapiyorlar diye. Boyle de undomestic bir insan(d)im. Dutch standarti temizlik farklidir ama 2 yilda allem kellem o'nu da egitebildim, ogretebildim. Mutfak ve banyo alet edavatinin birbirine karistirilmamasi gerektigini biz biliyoruz da Dutchlar pek bilmiyor maalesef. Veya bulasiklarin durulanmasi gerektigini !!!!!!!!!  Bi kere beni bulasik yikarken goren kaynanam, hayretler icinde gelip izlemisti aynen benim o'nu bi kere izledigim gibi! Ayri dunyalarin insaniyiz Mujgan! 

Su gun yine temizlik gunum! Kadinim yok! Turkiye'de herkesin bi kadini vardir, olmayani garip karsilarlar! Sabahlari hep gorursunuz onlari. Kafada bi bas ortusu Anadolu stayl, bol uzun etek, ustlerinde bazen Metallica t-shirtu bile olabilir, evin hanimi vermistir o da giyer! Karinca surusu gibi boyle minibuslere binerler, inerler, evlere dagilirlar. Direk gorurum, tanirim onlari. Isimleri vardir ama yoktur. Hepsi kadin'dir. "Kadinim geldi bugun, kadinim gelcek yarin, kadin evde temizlik yapiyor, kadin burayi silmemis bak hep ustten temizlik yapiyor, kadinim cekmece iclerime kadar yapiyor, kadinim cok iyi sana da gelsin, kadinimdan memnun diiilim" Burda yok! Olanlar tabii ki var da, yani eger bizim Dutchlara kadinim var desem "E sen naaapiosun peki?" derler. E dedirtmiyorum iste, her hafta yapiyorum temizligi boyle eli iste gozu oynasta sekilde. Haftasonuysa Tinie'yi de dahil ederek, degilse aksama o'na da parca parca seyler birakarak. "Sekerim aksama yemegi sen yap, sonra da mutfagi temizlersin! Biliooosuuuun ennnnn sevmedigim sey su ocagi temizlemek, nasi sen oyle iyi yapiyosun anlamiyorum yani ben beceremiyorum hiiiiiiiiiiiiiiiiiiiic". Yani aslinda en bi kadini olabilecek insanken, Dutch kosullar altinda "kadin" olmus biriyim ben. Ajda misali; boyle iki is yapip bi post atip, bi makine acip bi dergi bakip, bi toz alip bi dizi izleyip, bi banyo cif'leyip bi ders calisa calisa is yapiyorum. Ajda'ya ancak bu kadar benzeyebilirim! Temizlik yaparken ki hallerimi, Ajda'ninkilerin yanina koyardim da...Eyeliner'imi yamuk cekmisim, kotu gozukuyorum bi de zaten gozume kopuk geldi rimelim akti. Bi dahakine waterproof olani surecegim!



http://fizy.com/s/1ahjjc 
Benden Tinie'ye gitsin bu da! Gozlerin mavi mavi olmasaydi, belki simdi benim de bi kadinim vardi oglen yemeginde lahmacun-ayran ismarladigim!
:)

Tuesday, November 30, 2010

Ask ve kar

 Ben daha yaz tatilimi dogru durust yazmayi bitirememisken, buyrun iste kis yazisi. 

                                                           
 "Bu sene cok soguk bir kis olacak" demislerdi taa yaz aylarinda. "Hep ayni hikaye, kis iste canim tabii ki soguk olacak hem de Amsterdam'da yaaani" demistim. Ben ettim siz etmeyin. Dogru soylemisler, yalan degil. Gozumun nuru, burnumda buram buram tuten Istanbul'da hava hala 25 derecelerdeyken, ask sehrim Amsterdam'da hava su an itibariyle -4 derece ve kar yagiyor. Cumartesi sabah ufak ufak yagip hemen ortaliktan kaybolduktan sonra, bugun bir anda bastirdi ve sehri su sevdigim beyaz, aydinlik ama soguk havaya soktu. 3-4 dakika icinde 2 defa duserek de kendi rekorumu kirdim. Tinus'un eline koluna yapismis yururken bi anda kayip sol kalcamin uzerine dustum. Tam toparlandim "hahaha ama iyi dustum, yavas yavas bak hic acimadi" derken bi anda yine kendimi yerde buldum. Bu sefer popo ustu, bacaklar da onumde V seklinde. Gulmekten yerden kalkamadim, yoldan gecen biri agliyorum sandi, gulmekten o'na cevap veremeyip daha da fazla gulmeye basladim. Unutmusum iste karda yurumeyi, e bi de disarda yakalandim yani sagima soluma yastiklarimi da baglamamistim. Ilk gunden boyle yerlerde surunuyorsam, kis sonu halimi gormek lazim.

Koca beybi Tinus 32 yasina basti. Cuma gunu grupca 15 kisi kalktik Nomads'a gittik. Ortaya gelen koca tepsiden hep birlikte yemek yemekten tutun, ortalikta fir fir donen dansozune kadar tam bir Arabian restaurant. Dansoz gormus Tinus, sabahlarin sultani Seda'yla yarisir ve atlar hic durmaz danseder. Dansoz de zaten sisko olunca "Oyna yigidim oyna helalin hos olsun" diye kipir kipir omuzlarimla eslik ettim. Tinus'a gunun esas surprizi; Bruksel'den dogumgunu icin gelen Nuh'un Ankara makarnasiydi. Gorene kadar hic de anlamamisim ne cok ozledigimi, o'nun gelisinin benim icin ne buyuk anlamlari oldugunu. Sarilmaktan bogacagim, havalara ziplamaktan kafami tavana vuracagim sandim. Imkanim olsa, pastanin icine koyar cikartirdim ama olmadi, Tinus mekanda yedigi bi omuz darbesiyle surprizi kesfetti. Hollanda gelenegi; dogumgunu olan kisiden ote, ailesine arkadaslarina da hep "Happy Birthday" denir. Ilk zamanlar cok komik gelen bu durum, aslinda cok da hosuma gitmeye basladi. Cuma aksami, herkes benim de dogumgunumu kutladi da galiba ben fazla havaya girdim bi ara birisi "sanki bugun senin dogumgununmus gibi" dedi. Dogdugum gun, sevgilimin dogdugu gundur dedim gayet sahte sesimle :)
Her dogumgunu boyle gecsin insallah. Kahkahalari hic bitmesin sevgilimin, hep gulsun, hep guldursun, hep mutlu olsun, senlikli, mutlu ve cok saglikli bi hayati olsun. Komik ama bazen tanismadigimiz seneleri dusunup ne ayri yerlerde ne bambaska seyler yasadigimizi dusunuyorum. Cocuklugunu merak ediyorum, teenager zamanlarini merak ediyorum, acaba ben su yasimda su gun sunu yaparken o napiyordu diye dusunuyorum. Fotograflarina bakip, o'ndan dinlediklerimle birlestirip o gunlerin renklerini bulmaya calisiyorum sanki o'nunla yasayabilmis olabilecekmisim gibi. Anlatabildim mi? Keske keske daha cok cooook once tanissaymisiz, vakit kaybetmeseymisiz diyorum. Oyle seviyorum ki, keske daha once sevip sevilseymisiz diyorum. Acigi kapatmak lazim, her yil icin on bin  kere fazla sevmek, sarilmak, opmek lazim.

Kar yagdi diye boyle romantigim! Beyaz yakisiyor bu sehre, bize de ask!

Sunday, November 7, 2010

CouchSurfing

Arkadasim couchsurfing yaptigini soylediginde gozlerim firlamisti. Manyak miydi neydi be? Nasil guvenirdi insanlara? Galiba ingilizce bildigim, insanlari egleyebilecek biri oldugum icin, misafirleri oldugu bir zaman beni onlarla beraber ciktigi bir geceye cagirmisti. Sadece onlar degil, o zamanda Istanbul'da olan butun gezginler ve host'lar vardi. Itiraf ediyorum ki cok guzeldi, cok eglenceliydi ve o kadar baska baska ulkelerden insanlarla birlikte olmak, ayni masada yiyip icmek, eglenmek cok hosuma gitmisti amaaaaaaaaaa yine de aklim bir turlu almiyordu yani nasil olur da o kadar rastgele bir insani evine alirsin. Ailemle yasiyor olmam da bence o zaman onemli bir seydi. Babam "Hic hos degil" der cikardi isin icinden. Geeeel zaman git zamaaaaan bu ayni arkadas Brezilya'ya gitti yine couchsurfing yapti (onun yaptigi hospitality club'di sanirim ama cs diyip gecelim biz), anlata anlata bitiremedi. O Istanbul'a agirladiklarini da kendi ulkelerinde ziyaret etti, Lityanya mi neydi dugunlerine gitti. Aldi basini gidiyor yani bunun bu aski.Otel parasini bedavaya getirmek filan degil olay, olay gittigin sehri-kulturu daha yakindan taniman, lokal insanlarla birlike tecrube etmen diyor. Oldukca mantikli.

Biz Istanbul'da bu Interrail planlarimizi yaparken, yandan yandan bana "hadi hadi nolur bi bak, valla hosuna gidecek" diyor. Varolan CouchSurfing hesabimi aktif ediyorum, bla bla bla bilgiler dolduruyorum. Basliyorum host secmeye. Ve Sofia'dan bir ciftten cevap geliyor. Arkadasima gosteriyorum, beraber bakiyoruz filan ve gazi veriyor. Diger sehirler icin de arastiriyoruz ama ben hep "beeeeeeelki" diyorum valla korkuyorum. Korkmak da degil cekinmek galiba! Yani bu yasta Interrail yapiyorum, ayak uydurabilecek miyim bilemezken...
                                                                                      CouchSurfing

