Thursday, April 29, 2010

Hop hop parti hop hop kralice!

Oh yeah baby! Parti bu aksam baslar, yarin aksam son bulur. Hollanda'ya Queen's Day geldi. Sokaklarda sahneler, DJ, parti, konserler ve boooool ama coook bol alkol. Amsterdam'a ilk gelisim bu kralice gunune rastlar. Aval aval bakinmistim etrafa ve alkolu sinirli tutup, Tinus'un ilk defa tanistigim arkadaslarinin onunde karizmayi cizmemek icin siniri bilmeye calisip son derece de basarisizlikla isin icinden cikmistim. Ayh ne uzun ne devrik oldu. Gecen sene, sarhos sekil Tinus'un bana carpip, bisikletle ust uste birbirimizin ustune dusmesi ve yardim alamadan yerden kalkamamamiz de gune damgasini vurmustu. Ne yazik ki bu aksam calismak zorundayim (is cikisi planlara dahil olmak da olasi tabii ki ) ama yarin sabah taze ve dinamik bir sekilde sokaklara akacagim.
Kralice'nin dogumgununu kutluyoruz ya. Aslinda bu o'nun annesinin dogumgunu. Beatrix'in dogumgunu Ocak'da bir zamanmis ama hani kis mis ne partisi yaaa diye bugunu sabit tutmuslar. Ben dun bunu ogrendim Hooollllandaca dersimde :) Hah evet ogreniyorum dili de yavastan yavastan.


Queen's Day'de buralardaysaniz, boyle sarkilari gun boyu duymaya hazirlikli olun derim.

Su an aslinda ugrasmam gereken law odevimi 2 saat icinde teslim edip ustune bir de coach meeting patlatabilirsem, bugun 15:40 itibariyle Mayis tatilim de baslar. Ne kadar neseli, mutlu ve rahatlamis oldugumu hayal edebilir misin sayin cuma'ya kadar yuzmus gelmis haftasonunu heyecanla bekleyen okur. Peki bir de ustune 4 Ocak'dan beri gormedigin annecigin babacigin geliyorsa nasil hissederdin? Aglamak istiyorum beybi, sokaklara kendimi vurup partilemek, icmek dagitmak... Ahhh o da ne? Queen's Day! Hahaha bak ne temiz kalpliymisim di mi? Baska bir sey isteseymisim olurmus! Ne isterdim acaba acaba acaba???? Ablamin ve minnos bebeklerimin de gelmesini isterdim:(

Monday, April 26, 2010

Ask sen ne guzel seysin!

Kocam diye midir, asktan gozum donmustur diye mi bilinmez ama bana kalirsa Tinie bir numara super yetenekli bir adamdir. O'nun o yaraticiligi, fikirleri, hayati ve renkleri gorusune hayranimdir.
Amsterdam'a o'nu ilk ziyarete geldigimde odasina girdigim anda duvarda kendimi gormustum. Ey ASSSK! Sevgilime resmimi yaptirtmissin! Yerim seni! Dizlerimin titredigini hatirliyorum, hic beklemiyordum ve evet o noktada erimistim tabii ki:) Kocamandim, cok gercek ve cok romantiktim :) Blog'da kullandigim profile resmim ta kendisidir.
Nikah davetiyemiz ayri bir guzellikti. Dilden dola dolanmis, herkes ne kadar begendigini anlata anlata bitirememisti. Bizim yabanci damat hem yetenekli, yaratici ve hem de animasyon resimde goruldugu kadariyla da sapsari sacliydi. 


Gun geldi Dudu blog yazmaya basladi. Tinie de su yukardaki kolaji blog'a hediye etti. 
Evlendik 1 yil oldu! Kaziyalim yaa biz bu aski, korkutuk asigiz gozumuz hic bir sey gormuyor ve ustelik boyle 1 zor senede bile iliskimiz catirdamamis daha bize hiiiiiiiiiiic bisi olmaz knock knock knock insallah dedik veeee Tinus'un cizdigi biz'i ikimiz de sol el bileklerimize kazittik. 1. evlilik yil donumumuzun hatirasi, Tinus'un bana hediyesi olarak. O'nun cizdigi bir seyi vucudumda tasimak, her an gormek ve dokunabilmek nasil bir mutluluk anlatamam size...
 

