Thursday, July 22, 2010

Minik bir hayal nasıl gerçek olur?

Tam 9 sene önce. Bitanem'in kısaltması şeklinde Bitan dediğim arkadaşım, bir akşam yine bizim kapının önüne gelmişti. Heyecanlı heyecanlı anlatıyor. Interrail diye bir şey var diyor, ucuz diyor, ülkeleri anlatıyor, bir kitapda okuduklarını anlatıyor. Beraber yapmak zorunda olduğumuzu, kız erkek çok eğleneceğimizi, o günden itibaren artık sadece o gezi için para biriktirmemiz gerektiğini söylüyor. Yani Bitan, bu kitaptan gazı almış, çok heyecanlı! Öyle çok düşünmüş, hayaller kurmuş ki... Bence o, o gün o geziyi yapmış gelmiş kadar olmuştu. Bir kaç gün sonra İdeeixe'den bir kitap geliyor. Kitabın adı "Bir Bilet Al", yazarı da Gizem Altın. İçinden Bitan imzalı bir not çıkyor; "Oku da gaza gel, gaza gel de birlikte gidelim Fransa'ya" diyor. Fransa hayallerimi bana silah olarak kullanıyor.

Yıllar geçiyor, Bitan ve ben hiç bir zaman kopmuyoruz. Birlikte New York'u bile alt üst ediyoruz ama hiç bir zaman Interrail yapamıyoruz. Olmuyor işte... Zaman ve para büyük etkendi herhalde. Zaman geçiyor, biz buyuyoruz...  Bitan'i bilmem ama benim aklımda o hayaller hep kalıyor. Arada bir aklıma geliyor, ne zaman Avrupa dense ben bu hayalleri anlatıyorum, "Before Sunset" izleyip ahhh ahhh çekiyorum ama hep önüne başka şeyler geçiyor. Zaman beni değiştiriyor, ben de "Ayh yok ya yani ben öyle sırtımda çantayla, iki kıyafetle öyle haftalarca gezemem" diyorum. Diğer taraftan da Bodrum, Alaçatı tatillerinde, bir kaç gün sonra sıkılıyorum olduğum yerden. Bakıyorum Tinus da benden farksız değil. Bize farklı şeyler gerek diyoruz... Meğerse birisi, demekle kalmayıp harekete de geçmiş...

Aylar aylar  önce Tinus eve geliyor. Elinde kare şeklinde, mavili çini desenli ve sadece kocaman Dudu yazılı bir zarf var. "Sana gelmiş, posta kutusunda buldum" diyor. Zarfın içinden bir kart çıkıyor. Güya Eurorail, Dudu ve Tinus için bir seyahat programı hazırlamış. "Istanbul and Amsterdam  getting closer" yazıyor. Amsterdam'dan başlayan, Istanbul'da biten gezinin durakları, yapılacaklar yazıyor. Köşesinde de, ikimizin de ağzımızın kulaklarımızda olduğu güzel bir fotoğraf. Afallamış ben kafamı kaldırıyorum ve Tinus bana "Will you come with me?" diyor. Ya Tinus, sen iste ben seninle her yere gelmez miyim? Ağlayarak sana yapışıp, seni öpücüklere boğmaz mıyım? Boğarım! :)

Gidiyorum tabii ki!

"Bu yaşta ne Interrail'i yaaa? Yaşın ne başın ne yani bitli insanlarla napıcaksın?" diyen insanları gayet iyi anlayorum, o düşünceleri aştığım için de kendimi seviyorum. Çılgın sevdiğim Bitan'ımla bu şansı kaçırdım ama deliler gibi aşık olduğum Tinus'la bu seyahati yapacağım için heyecandan ölüyorum bu günlerde. Günler geçsin geçsin derken, günler yaklaştıkça da bir panikleme başlıyor. Haritaların içinde ve internette kayboldukça, yollarda kaybolmamak için dua ediyorum :)