Sofia'ya vardigimiz gun bu ciftle iletisime geciyoruz, daha dogrusu bir gun once konustuk. Evlerine vardigimizda oracikta dusup bayilasim geldi. Icimden arkadasima bin tane kufur ediyorum, nasil boyle birsey yaptin sen Dudu, nasil yapabildin diyorum, Tinus'la birbirimize bakiyoruz gozler konusuyor, birbirlerine bagiriyor. Ev oyle minik ki, yani birak bizi host edip yatirmaya kendilerine bile yer yok bence. Ev pis, ellerimi yikayabilir miyim diyip tuvaleti kontrol ediyorum ve girmemle cikmam bir oluyor. Ayakta (koltuk les gibi) biraz sohbet edip, cantalarimizi biraktik ve disari ciktik. Cikmamizla zaten Tinus'a "Imkani yok ben o evde kalamam, Allah kahretsin naaaaptik biz?" diyorum. Agladim aglayacagim ama sinirden de guluyorum. Bir dakikada bin tane yalan uyduruyorum, kacma planlari yapiyorum. Aksam gidip "biz sevmedik bu sehri gidiyoruz" diyip kacacagiz. Tinus da akilli bidik "Manyak miyiz niye bekliyoruz aksama kadar, bi de gidip geliyoruz bu yolu, gidip alalim cantalari" diyor. Simdi bu ciftin erkegi cikti bizimle ise gitti, kiz evde ve kizin ingilizce sifir. Dedim ki eve gideriz, boyle cok hizli konusuruz, sacmalariz, kiz bir kelime bile anlamaz ve cantalari alir cikariz. Yalanim da su "Simmmmmmdi arakadaslarimizdan telefon geldi, sehirdelermis ve arabalari var. Onlarla bulusup yola onlarla devam edecegiz yaniii bu gece kalmiyoruz". Yukari ciktik, kiz acti kapiyi saf saf bakiyor. Ben boyle motor takilmis gibi konusuyorum bi yandan da cantami sirtima almisim kapidayim. Kiz o sifir ingilizceyle "Sevgilimi ariyim, anlamadim"diyor. Aptaaaaaaaaal! Yalvariyorum, arama diyorum cunku bi yandan da korkuyorum o cocuktan. 2 metre, kocaman bir sey hahaha napicaksa niye korkuyorsam. Telefonu Tinus'a attim, durumu (yalani) acikladi. Cocuk da tabii ki ah ah vah vah uzuldum dedi ve biz cantalari alip firladik. Gulme krizine girdik ve ilk couch surfing tecrubemiz gerceklesmeden husranla sonuclandi. "Nnnnaaaalet olsun be hayatta yapmam ben bunu yani bize gore bir sey degil bu" dedim. Ben hep boyleyim zaten, hep buyuk konusurum!
Budapeste'de de Turk bir cocukla iletisimdeydik. Cocugun host etmedigi bir ben bir Tinus kalmis! Profil almis basini gidiyor, fotografi da duzgun gayet hos bir cocuk! Sandalye (chair) var ondan yatak yapiyorum demis. hahahahah al basina bela! Sofia tecrubesinden sonra, hemen cocuga daha sonra coook guldugumuz  o mesaji atiyorum. "Bak guzel kardesim bizim basimiza cok abuk bir sey geldi. Biz yeniyiz bu camiada ve en kotu evde bulduk kendimizi. Sen de chair filan yazmissin, nolur gercegi soyle yani bak biz 2 kisiyiz, eger evin musait degilse nolur soyle yani gelmeyelim" filan gibilerinden bir msj yaziyorum. Ben olsam "Defol git manyak" derdim ve bence o da oyle derdi. Demedi. Cocuk sanki evi aliyormusum gibi bana evini, kendini satmaya calisti. Gayet samimi yazmis. Ben de zaten bak ikimiz de Turkuz yani nolur samimi ol, ben samimiyim diyorum surekli. "Gelin gelin siz" diyor. Cocuk samimi, ben samimi ve kendimizi evinde bulduk! Ben size sunu soyleyeyim; seyahat boyunca yaptigim en iyi sey bu cocukla  ve Kanadali sevgilisiyle tanismakti! Ciddiyim! Couchsurfing yaptigimiza bin kere sukrettim, ne iyi bir seymis dedim. Ayrilirken gozlerim dola dola, istemeye istemeye ayrildim ki planladigimizdan uzun kaldik. Budapest bu insanla bambaska oldu, o kadar cok gezdik, gulduk, eglendik, konustuk ki... Oyle bir kaynasip, guzel vakit gecirdik ki artik bi ara birbirimize "Cok mu fazla olduk yani yalniz olmak istiyorsaniz soyleyin hani sanki cok birlikte vakit gecirdik" dedik. Hayir hic de oyle olmamis, daha cok daha cok birlikte olalim diyoruz. Birlikte bisikletle Budapest disina cikip kasaba mi ziyaret etmedik, evde pizza-dvd keyfi mi yapmadik, yagmur altinda vicik civik mi islanmadik ayh neler neler. En sevdigim, en cok eglendigim sehir Budapest oldu. Simdi bu cift bize gelsin diye bekliyorum, onlarin bizi agirladigi gibi ben de onlari agirlamak istiyorum. Sirf onlari gormek, Budapest'i yine onlarla kesfetmek icin oraya gitmek istiyorum! Ama once iade-i ziyaret bekliyorum.
Durum boyle olunca, Viyana'dan konustugumuz cocukla da iletisime gectik. Daha ilk karsilasmamizda ve bizi eve birakip, ise donmesiyle "hoooowww nice yaaaa" diyorduk birbirimize. Viyana'da ben atesler icinde yanip, hasta oldum ve bu cocuk resmen beni iyilestirdi! Zencefilli caylar, ilaclar, vitaminler, Turk kahvaltisi ve ben zimba gibiydim. Onunla da cok guzel vakit gecirdik, acik havada opera bile izledik ve hatta yasli teyzeleri kendimize kizdirdik. Ben kim acik havada opera izlemek kim? Bizi lunaparka goturdu, eglenceli arkadasiyla tanistirdi :) Cook guzeldi coook! O'nun deyimiyle biz "gencler" o'nu cok sevdik, isteriz isteriz Amsterdam'a gelmesini isteriz.

Budapest'de bizim cocuk oyle bir ballandira ballandira anlatti tecrubelerini, biz de oyle bir heveslendik ki hadi bu sefer de biz "agirlayan" olalim dedik. 
Daha once resmi olarak CS olmasa da kedi bi arkadas gelip, bizimle kalmisti ve cok da guzel gecmisti! Eylul'de yine resmi yani siteden olmayan, Istanbul'dan 2 interrail yapan ogrenciyi agirladik 1 geceligine. Gelmeleri gitmeleri bir oldu, cok bir sey yaptik mi bilmiyorum ama elimizden geleni yaptik. Kendi seyahatimizden 1 hafta once dondugumuz icin, ne durumda olduklarini biliyorduk! 
Couchsurfing'den abartisiz gunde en az 5 tane teklif geliyor. Binbir cesit insan, mesajlar, seyahat sebepleri! Bunlardan biri de Amerika'dan gelip Avrupa'yi gezen bir Turk ve Amerikali iki kiz. Ilk once onlari agirladik,
En son da bisikletleriyle Avrupa'yi gezmeyi hedefleyen Amerikali bir cifti agirladik.Kabul etmemizin tek sebebi tabii ki bisikletle geziyor olmalari. Bence gayet enteresan bir seydi. Su kapinin onundeki hazirliklari bile cok heyecanliydi, kim bilir tum yolculuk nasil geciyordur. lk duraklari Amsterdamdi. Aynen Budapeste'de bize olan "click", burada da bizle o cift arasinda oldu. Hala inanamiyorum bisikletle gezdiklerine. Su an Budapest civari bir yerlerdeler. Istanbul'a kadar gitmek gibi bir planlari var ve hatta Istanbul'da birbirimizi yakalamamiz gibi baska baska planlar da. Viyana'da gidip Y'nin evinde kaldilar ve resimlerden gordugum kadariyla birlikte bisiklet turlari, yemeler icmeler :) Nasil bir baglanti nasil bir guzellik bu? 3 ay once benim gittigim kaldigim yerde, 2 ay once benim agirladim cift gidip kaldi, ayni insanla birlikte vakit gecirdiler. Nokia'dan beter connecting people halleri var bilmem fark ettiniz mi? :)
Size nasil geliyor bilmiyorum. Ilk defa duyanlara biliyorum ki cok tuhaf geliyor. Annem ve babamin surati cok komikti ilk duyduklarinda ama cilgin annemin gozleri parladi. Ben "anasinin kiziyim", kesinlikle. Nasil guveniyorsun? en cok sorulan soru. Guveniyorum! Insanlara guvenmek zorundayim, ne verirsem ne aldigima da inanmak zorundayim. Bu host etme olaylarini yaptigimdan beri nasil bir doygunluk yasiyorum bilemezsiniz. Bir kere yardim ediyorum ve ettigim yardimin benim icin hic bir zorlugu yok, cidden yok. Ama yardimi ettigim insanlar icin ne kadar onemli oldugunu biliyorum, en azindan benim icin oyleydi. Seyahatler onemli, ozellikle de boyle uzun ve zor olanlar. Jenna'nin bizim fotograflarimizi cekip "Iste bize cok iyi bakan, yardim eden cift diye anneme gostermem lazim" demesi benim mutlulugum. Iyi insan olmak, yardim etmek duygularimi boyle besliyorum ve cok da hosuma gidiyor. Ya bir sey calsalar? diye de soruyor duyanlar. Calinacak hicbir seyim gercekten de yok! Pirlantalarim, Trabzon islerim hep bankadaki kasamda! :) 
Isteyen belescilik desin, isteyen kultur tecrube etmek desin, isteyen kari-kiz tavlamak ici kullansin. Benim tek sebebim, daha fazla daha fazla hep cok insanla tanismak, yeni seyler ogrenmek ve yardim etmek icin.Biliyorum bir cok kisiye cok abuk geliyor ama yaptigim seyahatle, yasadiklarimla ve bir de ustune CS tecrubelerim eklenince dunyaya, insanlara bakis acim degisti. Ustune bir de teorik olarak bu donem Intercultural Communication dersi alinca a-a dunya insani oluvermisim ayol!! :)

Friday, November 5, 2010

Belgrad'in orman diiil de sehir olani!

Belgrad trenine bindigimizde "oooooo iste genclik burda, interrail'in kalbi burada atiyor" dedim. Tren tika basa dolu, koridorlarda interrailciler oturmus, gitarlar caliniyor, kafasi guzel kardesler sesleri de guzelmis gibi sarkilar soyluyor, sarap sisesi elden ele dolaniyor. Icin icin de tuvatlerlerin halini gorunce akliniz basiniza gelsin diyorum icimden. Ellere ayaklara basmadan bunlarin arasindan siyrilip 6 kisilik kompartmanimizi bulduk ve 3 Portekizli yol arkadasimizla tanistik. Klasik muhabbetler; nerelisin? nereden geliyorsun? nereye gidiyorsun? kac yasindasin kiiii benim cevap vermek istemedigim bir soru oldu kendisi seyahat boyunca ve "eeee hangi sehirde tanistiniz? kac gundur birlikte geziyorsunuz?" diyor bi tane ufaklik! Tinus'la birbirimize baktik ve ben "We're kiiiinda married" diyebildim. hahahahahhahaha kinda ne yaaa Dudu? Ya evlisindir ya degilsindir! Ben sonra iste ogrenciyim filan diyorum kendimi kurtariyorum yani hani sizden cok da farkli degilim, yasli degilim, hala interrail yapabilecek durumdayim nooooolur beni dislamayin! Tinus da calistigini soyluyor ama o da hemen atisini yapiyor. Elinde tuttugun o biletlerin filan her bi seyin tasarimlarini ben yaptim diyor! hahahaha o'ndan daha cool'u yok o anda ortamda. Hic dikkatli bakmadiklari icin tabii cikarip biletlerine bakiyorlar "woouww maaaaan that's sooo cooool". Hadi Tinus hadi kurtardin yine kendini! Yolculugun yarisinda aramiza katilan, sari peruklu komik kadin olaydi. Kapiyi bi hisimla acip, bos koltugu isaret edip oyle bir sigdirdi ki kendini oraya ve oyle de bir ayak uydurdu ki... Kadin bizden once bir yerde inince, hepimiz gulme krizine girdik. Bir ara cocuklardan birinin ayagi kadinin yanagindaydi! Sofia-Belgrad arasi da yaklasik 8-9 saat suruyor bu arada!