Simdi de gun oldu bu rengarenk ask evimize bir seyler yapmak gerekti. Birtanecik cok ugrasti ama en sonunda cok guzel bir sey cikti ortaya. Kanvas print hali de ha bugun ha yarin elimize ulasip, salonumuzun duvarini susleyecek.
Ask cok guzel bir sey ya! Tinus'la karsilastigim ve cok chesssy olacak ama gercekten de sadece kalbimi dinledigim icin oyle mutluyum ki...
Hepimiz hep asik kalalim :)




Bu sarkiyi hala daha dinleyince, kalbime ve mideme boyle kocaman bir karpuz oturuyor. Kalbim hizli hizli carpiyor, bacaklarim uyusuyor ve gozlerim doluyor. Ilk dans sarkimiz... oowwwhhhhhhhhhhh :))) Enjoy canlarim :)

Evim evim rengarenk guzel evim.


Tarihte bugun!
Gecen sene bugun, su an oturdugumuz, ufacik tefecik ici tika basa dolu tursucuk evimize tasinmistik. 
Amsterdam'a tasinali daha 1 sene olmadan benim 2. tasinmam olmustu. Buraya ilk geldigimde kisa sureligine Tinus'un, yillardir 3 arkadasiyla paylastigi bot evde yasadik. Bot ev ki ama ne ev... Hollanda'da bot evler guzeldir, cok pahalidir, ev gibi evdir, guzeldir, komforludur, cool'dur :) Bizimki de oyle guzel, Amsterdamse Bos'un dibinde, kocaman terasi olan, 2 katli bir evdi. Eksi 3 insan ve surekli odamin ortasinda yerde yatan eksi 1 kopek olsaydi, o evde omur boyu yasayabilirdim. Sonra gun geldi biz yeni ev bulduk. Internetten tanistigi Endonezyali bir kizla, gercek tanisma icin 8 ayligina Endonezya'ya giden 60 kusur yasindaki bir adamin evini tuttuk. O evde usudugumuz kadar hic bir yerde usumedik. Evin icinde ruzgar oluyordu, jaluziler cit cit sesler cikariyordu. Gece bir uyaniyordum burnum donmus, dustu dusecek. Hep soguk, hep soguktu. Camlar terleme yapiyordu, ben manyaga baglamis elimde sunger surekli cam siliyordum. Alt komsularimiz sagirdi, gece gunduz TV sesi vardi. Sikayet edince de "Sagirim ne yapayim? Duymuyorum"diyorlardi. Her sey kotu degildi tabii ki. Tum gun gunes alan guzel bir balkonumuz vardi, Amstel Park'in tam da dibinde yasiyorduk. Sonra o evde ilk party'lerimizi verdik, annem ve babami agirladik... Ben ilk yemek, kek denemelerimi de o minnacik soguk mutfakta yaptim, evi isitmaya calistim yemek kokulariyla. Her seyden onemlisi de ilk defa Tinus'la orada, ikili hayatin nasil bir sey oldugunu anladik, evliligimizi ve benim Hollanda'ya alisma donemimi yasadik.
Sonra gun geldi, biz tutusmaya basladik. Bizim yasli kurt, Endonezyali'yla isleri halledememis. O salak evin tum kotuluklere ragmen (ilk evimiz der bagrimiza basariz), belki donmez veya uzun kalir diye umuyorduk. Kiz bunu begenmemis falan da filan. Bize patladi iyi mi? Basladik ev aramaya. Amsterdam'da ev aramak da bulmak da feci zor islerdir. Kiralik ev yoktur bir kere. Bulsaniz da kucucuk, yikilmak uzere olan minnacik evlere yiginla para isterler. Her gun en az 2-3 ev gormeye basladik, open house buldugumuz anda hopladik girdik. Zaman daraldi, imkanlarin zorlugu birlesti ve ben bi ara "E ben gidiyim biraz Istanbul'da kalayim bari" demeye geldim :))) Sonra iste ben o minik evde, donmak uzereyken, kirmizi depresyon koltugumda oturmus bi umit yine ev ariyorum. Bu ev hop dedi cikti karsimiza. "Bu ev ya olacak ya da olacak" modundaydik artik. Bu ev oldu! Oldu da noldu? Uykusuz geceler, kara kara dusunceli gunler. Huleeeeyynnn naptik biz? Popise bakmadan Kaf Dagi'na ciktik dedik. Anahtari kaptik, 3 hafta zaman var. Ne icin? Butun evin hemen hemen her yerinin yikilip, yeniden yapilmasi ve bizim tasinabilmemiz icin. Isler basladiktan 3 gun sonra bizim Turk usta amca arayip "Kardesim oldu, ben Turkiye'ye