Wednesday, June 30, 2010

biraz muzik?

Simdi muzikle ilgili bir sey yazacagim ya; "Bos zamanlarimda muzik dinler, kitap okur, sinemaya giderim" diye super duper tek duze bir giris yapmak ve kocaman bir kahkaha patlatmak geldi icimden. Ne komik degil mi? Bir zamanlarin, belki hala daha saklanan anket defterlerinde, hepimiz boyle kayda gectik. Hepimiz bos zamanlarimizda muzik dinledik, sinemaya gittik ve kitap okuduk. Niyeyse, hic oturup aylak aylak tv izledigimizi, pecete koleksiyonumuzu nasil her gun serip serip baktigimizi veya bos zaman olmasa bile zaman yaratip mutlaka ayna karsisinda, ablamizin elbiseleri ustumuzde, deodorant elimizde sarki soyledigimizi yazmadik. Ah tabii Kenan Dogulu'ya saplantili olup, ilgili alakali her materyali toplayip, cilt cilt albumler yaptigimi da yazmamistim. Bunlarin hepsi kendimden ornekler, kim bilir daha neler neler cikar.


Onume anket defteri gelse, "muzik dinlemek" benim ilk 3'e hemen hala girer. Muzik cidden hayatimin her aninda. Sabah muzikle uyaniyorum, aksam muzikle uyuyorum. Ben, o guzel kaset donemlerini yakalayabildim. Sabirli bir sekilde para biriktirip, uzun zamandir istedigim MFO albumu, aldigim ilk kasetdir. Muzik zevkim cocukken de saglammis benim diye dusunurum ve  onlarin benim ilkim olmasi da cok hosuma gider. Bir donem, peceteleri serip izlemek yerine kasetlerimi duzenleyip, temizleyip onlara hayran hayran bakardim. Sonra bir donem geldi kaset cektirirdim Kadikoy'de. Bir de sapik bir adam vardi, cektigi her kasetin sonuna "I come, I come" ciglikli melodikli bir sey koyardi. Cok komik cunku; ilk basta onu grubun sarkisi sanmis ve bir guzel "o haaa" cektikten sonra, diger cektirdigimiz kasetlerin de sonunda karsimiza cikinca olayi anlamistik. Adam kendince her kasede imzasini basmis yani :) Sonra CD'ler cikti, ve hemen ardindan MP3'ler. Amannnnnn hic bir seyden geri kalmayayim deyip tabii ki ustune bir de Ipod'landim ama hala daha ben o kaset gunlerini ozluyorum. Uzun uzun basa sona almalari, istedigim sarkiyi bulmak icin butun kaseti alt ust edip yine bir turlu yakalayamamayi, kendi kendime album kapaklari yapmayi falaaan ve filaaan. Eskiye donus olmayacak belli deyip, gunu yakalayip MP3 canavari oldum, interneti somurebildigim kadar somurdum. Degisik degisik playlist'lerim, albumlerim oldu. O arsivleri de hep bir sekilde kaybettim veya back-up aldigim CD'ler bozuldu. Ipod'um su donem en zayif, en gucsuz, en bir bos donemini yasiyor. Icine girmis 3-5 albumle kendini dondurmeye calisiyor cunku artik ne MP3'e ne de onlari PC'ye yuklemeye, hic bir zaman beceremedigim ve yapanlari kiskandigim (duygu'ya selam olsun!!!) dosyalamaya halim ve zamanim yok. O yuzden de ufak capli bir arastirma sonucu iste yeni kesfim ve oyuncagim Spotify'i size tavsiye edecegim. Muhtesem bir program. Programi bilgisayariniza kurup, hemen bir hesap aciyorsunuz. Ucretli veya ucretsiz uyelikler var. Ucretsizinden ayda 20 saat faydalanabiliyorsunuz. Yok yok bu programda! Her sey var, yani ben aklima gelebilecek her grubu, sarkiyi, artisti aradim. Hepsini de bulabildim. PC basinda cokca zaman gecirdigim su donem, Spotify en buyuk eglencem. Ben mutluyum kendisiyle, varsa benim gibi baska muzik delileri, onlar da mutlu olsun isterim :)


vaya con dios - nah neh nah

Wednesday, June 23, 2010

bi de bi de bu vaaar

Yaaa ben artik ders calismak istemiyorum. 2 ya da 3 sinavim daha kaldi. Ya da diyorum cunku eger hukuk sinavindan gecemediysem, tekrarina girecegim. Hava zaten dandik duduk bi de ustune boyle eve kapanip ders calismak zorunda olmak nasil koyuyor bilemezsin. Mumkun oldugunca sosyallesmeye calisip, sonra eve gelip "anatomy of a trend" okumak valla cok bayik. Kitap guzel, cidden enteresan seyler yaziyor ve hosuma gidiyor ama iste ders oldu mu valla sikence gibi geliyor.

Hani ilkokuldayken bazi odevleri annemiz babamiz yapardi. Harita cizmek gibi mesela. Annem hep bastan savma yapardi. Neyse ki sonra aydinger (?!?!?!) kagidini kesfettim de ustunden kopya kopya ciziyordum haritalari. Bak neyse simdi de web sitesi ve kitapcik yapmam gerekiyordu. Bunca rapor, deadline ve sinavin arasinda ve o dersin diger teslimleri yuzunden bi gulucuk bir opucuk Tinus'a yaptirdim. Hic de utanmiyorum. Ust uste bu kadar yigarlar utansin. Yoksa ben de istemez miydim goz nurum bir web sitem olsun, baaaaaak ben yaptiiiiim diyeyim. Baska bahara kaldi artik! 

 I Am Kloot da kesinlikle live izlenmemesi gereken bir grupmus, dun aksam bunu ogrendik. Esniyordum bir ara yaa, sandalye bakindim dedim bulsam da otursam da nerdeeeee... Balthazar diye bir grup izledik, onlar bombastic bir surpriz oldu. Cok guzellerdi, bu Belcika'dan bazen guzel gruplar cikiyor cidden, takip etmek lazim. Grup elemanlari oyle gencti ki "leeyyn bunlarin okullari odevleri yok mu ne isleri var boyle turne murne" dedim. Genc olduklari icin de iste vurmuslar kendilerini bence drug mrug ya da solist ciddi ciddi arizaliydi. O boyle bi fevri bakislar, hareketler, abuk gitar tutmalar filan... Aman aman dusman basina oyle evlat! Anane mode on!

Cuma gunu sinif partisi yaptik. Sinav diyorsun rapor diyorsun ne partisi deme! Olaya bak sen! Okul sart kosuyor, sinifina veya bolumun hepsine parti yapmak zorundasin diyor. Ve o da sinav haftasinda oldugu icin, partilemeye bile oflaya oflaya gittim. Creative Team'de bulunan ben ve diger cucuklerle karar verdik dedik theme hippie olsun. Evet hic de dusunmedik yani, ne olursan ol yine gel theme'i bile olabilirdi. O kaddar kolaya kactik yani.  Tinus'un ananesinden super bir elbisem var, yani o partide giyinmezsem bir daha hic bir yerde giyemem. Bir gece onceden dizdim her seyi hazirladim, evde bir iki salindim, sov yaptim ve ertesi gun hava bana agzimin payini verdi. Ya valla bu havalar cok feci. Yok yani buraya yaz maz zor gelir ben size diyeyim. Gayet siradan bir hippie olarak ama yine de bol aksesuarli ve kafamda ciceklerimle gittim partiye. Alkolun ve eglencenin de etkisiyle saclarimi ordurdum zenci stayl, aralara yesiller sarilar filan. Sabah tuvalete kalkinca aynada kendimi gordum ve uzun bir OOOOOFFFF cektim. Goren de sanir ki Brezilya'yi destekliyorum. Hosuma da gitti aslinda o orgu olayi. Bitlenmeyecegime bir inansam, yaz tatili icin cok da guzel yaptirilabilirim. Vay nat yaaa di miiii? 

Bak bi de formspring yaptim. Kim ne soracak allasen yaaa ne zirtopz filan diyordum ama insan sikilmaya gorsun! Bugun bi ara bayagi bayagi egledi beni. Buyrun gelin isterseniz siz de bu gariban ogrenciyi su dertli sinav gunlerinde egleyin. 