 
Belgrad! Coook kucuk bir sehir! Her sey belli bir merkezin etrafinda. Istasyondan cikar cikmaz buldugumuz, her yere yurume mesafesi olan bir otelde kaldik. Oglene kadar uyuyup, enerji toplayinca ciktik sokaklara. Bi meshur parklar, kaleler gezdik, yanlislikla bir muzeye girdik gezdik gorduk prensesleri nasil yasamis. Hava inanilmaz sicakti.Yolumuzun ustunde, nasil olduysa hafif ruzgarli bir cafe-bar bi sey bulduk. Ama yemek yok... Marketten bir seyler alip yiyebilirsiniz burada dediler, iyi ki! Markete gidip aldik iste sandvic malzemelerimizi ve sonra da gidip orada Sirp biralari ictik. Herhalde bir 2 saat oturmusuzdur. Tatil boyunca gecirdigimiz en guzel zamanlardan biriydi. Oyle basit, oyle ufak, oyle yol ustu bir yer ama oyle de muhtesem. Tabii ki cok sevip orada kaldigimiz 2 gun de oglen gittik ayni mekana.
Baska bir cafede bir garsonun tavsiyesiyle "Vuk" denilen bir yerde yemek yemeye karar verdik. Tipik Sirp yemegi dediler! Elimizde menu aval aval bakinirken, orada yasayan bir Ingiliz ve Sirp'la konusmaya basladik. Aman da ne guzel sehir, aman da ne guzel bir yer derken ben adama "Bizim icin yemek ismarlar misiniz?" dedim. Ne yiyecegimi zaten bilmezken, hic hic bilmemek daha zevkli hele bi de lokal biri tarafindan secilmisse cok da heyecanli oluyor. Sonuc muhtesemdi.Valla adam oyle guzel seyler ismarlamisti ki... Isimlerini filan bilmiyorum ama guzeldi :) Bi de ben sarhos olmasaydim keske o gece daha guzel olabilirdi, su mutlaka gidin dedikleri yere gidip dans edebilirdik. Naaaapim, onca yol, yorgunluk ve biraya karsi yenildim, otelin yolunu zor buldum.


Su bizim icin yemekleri secen adam, bi beach oldugundan ve mutlaka gitmemiz gerektginden bahsetmisti. Ertesi gun ortalik yine cayir cayir yaninca biz de kendimizi oraya attik. Nehirin etrafini sagli sollu doldurmuslar, beach yapmislar efendim. Ne de iyi etmisler, oyle guzeldi ki! Butun gun orda yayildik, yattik, nehirde yuzduk (ilk defa nehirde yuzdum, cok guzeldi), kokteyller ictik, mamalar yedik! Kim derdi ki Belgrad'da beach keyfi yapalim! O yuzden iste hep diyorum lokallerle tanisip, sormak ogrenmek lazim.
Aksam yemegimizi de bir parkta piknik olarak yapip, kostur kostur istasyona gittik. Su sevdigimiz cafenin onunden gecip, sahibine ve calisan kadina el salladik, tesekkur ettik, yine gelecegiz dedik. Yalan degil valla bi daha giderim ben Belgrad'a. Cok guzel cok! "Beach, yeme-icme, sakinlik, taze hava, eglence" diye not almisim, sevmisim belli ki :) 

Hayat hep tatil olsa, gezmek olsa degil mi?

Tuesday, November 2, 2010

Nil


Tekrara gerek var mi?
Nil Karaibrahimgil 12 Aralik'da Paradiso'da! 
Biletler Paradiso'da, update'ler ve daha fazla bilgi de Facebook'da Nil Karaibrahimgil live @ Paradiso event sayfasinda!
Icimden bi ses cok eglencegimizi soyluyor!

Friday, October 29, 2010

Varan'la Varna'ya, Trenle Sofya'ya!

Interrail nedir? Ogrenci ruyasidir, backpacker ruyasidir! Benim de ruyamdi, en cok yapmak istedigim seydi. Biletini al, istedigin zaman, istedigin ulkeye trenle seyahat et! Yasitlarimiz, arkadaslarimiz 5 yildiz all inclusive otellerde kendilerini simartirken bizim aklimiz hala Avrupa gezmekte, Interrail yapmaktaydi. En sonunda hayal gerceklesti. Cantalarimizi hazirlayana kadar hic bir sey gercek gibi degildi. Bir anda panikleyen, hassaslasan, duygusallasan ben! Aglaya aglaya ciktim yola! Niye bilmiyorum, gercekten. Amsterdam'a donerken, Istanbul'dan ailemden ayrilirken hep aglarim, kurulmus saat varmis gibi bir kac saat oncesi baslarim tutamam kendimi. Bu da oyle bir aglamakti ama yol heyecaniyla karisti, costu! Aslinda cok heyecanli bir seyahatin sonunun, Istanbul olmayacagini yine Amsterdam hayatina donuyor olmak bana erken buhran yapti. Arkadas destegi, kahkahalariyla olayi hafif atlattik.


Rotamiz az cok belliydi; Dogu Avrupa-Balkan ulkerini gezmek gormek istiyoruz.

Ilk durak; Varna!

Istanbul'dan Varna, Bulgaristan'a giden 8 saatlik bir otobus yolculuguyla basladi bizim InterRail maceramiz.Varan'la Varna'ya! Yillarin eskittigi ve kalitesizlestirdigi Varan, gayet de uygun fiyatli otobus seyahatleri duzenliyor Istanbul'dan Bulgaristan'a. TV'nin kumandasini tek eline almis ve bize zorla bangir bangir Carkifelek izleten muavin, cekirdek citlamalari ve otobanda minibus gibi durup yolcu ala ala yol aldik. Hudut kapisindaki halimiz ayrica komedi, tam gurbetci hallerdeydik. A ha dedim basladik yaaa, gidiyoruz, Avrupa'ya giris ama ne giris! Otobus soforu, maci kazanmaya azim etmis antrenor gibi bizi kosturdu siraya girmek icin. Hadi hadi erken kalkan erken yol alir! Hakliymis da gerci, 5 dakika icin de acayip bir kuyruk oldu pasaport damgalatmak icin. Tatilin ilk azarini da Tinus'dan orada isittim. Hayirli bir vatandas olarak, ulkeden cikarken oyumu kullanmak istedim, bir odaya soktular beni. Tinus beni gormemis, ben gordu saniyorum. Bebek cikmis ortalikta beni ariyor, bir de karanlik! Oy da bir ise yaramadi zaten, azari isittigimle kaldim.
Varna'ya vardigimizda rezervasyon filan yoktu.  Sabahin 6'sinda sirtimizda cantalarimizla kalakaldik, annemin zorla cantamiza koydugu kurabiyelerin mis kokusunu alan sokak kopekleri esliginde saati 8 ettik, oda kiralamayi dusundugumuz "Gelince hemen bize gelin" diyen acentaya gittik, dersimizi aldik. Hic bir zaman vaktinde acilmazlarmis efendim. Yerinde duramayan ben, azicik yuruyeyim bacaklarim acilsin dolanayim ortalikta dedim ve pek hos baska guzel bir acenta bulup, super sevimli kizlara derdimi anlattim, butceyi soyledim. Bir otel brosuru cikardi kiz, icimden guluyorum deli midir nedir, cok pahalidir bu otel diye. O da o arada benim halime guluyordu herhalde, fiyati ve otelin fotolari gorunce, topuklarim popoma vura vura Tinus'a kostum; "Kalk bey kaaalk, otel bulduk, 30 dk. icinde havuzumuzda yuzuyor olacagiz". Valla yuzduk! Yaninda da leziz Kamenitza, Zagorka Bulgar biralari ve citir cerez hamsilerle. Varna super ucuz bir yer. Tatil yeri olarak cok sevmedik, son gunler bok attikca attik ama eger bir gun olur, cok tatile ihtiyacim olur  ve hic param olur iste o zaman ben yine Varan'la Varna'ya. 50 Cent'e 50cl'lik bira icmemistim ben daha once hic, ve guzel bira! Istanbul'a gelip, delirip alisveris yapan, yiyip icen rezillik eden Araplar gibi olmamiza ramak kalmisti. Para harcamak isteyip de, harcayamamak, bahsis sacmak oyle bir seydi iste. Su meshur, Altinkum'a da gittik ama yok yani o bizi sarmadi hic. Butun Hollanda, Almanya yeni yetme gencleri, ogrencileri oraya gelmis, bangir bangir muziklerle kendilerinden geciyordu ama tabii biz de hayir diyemedik, havuzda kokteyl icmeler, abuk sabuk atlamalar yapmaktan cekinmedik. Yeni yetme olmasam da ben de bir ogrenciyim.3-4 saat yetti.

Varna'nin gece hayatina da el attik tabii ki. Davay davay diye el cirpttik, eller havaya yaptik, Tarkan'la muck muck opucukler attik. Bir gece otele dogru yururken 3 Bulgar kizla tanistik ve sonra kendimi onlarla bir beach club'da kumlarin uzerinde oryantik hareketler yaparken buldum. Girls night out yapiyorlarmis ama o anda Dudu'yu alana Tinus bedava olunca pek de mursamadilar ve hatta o'na surekli foto cektirmek de hoslarina gitti. En komigi de her seferinde Tinus fotograf cekerken o anda beni de o karede farketmesiydi. Ah ya, kiza mail adresimi verdim ama yollamadi fotograflari. Belki de butun hepsini mahvettigim icin benden nefret ediyordur. Ertesi gece de otelimizin dibindeki bir club'da partiye kaynak olduk elimizde otelden aldigimiz biralarla. Bulgar sosyetesi filandi bence onlar, hepsi bir sIk, bir suslu, boyle elite bir ortam var... ve ben ayagimda terlikler, elimde kutu bira ortalikta davulcuya eslik ediyorum. Hala anlamiyorum o caliliklarin arasindan nasil daldik biz o partiye. Ayakta duramama noktasina gelince, otele uctuk hem de Bulgar sosyetesinde,cemiyette adimizin kotuye cikmasini engelledik. Demem o ki; Varna eglenceli, cirkin, ucuz! Super guzel hatunlar ortalikta dolasiyor ki bence cogunlukla Rus onlar, yemek yerken hep yol kenarinda oturmak istedim sirf gelene gecene bakabilelim diye. 
Kaybolmasin diye sakladigim cuzdanimizi, kaybettigimizi sanip her yeri ayaga kaldirmam, rahatlamamiz, gulme krizine girmemiz ve ertesi gun banka pin kartimi kaybetmemiz (vallahi buhar oldu uctu gitti) Varna'nin en bir hatirlanacak anlarindan. Nasil bir tatil haliyse, oyle ciddi bir seyi bile pek umursamadik. Kart iptal, kredi kartina ve cash'e dayan yaptik.  
Ilk tren yolculugumuzu, biletlerimize ilk damgayi da Varna'dan Sofia'ya aldik. Ve iste aslinda o yolculukta anladik nasil bir ise kalkistigimizi. Daha tren istasyonunda basladi macera. Tuvalet ucreti az para vermisim, kadina anlatiyorum, gelcem diyorum 5 dk. sonra vallahi billahi verecegim parani. Bagiriyor da bagiriyor cikti kulubesinden uzerime geliyor; Ayh Tinus yetis yaaaaa ver suna parayi, isedigime pisman oldum yemin ederim. Bir baktim Turkce konusan bir kadin da cocugunu getirmis tuvalete. Nolur soyle suna getirecegim parasini, nolur sussun dedim. Aaaa bana bagiran  tuvaletci kadin da Turk cikti! Hayatimda hic bu kadar olayli isememistim ben. Gittim bir hisimla aldim Tinus'dan parayi, tokat atar gidi koydum parayi kadinin onune "Bir daha da bagirma oyle" dedim ve yine bagirdi yaaaa! Deli vallahi deli! Korkudan altima iseyecektim oraya, bakalim o zaman kac para isteyecekti.
Varna'dan Sofya'ya giden tren bir fiyaskoydu. Boyle pis, boyle eski tren zor bulunur. 10 saat cis tuttum, oluyorum sandim bir an. 2-3 sefer tuvaletlere yaklasmayi denedik ama kokulardan mumkun degil. Ders 1: Trene binmeden once bira icilmez, icenler 10 saat cis tutturularak cezalandirilir! Bulgar bir teyze de yanimiza oturup saatlerce konustu, eski fotograflarini gosterdi. Kadinin yillarca kirismadan sakladigi fotolari nasil becerdiysem yerlere dusurdum, bir anda 5 kisi birden fotolarin pesinde. Sonra baska bir kadin daha geldi, ve biz uyurken gecenin ortasinda bunlar bir kavga etmeye basladilar. 2 Belcikali kiz ve biz ikimiz bunlara bisiler diyoruz ama kesinlikle duymuyorlar. Ama ne kavga! Sari kart, kirmizi kart verir gibi birbirlerine kimlik kartlarini gosteriyorlar, bir yandan da bana bagiriyorlar cami kapat diye! Hem cooook sicak, hem cisimi tutuyorum, hem bunlar avaz avaz bagiriyor! Allahim kurtar beni!