gidiyorum" dedi. Guler misiiiiiiiiin? Aglar misiiiiiiiin? Balyozu alip eve kendin mi dalarsiiiiiiin? Biz bekledik! Amca dondu, isler yeniden basladi. Gunler azaldi, isler cogaldi. Her aksam bir heyecan buraya gelip, gozlerimiz dolu dolu, icimiz kararmis geri ciktik. Sonra iste gecen sene bugun oldu. Gecen sene dun gece bir de kalktik dugune gittik, evin yolunu zor bulduk. Yerde bir yerlerde, kutularin arasinda sizdik. Gelmis gecmis en buyuk hangover'la, birlesmis genc Dutch gucleriyle o evi tasidik. Evde calisan amca kizdi bize. "Yaaaaw Duygu ben calisiyoruuuum, sen esya getiriyorsun. Istemiyorum bunlari, gotur baska yere" dedi. "E amca dedik ya 3 hafta vakit var, dedin ya yetistirecegim". Peki noldu? Bir arkadasimizin evinde 1 hafta kaldik. Bizim bitmemis ev mi yoksa bu squat bekar evi mi daha beterdi acaba hic karar veremiyorum. Her gun agliyordum, bir yandan universite icin IELTS'ya calismam gerekiyordu, bir yandan restaurantdaki isime devam etme zorunlulugu, bir yandan da her gun bu eve gelip bir yerinden tutup temizlemeye bisiler yapmaya calismak. Hah tabii bir de "Annem annem canim annem. Ulan ne yalnizim ben bu sehirde" halleri. Duvar kagidi sokup, yenilerini yapmaktan, boya kokularindan icim disima cikmisti. Siz hic dogum gununuzde duvar kagidi yaptiniz mi? Ben yaptim. Tum gun!
En buyuk bombaya gelelim. Mutfak zaten yetismeyecekti, biliyorduk. Tasinmamizdan 3 hafta sonra gelecekti. Eyvallah dedik, Hollanda burasi, her sey cok onceden hesaplanmali, tabii ki biz gec kaldik dedik ve kabullendik. Mutfak geldi. O da ne yaaaaa? Mutfak sigmiyor! Yanlis olcu alinmis! Uzmanin gelip bakmasi da 1 hafta surdu mu? Surdu. Uzman geldi, bakti, olctu bicti. Ben dedi isin icinden cikamiyorum, destek lazim. 3 kisi oldular. Inanilmaz bir olay dediler, her sey yanlis. Guler misin aglar misin degil artik bu sefer. Direk otur agla emri o! 1,5 ay bekleyeceksiniz dediler! Ne diyeceksin ki? O 1,5 ayda hic yemedigimiz kadar disarda yemek yedik, salonda sandalye ustu mikrodalgada her turlu mikrodalga yemegini denedik, bol bol tost yedik ve bir de araya 1 haftalik Fransa tatili sikistirdik. Batti balik yan gider be guzelim :) 
Simdi iste bugun 1 sene oldu! Bunlari yazarken, her seyi teker teker hatirladim. Hepsine de guldum. Ama iste o gunler oyle olmamisti. Sinir bozuklugu, yorgunluk ve yalnizlik hepsi birlesip cok uzmustu. Oyle gergin bir donemde Tinus'la bir kere bile kavga etmemistik. Halimiz yoktu galiba. Ancak iste surekli "Acaba bugun nerde yesek?" diyorduk. Yeni eve tasininca biraz kisinti yaparsin degil mi? Biz oyle bir sactik ki... :))
Her sey duzeliyor, tabii ki insaat halinde kalmiyor. Bu islerden hic anlamayinca, bilmeyince, yani basinda baban da olmayinca tabii ki her sey cooook uzun suruyor ve zor oluyor. 1 sene oldu ama hala bir suru eksik var. Babam icin de ayrica bir "Yapilacaklar Listesi" hazirliyorum. Evimdeki her seyimi cok seviyorum. Bu evin her seyinde emegim var, her yerine elim degdi, tirnaklarim kirildi, bacaklarim morardi, saclarim toz icinde kaldi ama degdi! 
Tasindigimizdan beri cok insan geldi gitti. Yemek partileri verdik, Turkiye'den misafirler agirladik ama su ana kadar hic bir sey beni annem ve babamin buraya gelip, bu evi yani her seyini Tinus ve benim yapip, ugrastigimiz bizim bu 2 kisilik dunyamizi gorecek olmasi kadar heyecanlandirmiyor. Ve tabii bir de annemin destegiyle, kalabalik bir gruba verecegimiz dogumgunu + belated housewarming + 617. evlilik gunumuz + hosgeldin anne baba partisi :) Hepsi bir gecede:)