Thursday, June 17, 2010

Bir zamanlar ben dadiyken, oh sorry dadi degil Au-Pair

Son haftalarda koptum butun Turkiye olaylarindan, gundemden, ne olmus ne bitmis acaba'lardan. Simdi son gunlerde de bilgisayarim, ben ve internet kopmaz bir uclu olduk, oturduk haril haril ders calisiyoruz. Tabii ki arada blog, Twitter, Facebook molalari oluyor, olmazsa zaten ona ders calismak-ogrencilik denmez! Kac gundur de her yerde karsima Sibel Arna'nin yazisi, ustune yazilan yorumlar, re-tweet'ler, sayanlar sovenler cikiyor. Daha once ne duydum, ne okudum ve bu da kimmis ki acaba deyip de yaziyi bulup okumak cok zor olmadi. Sibelcim megerse bebegiyle mavi tura cikmis daaa iste dadisi da yaninda gitmis de, dadisi da yuzmek guneslenmek istiyormus da, o tarhana diyormus dadisi yayla corbasi yapiyormus falan da filan. Hatunun derdi az cok anlasilabilir de bu boyle yazilmaz ki ama degil mi? Acccayip antipatik, itici bir yazi olmus ve hani diyor ya alirmis dadinin kafasini dalis tupu olmadan suya gomermis filan.. Aaa iste ben yaziyi okuduktan sonra Sibel'i degil suyun altina, direk o tupun icine sokmak istedim.


Niye bulastim peki bu konuya? E cunku eski dadilardan kim kaldi derseniz ayaga dikilir, hic de hakkimi yedirmem. 24 yasimda, Brooklyn'de bir anda ben de kendimi 1 yilligina dadi olarak buldum, hatta ozel havali cok da french bir adim bile vardi bu is icin. Au-Pair! Dadilik yapmiyorsun yani, soranlara Au-Pair'im diyorsun. hahahahha. 20'li yaslardan itibaren bu isle ilgili hep bir seyler duymustum, hep bir gidenler, hep bir Ingiliz ailelerinin evlerinden kovulanlar, ac susuz sokaklarda kalanlar vardi. Ben bir degisiklik yapayim ve Amerika'daki programa katilayim dedim. Sartlar ve kosullar cok daha iyiydi. Programa yazildiktan sonra bekliyorsunuz ki aileler sizin dosyanizi ve "Dear host family;" diye baslayan icinde az biraz sahtelik de olan mektubunuzu incelesin ve sizinle iletisime gecsin. Heyecanli heyecanli beklerken bana da iste NY'dan bir aile cikmisti. Bir kac gun maillestik, telefonda konustuk ve benimle iletisime gecen ilk aile olmasina, her zaman diger secenekleri de gormek istememe ragmen bu sefer "Budur be" deyip bu ilk aileye ya bismillah cekip bir guzel YESSS dedim. Annenin en iyi yayinevlerinden birinde editor olmasi, sehir, sorumlu olacagim 2 kizin yaslarinin buyuklugu ve tum gun okulda olacak olmalari da tabii kararimi cok cok etkilemisti. Etrafimdan duydugum butun Au-Pair hikayelerine, Yahudi aileyle yasanmaz delirme ikazlarina,  babamin soylenmelerine kulaklarimi tikayip gozumu karartip gittim. Bu programda 1 yil kalmakla yukumlusunuz, 3 ay kalip da donebilirsiniz ama o zaman sadece verdiginiz depozitomsu para yaniyor. Atlan deve degil ya en kotu ihtimal atlar donerim nolcak ki deyip, daha once hic gormedigim tanismadigim host-family'min yanina yasamaya gittim. Ilk zamanlar tabii ki cok tuhafti. Bir anda Brooklyn'de bir evdeyim, evimden cooook uzaktayim, kimseyi tanimiyorum, evde benimle yasayan birileri var ve sorumluluklarim var. Cocuklar bana emanet!!!! Dadilik mi yapiyorum yoksa kizlar mi bana dadilik yapiyordu belli degil. Biri 5 digeri 11 yasindaydi. Iki cok bilmis, kokos, cok konusan kiz cocugu ve ortalarinda ben. Tek sorumlulugum sabah kalkip onlari arabayla okula goturmek, gun boyu kendimi eglemek ve 4'de onlari okuldan alip okul sonrasi aktivitelerine goturmekti. Ayda yilda bir kere aksamlari da kizlarla olmam veya bir cumartesimi onlarla gecirmem gerekiyordu. Aileyle birlikte beraber bir cok tatillere de gittim. Ama su Sibel'in anlattigi gibi olmadi hic. Ben kendimi kotu hissedip yardim etmeye calistikca bana "sen de tatildesin, lutfen tadini cikar" dendi. Oh ne ala dunya! Bir kac ay sonunda ben o evde dadi, Au-Pair olmaktan ote, evdeki  buyuk abla gibiydim. Tabii ki sinir bozucu zamanlar oluyor, sonucta ortada bir cocuk var o cocuk da bazen cocukluklar yapabiliyor. O cocuklari oyle cok seviyor, yere goge sigdiramiyordum ama bazen de girtlaklayasim geliyordu. Nanny 911 goruntuleri gibi olmasa da bizde de bazi kriz anlari yasaniyor, herkesin sabrinin tukendigi zamanlar oluyordu. Ama neyse ki hemen ardindan haftasonu oluyordu ve ayni evin icinde onlari gormeden gecirdigim 2 gun her seyi unutturuyordu. "Cocuklarla olan sorunlar hep cocukca seyler, aileyle bir sorun olmadikca kafana takma" diyen ablamin ogudunu de hep aklimda tutup, arada bir ya sabir cektim tabii ki. Gercekten oyle iyi bir host parents vardi ki... Anlat anlat bitiremem o yuzden anlatmayayim :P Patronluk, evdeki babalik statusu ve arkadaslik arasindaki cizgiler oyle ince ki ve bu adam o cizgiyi oyle guzel tuttu ki... Patronunuzla ayni evde yasamak aslinda cidden komik ve tuhaf bir durum. Yani uyuyakaldiginizda patronunuz kapinizi calip sizi uyandiriyor veya siz sabah arayip bugun hastayim diye yalan uydurup isten kaytaramiyorsunuz. Tabii bu durum patronunuza "Bak geceleri eve cok gec geliyorsun, sabah da kalkip araba kullaniyorsun ben endiseleniyorum kizlarim sana emanet yani" diye bir guzel ayar verme hakki verebiliyor ama sonra da donup "Nasildi Madonna konseri" diye baslayip uzun uzun muzikten oradan zip zip ziplayip baska konulardan konusabilyorsunuz. Sonra 1 yil cabucak gecti, programi uzatma sansim oldu. Ikna turlari, kizlarin gozumun icine icine bakmalari ve NYU'da buldugum oyunculuk dersi uzerine benim kararsizlik donemim basladi ve aslinda cok da dusunmeden programi uzattim. Etrafimdaki diger Au-Pair'ler 1 yil icinde 3-5 aile degistirirken, benim ayni aileyle uzatma yapmam tabii olay olmustu. Uzatmalar da bitince, program sonu Turkiye'ye hungur sakir aglayarak dondum. Turkiye'ye donuyorum diye degil, aileden ayriliyorum diye. Simdi doneli 4 sene oldu. Arada bir kere tekrar NY'a yolum dustu ve onlarla 2 ay gecirdim. 4 senedir araliksiz iletisim halindeyiz. Ne yaptilar ne ettiler bilirim, ayni sekilde onlar da benim hayatim hakkinda. Dogum gunleri, evlilikler, evlilik kutlamalarini hic atlamaz her neredeysem oraya kartlar, hediyeler gelir, Ada ve Bade'yi bile unutmazlar. Duzenli olarak ayda bir kac kere resimler, mailler gider gelir. Istanbul'da veya Amsterdam'da bir sey olsun hemen bir kac saat icinde bir mesaj gelir, iyi misin diye sorarlar. En buyuk meraklari da Tinus'dur. Bir tanissalar artik hepimiz rahatlayacagiz.