Sofia planimiz ve hayallerimiz cok fazlaydi. Hayal ettigimiz Bulgar eglencelerine, danslarina, muziklerine denk gelemedik, bulamadik, sordugumuz herkes de yok oyle bir sey dedi. En az bir gece geciririz derken, aksamina kendimizi zor attik oradan. Yamuluyorsam duzeltin fakat bana kalirsa Sofia ne guzel, ne guvenli, ne eglenceli ne de baska bir sey. Savas dun bitmis, bunlar daha saskin saskin bakiyorlar o sehrin, binalarin haline. Ama tabii ki yine cok ucuz! 50 cent'e saclarimi yikattim, kuruttum! Yok vallahi oyle kuafore gitmezsem olurum bir hatun hic degilim, sac kestirmeden kestirmeye giderim ama o gun cooook sicakti ve ben kendimi cok pis hissediyordum. Girdigim kuaforde, hangisi oldugunu hatirlamadigim bir Turk dizisi ve Bulgarca seslendirmesiyle iste kendimi bir 15 dakika simarttim!
Orada da daha ayak basti parasi alinir gibi, otobusde biletleri kontrol eden bizi bir guzel kazikladi. Hala hatirladikca sinirleniyorum, o zaman da sinirlenip otobusden indim. Ve iste o an karar verdim ki; benim kocam cok naif, oyle iyi ki oyle saf ki oyle bir Everybody Loves Tinus ki... Adama iki, Tinus'a bir tokat az kalirdi! Bilet almamissiniz diyor, e dur daha yeni bindik bak iki canliyiz, sirtimizda ceset gibi cantalar, dur sofore gidip alacagiz. 5 adim! Hayir diyor ceza odeyeceksiniz! Pasaport filan gosterin diyor! Git amcaa Allah askina git ya, birak da Bulgaristan hatiralarimda, blogumda guzel anilsin! Yok illa mahvedeceksin yani! Aldigi ceza da 10 Euro filan, gununu kurtardi saniyor. Oyle de pis bir adamdi ki, nasil zor tuttum kendimi! 
Bir daha Bulgaristan'a gider miyim? Hayir canim! Blagodarya! Tesekkur ederim demekmis! Insanlar cok tatliydi, ne zaman bunu soylesem boyle bir kahkahalar, konusmalar filan. Sonra da her gittigim yerde, nasil tesekkur edilir ogrendim. Ise yariyor, tavsiye ederim. Evet butun hosluklara, ucuzluga, guzel mamalara ragmen i-ih! Olmamis! Ya zaten ucuz ucuz diyorum ya, belki de kaziklanmalarimizla ayni hesaba gelmistir. Uc kere taksiye binip, ucunde de kaziklandik. "Bulamiyorum adresi" diyor, yani nerdeyse ben inip bulacagim, oranin soforu bulamiyorum diyor. Ama neyse iste bir centik daha attik gormek istedigimiz yerlere. "Yaaaaani bir gidin gorun ama hic bir sey yok Sofia'da" diyenlere artik ben de katildim. Gidin gorun ama cok degil hic bir sey beklemeyin!

Wednesday, October 13, 2010

Mila's DayDreams

Paylasmadan duramiciiiiiim. 
Lutfen su blog'a bir goz atin. 





Finlandiya'da bir anne, bebeginin uyku hallerini her gun farkli bir konseptle susleyip blog'una koyuyormus efendim. Cok hosuma gitti, agzim acik kaldi butun fotograflara bakarken. Tabii sonra kendime gelip, az cok bildigim "anne-bebek" hikayelerini ve hallerini ve en cok da zamansizliktan yakinmalari dusundum. Bir anda icime annem girdi ve "Aaaa yok daha neler! Vallahi tuzu kuru bu kadinin. Biz olsak o bebek uyuyunca hemen, yemek yapariz, evi temizleriz, camasir-utu yapariz ve hemen de bebek uyanir zaten. Kadinin derdine bak, usenmiyor o halde bi de bunlari yapiyor. Ayh hayir bisi diiil korkmuyor da o bebek onca hengameye uyanir da huysuzluk yapar diye. E pes vallahi" deyiverdim.


Monday, October 11, 2010

Asi Yumurta

Olmedim yahu yasiyorum!
Her gun okula gidip, ustune bir de nerrrrrdeyse her gun calisarak. Calismak zorunda olmayip ama calismak zorunda olmak cidden kotu bir sey. Yani sadece "Hayir" diyemedigim icin kendimi boyle paraliyorum. Hep iste daha iyi daha iyi bir insan olmak istemem, cabalamam mi artik bilemiyorum...
Gecen hafta iki kere, camlari kirilmis arabalari gorunce polisi arayip haber vemem gibi bir sey. Vatandasi olmadigim bir ulkede, iyi vatandas olma halleri. Yazik ama yani her seyleri darmadagin olmus, cam kirik ve sahiplerinin haberi yok. Ablamin da arabasinin cami kirilmisi bir kere, pijamalarla sokaga atmisti kendini hahaha belki de onu mu hatirlayip, uzuluyorum artik ne bileyim. Her zaman da iyi bir insan olamiyorum, deneyip sonra yon degistiriyorum. Mesela; bizim sokakta taaa en bir ucta yasayan adamin, alarmi bozuk arabasini getirip tam da bizim evin onune park ettiginde aldigim hal, iyi bir insan hali degil. Gece gunduz, sabah aksam, erken gec hic fark etmiyor ve bu kulustur arabanin alarmi surekli ama surekli caliyor. Bir kere zaten araba oyle bir hasat ki hirsizin odu kopar ona dokunmaya, sen tut bir de en gurultulusunden ve en bir bozugundan alarm tak. Iki kere polisi aradik ki birinde gece yarisiydi, bir kere de camina not biraktim "Uyutmuyor senin bu araba beni, benim uykumla ugrasma" dedim. Adam dinlemiyor yahu, yine getirip ayni yere tam da benim onume park ediyor. E ama sen kasindin! Yersin 2 yumurtayi caminin tam da onune, bir de kaportana. Sen dua et ki evde yumurta kalmamisti. Bir haftadir, uykumun en derin en bir gercek gibi olan ruyalarindan araba alarmiyla uyanmak yerine, kendi istedigim saatde kendi alarmimla uyanmanin mutlulugunu yasiyorum.

Wednesday, September 22, 2010

Hassssocum!


Amerika'dan yeni dondugum zamanlar. Ne yaptigim belli degil, ne istedigim hic belli degil. Bir anda kendimi super bir eski arkadas grubunun icinde bulmusum, bir kac kisi haric kimse calismiyor. Deneme cekimleri, provalar, proje beklemeler filan yani herkesin hayatini rolantide yasadigi bir donem. Gece hayati bizden soruluyor, o bar senin bu bar benim geziyoruz. Gittigimiz yerlerde kendi yerlerimiz var, biz giriyoruz hemen oralar bosaltiliyor, bilmem nere saatimiz geldi hadi simdi oraya diyoruz, her aktiviteyi takip ediyoruz ve insanlar sabah 7'de isine giderken biz Lale'den corbalarimizi yeni icip cikmisiz, yalpalaya yalpalaya eve donuyoruz. Boyle de sacma sapan, boyle de kendini bilmez geceler ama nasi eglence nasssi bir vurdum duymazlik yani kendimizi durduramiyoruz. Oyle de bi kendi kendimize egleniyoruz ki haftasonu da pek cikmiyoruz; Pazar - Pazartesi ve Sali gunleri bizim gunlerimiz ama dayanamayip arada hafta sonu da sahalardayiz.

Meshur da bir arkadas var; icmeden sarhos ama ictikce daha da sarhos ve deli, ictikce gidip insanlarla tanisiyor, gelip "Kimi begendin? Hemen gidip getireyim" diyor. Gaflet ani ve ortalikta cok coool duran cocugu (hep cocuk denir de bildigin genc) seciyorum. Cocuk yanima geliyor ama sadece meraktan, yani "Arkadasin deli mi?" diye sormak icin. Arkadasim tabii ki deli ve gidip de ne dedigini de hic bir zaman bilemiyoruz. Neysssssss! Dakika bir gol bir sayin seyirciler. Cocuk kendini takdim ediyor ve adim Hasan diyor. Hayir yaaaaa valla hayir yani! Yakisiklisin, kanim da kaynadi ama adin Hasan olmamali senin. Hasan'lar alinmamali ama o anda Hasan kaldiramayacagim, daha yeni Corc'lardan Coni'lerden gelmisim ben. Dudu ve Hasan hic de hos bi kombi degil ayrica. Naaaaapalim diyorum ve cocugu yedek kulubesine oturtuyoruz. Hasan, Istanbul'un meshur barlarindan birinde calisiyor. Ikinci bir nooooooooooooo geliyor. Barmenden sevgili olur mu? Olmaz iste adim gibi biliyorum ama cocuk da seytan tuyu var. Gel zaman git zaman, ekip olarak o meshur bara filan gidiyoruz, cocuk is cikisi geliyor yorgun argin. bir-iki hafta boyle gidiyor ve gecelerden birinde ne oluyorsa oluyor, Hasan bana kil ben o'na daha cok kil ve ortada fol yok yumurta yokken bir tartisma, oldugumuz mekanda ayri ayri koselere gitme, aninda baska baska insanlara konusma, eglenme, gozumun onunde baska hatuna yazislar cizisler, koluna taktigini alip da gitmeler ve evet tekila shut, tekila shut ve bir tane daha tekila shut.....


Ertesi sabah Nisantasi'nda, o zamanin en yakin arkadasimin evinde uyaniyorum. Kafamiz catliyor ve patliyor ama dun gecenin kritigini yapmadan duramiyoruz, guluyoruz ve "Cocuk kesin seni bir daha gorurse tanimamazliktan gelecek ve benden de nefret etti bence" filan diye birbirinden super yorumlar yapiyor. Basim oyle cok agriyor ve vucudum oyle bir agir ki... Aksama evde olmam sart ama mecalim yok. Hemen yakin mesafede is yeri olan, ablamin kankasi benim nerdeyse abim olan Hasan'i arayayim diyorum, halden anlar kesin beni eve birakir diyorum. Cok samimiyiz, bebeligimi bilir ya... Telefon caliyor, caliyor, o bip sesi bile kulaklarima zonk zonk geliyor ve telefon aciliyor... Ben daha karsidaki ses vermeden "Alll-llooooo Hass-sssoooo-ccumm Naaaaber?" diyorum. Nasi cilveli, nasi simarik yani bir tek agzimda sakizim ve kafamda da oryel yemekten mahvomus sari saclarim eksik ama sesim de bir o kadar kalin, travesti mode on! Benim muhtesem girisimden sonra, rahatsiz bir sessizlik var. O da susuyor ben de susuyorum. O bir hac saniye saatler gibi geciyor, bu iste bir yanlislik var diyorum. Telefonun diger ucundaki Hasan, ama yanlis olan hani dun gecenin bas kisisi olan Hasan tedirgin bir sekilde "Eff-fendim?" diyor. Kimildayamiyorum bile, yatakta sanki eridikce eriyorum, battikca batiyorum, telefonun kordonu olsa da bogazima dolansa diyorum ve sadece "Aayh bisi oldu simdi ben seni sonra arayayim mi?" diyebiliyorum, daha cevabi duymadan CAAAT kapatiyorum. Kalakaldik oyle, arkadasimla bakisiyoruz ama ses yok. "Salaksin! Yanlis aradin di mi? Dunku Hasan?" diyor. Daha cevabi veremeden gulmeye basliyoruz, ama ne gulmek? Bagira bagira, cigliklar ata ata ve bas agrisini unuta unuta! Gunlerce suren, anlattikca diger insanlari da etkisine alan, guldukce gulduren ve herkesin birbirine "Hassssocum Naaaaber?" dedigi gunler basliyor.