Istanbul'da olup da internete girilmez tabii ki yani ben girmem! Ama kaç gündür ciddi şeylerle uğraşıyorum. Rotamızı belirliyoruz, nerede kaç gün kalacağız, neler yapacağız'ı belirliyoruz. "Çok eğleneceğiz, sadece ikimiz olacağız" deyip artık daha fazla bekleyemiyoruz bu tatil için. Şu anki planımıza göre; 7 üllke gezmek için 3 hafta süremiz ve hayatımızda ilk defa kullandığımız, şimdilik 7 kg ağırlığında olan sırt çantalarımız  var! Yanıma her zaman fazla fazla, çeşit çeşit kıyafet ve beşer beşer ayakkabı almamla meşhur olan ben için, bu tatil tam bir ibret olacak. Bavulumu hazırlarken, başımda bekleyen Tinus her bir elbisemi dolaba geri koyduğunda, boğazım düğüm düğüm oldu. Seyahat head line'ımızın sadece özgürlük olmasına karar verdik. Kendimizi ve günlerimizi özgür bırakıp, sadece istediğimiz şeyleri yapmak ve sadece görmek, yaşamak, öğrenmek, tanımak, tatmak ama en önemlisi eğlenmek istiyoruz. Mesela; Bulgaristan'da lokal bir bara girip, ucuz bira içip, lokal insanlarla dans etmek gibi basit hayallerimiz var ilk durağımız için. Ziget Fest'i yakalamak gibi bir hayal de var ama çok kasmamalı, yolumuza çıkarsa ne ala!

Günlerin geçip, bu tatilin başlamasına; daha Istanbul'da yaşanacak bir dolu gün ve Istanbul'a çok yakında gelecek olan bir adet Tinus var. Ve o Tinus çok özlendi! İstanbul'a gelip o'nu özlemek, Amsterdam'a gidip buradakileri özlemek... Herkesi cebimde yaşatmak, yanımda taşımak istiyorum.

Çoooook güzel bir yaz geçiriyorum! Ailem, arkadaşlarım ve Istanbul birleşince ortaya şahaneler çıkyor. Bir de her gün havuza gidip, renklendikçe renklenip, minik kızlarım tarafından da her gün milyonlarca öpücüğe ve "Seni seviyorum Dudu"lara boğuluyorum yaa... Daha ne ister ki bir Dudu?

5 comments:

ceren said...

nie senin yazılarında benim gözlerim doluyor anlamıyorum ki :(:(:(:(:(:(

yaban said...

seyahat etmenin en guzel tarafi onu planlamaktir,, yolculuk baslamadan eglencesi baslar,, senin adina cok sevindim, umarim cok guzel gecer interrailiniz, seversin ve daha cok boyle macerali geziler yaparsiniz,,

İzlediks said...

Güzel Blog..
Pc Keyfi

~pluvier said...

ben bile heyecanlandım şimdiden:D
iyi yolculuklar dilerim:))

emre said...

şaka gibi oldu..
15 ağustos da istanbul dan uçakla roma da başlayacak interrailimiz için (ben ve kız arkadaşım övgü,ayrıca bizden bağımsız bir çift daha) tren saatleri hostel vs. araştırması yaparken bayıp,bloggerda "sonraki blog" yapa yapa okuya okuya sizin bloğunuza denk geldim..

yüzümde kocaman bir sırıtışla mutlulukla okudum yazınızı :D 68 izleyicinize bir izleyici daha katıldı :)..

şu anda ben de övgü yü özlemenin dışında güzel geçen bir tatildeyim,seyahatin başlamasına daha var..

mailimi ekte iletiyorum :)
bilgi için irtibat kurmak dileğiyle (amsterdam da yaşadığınız düşünülürse bunu bir rica olarak algılayabilirsiniz:)..aksi halde size mutlu mesut deli gibi eğleneceğiniz aşk dolu bir seyahat diliyorum...

eokkali@gmail.com

 
view sourceprint? 01 09 10