Cok mu uzattim ne? Ama iste oyle guzel bir donem, oyle guzel iliskilerdi ki anlat anlar bitiremem. Herkese de tavsiye ederim. Gitmeyi dusunen olursa cok guzel gaza getiririm ama herkes benim kadar sansli olmayabiliri de eklerim. Derim ki dadilik zor is, kolay degil ama aileler bu isi ya daha da zorlastiriyor ya da kolaylastiriyor. Birazcik empati yapmak sart. Nolmus yani Hanife Teyze cocuklari da orada olsun diye keskelediyse. Dangalak Sibel, herkes senin gibi mavi turlara filan cikamiyor. Sen mayokininle orada yayilirken kadin senin bebeginin pesinde kosuyor ve "Allahim bunlar acaba ne yaptilar da ben yapmadim? Benim cocuklarim niye boyle yasayamiyor?" diyor. Evet iste bazilari da sansli doguyor ya da senin gibi dusuncesiz oluyor. Git bakayim bir 1 ay bak bir simarik velete de gor dunyanin kac bucak oldugunu. Sikiysa bagir bakalim elalemin cocuguna, valla gider hemen yetistirirler. Nolur bakicinizin yerine koyun bir kere bir kendinizi, eminim daha iyi bir isveren olacaksiniz. Cok cok o isi yapmak zorunda olmadigim, aslinda bir eli yagda bir eli balda olan ben, cok da severek ilgilendigim, calisma saatim olmadigi halde birlikte vakit gecirdigim o ufakligin bile beni delirtip tak ettirdigi olmusken, bir de bu isi yapmak zorunda olup, baska careleri olmayip zorla bu isi yapanlari dusunuyorum. Kimse olup bitmiyor yani Sibel guneslenirken, onun bidiga teknede yayla corbasi yapmaya. Ve bir de unutmayin ki, aileye olan sinir cocuktan cok guzel cikarilir! Cikardim demiyorum ama cikarilabilirdi. 


Sibel'e de tavsiyem Hanife Teyze'yi ozgurlugune kavustursun, kendisine Nanny 911'dan bir dadi bulsun. Bu Nanny hem Sibel'i hem de yavrusunu egitsin. Ne o oyle yani cocugun yaptigina bak, annen guneslenirken hic aglanir mi? Edepsiz!

Olur da Au-Pair olmak isteyen, ajans filan arayan varsa bakin burada hazir aranmis, denenmis, tecrube edilmisi var.
http://www.experiment.org.tr/ 
Amerika'daki program devletin hazirladigi bir exchange ogrenci programi ve belli zorunluluklari-kurallari var. Bildigim kadariyla bu isi yapmaya Amerika'da yetkili sadece 6 ajans var. Hepsi az cok aynilar, sunulan hizmet, sartlar da ayni cunku dedigim gibi programin belli bir cercevesi var, disina cikilamiyor veya daha az seyler de sunulamiyor. Isteyene yardimci olabilirim, komik ama dondukten sonra bir donem Au-Pair danismanligi yapmistim. E basinizdan gecince, yasayinca verecek cok fazla tavsiyeniz oluyor :)  Bilen mi yasayan mi diye bir soz bile vardi hatta galiba? :)


Wednesday, June 16, 2010

Paris

TaaaaDaaaaaaaaaaaaaaaaaa

Sen gitmeden once oyle yana yakila anlat, Paris Paris ah guzel Paris de ve donunce dut yemis bulbul gibi sus, yok konserdi yok dikis makinesi de baska bir seyden bahsetme. Sanki hic bir sey olmamis, sanki hic Paris'e gidilmemis. yok ama cidden oyle degil. Yil sonu geldi malum sinavlar, odev teslimler aldi basini gidiyor. Paris fotolarini bile gunler sonra bilgisayarima yukleyebilmisken, oturup bir de anlatmam mumkun degildi. Bir sinavi daha yutmus, eve gelmis kendime azcik izin vermiskeennnn hadi bakayim anlatayim.

Efendim bildiginiz uzere bu seyahat bir surprizdi. Sabah kalkip anneme "Hadi bakalim toparlanalim, yolumuz uzun" deyince bir panik, bir hazirlanma ve benim yine aksamdan kalmalikli bas agrim-midem eklenince, nasil oldugunu bile anlamadan kendimizi istasyonda bulduk. Dirinininininininn! Paris yaziyor orada. Annem bana bakiyor, ben anneme veee Dudu orada kendini tutamiyore ve basliyor aglamaya. Bir duygusallik, bir duygu seli, bir sarilma, bir kaynasma ve Tinus'a "I'm going to Pariiiiiiiiiiiiis" cigliklarindan sonra, 3,5 saatlik yolculuk sonucu  vardik Paris'e. 5 gun kaldik ve her gun de hava cok guzeldi. Arada bir minik yagmurlar, ruzgarlar vardi ama bence zamanlamamiz cok iyiydi. Cok rahat gezip, cimenlerde yayilip cok guzel tadini cikarabildik sehrin.
Turist aktiviteleri denilen bir cok seyi yaptik. Eiffel, Saint German, Montmarte, Latin Quarter, Champ Elysees, Louvre, Sacre Coeur,Notre Dame, Seine ve galiba daha aklima gelmeyen bir cogu. Eiffel'e tirmanmayip, iste orada turistik check list'i tamamlayamadik.  2 defa cevresine gidip, ikisinde de cilgin kuyruklar gorunce guzel bir bosveeeeeer cekip, LaFayette'nin tepesinden ve Sacre Coure'den gordugumuz sehir manzarasiyla yetindik, ki La Fayette'ninkini tavsiye ederim. Eiffel'in 2. katina denk geliyor ve hatta cafesinde oturup bir seyler yiyip icebilir ve hatta yaninizda bile goturup manzara esliginde mesela bir oglen yemegi yiyebilirsiniz.
O kadar cok yuruduk, o kadar cok dolandik ki... Gun sonunda ayaklarimin bombomlamasindan, yorgunluktan nasil uyudugumu bilmedim. Metro kullanimi cok rahat, cok basit, cok hesapli ama biz yuruyus ve metroyu kombine ettik. Hic goremeyecegimiz, bulamayacagimiz mahalleleri de oyle bulduk. Eger sorsaniz kesinlikle bilmem oralar nerelerdi diye ama cok gzueldi iste gorduk.

Herhalde hayatimda ilk ve son kez de gittigim bir sehirde mezarlik ziyareti yaptim. Yapmasaydim olmazdi. Daha once bahsettigim asiklari ve kucucukken Paris hayalleri kurarken "Kiziiiiiim Jim Morrison da Paris'de yatiyormus, gidince gider goruruz" demelerimin hatrina Jimmy'e de bir "cee eee" dedim. Annem icin mezarlik ziyareti pek bir anlamsiz gelince(tabii ki, kime gelmez?), tatilimiz boyunca bir tek orada ayri ayri takildik. Kendisi o anda bir Japon'un kiyafet dukkanini bulmus soyuyordu. Bir de yetmedi, beni de aldi goturdu oraya ve adam kovdu artik bizi. Cok guzel seyler aldik o ayri :)

Paris'de favorim Montmarte'dir. Saatlerce orada gezip, sokaklari kesfedip, dukkanlara girip cikip, cafe'lerde  soluklanabilirsiniz. Oradaki sicak havayi sehrin baska hic bir yerinde gormedim(aman da amaaan cok blirim). Paris'in su Edith Piaf, Amelie, cafeler, sarap, art mart filan olan kismi Montmarte'in icine sigmis ve cok da guzel.