Ya aslinda tum bu hikaye "Rengarenk evimi cok seviyorum" demek icindi. Bir de iste tasinma surecinde oflayan puflayan insanlar icin ibret olsun diye yazdim. Komsuuuuuuuuuuuu beterin beteri vardir! :)

Tuesday, April 20, 2010

International Week

Okuldan canli yayin :)



Sunday, April 18, 2010

Amstel River

Bana bu aralar bir haller oldu. Hareket edelim, daha cok hareket edelim, hic durmayalim, gezelim. tozalim, icelim, gulelim, eglenelim modundayim. Kis bana hakikaten cok cektirdi. Oyle cok evlere kapandik, oyle cok usuduk ki... Simdi boyle simarik cocuklar gibi her seye saldirasim var. Bir nese, bir sevinc, bir mutluluk... Kilolar bir bir giderken, okulda yeni donemim baslamis ve bu donemki derslerim tadindan yenmezken (yehuuu photoshop ogreniyorum), Tinus icin her gun biraz daha biraz daha delirirken, annem ve babamin da gelmesine cok az kalmisken... E ben mutlu olmayayim da kim olsun?
Haftasonu havanin ilik ilik, bol gunesli oldugunu ogrenince dedim Tinus hadi vuralim kendimizi dogaya, gunesin tadini cikaralim. Gectigimiz sene Amstel Park'in dibinde yasiyorduk ve bir kac yuruyus disinda hic otesine gitmemistik. Park'daki piknik deneyimlerimiz sonucunda da oranin daha cok bir rehabilitasyon merkezi gibi olduguna karar vermistik. Simdi de Amstel'i boylu boyunca gidelim bakalim nasilmis, neler varmis dedik. Sabah bir guzel baliklar gibi yuzup, ogleden sonra da bisikletle Amstel Nehri turumuza ciktik:)  Git gel 30 km pedal cevirdigimiz bu eglence, nehir kenari piknikle, totisimizin uyusmasiyla daha da tatlandi. Gunese verdik kendimizi, gulduk, eglendik, bol bol konustuk ve yanaklarimizi gunesten azcik kizardip ertesi gune dogal allikli halimizle merhaba dedik. Nehir kenarinda gordugumuz evler ise beni benden aldi. Ne is yapiyor yaaaaaaaaaaaaa bu insanlar da bu evlerde yasiyorlar dedik. Sonra da neyse zaten biz sehir insaniyiz, buralarda yasayamayiz deyip kendimizi avuttuk. Zugurt tesellisi diye buna deniyor. Aksam gunesini yakalayip, balkonumuzda buz gibi prosecco ve ustune rose sarabimizi icerken o genis genis bahcelerde yasayan insanlara nanik yaptik. Gunes mi gunes, hava mi hava. Al iste benim minik sevgili balkonum da bana yetiyor. Temiz hava, bisiklet yorgunlugu ve rose derken hooooooooop pek de guzel cakir keyif olup, ask dolu, kahkaha dolu bir cumartesi daha yuttuk.