Neymis? Telefon defterinize herkesi adam akilli kaydetmek gerekiyormus! Hele ki Ahmet, Hasan, Ali ve benzeri isimlere ekstra ekstra dikkat! Ben ettim siz etmeyin! O gun bugundur bana sabah saatlerinde telefon yasak, telgraf filan belki :P

Hea evet bu arada, cocuk beni gordugu zaman tabii ki tanimamazliktan geldi ve herhalde her karsilasmada bi anda yuzune bakip gulen bi 5 kisi gormek hic hos olmasa gerek ama napalim yanii Hasssoocum :)

Tuesday, September 14, 2010

Uzak degil dostum tuzak mesafe o!


 Seni uzaktan sevmek, sevmelerin... en beteri, en acilisi, en tatsiz tuzsuz, en bi insani canindan bezdirenidir. Yillaaaardir beklenen ve en sonunda bulunduguna inanilan askin en bi cafcafli, firfirli, fosforlu oldugu zamanda; ele gune "sevgilim vaaar "diye bas bas bagirirken, yapayalniz olmaniz ve "E hani nerdeee" diye soranlara; "Hea Cancan mi? Simdi, sey o iste falanca yerde yasiyor biz pek gorusemiyoruz ama yani cok asigiz boyle yani gormen lazim bizi, nasi boyle yapis yapisiz kiiii bilirsin ben hic degilimdir di miii? Dur bak telefonumda resmi var..." dersiniz. Hic susmadan, kurulmus oyuncak gibi, su bile icmeden, agziniz kuruyarak anlattiginiz epi topu beraber gecirebildiginiz 3-5 gunluk ask hikayenizi herkes aciyarak ve icinden ayni seyi gecirerek dinler;  Ah zavallim, bu da pek bahtsizmis. Nasil da asik olmussa yavrum benim nasil da inaniyor bir seyler olabilecegine.. Kim bilir herif simdi orda hangi kizin koynunda.

Hep aynidir bu "long distance-uzuuuun mesafe" iliskinin fazlari. Farkli bir sey yasayan varsa ciksin soylesin. Tanisma olur, ilk goruste ask olur, bisiler baslasin mi baslamasin mi diye daha sersem sersem etrafa bakinirken bi tokat gelir. Ayni sehirde bile yasamiyorsunuz! Bir inkar sureci yasanir, kararsizlik filan ve sonra kafa goz yara yara karga tulumba baslanir iliskiye. Aldin basina belayi dostum, zor kurtulursun sen bu iliskiden. Baslasan baslayamazsin, bitirsen bitiremezsin. Su gune kadar soyledigin her sey yalan olur, o atip tuttugun kurallarini bir guzel yalar yutar ve baslarsin bilgisayar karsisinda oturup, neredeyse ekrana yapisip ekrani opecek hallere gelmeye. Kilometrelerce otede, bir uctaki biriyle iliski yasadigini daha sen anlayip da inanamamisken, bir de yetmezmis gibi insanlara da anlatmaya calisirsin. Ben soyleyeyim, anlamazlar. Asik olan her insan birazcik gerzeklesir bi kere, eee birazcik daha fazla reaksiyon gosterdiyseniz kime nee kii di miii? Gidip yasamis birini bulacaksiniz ve tasdik edileceksiniz. "Ayh evet valla aynnnniii yani aynnni seyler, oyle iyi anliyorum ki seni. Ama nolur sabreeeet bak noooooolur. Bak ben 15 (?hihih) sene bekledim." der o ermis, peygamber sabirli kisiler de.

Bir kesim vardir ki her nasilsa onlar gelecegi gorur (?!?!), bu iliskinin yurumeyecegini bilir-inanir ve soylerler. Hanim kizimiz ki hadi o da Canan olsun, tam daha yeni yeni kendi de bu iliskiyi kabullenebilmis, Cancan'a guvenmeye baslamisken; dis sesler feci kafa karistirir. "Abi yani nerden biliyorsun adamin, su an bi kizin tepesinde olmadigini" da en bi gercek en bi koyanidir. Bir de nolur kimse sormasindir yani ne kadar zamandir birlikte oldugunuzu. En beter sorudur, hazirlikli olun. "Ne kadardir birliktesiniz siizz Canannn... heaaa peki kac kere gorustunuz?" Elinin koru kadar gerizekalicim :)
Mutlaka bir de, bir donem Cancan'a veya Canan'a gelirler, bi guzel "YETEEEEEEER" cekerler. Sancili bir kac gun, pc basi aglamalar, muzik dinlemeye dayanamamalar veeee kapi calar... "Yaaa inanabiliyor musun cikti geldi yaaa, bir anda hem de yani. Hic beklemiyorduuuuuum" diye anlatirsiniz o gunu, yeminler de etmissinizdir zaten artik. Sabirli olacaksiniz ve artik bir cozum bulanacaktir. Iste burada bu hikaye degiskenlik gosterebiliyor. Kimi zank diye isini gucunu ayarliyor ve vuslat oluyor. Daha yazilmis cilesi bitmemis diger zavallilar bir turlu is bulamazlar. Canan der ben geleyim, ama nereye yaaa ne is ne guc. Cancan der ben geleyim, e da yani tencere dibim kara seninki benden kara yaa ne diyorsun sen? Ya pes edilir ya da gozu kararmis olan, toplar tasi taragi gider. Gidemeyenler ya biraz daha denerler ve sonunda ayrilirlar ya da iste diger abla gibi 15 sene beklerler.


Civileme atladiginiz iliskide ya cakilir kalirsiniz su derin degildir ya da oyle bir derindir ki; git gidebildigin kadar. Vuuuhhuuuuu




Costum bir anda cunku dun bir film izledim ve "Aaa yani inanamazsin! Hayatim bir film seridi gibi gozlerimin onunden gecti. Ayh ayni yaa ayni yemin ediyorum her sey ayni. Oyle gercek kkkiiiiii...." falan oldum :) Kizcagizin aldigi o abuk halleri gordukce siz gulebilirsiniz ama ben ic gecirdim ve aahhh aahh'ladim. Ah Drew yaa seni ben anlamayayim da kim anlasin bebisim yaaa. Kalk gel bak valla nolur bir aksam acalim bi sise sarapi, dertleselim. Beyler de masada oturur raki icer, long distance iliskinin maddi zararlari uzerine konusurlar. Drewcuuum ben hala daha orada burada, birbirine veda eden sevgililer gordum mu agliyorum, sen de oyle misin seker?

Butun "long distance" kazazedelerine ve sag kalanlarina tavsiye ederim;
"Going the Distance" tez vakitte izlene!

Wednesday, September 1, 2010

Amsterdam Fringe Festival

Sevgili Hollanda'da yasayanlar ve onumuzdeki 10 gun yolu buraya dusecekler;
Alin bakalim size guzel bir festival. 10 gun, 60 tiyatro grubu ve 25 ayri mekan. Tiyatro, muzik, performans, dans. E herhalde biri bir zaman yakalanir :) Festivalde bir cok gosterim Hollandaca oldugu gibi, bir o kadara da Ingilizce gosterimler var. Programda LNP (Language No Problem) etiketli gosterilere bakabilirsiniz. Sadece Hollanda produksiyonlari degil New York, Pragué gibi farkli sehirlerden de performanslar gorebilecegiz. Festival mekanlari da  The Bellevue Theatre, Rozentheater, De Balie, Paradiso, Melklweg  ve benim cok sevdigim De Nieuwe Anita gibi yerlerde. Bi bakin bakalim belki kafaniza gore bir seyler cikar.

Amsterdam Fringe Festival

Tuesday, August 31, 2010

Tatiller de biter

Tatil mi yaptim yoksa dayak mi yedim bilmiyorum! Interrail yolculugumuz gecen persembe bitti ve ben de bittim! Degdi mi? Degdi! Bir daha yapar miyim? Deli misinnnnn tabii ki? Oyle cok sey yasadik, oyle cok anlatacak sey var ki... Hepsini anlatamayacagima eminim ama once bir kendime geleyim sonra da bir interrail yazisi patlatirim (yazmazsam blog dunyasi cokecek sanki :) ), benden sonra gelen kusaklara isik olurum. 29 yasinda da interrail yapilabileceginin ispati olarak da yazmam lazim zaten her seyi :)

7 hafta Amsterdam'dan uzak olmak muh-te-sem-di. 4 hafta Istanbul, 3 hafta seyahat beni benden aldi. Mutluyum mutlu cok mutlu. Amsterdam'a adim attigimizdan beri insani donuna kadar islatan bir yagmur yagiyordu, seller sular bir bereket bir bereket. Binamizin siginagini su basmis, evimizin onunde kamyonlar yollari aciyor ve ben sanki bir film setine dusmusum gibi her seye saf saf bakiyorum. Hic sesimi cikarmiyorum. Oyle guzel bir yaz gecirdim, oyle sicak gunler yasayip kendimden gecip buzzzzz gibi biralarlarla, kokteyllerele serinledim ki... Varsin napiiiim simdi de binbir turlu sicak kahvelere, caylara sarilayim. Usulca, terliklerimi kutulara koyup kaldirdim. Kislik yeni cizme ve spor ayakkabi bile aldim. Boyle de guzel ayak uydururum ortama :) 2 aydir ayakkabi icine girmemis ayaciklarim biraz sersemledi, biraz darlandi ama napiiiiim yaaa! Buna da sukur!


Geldigimizden beri ya uyuyorum (insanin yatagi gibisi yok vallaaa), ya film seyrediyorum, ya camasir yikiyorum ya da bisiler kutluyorum. Pazar gunu evlilik yildonumumuzdu. Galiba her sene ayni seyi soyleyecegiz. "Ayhhh ne cabuk gecioooo... ayhhhh ne cabuk 2 sene oldu. Ayhhh hala inanamiyorum evli oldugumuza".  5 sene 10 sene 35 sene olsun istiyorum. Birlikte buyuyelim, daha cok seyler yasayalim, birlikte yaslanalim ve bugunleri hatirlayalim istiyorum. Valla istiyorum napiiim. 2. sene kutlamamizi da "hani komsu yukari gelip kizmisti" diye hatirlariz artik. Bu hatun sanki asagida aparda bekliyor, igne dusse firliyor yukari. Tamam biz de muzigi cok acmis olabiliriz ama yani 2. yil kutlamasi ve ilk dans muzigimiz, dinle dinle doyamiyorum naaaapim. Kutlama var deyince zaten tipis tipis indi asagiya, boyle de uysal.


Okul da basladi dun en bir 9'daki dersle ve su andaki 3 saatlik ders arasiyla. (hahahah niye costum da yaziyorum da yaziyorum sandin?). Donem projemin "Game Design" olmasi ve projede en bir kil oldugum, en bir daha once calisip girtlak girtlaga oldugum hatunla dirsek dirsege calisacak olmam tabii ki beni yildiramaz ama icimden icimden Şayzeeeee diye bagirtabilir.