Sehrin pahaliligi, kalabalikligi ve insanlari hakkinda gunlerce konusabilirim. Her sey cok pahali, yasam cok pahali, yeme-icme daha da pahali. Internetten okurken surekli yemek icin tavsiyeler okuyordum, hani alin marketten gidin de cimenlerde yiyin filan diye. Simdi anliyorum niye dediklerini. Ben de size aynisini tavsiye ederim eger havalar guzelse tabii ki. Hem hesapli hem guzel, hem temiz hem guzel, hem pahali hem temiz filan gibi kriterlerle arayip da restaurant bulmamiz gercekten cok zor oldu. Biri tutsa oburu tutmuyor. Servisin kotulugu de dikkat cekici. Kafaniza firlatilirmis gibi onunuze catal bicak konabiliyor bir anda. Amsterdam'da garsonluk yaparak hayatimi kazaniyorum. Cok havada olup super servisler yaptigim da, cok yorgun cok mutsuz oldugum zamanlarda da calistigim oluyor ama herhalde bir gun bile o garsonlar gibi calissam, kulagimdan tutuldugum gibi kapinin onune konarim. Garsonlar bezdirdi bizi, o yuzden de zaten ne bahsis ne bir sey bir de ustune bol bol bozuk para birakarak sinir ettim onlari.
Daha once Fransa'ya gittigimizde yasamistik dil sorununu. Ama "yazik yaaaaa yani dili bilmiyorlar ki konussunlar" demistim. Parisliler icin o "yazik yaaaa" kismini atiyorum cunku hepsi cok uyuzlar yani acincak bir halleri yok aksine sizi acinacak hale sokuyorlar. LaFayette gibi super duper lux pahali bir yerde calisan bir eleman nasil olur da ingilizce 50 demeyi bilmez? hahahah vallahi ironik bir durum! Uyuzluguna soylemiyor olamaz cunku usenmiyor kasaya gidiyor, kagit kalem ariyor ve uzerine kocccaman 50 yaziyor. Eeee pes vallahi. Turistik sehirsin be Paris'im, turistden yaptigin paranin haddi hesabi yok, turist gelmese o pahalilikta saniyor musun ki o cafeler, magazalar dolar tasar veya senin pek mohim Parizyenlerin zengin eder oralari? E bi ogrense yani o insanlar az cok bir seyler soyleyebilmeyi. Gayet de turistik bir yerde, bir garson chicken diyemiyorsa ama ben valla cok darilirim sana. Benim fransizca kitligim, onlarin tembellikleri sonucu bilmedigimiz bir suru sey ismarlayip kendimize surprizler yaptik. 5 gun Paris ziyaret edecegim diye de benden fransizca ogrenmemi bekleyemezsin herhalde. Paris'e hea butun bu laflarim, uzerinize alinmayin :) Muhattabim Paris :)

Biz Turklerin misafirperverligi dillere destandir degil mi? Herkes bahseder durur, Turkiye'ye giden her bir tanistigim insan bana insanlarin ne kadar yardimci, misafirperver oldugunu ve sasirdigini anlatir. Valla ben anlamaz, bir anlam veremezdim. Yani tersi nasil oluyor ki? Bu zaten hani olan, olmasi gerekn bir sey degil miydi? Ahahahah degilmis. Paris'e gidince o misafirperverlik tanimi benim icin anlam kazandi. Sehre adim adip ayrildigimiz son gune kadar , sanki cok uzaktan dindigin dizdigi bir akrabamin evine gitmisim de, ustune bir de gecenin yarisi varmisim, cok rahatsiz ediyormusum, cok kabaymisim ve orada hic istenmiyormusum gibi hissettim. Cok fazla bir turist akini oldugu, surekli ellerinde kameralar, yol soran insanlar oldugu  icin galiba artik Parizyenler daralmislar bu olaydan ve bunu da cok net belli ediyorlar.



Benim minnak Amsterdam'imdan sonra tabii Paris'in caddeleri, sehrin buyuklugu ve kalabaligi beni buyuledi. Hayal ettigim, filmlerde gordugum, resimlerde baktigim her seyi ve daha fazlasini da buldum. Gitmeden once bir yigin bilgiyle, print'lerle gitmistim ama sehre varinca hic birine gerek kalmiyor, zaten kendi yolunuzu bulup Paris'i kesfediyorsunuz.

Tatiller hic bitsin istemem, gittigim bir yere bir daha bu sefer bilgilerimle, kesfettiklerime yine gideyim isterim. Ama bu sefer pahaliligindan, insanlarindan ve o rahatsiz duygudan oturu  iki hatta uc kere dusunecegim. Hea yoksa annemle gittigim, sadece ikimiz basbasa bir tatil gecirdigimiz icin Paris benim icin ozel bir yere oturdu o ayriiiiii :)

Tuesday, June 15, 2010

Desmet

Amsterdam ve cevresi sakinlerine sesleniyorum!
Mekan onerisi gelioooooooooooooooo
Desmet! Gayet abuk isimli (ne ola ki desmet?), radyo kayitlari, video cekimleri, konser kayitlari filan yapan bir studyo. Boyle bir bal dok yala, boyle bir elinde on marifet bir mekan. Genellikle her hafta cok guzel konserler oluyor. Bir gece de 3 grup caliyor, her konser 30 dakika, yuzde yuz canli. Radyo veya TV icin konserler kayit ediliyor yani oyle cilgin atip kendinizi sahneye atmak, soliste sutyen firlatmak filan yooook! Oyle boring bir oturma duzenli, saga sola sallanmali bir yer de degil hani yaniltmayayim. Mekana girdiginiz anda bir 70'ler 80'ler havasi var ki, kirmizi bir ambians, oyle bir guzel esiyor ki... yeme de yaninda yat! Yalniz iste bu konserlerde bir olay donuyor kiiiiii... Bilet sistemi yok. Milyon avroolar dokiiiciiiim, iceri girmek istiyorum deseniz tabii ne olur bilmiyorum ama siz en iyisi benim dedigim yolu izleyin. Internet sitesinden once kendinize bir hesap aciyorsunuz, sonra konser duyurularini takip ediyorsunuz ve guest list'e adinizi yazip 2 kisilik davetiyenizi kapiyorsunuz. OOwhhh yeaah! Benim gibi abidik gubidik dutch bilenler icin site biraz karmasik olabilir, oluyor, yasadim biliyorum. Hic cekinmeyin, kurcalayin oraya buraya bakin, bozulmuyor korkmayin:) Noooolur sen yardim et diyenlere de hemen yardim edeyim; 3voor12'nin sitesinde asagilarda bir yerde "gastenlijst" yazar, ona tiklayalim ve konser programi karsinizda. Sonra bir bakmissiniz cok sevdiginiz ve bir turlu hic de denk gelmediginiz grup geliyormus da orada caliyormus. Mesela benim "I am Kloot" cok sevip ama hic de yakalayamamis olmam, onlarin 21 Haziran'da Desmet'de calacak olmalari gibi. Veya daha once yakaladigim "Absinthe Minded" gibi.


Iste linkleeeer;

http://www.desmet.tv/ 

http://3voor12.vpro.nl/index.jsp  

Hadi bu da benden size 15 Haziran hediyesi olsun :)

Monday, June 14, 2010

Söküğü olan?

"Yil sonuna kadar 100 tane pazar gezile, yoksa kafan kesile" gibi bir emir almisim gibi, kapi kapi pazar geziyorum. Elimde degil, cok seviyorum, cok egleniyorum. Her seferinde bir seyler almasam bile (ki aliyorum), sirf oralarda gezinmek, ellemek, gormek icin gidiyorum.

Yilda sadece bir kere yapilan, Egmond'daki bir pazara gittik. Kucucuk bir kasaba, esyasini kapan gelmis, kullanmadiklari oyuncaklarini kapan cocuklar cikmis kapisinin onunde satiyor. Canli muzik olunca ve pazar da kasabanin her yerine yayilinca, pazardan daha cok senlige benziyordu.



Eger Hollanda'daysaniz veya olur da  yolunuz buralara duserse ve biraz da vintage'dir eskidir guzeldir merakiniz varsa mutlaka ne yapin edin arastirin ve bu pazarlari gidin gezin. Turkiye'de olmayan, en azindan benim hic gormedigim bir sey. Ilginizi cekebilir.

Iste gunun en guzel getirisi de bu!
Yeni oyuncagim!  :)


Kendisi yeni dikis makinem, Hollandali bir amca tarafindan hediye edildi. Bir 10 dk basindan ayrilmadan baktik, inceledik ama karar veremedik. Yani dikis dikmeyi bilmiyorum ama dikis makinem olsun istiyorum. E bi de bu cok eski bir alet... Zzzzacamalama Dudu deyip uzaklasmistim. Tekrar oradan gecerken, bu amca bizi durdurdu ve istersem hediye olarak verecegini soyledi. Essek olusunden hallice agir oldugu icin tekrar evine tasimak istemedigine eminim. Tinie de beni kiramadigina gore, annem de ustune "Ee hadi al o zaman, ogrenir en azindan sokuklerini dikersin (!!??!!!)" deyince biz aleti sirtlandik geldik. Bir yerden baslamali, dikis ogrenmeli artik. En sonunda Albet Cuyp'da su ic gecire gecire baktigim kumaslarin yanina yaklasip, dusunduklerimi gerceklestirebilecegim. Tabii once bana su isi ogretecek birini bulmam lazim :)

Annemin gidisi, yeni heyecanim makinem, baslayan sinavlarim, is, deadline'lar, karmakarisik bir hafta benim icin basladi. Herkese iyi haftalar olsun bakalim.

