Sunday, May 30, 2010

Keske

Cuma aksami is sonrasi bi kac bira icmisiz. Saat 12'yi gecmis, bisikletle eve dogru gelirken, cok da anayol olan bir yerde bir grup ordek karsidan karsiya geciyor. (Evet bu ulkede ordekler, kazlar her yerde. Istanbul'un kedi-kopegi misali.) Goruntu hakikaten cok komik. Ha ha hii hii biz gulerken onlarin o komik hallerine, tam da o anda "Aman bi sey olmasin, ezilmesinler" derken her sey bi kac saniye icinde oldu. Son derece hizli gelen bir araba, ayni hizla ordeklerin uzerinden gecti ve gitti. Ciglik cigliga bisikletlerden atlayan biz, etrafa kacisan bir suru ordek ve kimildayamayan zavalli bir ordek. Ordekler bir anda kayboldu, serefsiz sofor durmadi bile ve biz, bizimle birlikte olayi goren ve duran bir ciftle, elimizde yarali ordekle kaldik. Esas gurultu-ciglik koparan ve aglamak uzere olan ben, ama ordege elini suremeyen de ben. Tinus'un tahmini ordegin bacaklar kaput, kirilmis. Hemen ambulansi arayalim dediler. (Evet bu ulkede, hayvanlar icin de ambulans servisi varmis.) Hemen IPhone'lar bir araya geldi, numara bulundu, telefonlar acildi. 40 dk surermis gelmeleri, o yuzden siz getirin dediler. Diger ciftte de Vespa olunca... Ordek can cekisirken bana surekli "Where r u from? U live here? What do u do?" gibi sorular soran bayan cok merakli hemen cantasini bosaltti ve ordegi icine yerlestirdik, arkalarindan el salladik. O anda beri ordek aklimda. Curiosity kills the cat degil mi? Noldu yani minik ordege? Acaba dayanabildi mi? Israrlarimla, numarayi bulduk ve telefon actik. Cooling'de yatiyordu biz aradigimizda. Ic kanamasi, bacaklari, kanatlari iyi durumda degilmis. Igneyle uyutmuslar. Ilgimiz, dusunceliligimiz icin tesekkur edildik. 
Ufak bir ordek iste degil mi? Hem ben oyle cok cilgin bir hayvan dostu da degilimdir, cogu zaman elimi bile degemem hayvanlara ki degemedim de zaten. Ama iste sonunda hayvan veya insan. O da bir candi. Yanindakiler belki ailesi belki arkadaslariydi. Belki o bir anneydi belki baba ya da ailenin en kucuk nazli bebesi. Hepsi kendini kurtardi ama bu zavalli kalakaldi yolun ortasinda, tekerleklerin arasinda. Geride kalanlari dusunuyorum simdi de. Ordek ya da biz. Ailelerinden, dostlarindan birini kaybettiler. Onlari dusunuyorum cunku biliyorum; geride kalanlarin cani yaniyor ve o aci hic gecmiyor. Biliyorum cunku ben de geride kalanlardan biriyim, kaybettiklerimi dusunup bir suru keske'ler diyorum. 
Keske o ordekler de oradan gecmeselerdi, keske "Keske olum olmasa" demek kadar kolay olsa degistirebilmek.
Bazen bir ordek, bazen bir sarki, bazen de bir fotograf iste boyle burnumu sizlatip, bogazimin tam ortasina bir dugme koyup, gozlerimi dolduruyor. 
Ozledim be!

Friday, May 28, 2010

adamibul

Uzun zamandir bildigim, ara ara da baktigim bir blog var.
Blog sahiplerinden biri Amsterdam'da yasayan bir Ispanyol, hem blog'unu hem de kendisini cok severim. Gunluk hayata baktigi gozu cok seviyorum, artist olunca gozler de iste bir baska bakiyor beee diyorum. Bakip da gormedigimi, neler kacirdigimi gosteriyor. Ilham verdi, gozumu acti ve iste bugun bir anda boyle ortaya karisik bir  "Hadi yaaa biz de yapalim benzer bir sey" dedirtti. 