 
Bugun de sezonun son Rommelmarkt'ina gittik. Yani neydi o? Ikinci el pazar. Eylul'e kadar bir daha yok. Son pazar diye de cosmuslar ve hem iceri hem disari kurulmuslar. Gunesin altinda, sallana sallana, her seye baka baka, ala ala dolandik. Bir kac sene icinde ciddi ciddi ben de bu pazarda kendi tezgahimi acacak duruma gelebilirim. Ogleden sonra sevgili mother-in-law'in bahcesinde bi yanimizda 50 kusur guvercin, bi yanimizda 50 senelik kaplumbaga ve arkadaslarimizi agirlayip yiyip icip gulup eglendik.Elimiz, kolumuz, sirtimiz dolu yine donduk geldik Amsterdam'a.

Boyle relax ama boyle de yorucu bir haftasonu yoktur herhalde.Dutch'larin bol bol dedigi gibi. Pek gezellig'di canim, lekker lekker.
Yanaklarimdaki gunes kizarikliklari ve ben sizleri kocaman operim. 

                                           My dream house :)

Keane - Everybody's Changing
                                                                                                               

Friday, April 16, 2010

Bana bir baksana sen

Bak ben cok konusurum. Kucukken de tam tersine cok gec konusmusum. Herkes panik olmus, anneannecigim bana kanarya suyu icirmek istemis. Icirmemis o ayri. Sonra nasil olduysa bir anda cozuluyorum ve bir daha hic susmuyorum. Zekos da o yuzden hep "Iyi ki icirmemisim yoksa kanarya suyundan bilecektiniz, suclusu ben olacaktim" derdi. Hep anlatacak bir seylerim, soyleyecek sozlerim, yapacak esprilerim olur heaa tabii bi de patlatacak kahkahalarim da hic bitmez. Durmadan, yorulmadan, usanmadan konusabilir ve gulebilirim. Susmam gereken zamani da bilirim, bilmedigim sey olunca da susar dinlerim, ogrenirim.Ama bak iste sen cok fazlasin. Sen benden betersin. Ben en azindan susmasini biliyorum. Nerde ne zaman ne konusulur onu biliyorum. Sen resmen sIkIcIsin. Bir kere bak; her seyin en iyisini sen biliyor olamazsin. Hele de senin gibi biri yani. Her seyin en guzelini de yapamazsin. Her seyi okumus, bilmis, ogrenmis olmana ihtimal bile vermiyorum. 5 kelime veya 5 cumle konusunca bir dili biliyor da sayilmazsin zaten, bunu o kalin kafana bir guzel sok ve bir daha sakin sakin disari cikarma. Ciddiyim bak! Dunyadaki her seyi sen yaratmis, sen uretmis olamazsin. Ya valla billa totisimle guluyorum ben sana. Bir gecede 5 hatun goturmus olabilirsin ama saadete gelelim. Yalnizsin hem de yapayalniz. Hah bence bu yuzden zaten bu kadar konusman, bu kadar kendini ispatlamaya calisman. Sakin ol ama yavrucugum ya! Loser'lik o kadar da kotu bir sey degil. Senin durumun hic degismeyecegi icin bence bir an once alis da tadini cikarmaya basla. Yalniz insan konusmaktan, palavralar sikmaktan baska neler yapabilir bir otur ogren.
Bana bak! Susuyorsam sadece senin yasina, basina saygimdan ve aldigim terbiye izin vermediginden susuyorumdur. Tamam mi? Bil bunu boyle! Eger arada bir cemkirip ters ters cevaplar veriyorsam, daha beterini yapmadigima sukret ve shut the fuck up pls! Valla sabrim bitiyor!