Friday, June 4, 2010

Abelard ve Heloise

Aksanat'da Tilbe Saran ve Cuneyt Turel ikilisinden Abelard ve Heloise izledigim gun, cikista hemen kitapciya kosup kitabi almistim. Oyun, Orta Cag'in en buyuk asiklari ciftimizin birbirlerinden ayri kalmak zorunda olduklari donemde, karsilikli mektuplasmalariyla gecer.  Fransiz "radikal" filozof Abelard ile dunya guzeli ogrencisi Heloise son derece dramatik bir ask yasarlar. Donemin baskici toplum ve din anlayisi yuzunden  uzun yillar ayri yasamak zorunda kalmislar. Gizli evlilik, hadim edilme, manastira kapatilmalar ve rahiplik-rahibelik donemleri iste bize bu tutku dolu ask mektuplarini getirmis. Cok sert, vurucu, cok dik, didaktik bir yazimi vardir ki okuyani yerden yere vurur. Az biraz kalp kirikliginiz, darginliginiz varsa goz yaslari tetiklenir.

Oyle cok sevmistim ki konservatuar sinavlarinda Heloise'in bir tiradini oynamistim, bukle bukle saclarim, beyaz elbisem ve "Elin... elin degmis bu mektuba" derken tir tir  titreyen, heyecandan buz gibi olmus bacaklarim ve ellerimle.  Daha sonra  hocam olan hayrani oldugum, saygi duydugum hocam Tilbe Saran'in onunde  ne curetse cikip oynamistim. Cahil cesareti oyle bir seydi  iste.
Simdi Duygu-sal bir Paris guide hazirlarken, Pere Lachaise'de benim asiklarin koyun koyuna yattiklarini ogrendim. Gidip de o kutsal asiklara bir Bonjouuur demeden, asikken o mektuplari okuyup beni daha da asik ettikleri icin Merci demeden donmem mumkun olamaz!



Elin. . . elin degmis bu mektuba.
Tesekkür ederim; bana yazmamissin ama.
Asik oldugum elin. O aska susamisim.
Hakkim var o elin yazdigi mektubu açmaya.
………..
Çünkü askim ölümüm oldu benim.
Sairlik taslamiyorum.
Gerçek bu: Sen olmayan her sey için ölüyüm ben.
Her gün seni unutacagim diye yeminler ediyorum,
Sonra seni düsünürken kendime yakalanıyorum.
Zaaflarima kızıp köpürüyorum,
Sonra iyi ki zayıfım diye sükürler ediyorum.

Inkar etme beni, kendini, ya da bizi.
Yaz bana, gizli düsüncelerini ögreneyim.
Kıskanmaya gücün varsa,
Tek rakibin, öptügüm mektuplari kiskan.
Küçücük bir kus gibiyim.
Havam sensin es üstüme.
Küçücük bir balik gibiyim.
Suyum sensin ak üstüme.
Suskunlugun çöl olur bana.
Suskunlugunda bogulurum.

Surpriiiz Surpriiizzz

Teenager donemlerimde niye bilmiyorum ama hep Fransa'da yasamak isterdim. Kendime orayi secmistim. Buyulu, mistik, oooo cok cool ve bir ayricalik! Pearl Jam posterlerimin arasinda Paris haritalari, resimler, Eyfel filan vardi. Akademi'ye basladigim sene, artik bu yolda bir adim atmak icin Fransiz Konsoloslugu'nda derslere bile baslamistim. Okulun o ilk senesi oyle bir yogun, dolu ve tabii ki asiktim ki... Cumartesi sabah olan dersleri tabii ki her Cuma aksami disari ciktigim icin, uyudugum icin kacirmaya basladim. Ipin ucu kacti, 3 ay sonra da babamin parasina daha fazla yazik olmasin diye tipis tipis kursu biraktim. Dil aklimda hic kalmadigi gibi sadece kalbimde kalabildi. Sonra iste bu yaslara kadar geldim, bir anda kalktim Amerika'ya gittim, buraya geldim ama gecen seneye kadar hic Fransa'ya gitmemistim.


Iste gecen sene tam da bugun de , evimiz tadilat camur-kum-talas icindeyken biz boyle genis genis kalktik Tinus'un ailesiyle Fransa'ya gittik. Bordeaux'a yakin, Allah'in bos bir zamaninda yaratip sonra kesin ve kesinlikle unuttugu bir bolgede, muhtesem bir evde 1 hafta gecirdik. Boyle doga harikasi, boyle muhtesem, boyle relax bir yer ben suncacik hayatimda gormemistim. Sadece ciftliklerin , evlerin ise orman gibi bahcelerinin oldugu, oglen saatinde koydeki butun dukkanlarin kapandigi bir yerdi. Fransa'da olmasina Fransa'daydik da benim o saasali Fransa hayallerim birazcik diplere inmisti. O umdugum Fransiz havasi, etrafta surekli bir Bonjouur sesleri filan super ama sehir sehir istiyordum ben. Zamansizlik ve parasizlik yuzunden ne oncesinde ne de sonrasinda o tatili Paris'le birlestiremedik. Sadece 1 gunumuzu Toulouse'da gecirebildik. Iste orasi bana bir damla yetti. Sokaklarda dolastik, sokakta gordugumuz insanlara surekli ingilizce sorular sorup aslinda ingilizce konusmadiklarini degil, bilmedikleri icin konusamadiklarini anladik. Capitol denen meydanda saatlerce oturup guzel mamalar yedik, ictik, belediye binasi gibi bir yere gelip evlenen gelin-damatlari seyrettik, alisveris yaptik ve maalesef ayrilma vaktimiz geldi. Berbat gecen bir kac ayin ustunden, o Toulouse'daki 1 gun her seyi sildi goturdu. Oradan oraya sekip, oliciiiiiiim Tinus mutluluktan diye sakiyordum. Dusunsene yani kim bilir Paris'de ne kadar mutlu olabilirdim! Simdi bile hatirlayinca "Nasil bir mutlululuktu yaa o" diyorum. Icim icim, ferah ferah, dip bucak her seyle mutlu oldugum bir gundu. Ahh dedim yaa iste ben biliyorum yani buralarda mutlu olabilirim, bosuna sayiklamamisim. O gun soz verdik, Paris'e gidecegiz ama duzgun zamanimiz ve paramiz oldugu zaman, ferah icinde Paris'i yasayabilecegimiz bir zaman dedik.  Seneye aile tatilimiz tekrar ederse mutlaka ikisini birlestirecegiz dedik. Sozler verildi, araya baska seyler  girdi, baska yerlere gidildi, Paris'in adi hep gecti ama hic gidilemedi. Bu seneki geleneksel tatile de ne yazik ki benim sinavlarimdan dolayi gidemedik. Icimde kaldi da kaldi yani!
Annem ve babamin gelecegi belli oldugundan beri hep beraber ozel yapabilecegimiz bir sey istiyordum. Sonra anneme ozel bir anneler gunu hediyesi de vermek istedim. Her sey icin, annem oldugu icin, benim icin yaptiklari icin bir hediye. Ikimizin de hic unutmayacagi bir sey. Ablamla konusurken bir anda "Paris" lafi cikti. Hahahah gazi aldim yaa, hayatta durmam! Tarihler ayarlandi, biletler alindi, oteller book edildi. Bunlarin hepsi Nisan ayinda oldu. O gun bugundur annem bir surpriz oldugunu biliyor ama ne oldugu hakkinda hic bir fikri yok. An itibariyle de aslinda annem haric herkes biliyor! Ve burdaki siz 64 followingen :) Annem kurbanlik koyun gibi bekliyor. Ne olabilir, nereden cikacak, nasil bir sey hic bilmiyor ama benim surekli nakaratindan ote bilmedigim ve agzima dolanan "Surpriizz surpriiz surpriizzz askkiiiiiiiim laay laaay  lallla lalla laaaay" diye olur olmaz cigliklarimla, yuregi agzina geliyor. Her seyde bir surpriz ariyor. Parka gidiyoruz "Surpriz orada mi?" diye soruyor. "Haayyreeet yani Duduu! Seennn hem de sen yani! Inanamiyorum bu kadar zamandir soylemedigine. Catlarsin sen kesin yakinda" diyor. Biliyor ki kizi; yeni yaptigi keki, sirf merakindan,  firindan cikar cikmaz kalibindan cikarabilecek kadar sabirsiz. Ama iste boyle buyuk bir surpriz olunca ve annemin tren istasyonunda suratini gormek icin bu kadar zamandir dayaniyorum. Patladim, catladim catlayacagim! Havasi inmis balon gibiyim, sondum sonecegim. Agzimdan cikti cikacak.Geldigi zaman soylerim, hayatta soylemeden duramam, bu heyecani onca zaman kendi basima yasayamam saniyordum ama cok da guzel dayandim. Bavul hazirlamasi gerektigini soyledigimden beri bir seyler cakmis durumda ama en yakin ihtimal Bremen'e filan gittigimizi dusunuyor. Acaba istasyona giderken eline bu yaziyi mi versem okutsam, yoksa gozlerini baglayip-kulaklarini tikayip Paris'e gidene kadar hic acmasam mi? :) "Yoook yoook vallahi delisin sen! Inanmiyorum sanaaaaa" deyisini duymak icin daha fazla dayanamiciiiiim.