Yaptik efendim.
Pur heyecan, pur nese basladik ve ciktik yola.
Sahnede tanisan, yillarla birlikte kaybolan ama sonra naparsin iste yine o isiklarin gucuyle birbirlerini tekrar bulan iki dostuz biz :) Ne var ki hayat ikimizi de farkli yerlere surukledi. Amsterdam ve Istanbul arasi bolunduk ama kopmadik, guclendik. "Her gun zaten her animizi birbirimizle paylasiyoruz, post'luyoruz. Iyi fikir hadi blog olsun madem o zaman" deyip bir anda costuk.

Buyrun gelin heyecanimizi paylasin :)


For Manuela
Gracias mucho for the inspiration:) I love your way of looking at life. Hope my  friend and I can get a bit close. Can't wait for your posts you'll post on your trip!

Tuesday, May 25, 2010

La la la laaaaaa

Bahar geldi haniiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiimmmmmmmmmmmmmmmmmm!!!!! :))
Hafta sonunda bizim buralara bahar geldi hatta bahari birak yaz havasi geldi. Hollanda'nin yaz havasinin ne dandik ne yamuk ne degisken oldugunu bilmeyen yoktur :) Gunesi gordun mu sokaklara firlayacaksin, yazlik neyin var neyin yok giyeceksin cunku cok uzun surmeyebilir. Bir bakmissin aksamina montunla, boynunda salinlasin.
Iste burada boyle gunes pirtladi ve biz gormemisler hemen sahillere, parklara firladik. Uzun zamandir boyle relax, boyle yayik, boyle saskaloz ve uzun bir hafta sonu gecirmemistik. Pinkster dolayisiyla pazartesi gunu de tatil olunca "oohhhhh degmeyin keyfimize" halleri vardi. 


Evimize yakinligi, daha local ve turist filtreli oldugu icin cumartesi
gunu Westerpark'a kaydik. Oyle bir sicak oyle bir gunes vardi ki... Ustune bir de benim bir gece onceden hala kanimda dolasan alkol ve bas agrisi olunca erkenden eve donup, nane-limon'a sarilip balkon keyfi yaptik. O nane limon nasil bir sey ya? Oluyu diriltiyor derler yaa oyle bir sey :)


Dun de gunes oyle kiskirtici, oyle bir parlakti ki deadline'lara hic aldiris etmedim. Ustune bir de annem de kac gundur "E okulunu da gorseydim, hayallerimde onu da bir oturtsam Duduuuu" dedigi icin... Kalktik Zandvoort aan Zee'ye gidip beach gunu ve kumlara dalis acilisimizi yaptik. Amsterdam CS'den ulasim cok kolay. Her yarim saatte bir kalkan trenlerle yaklasik 20 dakikada oradasiniz. Amsterdam'dan 80 numarali otobus de gidiyor ama rotasi nedir, nereden gecer bilemiyorum. Bugun oyle onumden gecti "aaaa otobus de varmis" dedim. Gayet random bir bilgi yani. 
Sahile indiginiz anda "O haaa yaaaa nerdeyim hollyyy shiiiiiitt neresi kuzum burasi?" ilk tepkiniz olabilir. Cooook guzel, cok ucsuz bucaksiz, cok mavi, cok kum ve cok filmlerdeki gibi. Butun gun orada oturup, o havada ve o sogukluktaki suya girenlere agzim acik bakmak, sersem sersem etrafi izlemek-incelemek, 2 sayfa okuyup horuldamak, beach muziklerimi dinlemek hakikaten priceless. Hollanda havasinda, kendimi soguga karsi gayet de guzel egittigimi sanirken... Yok hala kivama gelememisim, yarim kollu ince sweat takildim. Etrafimda da bikini ve hatta yanimda sortuyla cibil Tinus. Az biraz daha zamana ihtiyacim var.
Aklinizda bulunsun... Guzel havalarda buralara gelirseniz mutlaka Zandvoort ve Bloemendal ziyaret edin. Buralarda yasiyorsaniz da gunes gorunce hemen kendinizi atin oralara. Piknik malzemeleri ve ickilerinizi de unutmayin derim. Gerci gun boyunca her turlu yemek de onunuzden gecip gidiyor. Deniz kenarinda deniz mahsulleri yemek ayri bir keyif ama lahmacun bile vardi. Of kors made by turks :) Ben susar, fotograflar konusur. 
Operim followerkuslarim sizi!