Your lips are moving but all I hear is blaaaa blaaaa blaaaa

Wednesday, April 14, 2010

Beleşşşşşşşşşşş

Hollanda'da ogrenciyseniz ne var? Beles her yere seyahat imkaniniz var. (Bir zaman boyle her seye "ooohh beleeşşşşşş" diyen biriyle az bucuk date etmistim. Ciddiyim bu belessssss demesi yuzunden ayrilmistim.) Benim kartim hafta ici gecerli. Hollanda ici her yere ucretsiz gidip gelebiliyor, hafta sonu da indirimli seyahat ediyorum. Amsterdam'da zaten surekli bisiklet tepesinde oldugum icin pek fark etmiyor ama baska sehirlere gidip gelirken cok da faydali guzel bir sey olabiliyor. Trenlerde genellikle cok fazla da check olmaz. Kirk yilda bir denk gelir bana. Kacak yakalanma olayi da fecidir, yuklu cezalar gelir. Ama herkes de kacak kacak biniyordu. Eskiden (gecen sene! hahaha ne kadar eski olabilir ve ben bilebilirim ki?)  metro, tram hepsinin kapilar ardina kadar acikti. Elini kolunu sallaya sallaya girerdin. Kart yoktu, kimsenin bi turlu anlamadigi bi strip kart vardi. T ve ben bir kere 1 durak icin metro'da yakalandik ve 70 Euro odemek zorunda kaldik, oradan biliyorum!!! Adamlar yanimiza gelince direkt cikarip kimlik kartlarimizi vermistik, hic debelenmemistik bile bir deal yapmak icin. Eskiden bunlar kimlik karti filan olmadan, isim ve adresle keserlermis cezayi. Ibrahim Tatlises, Muslum Gurses gibi adamlarin isimlerine bir suru borc oldugu da Turklerin yarattigi sehir efsanelerinden biridir. 
Simdi peki dun noldu? Baktik boyle yine hava gunesli, gunesi kacirmayalim Haarlem'de kalalim ve hadi bisiler icelim dedik. Is hesabi odemeye gelince "whaaaaaaaaaaaeaeeaeaeaat" diye bir ciglik bastim. Cuzdan yok! iyi mi? Caldirmadim, kaybetmedim tabii ki. Sadece baska cantanin icinde unuttum. Okula gelirken check edilmedim, okulda zaten 1,5 saat durdum bisi yiyip icmedim (hahahah belesssss bir gun). Neyse hadi arkadas hesabi odedi ama tren stresi basti mi beni. Sakin sakin bindik ama heyecan var. Yakalanirsak kafadan 50 Euro ceza yiyecegim. Karti yaninda olmayip da ceza odeyenleri cok duydum. Kiz diyor bana "Sakin ol, relax. We never get checked, u know that". Yaaaa I know that taaaa ki hatun kapiyi acip "Goeeedeeee middaaaaag" diye bagirana kadar. hahahahahahhaha bacaklarim titredi resmen. 50 euro ver kurtul degil yani bir de kacak olarak yakalanma hissi. Kadin yanimiza gelince bi anda aldigim o butun oyunculuk egitimi bir firladi. Cantayi alt ust ettim, etrafa endiseli bakislar, OMG, aglamakla cildirmak arasi donmus gozler... Dedim yani cuzdanim yok, calindi, kayboldu! hahahahahhahahahaha! Okuldan ciktim falan filan doktum kadina butun hikayeyi. Kadin cok endiselendi, basladi ciddi ciddi anlatmaya. Hemen neleri block etmeliyim, hemen okulu aramaliyim, 4 hafta yeni kart beklemeyeliyim... Oyle uzuldu ki halime... Trenden inerken karsilastik, good luck darling dedi. Salakliklarimin cezasini cok cok oduyorum ben, bir de simdi cuzdani saf saf evde unuttum diye 50 Euro ceza bayilmak istemedim. Bu arada T'nin dedigine gore de; ogrenci olarak yilda bir kere kartsiz yakalanma hakkin varmis :)))) Cezayi odeyip sonra, geri aliyormussun. O zaman ben hakkimi baska zamana sakliyorum simdi.

Tuesday, April 13, 2010

Bakiiiim bu yoga neymis?