Al sana bi icten Şayzeeeee daha. Nisan ayinda yedigim trafik cezam ben yokken gelmis. "Ben oynamiyorum yaaaaa ne o oyle Nisan'dan bu zamana ceza mi kalir?" diye mizikcilik yapasim var. 60€ bee saka gibi. Duyan da arabayla filan sanir. Gayet de bisikletle, gayet de sakin bir caddede, gayet de polise dannnn diye yakalanarak. Evet, bazen gercekten de  butun abuk-komik seyler benim basima gelebiliyor ve hic yilmiyorum :)

Eski rutine dondum ya blog'a da dondum.
Vatana millete, cani sikilip okuyacak bisiler arayanlara, ozleyenlere hayirli olsun mu olsun valla!
Operim en bi kocamanindan


tatil bitti ben de bittim. sorry piggy! :)

Tuesday, July 27, 2010

İstanbul halleri


İstanbul gündüzleri çok çok sıcak, kurak, az bi zaman zaman ıslak ve  ama hep buharlı, akşamları ise az biraz daha sıcak, nemli ve minicik esintili. Kardeş kontenjanından, her gün sektirmeden havuza gidip, o sıcakları yaşamamayı başarıyorum. Çocuklardan çaldığım bir botum var ama ne bot? Bacaklarımı sarkıttığım şekil içine sığabiliyorum, yastığı bile var. Çocuk gürültüsü azcık daha az ve bir de elimde kokteylim olsa tabii ki çok daha mükemmel olabilir ama buna da hakan şükür. Ortamda tabii biz yalnız olunca, utanıp sıkılacağımız kimse olmayınca her türlü saçmalıkları yapmak mümkün oluyor. Deniz yatağı üzerine yaptığım çılgın atlamalarım sonucu, son 3 gündür bacak-popo-kasık kas ağrılarından komik komik yürüyorum. Çivi çiviyi söker, yarın aynen devam!

Sponsorcunun arkadaşı kontenjanından da Caz Fest'in ağır toplarından Grace Jones ve Seal'i dünya gözüyle görebildim. Sponsorcu arkadaşa teşekkürü bir borç bilirim. Grace Jones feci bir hatun arkadaşlar. Mıhlandım kaldım böyle kıpırdamadan izledim. Yaşımdan, enerjimden ve vücüüüdümden utandım o hatunu gördükten sonra. Yahu 0.5 uç gibi bir topukların üzerinde yapmadığı kalmadı kadının. Sen 10 dakika boyunca hulohop çevirip aynı anda dans edip, merdiven inebilir ve bir de üstüne pek de güzel şarkı söyleyebilir misin? Grace yaptı ya! Ben en alçak topuklarla bile yürüyemeyip "Aman bana ne gerek topuklu? Zaten boyum uzun" deyip işin içinden sıyrılan bir insanım. He zaten kaldı ki hulohop da çeviremiyorum. Grace hamuru yok bende yani! Bir daha izlemek istiyorum, bir daha onun diskoya çevirdiği yerde eğlenip ağzım açık bakayım istiyorum. Ses, oyunculuk, dans birleşince ortaya Grace çıkmış işte. Tek başına o sahneye nasıl sahip çıktı, nasıl her yere yetti ve gözümüzü üzerinde tuttu. E peki son bişi! Eski kocasının Türk olmasına ne demeli? Herif feci kıskançmış, bezdirmiş kadını! Dert yandı bize, hepiniz mi böylesiniz dedi. Yok dedim ben, hiç değildirler, eğittik biz onları. Yabancıya yar olmasın, yine bi ümidi olsun, yine bir Türk bulsun ister gönlüm. Grace yenge bak nolur arayı açma, dayım sana hep "gel bi konser ayağına gidelim, masrafsız gider geliriz hem anamın da elini öpersin" dediydi di miğğğğ? Pişmansın biliyoruz, söyledin de... Nolur arayı açma bi daha!

Seal'a gelince... "Sadece tek bir şarkısını biliyorum, ya bismillaaahh" deyip girdim Cemil Topuzlu'ya. Kibar arkadaşım, benim Seal cahilliğime acıyıp "yok yok bak görürsün en az 5 şarkısını biliyorsundur" dedi. Evet valla doğru söylemiş. Kapı gibi 5 şarkısını da biliyormuşum. Her bir şarkiyla bir parmak daha havaya kalktı ve 5 kardeşi tamamladık. "Aaaaaa bu da mi bununmuş?" da gecenin özlü sözü oldu! Güzelim nezih Cemil Topuzlu sahnesini de Kuruçeşme'ye çevirdi, herkesi öne toplayıp, protokolden küfürü bir güzel de yedi. Ne çok hayranı varmış meğer. Hatunlar çiğ çiğ yiyeceklerdi adamı, işte o zaman Heidi'ye ne derdik bilemiyorum.

Her gün minik kizlarimla beraberim. Geçen gün, bir kaç saatimizi üçümüz yalnız geçirdik. Dondurma yedik, alışveriş yaptık. Benden söylemesi; ikiz çocuklarla özellikle de kız olanlarıyla alışverişe çıkmayın. Ne ruju kalıyor, ne kolyesi, ne dergisi ayh neler neleri! "Peki bunu kaç tane almamız gerekiyor?" diye sordukça, havaya kalkan o 2 minik parmak var yaa... "Yine miiiii?" dedirtip, o pamuk parmakları az kaldı yiyecektim. Evet her şeyden ikişer tane almak şart! "Dudu sen şimdi bize pastel boya alacaksın ama bizim boyama kitabımız da yoooook" gibi teknikler geliştirmişler. Gel de bişi de! Dondurma sonrası da "Dudu bizim şimdi dondurmadan sonra hemen su içmemiz gerek" demeleri bombaydı! Kendilerini bana emanet etmeyip, beni yönetmeleri hoşuma gitti:P Böyle çocuk alayım ben de! Ne yapmam gerekiyorsa bana kendisi söylesin, kendi iyiliği için doğru olan budur! Akşam onlara kitap okuyup uyuttuğum ve sabah beraber uyandığımız, o minik kolları boynuma doladıkları an var ya... Yersin o çocukları... Ben çok zor tutuyorum kendimi. Dayanamayıp ikiz yeğenlerini yiyen ilk teyze olacağım galiba. Sırada, birlikte Toy Story 3 izlemek var. Karanlıkta yersem belki kimse fark etmez.

Moda'larda çay bahçesi takılmaları, Hisar'da Kale'de mis kahvaltı ve büyük büyük kahkahalar, bahçelerde mahçelerde bira-sohbet, Taksim'de rakılı makılı mastikalı eğlence, yeni gözde mekanımız İtalyanımız Flavio, sıfır alışveriş yapma çabaları ("Ayhh bu bileeeezik çok güzelmiş, hem ne yer tutacak ki yani en kötü ihtimal bileeeeme takar giderim"), gayet geç kalmış olarak Masumiyet Müzesi ve Uçurtma Avcısı okumaya çalışmak, ehliyetimi nasıl oldu da unuttum diye hayıflanmak (hönk!?!?! evet haynın vaynın, kalmış öyle bir çekmecede, bir cüzdanda nüfuz cuzdanı kardeşiyle. yazzzıkkkkkhhhh),  herkesi görme isteği ama hala daha kimseyi görememek falan daaaa filaaan yani işte bu günlerde İstanbul böyle. Yanıyoruz zaten ya, sıcaktan ne bir şey yeniyor ne de sokağa çıkıp da yürümek mümkün oluyor. Karpuza, simide, zeytinyağlıya doyduğum bir yaz geçti geçiyor :)) Hiç yakınmıyorum, öyle yivrenç bir kıştan sonra hiç hakkım yok sıcakları sorun etmeye ve bi de kendimi, o Amsterdam'ın boğuk yazından güzel kıvrak bir hamleyle kurtarabilmişken... İliklerime kadar ısınacağım inşallah bu yaz :) Bir de yün içlikler aldık mı tamamdır :))

Thursday, July 22, 2010

Minik bir hayal nasıl gerçek olur?

Tam 9 sene önce. Bitanem'in kısaltması şeklinde Bitan dediğim arkadaşım, bir akşam yine bizim kapının önüne gelmişti. Heyecanlı heyecanlı anlatıyor. Interrail diye bir şey var diyor, ucuz diyor, ülkeleri anlatıyor, bir kitapda okuduklarını anlatıyor. Beraber yapmak zorunda olduğumuzu, kız erkek çok eğleneceğimizi, o günden itibaren artık sadece o gezi için para biriktirmemiz gerektiğini söylüyor. Yani Bitan, bu kitaptan gazı almış, çok heyecanlı! Öyle çok düşünmüş, hayaller kurmuş ki... Bence o, o gün o geziyi yapmış gelmiş kadar olmuştu. Bir kaç gün sonra İdeeixe'den bir kitap geliyor. Kitabın adı "Bir Bilet Al", yazarı da Gizem Altın. İçinden Bitan imzalı bir not çıkyor; "Oku da gaza gel, gaza gel de birlikte gidelim Fransa'ya" diyor. Fransa hayallerimi bana silah olarak kullanıyor.

Yıllar geçiyor, Bitan ve ben hiç bir zaman kopmuyoruz. Birlikte New York'u bile alt üst ediyoruz ama hiç bir zaman Interrail yapamıyoruz. Olmuyor işte... Zaman ve para büyük etkendi herhalde. Zaman geçiyor, biz buyuyoruz...  Bitan'i bilmem ama benim aklımda o hayaller hep kalıyor. Arada bir aklıma geliyor, ne zaman Avrupa dense ben bu hayalleri anlatıyorum, "Before Sunset" izleyip ahhh ahhh çekiyorum ama hep önüne başka şeyler geçiyor. Zaman beni değiştiriyor, ben de "Ayh yok ya yani ben öyle sırtımda çantayla, iki kıyafetle öyle haftalarca gezemem" diyorum. Diğer taraftan da Bodrum, Alaçatı tatillerinde, bir kaç gün sonra sıkılıyorum olduğum yerden. Bakıyorum Tinus da benden farksız değil. Bize farklı şeyler gerek diyoruz... Meğerse birisi, demekle kalmayıp harekete de geçmiş...

Aylar aylar  önce Tinus eve geliyor. Elinde kare şeklinde, mavili çini desenli ve sadece kocaman Dudu yazılı bir zarf var. "Sana gelmiş, posta kutusunda buldum" diyor. Zarfın içinden bir kart çıkıyor. Güya Eurorail, Dudu ve Tinus için bir seyahat programı hazırlamış. "Istanbul and Amsterdam  getting closer" yazıyor. Amsterdam'dan başlayan, Istanbul'da biten gezinin durakları, yapılacaklar yazıyor. Köşesinde de, ikimizin de ağzımızın kulaklarımızda olduğu güzel bir fotoğraf. Afallamış ben kafamı kaldırıyorum ve Tinus bana "Will you come with me?" diyor. Ya Tinus, sen iste ben seninle her yere gelmez miyim? Ağlayarak sana yapışıp, seni öpücüklere boğmaz mıyım? Boğarım! :)

Gidiyorum tabii ki!