P.S: Bir alttaki post'da nefret kusmustum su guzel hava boceklerine, denize girip cikanlara. Hala kotu havalarla bogusan varsa ve sinir ettiysem cok sorry. Bakmayin siz zaten boyle parlak oluduguna havanin, soguk guzelim soguk :P Bir de yani eger buralar isindiysa artik her yer isinmistir. Bir ara kar hic durmayacak sanmistik biz, simdi tabii buldumcuk olduk :)




Thursday, May 20, 2010

Tepelek

Bize daha burada bahar ite kaka zorla gelmisken, yok Bodrum'a giden yok Antalya'ya giden yok turkuaz sulara giren, insan halinden hic anlamayan insanlar yuzunden Facebook ve Twitter kullanimimi durdurmayi dusunuyorum. Insafsizlar! Hepiniz iki vakte kalmadan Istanbul'da cayir cayir yanip, durdugunuz yerde ter dokerken iste o zaman  ben de bilirim serin Amsterdam'dan nispet yapmayi.
Geldi oyle icimden, tepesi atmis kafamdan.

Monday, May 17, 2010

Top yuvarlak ve duygu-sal :)

Futbolla aram hic yoktur. Futbol hastasi kizlar da bana cok yapmacik gelir, futbol sohbetlerinden hic haz etmem. Beckham bilir ama oynadigi takimi bile bilmem. Babamdan duymusumdur, hep "Mac 90 dakika" der dururum. Ilgisi olana tabeeee ki karismam ama futbola ilgisi olmayan biriyle beraber oldugum icin de bin kere sukrederim. Gercekten hic gelemiyorum o futbol muhabbetlerine, mac izlemek icin sekilden sekillere girmelere. Fanatik bi Fenerbahceli'yle mac gunu bir ilk date yapma hatasinda bulunup, kendimi bi cafe'de 15 avuc FB'liyle mac izlerken bulmustum. Basi sonundan belliymis aslinda.
Evde simdi baba olunca, FB'den nefret edince, ufak kizi da o'na her turlu konforu saglamak isteyince bir anda bilgisayar ekranimiza dun aksamki FB-Trabzon maci geliverdi (futbola ilgi sifir olunca, lig tv'nin de bu kadar kolay erisilebilir olmasi beni hayretlerden hayretlere surukleyip oracikta sok etti), ben de bu sayede Tinus'un onunde ilk defa mac izledim ve galiba kendisini uzun sure yetecek kadar egledim. Futboldan hic bir sey anlamayip, ofsaytmis falan filan cakmayinca gereksiz ve bos yere bagirdim durdum. Bi de komik olan.. Her sekilde, her kritik noktada, her heyecan aninda "Allaaahh Allaaaah Alllaaaaah..... " diye bagirmam. Ben de gozlemledim kendimi ve evet yapiyorum. Allah diye bagiriyorum. Gayet sonuk ama baba gaziyla 10 kaplan gucunde bir BJK'li olarak ben de FB'nin kaybetmesinden yanaydim. Ben Allah dedikce de tabii Tinus benim dua ettigimi, FB'nin kazanmasini istiyorum saninca minik sari kafasi epeyce karisti :) Bi de surekli "siissssst" diye bagiriyorum. Gurultude goremiyorum da galiba, topu takip edemiyorum.
Bursa'yi bilmem, FB'den anlamam, gayet uyduruktan dandik bir BJK'liyimdir. Bir gun blog'unda futboldan bahsedeceksin deseler duduk duduk gulerim. O kadar sevmem, ilgilenmem ama dun aksam cok eglendim. Kendime gayet kizsal, duygusal bir tarafini bulup Bursa'li futbolculari, onlarin o anda buyuk ihtimal aglayan anne babalarini dusundum, duygulandim. Fiyatlarinin ne kadar arttigini dusunup, agzimi sulandirdim. Ertugrul'u hatirladim, vay be dedim ne efendi adam ya bu bak suratindan belli zaten ve nerelere geldi, sampiyon yapmis adam takimi! Gordun mu bunun da fiyati tavan yapti simdi, karisi ne mutludur dedim. Tabii dun maci izleyince, o 2 dakikalik sevinc gosterisini de gozlerimle gorunce bugun orada burada olan FB geyiklerine icin icin guldum. Az duygu-sal, az kizsal iste benim mac izlemem. Bir dunya kupasi miydi neydi o hani Cin (atiyorum??) filan gibi bir yerde Turkiye sampiyon olmustu. Ben o gun, gun boyu calistigim tiyatrodan Taksim'e donuyordum, dolmustaydim ve fanatikler tarafindan icinde oldugum dolmus sagdan sola, soldan saga hop hop sallanmisti. Korkmak, urkmek bir yana ben onlarin mutluluguna bakip gozlerimi damla damla doldurmustum yine. Seviyorum bu ulusal seyleri ve dun aksam World Cup'da olmadigimizi ogrenip cok bozuldum. Yine Eurovision'a kaldim galiba ben. Yakindir o da , bakiiiiiiim o ne zamanmis :)