Ohhhh yeeaaahh iste geldim buradayim. Malum bahar gelince, havalar isininca beni evde tutmanin imkani yok! Ilik hava arsizi bir insan oldum ciktim. Teras'larda yemek yemeler, icmeler, gezmeler tozmalar, jogging'ler filan derken iste bahar'in nimetlerinden sonuna ve hatta dibine kadar faydalaniyorum. 

                                        
Bi enerccccii enercccci dolmalar, n'aaapsam, nerelere kendimi vursam'lar falan filaaan.. Daha once suracikta yazmistim. Bi ugras, bi hobi, bi fayda, bi guzellik, bi trend'e vurulma, denemedigim, yapmadigim bir seyler bulma derdi. Hmmm evet yoga hic denemedigim bir seydi. Hic o kadar spritual olabilir miyim bilmedigim bir hallerdi. Kuzenim Burcin, Istanbul'da yoga ogretmeni. O'nun bir dersine katilip "Evet ya olabilir aslinda yani bunu denemeliyim" dememin ustunden 1 yil gecmis ve ben daha denememisim. Attim kendimi burada bir studyo'ya en bi sebek, en bi heyecanli, en bi hos chill outfit'li yoga halimle. Insanlarin ciddiyeti ve ruhani halleri yuzume kapi gibi carpti. 1,5 saat bi kere bence cok uzun bir sure. Noooo way yani ben konsantrasyonumu o kadar sure koruyabilirim. Belki de ogrenmem, koruyabilmem icin mukemmel bir yer ama yok yani olmadi-olamadi. Bir esnemeler, bir gerinmeler. Cenem dusecek ve ben bir daha hic yerine koyamayacagim sandim. Ve yani yine noooo way benim vucudum o hareketleri yapabilir. Hala guluyorum dustugum hallere. Hatuna on sefer yazili ve sozlu soyledim. I'm soooo a beginner, I've never done this. Sanki o ben degilmisim gibi abi neydi o hareketler yaaa? Ciddiyim su yukardaki hareketlerin abartisiz cogunu yaptim yani denedim. Gunlerce belimin ve el bileklerimin nasil agridigini anlatamam. Gogus kafesimde de hala bir agri. Pilli bebek gibi hissettim kendimi kiiii hic de degilimdir. Gayet guclu, kuvvetli, genc irisi bir insanimdir :) Karsimda bir cocuk vardi o da benim gibi debeleniyor, pes ediyor, yarim yapiyor, yapmiyor filan. Herkes bir ciddi, bir sakin. Ben sakin kalamam. Bir tek ben ortamda kendi kendime kikir kikir guluyorum. Gulmeden duramam ben, ciddiyim. Ve duramadim yani. Dersten cikarken oraya bir daha gitmeyecegimi biliyordum. Ortak kullanilan soyunma odasi da cabasi. Sapik dolu, deli dolu sehir ve ben sooooo paranoid bi insan yani :) Sansa uzerimdeki "I'm grumpy today" yazili ic camasirimla, yine sansa varsa delileri uzak tutabilmisimdir herhalde. Yoga sonrasi Tinus'la bulusup, beyaz sarabimi yuduuuum yuduuuum icerken butun hepsini detaylariyla anlatip, daha  yuksek kikir kikir gulduk. Sorry ama korkarim benim ne ruhum ne vucudum yoga icin uyumlu.Biliyorum, yoga'ya bir kaptiran birakamiyor, bir yigin faydalarini goruyorlar... Belki ben de cok cabuk pes ediyorum ama iste olmadi. O ilk bakista ask gerceklesemedi aramizda. Maymun istahliligima vuralim, birbirimizi kirmayalim.
Simdi canim B " Ilkokulda cocuk neyi sevio bilmez, anne baba her seyi denerler...Sen bunu kendi kendine yapiyosun ;)))" dedi. Haynen vaynen! Yuzmeye gidiyorum canlarim. Bi bakiyim bu nasilmis!

Saturday, April 3, 2010

İyiyim ben!