"Bu yaşta ne Interrail'i yaaa? Yaşın ne başın ne yani bitli insanlarla napıcaksın?" diyen insanları gayet iyi anlayorum, o düşünceleri aştığım için de kendimi seviyorum. Çılgın sevdiğim Bitan'ımla bu şansı kaçırdım ama deliler gibi aşık olduğum Tinus'la bu seyahati yapacağım için heyecandan ölüyorum bu günlerde. Günler geçsin geçsin derken, günler yaklaştıkça da bir panikleme başlıyor. Haritaların içinde ve internette kayboldukça, yollarda kaybolmamak için dua ediyorum :)


Istanbul'da olup da internete girilmez tabii ki yani ben girmem! Ama kaç gündür ciddi şeylerle uğraşıyorum. Rotamızı belirliyoruz, nerede kaç gün kalacağız, neler yapacağız'ı belirliyoruz. "Çok eğleneceğiz, sadece ikimiz olacağız" deyip artık daha fazla bekleyemiyoruz bu tatil için. Şu anki planımıza göre; 7 üllke gezmek için 3 hafta süremiz ve hayatımızda ilk defa kullandığımız, şimdilik 7 kg ağırlığında olan sırt çantalarımız  var! Yanıma her zaman fazla fazla, çeşit çeşit kıyafet ve beşer beşer ayakkabı almamla meşhur olan ben için, bu tatil tam bir ibret olacak. Bavulumu hazırlarken, başımda bekleyen Tinus her bir elbisemi dolaba geri koyduğunda, boğazım düğüm düğüm oldu. Seyahat head line'ımızın sadece özgürlük olmasına karar verdik. Kendimizi ve günlerimizi özgür bırakıp, sadece istediğimiz şeyleri yapmak ve sadece görmek, yaşamak, öğrenmek, tanımak, tatmak ama en önemlisi eğlenmek istiyoruz. Mesela; Bulgaristan'da lokal bir bara girip, ucuz bira içip, lokal insanlarla dans etmek gibi basit hayallerimiz var ilk durağımız için. Ziget Fest'i yakalamak gibi bir hayal de var ama çok kasmamalı, yolumuza çıkarsa ne ala!

Günlerin geçip, bu tatilin başlamasına; daha Istanbul'da yaşanacak bir dolu gün ve Istanbul'a çok yakında gelecek olan bir adet Tinus var. Ve o Tinus çok özlendi! İstanbul'a gelip o'nu özlemek, Amsterdam'a gidip buradakileri özlemek... Herkesi cebimde yaşatmak, yanımda taşımak istiyorum.

Çoooook güzel bir yaz geçiriyorum! Ailem, arkadaşlarım ve Istanbul birleşince ortaya şahaneler çıkyor. Bir de her gün havuza gidip, renklendikçe renklenip, minik kızlarım tarafından da her gün milyonlarca öpücüğe ve "Seni seviyorum Dudu"lara boğuluyorum yaa... Daha ne ister ki bir Dudu?

Monday, July 19, 2010

Club Pera rocks!

Club Pera proudly presents;

16 okt PINK ISTANBUL

20 nov Club Pera invites Chikz With Skillz
12 dec NIL KARAIBRAHIMGIL Concert


all @ Paradiso
and check this out; Paradiso Agenda
 
I'M LOVIIIIN THIS!

Tuesday, July 6, 2010

tingirrr mingirrrr

Bir heyecan bir heyecan...
Hollanda yari finalde! Buyuk mac bu aksam. Amsterdam turuncular icinde. Bunca Queen's Day gecirmis ben, turuncu hicbir sey almamakta direnmistim ama galiba gun bugundur. Abuk abuk yanip sonen gozlukleri gozume kestirdim. Hollanda askindan filan degil ama, eger yenerlerse pek keyifli eglenceli partiler olacagini bildigimden, nolurr noluurrrr kazansinlar diyorum. E  benim bey de sevinsin, mutlu olsun tabii :))
Havalar tingir mingir guzel gidiyor ve hatta bir kac gun de fazla guzeldi, cilgin sicaklar oldu. Gunes gorduk mu sokaklarda, parklarda, havuzlardayiz. Ah be Hollanda, azicik  havalarin boyle guzel olsa hani en azindan kesintisiz 1 ay desek, sevmez miyim ben seni o zaman?
Onumuzdeki aylarda Amsterdam'da olacak olan Sebnem Ferah, Nil konseri haberleri de kanimi kaynatiyor, heyecanlaniyorum. Dogru zamanda, dogru yerde, dogru insanlarla olmak cok guzel sey be! Guzel seyler olacak, cok guzel seyler olacak.

Wednesday, June 30, 2010

biraz muzik?

Simdi muzikle ilgili bir sey yazacagim ya; "Bos zamanlarimda muzik dinler, kitap okur, sinemaya giderim" diye super duper tek duze bir giris yapmak ve kocaman bir kahkaha patlatmak geldi icimden. Ne komik degil mi? Bir zamanlarin, belki hala daha saklanan anket defterlerinde, hepimiz boyle kayda gectik. Hepimiz bos zamanlarimizda muzik dinledik, sinemaya gittik ve kitap okuduk. Niyeyse, hic oturup aylak aylak tv izledigimizi, pecete koleksiyonumuzu nasil her gun serip serip baktigimizi veya bos zaman olmasa bile zaman yaratip mutlaka ayna karsisinda, ablamizin elbiseleri ustumuzde, deodorant elimizde sarki soyledigimizi yazmadik. Ah tabii Kenan Dogulu'ya saplantili olup, ilgili alakali her materyali toplayip, cilt cilt albumler yaptigimi da yazmamistim. Bunlarin hepsi kendimden ornekler, kim bilir daha neler neler cikar.


Onume anket defteri gelse, "muzik dinlemek" benim ilk 3'e hemen hala girer. Muzik cidden hayatimin her aninda. Sabah muzikle uyaniyorum, aksam muzikle uyuyorum. Ben, o guzel kaset donemlerini yakalayabildim. Sabirli bir sekilde para biriktirip, uzun zamandir istedigim MFO albumu, aldigim ilk kasetdir. Muzik zevkim cocukken de saglammis benim diye dusunurum ve  onlarin benim ilkim olmasi da cok hosuma gider. Bir donem, peceteleri serip izlemek yerine kasetlerimi duzenleyip, temizleyip onlara hayran hayran bakardim. Sonra bir donem geldi kaset cektirirdim Kadikoy'de. Bir de sapik bir adam vardi, cektigi her kasetin sonuna "I come, I come" ciglikli melodikli bir sey koyardi. Cok komik cunku; ilk basta onu grubun sarkisi sanmis ve bir guzel "o haaa" cektikten sonra, diger cektirdigimiz kasetlerin de sonunda karsimiza cikinca olayi anlamistik. Adam kendince her kasede imzasini basmis yani :) Sonra CD'ler cikti, ve hemen ardindan MP3'ler. Amannnnnn hic bir seyden geri kalmayayim deyip tabii ki ustune bir de Ipod'landim ama hala daha ben o kaset gunlerini ozluyorum. Uzun uzun basa sona almalari, istedigim sarkiyi bulmak icin butun kaseti alt ust edip yine bir turlu yakalayamamayi, kendi kendime album kapaklari yapmayi falaaan ve filaaan. Eskiye donus olmayacak belli deyip, gunu yakalayip MP3 canavari oldum, interneti somurebildigim kadar somurdum. Degisik degisik playlist'lerim, albumlerim oldu. O arsivleri de hep bir sekilde kaybettim veya back-up aldigim CD'ler bozuldu. Ipod'um su donem en zayif, en gucsuz, en bir bos donemini yasiyor. Icine girmis 3-5 albumle kendini dondurmeye calisiyor cunku artik ne MP3'e ne de onlari PC'ye yuklemeye, hic bir zaman beceremedigim ve yapanlari kiskandigim (duygu'ya selam olsun!!!) dosyalamaya halim ve zamanim yok. O yuzden de ufak capli bir arastirma sonucu iste yeni kesfim ve oyuncagim Spotify'i size tavsiye edecegim. Muhtesem bir program. Programi bilgisayariniza kurup, hemen bir hesap aciyorsunuz. Ucretli veya ucretsiz uyelikler var. Ucretsizinden ayda 20 saat faydalanabiliyorsunuz. Yok yok bu programda! Her sey var, yani ben aklima gelebilecek her grubu, sarkiyi, artisti aradim. Hepsini de bulabildim. PC basinda cokca zaman gecirdigim su donem, Spotify en buyuk eglencem. Ben mutluyum kendisiyle, varsa benim gibi baska muzik delileri, onlar da mutlu olsun isterim :)


vaya con dios - nah neh nah

Wednesday, June 23, 2010

bi de bi de bu vaaar

Yaaa ben artik ders calismak istemiyorum. 2 ya da 3 sinavim daha kaldi. Ya da diyorum cunku eger hukuk sinavindan gecemediysem, tekrarina girecegim. Hava zaten dandik duduk bi de ustune boyle eve kapanip ders calismak zorunda olmak nasil koyuyor bilemezsin. Mumkun oldugunca sosyallesmeye calisip, sonra eve gelip "anatomy of a trend" okumak valla cok bayik. Kitap guzel, cidden enteresan seyler yaziyor ve hosuma gidiyor ama iste ders oldu mu valla sikence gibi geliyor.

Hani ilkokuldayken bazi odevleri annemiz babamiz yapardi. Harita cizmek gibi mesela. Annem hep bastan savma yapardi. Neyse ki sonra aydinger (?!?!?!) kagidini kesfettim de ustunden kopya kopya ciziyordum haritalari. Bak neyse simdi de web sitesi ve kitapcik yapmam gerekiyordu. Bunca rapor, deadline ve sinavin arasinda ve o dersin diger teslimleri yuzunden bi gulucuk bir opucuk Tinus'a yaptirdim. Hic de utanmiyorum. Ust uste bu kadar yigarlar utansin. Yoksa ben de istemez miydim goz nurum bir web sitem olsun, baaaaaak ben yaptiiiiim diyeyim. Baska bahara kaldi artik! 

 I Am Kloot da kesinlikle live izlenmemesi gereken bir grupmus, dun aksam bunu ogrendik. Esniyordum bir ara yaa, sandalye bakindim dedim bulsam da otursam da nerdeeeee... Balthazar diye bir grup izledik, onlar bombastic bir surpriz oldu. Cok guzellerdi, bu Belcika'dan bazen guzel gruplar cikiyor cidden, takip etmek lazim. Grup elemanlari oyle gencti ki "leeyyn bunlarin okullari odevleri yok mu ne isleri var boyle turne murne" dedim. Genc olduklari icin de iste vurmuslar kendilerini bence drug mrug ya da solist ciddi ciddi arizaliydi. O boyle bi fevri bakislar, hareketler, abuk gitar tutmalar filan... Aman aman dusman basina oyle evlat! Anane mode on!

Cuma gunu sinif partisi yaptik. Sinav diyorsun rapor diyorsun ne partisi deme! Olaya bak sen! Okul sart kosuyor, sinifina veya bolumun hepsine parti yapmak zorundasin diyor. Ve o da sinav haftasinda oldugu icin, partilemeye bile oflaya oflaya gittim. Creative Team'de bulunan ben ve diger cucuklerle karar verdik dedik theme hippie olsun. Evet hic de dusunmedik yani, ne olursan ol yine gel theme'i bile olabilirdi. O kaddar kolaya kactik yani.  Tinus'un ananesinden super bir elbisem var, yani o partide giyinmezsem bir daha hic bir yerde giyemem. Bir gece onceden dizdim her seyi hazirladim, evde bir iki salindim, sov yaptim ve ertesi gun hava bana agzimin payini verdi. Ya valla bu havalar cok feci. Yok yani buraya yaz maz zor gelir ben size diyeyim. Gayet siradan bir hippie olarak ama yine de bol aksesuarli ve kafamda ciceklerimle gittim partiye. Alkolun ve eglencenin de etkisiyle saclarimi ordurdum zenci stayl, aralara yesiller sarilar filan. Sabah tuvalete kalkinca aynada kendimi gordum ve uzun bir OOOOOFFFF cektim. Goren de sanir ki Brezilya'yi destekliyorum. Hosuma da gitti aslinda o orgu olayi. Bitlenmeyecegime bir inansam, yaz tatili icin cok da guzel yaptirilabilirim. Vay nat yaaa di miiii? 