Friday, May 14, 2010

Bu sehirde grev var!

Nedense Turk parasina elimizi degmeye cekiniriz, aman ellerini paraya surdun hemen git yika derler. Ama gicir parlak Euro'lara dokununca hic oyle bir panik olmayiz, neredeyse yuzumuze gozumuze sureriz. Ayakkabilarimizla evlerimize de giremeyiz, tamam dini olaylar namaz filan, kapinin kirisinden oteye gidemezsin ozellikle de anne evinde. Avrupa'da nerdeyse yataga bile ayakkabilarla gideriz. Hah gerci ben Istanbul'da da evin icine ayakkabiyla dalar, annemi sinir ederdim. Demem o ki hani iste Avrupa temiz degil mi? O sokaklari gezersiniz, delirirsiniz yani nasil boyle temiz olabiliyorlar, nasil hic camur bile olmuyor bu memlekette diye. Cok konusmayin bakiiim oyle! Alin size Amsterdam'dan sokak manzaralari.


 

Agzinizi kapatin bakalim simdi! Amsterdam'da copculer grevde. Yaklasik 1 haftadir haller boyle. Sehir cop icinde, bazen derin derin cop kokulari geliyor, bisikletle gecerken bir de burnumuzu tikamak zorunda kaliyoruz. Pisligi, coplugu akli almiyor. Daha nereye kadar boyle gider diye dusunuyoruz, copten sehir oldu su kucucuk sehir. 20 Mayis'a kadar grev devam. Sokaklar farelere, kuslara bayram yeri oldu. Bizim evin onunde henuz boyle bir goruntu yok. Buyuk cop koymamamiz, siginakta saklamamiz icin ince bir uyari aldik. Sokaklar oyle beter bir halde ki... grev sonu calismaya baslayacak copculere ben simdiden aciyorum. Ah bi de dikkatimi ceken ne? Herkesin "cop torbasi" kullaniyor olmasi. Bizim cop torbalarimiz genellikle Migros, Carrefour veya her hangi bir buyuk posettir degil mi? :))  
Istedikleri zammi alabilmeleri dilegiyle der, cop sehir Amsterdam'dan bildiririm. 
 