Ciddi ciddi hayatimda ilk defa boyle bir surpriz yapiyorum. Cok heyecanliyim bilmem hissediliyor mu? Paranoya arada bir bas gosteriyor. Acaba anladi da anlamamazliktan mi geliyor diyorum! Bilirim annemi, bazen oyle bir guzel saf ayaklarina yatar ki... Cok yeltenip, ugrasip yaptigim surprizimsi ataklarim olmustu ama boyle sonuna kadar surdurebildigim hic olmamisti. Aaaaa buyudum mu noldu? Boyle sus pus'lar geldi, fermuari cektim attim:)

Usul usul Tinus'a yanasip, melodili "I'm going to Pariiiis! I'm going to Pariiis"  diye mirildanmalarim son bulacagi icin Tinus da mutlu. Ama bilmiyor ki bunun bir de "I went to Paris" kismi olacak ki iste o tadindan yenmeyecek.
Paris'e gidiyoruz yehhhuuu, bence donmeyiz hic beklemeyin. Icimden bir ses Paris'i cok sevecegimizi soyluyor.
Paris fikrini aklima soktugun icin de sana binlerce thanx Babu. Biliyorum ki her adimimizda "Keske Babu da olsaydi" diyecegiz, hep eksik hissedecegiz.

Wednesday, June 2, 2010

Gogol Bordello

Balkan muziklerine hayranligim dillere destan. Ne olduysa Shantel'i kesfedip, Shantel'in valla billa beni konser sirasinda kesmesi ve benim arsizlasip her konserine gitmemle basladi olay. Yuz buldum da gidiyorum diye bir sey yok, gayet de seviyorum ve egleniyorum. Arkadaslarima, bu sevdamdan gina geldi ama neyse ki Tinie de seviyor ve biz iki deli en son Alacati'ya tatile gittigimizde Babylon'da Shantel konserine giderek "Yuh artik tatilde bile mi yaniii?" dedirttik. Yine olsun yine giderim. Hem o gun Shantel'le bire bir tanisip, kendisinin yuksek ilgisine bile maruz kaldim. Ben kesinlikle Shantel'in tipiyim bence. Gulme! 

Gogol Bordello da baska bir sevdigim Balkanlar'dan kopma gypsy punk grup. Bundan seneler senelerrr once New York'da bir festivale gitmistim. Gidis amacim Red Hot Chili Peppers, Garbage, 311 ve bonus olarak da Snoop Dogg izlemekti. Konser alanina gittigimizde, yan sahnelerden birinde ziplayan, abuk abuk sahneden sarkan, cingene muzikleri yapan ve besbelli cingene olan bir grup vardi. Toplasan belki 50 kisi yoktu onlari izleyen ve dinleyen ama adamin dunya umrunda degil. Kendi egleniyor ve bir o kadar o bir avuc insani eglendiriyordu. Isimlerine baktik; hmmmm "Gogol Bordello". Icinde Gogol olan her sey guzeldir zaten tezimi dogrulamis olduk :P Hafizaya aldim o zaman, unutmazsam hemen albumunu indireyim dedim. Unuttum tabii ki! Sonra yine bir zaman gecti gitti ve bu adamlar yine karsima ciktilar. Ohannesssss! Madonna bunlara destek olmus, yetmemis almis bir de bunlarla sahnelere cikmis.Adamlari tut tutabilirsen. Bir kac ay once, Paradiso'ya geleceklerini ogrenince hemmmmen kaptik biletleri, +1 bir de annem icin. Biz annisle kendimizi kokteyllere vermis konsere hazirlanirken, Tinus da arkadaslariyla konser oncesi erkek muhabbetlerine dalmisti. Paradiso'ya gittigimizde anladim ki bizimkiler burada da pek guzel kesfedilmis, Gogol kadar meshur olmus ve sold out olmayi basarmis. Helal olsun mu olsun! 
Grup bariz gypsy punk muzik yapiyor. Yerinde duramayan da bi kalabalik olunca, sirtimizdan terler suzule suzule, nefes alamaz hale gelene kadar dans edip, tepindik. Bir cok sarkinin sozlerini tam bilmeden sadece "lalala ala ahdhfugnriuuughhhaaasiuoooo" diye bagira bagira costuk.  Oh bir iyi geldi ki sormayin. "Oturmaya mi geldik  alooooo ya hadi kalkin aaaaaa" demeye kalmadan daha ilk sarkiyla brlikte belli oldu ki ziplamayan ezilirdi kardes.  O yuzden annem cikti yukarda uslu uslu oturdu, yerinde dans etti. En son galiba Iggy Pop izledigimde boyle suursuz, bilincsiz ve dengesiz ziplayip kendimden gecmistim. Sagdan soldan gecen kopuk kopuk biralarin omzuma, ustume dokulmesini bile  hiiiiic umursamadim. Hah yani bira alt tarafi abiiiiciiim baksana surda Gogol calio. 
Gogolcum Bordellocum; cok seviyorum sizi. Nolur arayi acmayin, tez zamanda yine gelin, hep gelin nooooolur. Cok isterim ki gelesiniz evime de misafir olasiniz. Tshirt'u cikardin da gorduk bak kemiklerin sayiliyor. Pazardan taze balik alir  yeriz, soyle mezeler filan, sen yine elinde sarap sisesi dikersin  kafana zira pek eglencelisin o hallerinle. Ziyaretinin hatirina, seni kirmaz ben de o gun bak soz mor giyerim. Yuru beee Gogol kim tutar seni. Ah bi de yaa reca etsem ben buyuyup mezun olunca, bir gun de benimle calissaniz, ben getirsem sizi buralara oralara suralara bir yerlere? Hih nasil olur? Tamam soz vermeyin ama  hani bir teselli, bir why not? Bayiliyorum size!
 


Sunu dinleyin



Izlemediyseniz sunu da bir izleyin bakiiiiim!!!