Bak bi de formspring yaptim. Kim ne soracak allasen yaaa ne zirtopz filan diyordum ama insan sikilmaya gorsun! Bugun bi ara bayagi bayagi egledi beni. Buyrun gelin isterseniz siz de bu gariban ogrenciyi su dertli sinav gunlerinde egleyin. 



Thursday, June 17, 2010

Bir zamanlar ben dadiyken, oh sorry dadi degil Au-Pair

Son haftalarda koptum butun Turkiye olaylarindan, gundemden, ne olmus ne bitmis acaba'lardan. Simdi son gunlerde de bilgisayarim, ben ve internet kopmaz bir uclu olduk, oturduk haril haril ders calisiyoruz. Tabii ki arada blog, Twitter, Facebook molalari oluyor, olmazsa zaten ona ders calismak-ogrencilik denmez! Kac gundur de her yerde karsima Sibel Arna'nin yazisi, ustune yazilan yorumlar, re-tweet'ler, sayanlar sovenler cikiyor. Daha once ne duydum, ne okudum ve bu da kimmis ki acaba deyip de yaziyi bulup okumak cok zor olmadi. Sibelcim megerse bebegiyle mavi tura cikmis daaa iste dadisi da yaninda gitmis de, dadisi da yuzmek guneslenmek istiyormus da, o tarhana diyormus dadisi yayla corbasi yapiyormus falan da filan. Hatunun derdi az cok anlasilabilir de bu boyle yazilmaz ki ama degil mi? Acccayip antipatik, itici bir yazi olmus ve hani diyor ya alirmis dadinin kafasini dalis tupu olmadan suya gomermis filan.. Aaa iste ben yaziyi okuduktan sonra Sibel'i degil suyun altina, direk o tupun icine sokmak istedim.


Niye bulastim peki bu konuya? E cunku eski dadilardan kim kaldi derseniz ayaga dikilir, hic de hakkimi yedirmem. 24 yasimda, Brooklyn'de bir anda ben de kendimi 1 yilligina dadi olarak buldum, hatta ozel havali cok da french bir adim bile vardi bu is icin. Au-Pair! Dadilik yapmiyorsun yani, soranlara Au-Pair'im diyorsun. hahahahha. 20'li yaslardan itibaren bu isle ilgili hep bir seyler duymustum, hep bir gidenler, hep bir Ingiliz ailelerinin evlerinden kovulanlar, ac susuz sokaklarda kalanlar vardi. Ben bir degisiklik yapayim ve Amerika'daki programa katilayim dedim. Sartlar ve kosullar cok daha iyiydi. Programa yazildiktan sonra bekliyorsunuz ki aileler sizin dosyanizi ve "Dear host family;" diye baslayan icinde az biraz sahtelik de olan mektubunuzu incelesin ve sizinle iletisime gecsin. Heyecanli heyecanli beklerken bana da iste NY'dan bir aile cikmisti. Bir kac gun maillestik, telefonda konustuk ve benimle iletisime gecen ilk aile olmasina, her zaman diger secenekleri de gormek istememe ragmen bu sefer "Budur be" deyip bu ilk aileye ya bismillah cekip bir guzel YESSS dedim. Annenin en iyi yayinevlerinden birinde editor olmasi, sehir, sorumlu olacagim 2 kizin yaslarinin buyuklugu ve tum gun okulda olacak olmalari da tabii kararimi cok cok etkilemisti. Etrafimdan duydugum butun Au-Pair hikayelerine, Yahudi aileyle yasanmaz delirme ikazlarina,  babamin soylenmelerine kulaklarimi tikayip gozumu karartip gittim. Bu programda 1 yil kalmakla yukumlusunuz, 3 ay kalip da donebilirsiniz ama o zaman sadece verdiginiz depozitomsu para yaniyor. Atlan deve degil ya en kotu ihtimal atlar donerim nolcak ki deyip, daha once hic gormedigim tanismadigim host-family'min yanina yasamaya gittim. Ilk zamanlar tabii ki cok tuhafti. Bir anda Brooklyn'de bir evdeyim, evimden cooook uzaktayim, kimseyi tanimiyorum, evde benimle yasayan birileri var ve sorumluluklarim var. Cocuklar bana emanet!!!! Dadilik mi yapiyorum yoksa kizlar mi bana dadilik yapiyordu belli degil. Biri 5 digeri 11 yasindaydi. Iki cok bilmis, kokos, cok konusan kiz cocugu ve ortalarinda ben. Tek sorumlulugum sabah kalkip onlari arabayla okula goturmek, gun boyu kendimi eglemek ve 4'de onlari okuldan alip okul sonrasi aktivitelerine goturmekti. Ayda yilda bir kere aksamlari da kizlarla olmam veya bir cumartesimi onlarla gecirmem gerekiyordu. Aileyle birlikte beraber bir cok tatillere de gittim. Ama su Sibel'in anlattigi gibi olmadi hic. Ben kendimi kotu hissedip yardim etmeye calistikca bana "sen de tatildesin, lutfen tadini cikar" dendi. Oh ne ala dunya! Bir kac ay sonunda ben o evde dadi, Au-Pair olmaktan ote, evdeki  buyuk abla gibiydim. Tabii ki sinir bozucu zamanlar oluyor, sonucta ortada bir cocuk var o cocuk da bazen cocukluklar yapabiliyor. O cocuklari oyle cok seviyor, yere goge sigdiramiyordum ama bazen de girtlaklayasim geliyordu. Nanny 911 goruntuleri gibi olmasa da bizde de bazi kriz anlari yasaniyor, herkesin sabrinin tukendigi zamanlar oluyordu. Ama neyse ki hemen ardindan haftasonu oluyordu ve ayni evin icinde onlari gormeden gecirdigim 2 gun her seyi unutturuyordu. "Cocuklarla olan sorunlar hep cocukca seyler, aileyle bir sorun olmadikca kafana takma" diyen ablamin ogudunu de hep aklimda tutup, arada bir ya sabir cektim tabii ki. Gercekten oyle iyi bir host parents vardi ki... Anlat anlat bitiremem o yuzden anlatmayayim :P Patronluk, evdeki babalik statusu ve arkadaslik arasindaki cizgiler oyle ince ki ve bu adam o cizgiyi oyle guzel tuttu ki... Patronunuzla ayni evde yasamak aslinda cidden komik ve tuhaf bir durum. Yani uyuyakaldiginizda patronunuz kapinizi calip sizi uyandiriyor veya siz sabah arayip bugun hastayim diye yalan uydurup isten kaytaramiyorsunuz. Tabii bu durum patronunuza "Bak geceleri eve cok gec geliyorsun, sabah da kalkip araba kullaniyorsun ben endiseleniyorum kizlarim sana emanet yani" diye bir guzel ayar verme hakki verebiliyor ama sonra da donup "Nasildi Madonna konseri" diye baslayip uzun uzun muzikten oradan zip zip ziplayip baska konulardan konusabilyorsunuz. Sonra 1 yil cabucak gecti, programi uzatma sansim oldu. Ikna turlari, kizlarin gozumun icine icine bakmalari ve NYU'da buldugum oyunculuk dersi uzerine benim kararsizlik donemim basladi ve aslinda cok da dusunmeden programi uzattim. Etrafimdaki diger Au-Pair'ler 1 yil icinde 3-5 aile degistirirken, benim ayni aileyle uzatma yapmam tabii olay olmustu. Uzatmalar da bitince, program sonu Turkiye'ye hungur sakir aglayarak dondum. Turkiye'ye donuyorum diye degil, aileden ayriliyorum diye. Simdi doneli 4 sene oldu. Arada bir kere tekrar NY'a yolum dustu ve onlarla 2 ay gecirdim. 4 senedir araliksiz iletisim halindeyiz. Ne yaptilar ne ettiler bilirim, ayni sekilde onlar da benim hayatim hakkinda. Dogum gunleri, evlilikler, evlilik kutlamalarini hic atlamaz her neredeysem oraya kartlar, hediyeler gelir, Ada ve Bade'yi bile unutmazlar. Duzenli olarak ayda bir kac kere resimler, mailler gider gelir. Istanbul'da veya Amsterdam'da bir sey olsun hemen bir kac saat icinde bir mesaj gelir, iyi misin diye sorarlar. En buyuk meraklari da Tinus'dur. Bir tanissalar artik hepimiz rahatlayacagiz.

Cok mu uzattim ne? Ama iste oyle guzel bir donem, oyle guzel iliskilerdi ki anlat anlar bitiremem. Herkese de tavsiye ederim. Gitmeyi dusunen olursa cok guzel gaza getiririm ama herkes benim kadar sansli olmayabiliri de eklerim. Derim ki dadilik zor is, kolay degil ama aileler bu isi ya daha da zorlastiriyor ya da kolaylastiriyor. Birazcik empati yapmak sart. Nolmus yani Hanife Teyze cocuklari da orada olsun diye keskelediyse. Dangalak Sibel, herkes senin gibi mavi turlara filan cikamiyor. Sen mayokininle orada yayilirken kadin senin bebeginin pesinde kosuyor ve "Allahim bunlar acaba ne yaptilar da ben yapmadim? Benim cocuklarim niye boyle yasayamiyor?" diyor. Evet iste bazilari da sansli doguyor ya da senin gibi dusuncesiz oluyor. Git bakayim bir 1 ay bak bir simarik velete de gor dunyanin kac bucak oldugunu. Sikiysa bagir bakalim elalemin cocuguna, valla gider hemen yetistirirler. Nolur bakicinizin yerine koyun bir kere bir kendinizi, eminim daha iyi bir isveren olacaksiniz. Cok cok o isi yapmak zorunda olmadigim, aslinda bir eli yagda bir eli balda olan ben, cok da severek ilgilendigim, calisma saatim olmadigi halde birlikte vakit gecirdigim o ufakligin bile beni delirtip tak ettirdigi olmusken, bir de bu isi yapmak zorunda olup, baska careleri olmayip zorla bu isi yapanlari dusunuyorum. Kimse olup bitmiyor yani Sibel guneslenirken, onun bidiga teknede yayla corbasi yapmaya. Ve bir de unutmayin ki, aileye olan sinir cocuktan cok guzel cikarilir! Cikardim demiyorum ama cikarilabilirdi. 


Sibel'e de tavsiyem Hanife Teyze'yi ozgurlugune kavustursun, kendisine Nanny 911'dan bir dadi bulsun. Bu Nanny hem Sibel'i hem de yavrusunu egitsin. Ne o oyle yani cocugun yaptigina bak, annen guneslenirken hic aglanir mi? Edepsiz!

Olur da Au-Pair olmak isteyen, ajans filan arayan varsa bakin burada hazir aranmis, denenmis, tecrube edilmisi var.
http://www.experiment.org.tr/ 
Amerika'daki program devletin hazirladigi bir exchange ogrenci programi ve belli zorunluluklari-kurallari var. Bildigim kadariyla bu isi yapmaya Amerika'da yetkili sadece 6 ajans var. Hepsi az cok aynilar, sunulan hizmet, sartlar da ayni cunku dedigim gibi programin belli bir cercevesi var, disina cikilamiyor veya daha az seyler de sunulamiyor. Isteyene yardimci olabilirim, komik ama dondukten sonra bir donem Au-Pair danismanligi yapmistim. E basinizdan gecince, yasayinca verecek cok fazla tavsiyeniz oluyor :)  Bilen mi yasayan mi diye bir soz bile vardi hatta galiba? :)


 
view sourceprint? 01 09 10