Wednesday, May 12, 2010

Gencim gencsin genciz ve genc kalacagiz beybi :)

Bu Amsterdam havasi beni aileme rezil etti rezil!!!!!!!!! En son okulda bacaklari, kollari acmis cimenlerde gunesleniyorduk. Sonrasi bulanik. Annemler gelmeden 2 gun once filan bir yagmur, bir soguk... Hala daha oyle devam ediyor. Hava sogudukca soguyor, ruzgar ucusturuyor. Ama neyse ki yesillendik, camdan bakinca ormanin icinde yasiyormusuz hissi var. Tabii bir de bir uyku havasi, bir tembellik, bir yorgunluk. Annecigimle evde tembellik yapiyoruz. Diet filan umursamayip homini girtlak mamalar yiyiyoruz. Babacim geldiginden beri evde is yapiyor, kendine isler yaratiyor. Ikea, Praxis, Hornbach fellik fellik geziyoruz. Ben artik "yeteeeeeeeeeeeer" diye cigliklar atiyorum. Insan hic dogum gununde Hornbach'da 4 saat gecirir mi? Ben gecirdim. Gecen sene de yatak odama duvar kagidi yaparak gecirmistim. Yaslaniyor muyum, gittikce domes bir insan mi yoksa cok ama cok sIkIcI bir insan mi oluyorum diye dusundum taaaa ki haftasonu eve 30 kisi doldurup gece 3'e kadar yiyip, icip, eglenip, dans edip zurna oluncaya kadar. Yok yok hala daha egleniyorum, bira ve proseco'yla zemin yapip ustune de siselerce sarap hupletebiliyorum, topuklu ayakkabilarimla gecenin sonuna kadar dans da edebiliyorum bir de ustune o kafayla cikip cam siseleri gecenin o saatinde cope atip, sabah kalkinca da evin her yerinde sise arayabiliyorum. Onca insani toplayip bir de ustune oyle guzel, sicak bir gece gecirince Yalnizim dostlarimmm yalnizim artiiikkkkk diye soylenmem de artik annem ve babam tarafindan yasaklandi. Hala genc, hala enerjik, hala sunger bir midem oldugu, eglenmeyi cok ama cok sevdigim de onaylanip, daha daha katlanarak cogalmasi, Tinus'un da dibimden hic eksik olmamasi dilendi.
Ah bi de biz gecen bir kere evde 6 kisi yiyip icip eglenmistik. Polis gelmisti kapiya ama ertesi gun hic birimiz o polislerin niye geldigini, ne dedigini, kimin sikayet ettigini hatirlayamamistik. Heh iste megerse o gun o polisler kapinin onunden geciyorlarmis ve evden gelen ciglik sesleri icin kapiya gelmisler. Hani noluyor, kim kimi girtlakliyor diye! Bunu da bir daha unutmayayim diye yazdim :)

Bi bi bi bi deeeee 5 Mayis'da da Haarlem'de  Bevrijdingspop vardi. Hollanda'nin bagimsizlik gunleri kutlamasinda yapilan, artik geleneksellesmis ve gittikce daha da daha da buyuyen bir organizasyon. Bu sene Junkie XL izleme sansina sahip olabildik. Cooook ama cooook kalabalikti. Oyle kalabalikti ve telefon hatlari oyle bir calismiyordu ki Tinus'la birbirimize kenetlenip, grubun diger kalanini kaybettik. Okulum sponsor oldugu icin, ortalikta tanidik yuzler gorup eglendigim icin de ayrica zevkli oldu tabii ki. Onumuzdeki sene icin ben de kendimi ortaya atip orada calismak istiyorum. Bu de kendime notum olsun.

Yarin yine resmi tatil. Yehhhuuuuuu!
Operim hepinizi.


Wednesday, May 5, 2010

Mayis'in en guzel gunusun 6 Mayis

Aylardan Mayis, gunlerden Hidrellez. Ben bunu yazarken de az sonra 6 Mayis.