Tuesday, June 1, 2010

Hollanda Mollanda

"Hollanda Evlilik" evlenmeye karar verdikten sonraki ilk google aramamdi.Her seyden habersiz ve oyle bir bilgisizdim ki.. Evet belli bir suredir Dutch bir sevgilim vardi ama evlenmek kiiiim biz kim ve ne alaka yani deyip bir kere bile arastirmamistim. Ne-Nerde-Nasil yapilir hic bir fikrimiz olmadigi gibi danisacak kimse de yoktu. O donem tek istedigim; bir Hollandali'yla birlikte yasamak icin buraya gelmis Turk birini bulmak, her seyi sormak, danismak ve tavsiyeler almakti. "Yaaa nasil yaptiniz bana bir bastan anlatsana yani naaaaapiyim ben nerden basliyim????" demek istiyordum. Diyemedim! :) Panikledim, korktum ve o yuzden de basima abuk sabuk seyler geldi. Simdi, nadir de olsa arada bir, ordan burdan mesajlar geliyor... Birinin bir arkadasi, akrabasi, komsusu da Hollanda'ya gelmeye calisiyor ve iste akillara o zaman ben geliyorum. Yehhuuu :) Gercekten de yardim etmeye calisiyorum. Cunku; anliyorum ne durumda olduklarini. Ben de o hallerdeydim ve en ufak bir yardim icin bile heyecanlaniyordum. Hadi simdi birazcik anlatayim da herkese ayri ayri anlatmamis olayim :)