Sıkıcı olmak istemiyorum. Bunu yapanların sıkıcı oldugunu da söylemiyorum. Bu blog git gide yemek blog’u filan da olmayacak çünkü ben eminim hiç bir zaman öyle ustaca yemek yapabilen bir insan olmayacağım. Ama işte bu aralar böyle sanki bana bir haller oldu, bir değnek değdi, bir ilham geldi ve ben kendimi sürekli mutfakta buluyorum. Canım mı sıkılıyor aa bir bakıyorum hemen mutfaktayım. Yapacak bir şey yok ve evde böyle fazla fazla yumurta malzeme filan mı var? Ben hemen yine mutfaktayim, kek kurabiye dalmışım. Veya sebepsiz sadece bir şeyler yapmak istiyorum. Her şeyi denemek istiyorum. Aaaaa hoşuma da gidiyor yaaa! Ciddiyim! Hayatımda ilk defa oluyor ve keyfini çıkartıyorum. Hayatımda ilk defa mutfağa giriyorum, bir şeyler yapıyorum ve evi de ustelik ev gibi yani mis gibi şeylerle kokutuyorum. 1,5 senelik evliyiz ve galiba yavaş yavaş Tinus’un üzerindeki yükü almaya başlıyorum. Belki de tam da zamanı gelmişken.
Bugün öyle bir gün ki… Hani Cumartesi, hani 3 Nisan yani bahar, hani sınavlar bitmiş ve ben hafiflemiş, hani ben kendimi dışarı atmak istiyor… Yok ben atamıyor. Sersem sepelek bir yağmur sabahtan beri durmadı. Öyle de aptal yağıyor ki… Sonra bir anda güneş açıyor. Ooff dedim o zaman hadi “Lazy Saturday” serisine bir tane daha ekleyelim. Sabahtan beri bir koltuktan öbürüne, mutfakta bir tariften diğerine ve kitabim arasında sekiyorum. Fonda müzik, yanımda Tinus. Değmeyin keyfime… Bugün güzel bir gün.
Snoweggs çok uzun zaman önce denk geldiğim ama iste yemek yapmaya ilgim olmadığı için de ilgimi çekmeyen bir yemek blog’u. Şimdi onu olduğu yerde tekrar buldum ve valla nerden başlasam hangisini denesem diye aç aç bakıyorum.
Madeleine Kek’le başladım. Ya valla galiba ben daha önce böyle bir kek yemedim. Daha önce kekini yediğim birileri varsa oralarda bir yerde, bozulmasınlar. Kuzguna yavrusu kuğu görünürmüş. Peehh peehh! Üşenmeyin, kalkın deneyin. Ciddiyim çok basit. Eğer ben yapabildiysem ve güzel olduysa herkes yapabilir. Kek kalibim dandik galiba. Xenos’dan ucuza almıştım. Kekler kabaramıyor, böyle utangaç utangaç kalıyorlar. Hiç sorun degil gerci, Tinus ve ben onları hala çok seviyoruz. En kısa zamanda kendime yeni kek kaliplari almak istiyorum. Hepsinden, her renginden, her çeşidinden…
Coşmuşken bir de hadi bir şey daha deneyeyim dedim. Şöyle late lunch yapalım deyip aa bir baktim mantarlı karides güveç yapmışım. Bana her ne olduysa lütfen bir sure daha beni bırakmasın.Kendi yaptığı şeyi yerken sürekli kendini oven biri var mı yoksa ben tek miyim? Hiç durmadan, ne kadar güzel olduğuna dair konuşabiliyorum.
Son zamanlarda kendimi seviyorum. Kendime daha iyi bakıyorum, sağlıklı besleniyorum, spor yapiyorum, yeni yeni bir sürü şey öğreniyorum ve hiç birini unutmak istemiyorum. Yaptığım her şeyden zevk alıyorum son zamanlarda, dolu dolu yaşıyorum. Eskisinden farkli bu aralar. İster bahar diyelim ister tak etmişlik. Daha iyi bir insan olmaya uğraşıyorum. İnsanlarin yaptığı anlamsız şeylere de kafamı takmıyorum. Diyorum ya; daha iyi bir insan olmaya çalışıyorum… Kendi kendime, düşünerek, dinleyerek ve bazı şeylere cevap vermeyip, cevaplarımı kendime saklayarak.
Ben iyiyim yani, çok iyi. Sizden n’aber?


 
view sourceprint? 01 09 10