Gul agaclarinin altinda cizim yapa yapa, sonra gizli gizli onlari gemide denize atmaya calisa calisa geldim bu gunlere diyemeyecegim cunku; eskiden hiiiiiic ilgim yoktu ama son bir kac senedir bu olayi eglenceye donusturup, mahalle capinda 5 Mayis event'leri duzenledigim oldu. Annem benim icin "cop adam" cizip de sonra karsima Tinie cikinca da anneme "you're the beeeest, you're the champion" soyledik yan yana dizilip, saga sola sallanip. Maalesef bu gece ne Ahirkapi sansim ne de gul agaci var etrafimda. Tam da "gitti benim dilekler, elimde kaldi bak gordun mu?" derkeeeeeennn........ Ha bugun ha yarin, su koca yasima aldirmadan bin tane mum ufleyecegim aklima geliyor da derin bir nefes aliyorum.
Dogdugum gun evimizi su basmis. Sen dusun artik ben nasil bir bereketle gelmisim bu dunyaya. 





Sunday, May 2, 2010

Sevgili düdük;

Heyecan dorukta, yorgunluksa almis basini gidiyor. Tut tutabilirsen.
Queen's night'da bir tasla iki kus vurup, is sonrasi ortamlara daldim Tinus'a katildim. Yagan yagmura ve soguga ragmen arsizca gulduk, eglendik ve ictik. Eve gelip de ne kadar islandigimizi fark edince dedik yaa deli miyiz ne zorumuza yani diye. Amaaan canim ama once in a year yani. Queen's day gunu de evde kahvalti partisi, arkadasimizin dogum gunu sebebiyle proseco patlatmalar ve krep'le proseco-meyve suyu beraber icmeler. Vallahi midesizlik aaaaa baska bir sey degil diye dusunmeyin, cok da guzeldi. Gun boyu ordan oraya yuruyup, o tezgah senin bu tezgah benim bakip, DJ'lerle dans edip,  bir suru Efes hupletip, evimizin yolunu bir sekil bulabildik. Simdiye kadar gecirdiklerimin en guzeliydi. O yzuden de yaziyorum zaten be sevgili gunluk. Hatiram olsun iste. Gun yetmedi, keske daha uzun olsaydi, keske daha da cok gulseydik dedik. Tinus'un yerde bulup kafasina taktigi balon dandik turuncu sapkayi da yolda o'nu durduran birine 5 Euro'ya satmasi olay oldu. Saklayacagiz o parayi, yatirim yapacagim ustune. Milyarder olacagim sevgili duduk. 
Yanda bir yerde bizim ortami ele gecirdigimiz, kocamin da bacaklarinin ayrilmadan onceki halini goruyorsunuz. Ayni cubuklar Limbo araci olarak kullanildi, hepimizin beli bukuldu... "Babe we r so good at entertaining people. I wanna organize a party". veeee "Duuuuuhh!!! What am I studying? Hellooooooo?!!?!". 

Artik nasil bir ayarlama yapabildiysem sabah zipkin gibi kalktim. 10 kaplan gucunde evimi temizledim, alisverisimi yaptik veee iste simdi ailemi bekliyorum. Nasil bir heyecan, nasil bir mutluluk... Yani ben bugun annem ve babama sarilip mi oturuyor olacagim? Annem en sonunda evimi mi gorecek? Aksama annemle kahkahalarimizla evi mi inletiyor olacagiz? Karnima sanci giriyor. Ortaokulda matematik sinavina gircekmis gibi heyecanli ve korkagim. 

Sevgili duduk, sen beni bir sure unut! Bugun sana duduk dedigim icin de sorry ama iste oyle komik, abuk, super duper heyecanli bir gun bugun. Hem ben sevdiklerime hep duduk derim zaten, hahahah yerseeeeen :)
Of ya iste heyecanli ve hiper gunler geciriyorum.


 
view sourceprint? 01 09 10