Tinus'u ziyaretlerimden birinde kalkip Sloterdijk'daki IND ofisine gittik. IND, Hollanda'daki butun gocmenlik isleriyle ilgilenen ve adini cok sik duyacaginiz bir kurum. IND'ye titreye titreye gittik. O zamana kadar yaptigim butun forum okumalarinda oyle cok hikaye okudumustum ki.. E gorulen o ki hic kimse oturum izni alamiyordu, herkes yakiniyor, herkes elestiriyordu. Kim bilir benim basima neler gelecek dedim. Gittik durumu anlattik; dedik biz seviyoruz birbirimizi, evlenmek de istiyoruz ama bir de burada yasamak istiyoruz. Ah bir de ben Turk'um. Sirin sebelek amca bize her seyi detayiyla anlatti. Sonunda da ekledi "Ben de komitedeyim. Onume sizin dosyaniz gelse hemen onaylarim". Aaaaawwwww Yerim! Anlasmali bir evlilik olmadigini gormemiz gerekiyor ve size baktigimda da guzel bir cift goruyorum  demisti. Hosumuza gitti valla tabii bunlari duymak, IND diyor bunlari hey dostum! Boru degil yani :) O zaman IND esittir God bizim icin :)
O sirin amcanin bize ilk soyledigi sey suydu ki ben de herkese soyluyorum. Eger evleneceksiniz; ya basvurudan once evlenin ya da basvurunuz sonuclandiktan sonra. Basvuru suresince evlenirseniz her sey iptal oluyor. Cunku; belgelerinizin bir gecerliligi kalmiyor. Bekar kagidinizin mesela. A bu arada nerede evlendiginizin de hic bir onemi yok.
Ilk adim, Hollanda Konsoloslugu'nda gireceginiz Dutch sinavi. Uyum sinavi deniyor. Istanbul'da Konsoloslukda UPS masasinin yaninda bir kapi vardir, heh iste o kapiyi aciyorsunuz ve kutu gibi bir odaya giriyorunuz. Gayet sakin bir ortam, elinizde telefon, karsida camin arkasinda bir kadin. Telefonun ses kalitesi berbat, boguk, kisik, ahizeyi kulaginiza gommek isteyeceksiniz. Huleeeyynn kac para veriyorum su 30 dakikacik sinava bir de su kaliteye bak yaaaa diyebilirsiniz, deyin, bir sey degismiyore :) Sinav  icin burada Selexyz'lerde satilan "Naar Nederland" hazirlik kitabi var. Kitapta 100 soru var, sinavda bunun 30 tanesi cikacak. Kitapla birlikte bir  DVD ve CD gelir. DVD'den Hollanda'yla ilgili bir film izlersiniz, sorular genellikle o filmin uzerine kuruludur. Sonra da bir guzel oturup CD'deki sorulari dinleyip, kitabin sayfalarini teker teker cevirir, cevaplari ve sorulari bir guzel ezberlersiniz. Ogrenirsiniz diyemiyorum. Dutch bilip bilmemenizle bir alakasi yok, Dutch'lar bile oradaki sorularin cogunun cevabini bilmiyor veya siz zaten bir cogunu biliyor ama dutch anlatamiyor olabilirsiniz. Birisiyle tanistiginizda ilk ne yaparsiniz? gibi abuk sorular var. "Ben direk kucagina oturur, memelerini ellerim" demek geciyor icinizden ama tipis tipis "Elini sikarim" diye cevap zorundasiniz. IND acimaz, espri de kaldirmaz. Ikinci asama da size soylenen cumleleri tekrar etmeniz. Hani kucukken boyle bir yabanci dil duyunca taklit ederdik ya.. Heh iste aynen oyle. Utanmayin, daralmayin ve duyduklarinizi catir catir agziniza geldigi gibi soyleyin. Cooook komik oluyor, ben cok utanmistim ama bakin geldim burdayim :) Yani neymis? Utanmak yok! Ucuncu asamada az bucuk ama hakikaten bucukcuk dili bilmeniz gerekiyor. En azindan sayilari, aylari, gunleri. Sali'dan sonra ne gelir? Temmuz kacinci aydir? gibi sorular. Veee son bolum. Herkes bu bolumden korkar cunku bize bir hikaye anlatin diyecekler. Kirmizi baslikli kiz filan anlatmanizi beklemiyorlar, korkmayin. Sinavdan once mumkunse Dutch bilen birini bulun. Soyleyebileceginiz en basit sekilde yazin bi 10-15 cumle. 2 dk galiba konusmaniz gereken sure. Bugun hava cok guzel, Hollanda muhtesem bir ulke, sevgilimi de cok seviyorum zaten ve 5 cocuk yapacagiz insallah, saclarim kirmizi, popom da kocaman, Hollanda'da zaten dagitacagim kendimi ot-mot parti ne varsa ben de oradayim" bile deseniz, dogru durust soyleyebildiginiz surece sorun olmuyor. Birazcik aksana, konusmaniza bakiyorlar. Ben bu ise kalkistigimda, Dutch bilgim sifirdan da beterdi. Ben o 100 soruyu ezberledim. Kelimeleri ayiramaz, yaz deseniz yazamadim ve hatta simdi sorsaniz suratiniza bon bon bakarim. Ama iste o zaman oturup ezberledim, o 2 dakikalik konusmayi da ilkokulda Subhaneke ezberledigim gibi ezberledim. Ikisini de hala unutmam, sakir sakir soylerim. Istanbul'da bu isi ticarete dokmus yerler var. Cilgin paralar aliyorlar. Ben cok panikleyip, cok korkup ve her zamanki gibi sabirsiz davranip elimi,kolumu,bacagimi Arzu Samat diye uc kagitci bir  hatuna kaptirmistim. Sakin siz benim gibi yapmayin! Sinav ucreti 350 Euro civariydi ben girdigimde ve gecemezseniz paraniz yaniyordu. Hem zaman sikintisi hem de iste parayi kaybetme, benim tipik paniklemelerimle, ben cok acele edip hata yapmistim. Sakin olun siz, valla cok zor bir sinav degil. Ihtiyaci olana ben bile yardim ederim, Hollanda'ya geldiginizde bir kahveye tav olurum.
Diyelim her sey yolunda gitti. Sinavi gectiniz. Hemen evrak toparlamaya basliyorsunuz, aslinda siz degil Hollanda'daki sevdicek topluyor butun evraklari. Maas bordrosu, yasadigi evin kagitlari, pasaport, bekar kagitlari, dogum belgeleri. Sizin icinde ikametgah, muhtarliktan alinan aile dokumu gibi bir sey, bekar kagidi gerekiyor. Bu evrak islemleri cok onemli, maas yeterliligi filan aslinda butun basvurunun gidisatini belirliyor. Cok titizliklikle, ozenle hazirlanmasi lazim. Maalesef IND'den gelecek her belge dutch olacaktir. Eger sevgilinizin de dili yoksa, bildigim kadariyla web sitesinden ingilizce formlar indirilebiliyor. Basvuruyu Hollanda'dan yapmaniz daha iyi. Cunku; TR'den teslim etmeniz, evraklarin oradan gecmesi, buraya gelmesi zaman aliyor. Sevdicek hazir kendi evraklarini hazirlarken, siz de sizinkileri gonderin ve super hizli TNT hemen IND'ye ulastirsin 1-2 gun icinde.
Simdi bundan sonrasi cok onemli. Heyecanli bekleyis. O donem cok sikici. Ne zaman evlenecegi hic belli olmayan bir gelin adayi, ne zaman gidecegi bilinmeyen gurbetci olmak gercekten stresli bir sey :) Bir yandan "Ciksa da gitsek" diyordum, bir yandan da "Cikmasa da bahanem olsa, gidemesem Tinus gelse" diyordum. Once IND, evraklariniz bize ulasti, bizden haber bekleyin der. Takip eden zamanda size ulasip, eksik evrak diyebilirler, kabul olmadi diyebilirler ya da bize dedikleri gibi "Sampanyayi hazirlayin gencler, birlesiyorsunuz" diyebilirler. (Valla boyle dediler bize:) ) Yine butun bu forumlarda yazanlar, IND'ye giden dosyanin en az 2 ayda bir sonuca varmadigi. 6 ay bekleyen de var 1 ay bekleyen de. Ya da benim gibi sadece 4-5 gun bekleyen. Bize daha su "evraklar ulasti" belgesi gelmemisti bile ve Tinus surekli arayip soruyordu. En son telefonu acan kadin "Hmmmm evet. Dosya su an en ustte duruyor, yeni gelmis ama onayi verilmis. Oturum izni cikmis, bir kac gun sonra cevap gonderilecek" dedi. Tinus arayip haberi verdiginde "Neaaaaa ben daha hazir degilim kiiiiiiiiiiiiii" demistim. Basvurdugum tarihten 3 hafta gecmisti ve benim oturum iznim pasaportuma damgalanmisti. Sonra da iste bir anda hizlanan evlenme islemleri ve Hollanda'ya gelis. Buraya ilk geldiginizde yapmaniz gerekenler zaten detayli anlatiliyor. Yabancilar polisine gitmek, IND'ye ugrayip tesekkur edip ellerini opmek gibi. INDcik orada da bir guzel soyuyor sizi, aliyor parayi ve veriyor elinize 1 yillik oturum kartinizi. 1 yilin sonunda da 4 yillik kartinizi aliyorsunuz. 5 yil bittiginde su NT2 sinavina girmekle yukumlusunuz. Buraya geldiginizde "inburgering cursus" denilen kurslara da devamliliginiz zorunlu. Seviye tespit gibi bir sinava gireceksiniz. Seviyeniz ne kadar yuksek cikarsa o kadar iyi. Universitelerde ciddi dutch derslerine bile girebilirsiniz. Ya da benim gibi seviyesiz cikip abidik gubidiklerine gitmek zorunda kalirsiniz. Tavsiyem; birazcik calisip girin buradaki dil sinavina. Bu kurslar da dandik filan ama bakmayin oyle uyduruk olduklarina, oldukca pahali ama iste gurbetci gelinlere-damatlara-gocmenlere bedava. Zaten kursun cikmasi  uzun suruyor, 6 ayda anca yazilabilmistim ben. 6 ay bekle, 2 hafta git ve kosarak kac! Olacak is degil tabii ki ama iste ben dayanamadim. Benim sansim miydi yoksa geneli mi boyledir bilemem. Sayi saymayi bilmeyen, hakikaten arizali abuk sabuk tiplerle 2 hafta ayni sinfita oturdum. Bir anda ortadan kaybolunca da tehdit mailleri aldim, devam zorunlulugu filan, adaptasyon kurslari almak zorundasin dediler. Halbuki bak ben arabadan inip bisiklete binmisim, sen daha ne bana adaptasyon diyorsun degil mi? Birak sen beni, bak ben bisiklete biniyorum hellloooooo? Baska da bir sey bekleme benden :))) Gittim ben agladim oralarda birilerine, hasta oluyorum dedim basim agriyor dayanamiyorum ben bu siniflarin derecesine dedim. Soz dedim ben kendim ogrenecegim bu dili, hem dedim ben universiteye de baslayacagim. Ve basladim, kurtuldum. Yuksek egitim gordugunuz icin o kursa gitme zorunlulugu yok, okul belgelerimi gonderip muaf kagidimi aldim, cerceveleyip astim:)
Tavsiyelerim nedir peki? Tavsiye verebilecek kadar tecrubeli degilim tabii ki ama az cok burada bir seyler yasadim, yasiyorum. Kotu zamanlar da gecirdim, iyi zamanlarda. Kendi kendime tavsiyeler verip, sakin olabildigimden beri de daha iyi zamanlar geciriyorum. Bir kere; tembellik etmeyin! Su dili ogrenin! Ogrenin ve kurtulun! Biliiyorum! Cok cirkin, cok abuk, cok kaba ama ogrenin. En azindan basic bir seyler bilin. Ben bir heves gelir gelmez hemen dil kursuna yazilmistim fakat motivasyon eksikligi, ilk gunler sersemligi ve gayet old school olan yasli hocam sayesinde ipin ucunu kacirmis, Tinus'a odev yaptirip hic de bir sey ogrenememistim. Dili bildiginiz kadar bu toplumda kabul goruyorsunuz. Yoksa sadece bir yere kadar herkes sizinle ingilizce konusacak ve sonra direk dutch'a cevirecekler. Genci, yaslisi bakmaz bu. Hem okul hem de sosyal cevremde, cok genc bir grubun icindeyim ama cok kez de dil sorunu yasayip, aglaya aglaya eve geldigimi bilirim. Acik acik yuzume de soylenmistir zaten, dili ogren artik diye! Cok tartistim, cok konustum, cok uzuldum ama iste o bir donem oyle cok inatciydim, inatla ogrenmiyordum. Kirdim o inati, simdi ogreniyorum. Valla cok da egleniyorum ve eglendiriyorum. "Evinde, elinde her dakika pratik yapip ogrenebilecegin biri var, faydalansana" diyenlere de oyle sanki git kopruden atla-dili ogrenirsin demisler gibi bakmayin. Dogru soyluyorlar. Tinus'un Turkce ogrenmeye cabalayip, bana surekli sorular sordugu kadar ben de ona sorsaydim belki simdi sadece anlayip komik cevaplar verebilmek yerine bir level ustte olabilirdim. Bir kac dil bilen insanlara ozenirken, bir dil ogrenme firsati da elimize gecmisken onu elimizin tersiyle itmek de niye degil mi? Akilli olun bidiklar!
Bir de mutlaka bir is bulun kendinize. Geldiginiz ilk zamanlar gercekten cok berbat olabilir. Tahmininizden de berbat! Sizi evden disari cikmaya zorlayacak, depresyon hirkaniza, rahat koltugunuza ve pijamalarinza el sallatacak bir sey sart! Ne kadar mesgul olursaniz, o kadar mutlu olup, geride biraktiklarinizi da o kadar az dusunup, sevgilinizi de o kadar az uzeceksiniz. Is yoksa da bir ugras bulun. Cikin kosun, orgu orun, yemek yapmayi ogrenin(herkesi kendim gibi sanmak!), volunteer bir isler yapin ama bir seyler yapin. Aman diyeyim, bosluga dusmeyin!
Arkadas saplantisi yapmayin! Yalniz da biraz yetin kendinize.Aman arkadas edineyim, hic yalniz kalmayayim deyip de her gordugunuz Turk'un veya bir baskasinin  boynuna atlamayin, hatta biraz uzak bile durabilirsiniz :)  Yalniz kalin azcik, olmezsiniz! Ben olmediysem, siz hic olmezsiniz. Acele etmeyin, elbet bir yerde bir arkadas vardir. Hem sevgiliniz var ya be! :) Uzaktiniz zaten kim bilir kac zamanlardir! Azicik hasret giderin, benim o konuda da yaptigim gibi paniklemeyin. Sirf arkadasim olsun diye omru billlah yan yana bile oturmayacaginiz insanlarla vakit gecirmeyin. Yazinin ozu "Paniklemeyin" diye de cikarilabilir tabii :)
Kis soguklarina da hazirlikli olun gelin! Demedi demeyin! Gercekten cok soguk buralar! :) Hani yun atletler filan var ya, onlardan alin gelin. Patik, yun corap, eldiven, atki ve bereniz bol olsun! Sicak su torbaniz da olsun, ayakciklar cok usuyor! En buyuk tavsiyem de hadi bu olsun!
 
view sourceprint? 01 09 10