Tuesday, November 30, 2010

Ask ve kar

 Ben daha yaz tatilimi dogru durust yazmayi bitirememisken, buyrun iste kis yazisi. 

                                                           
 "Bu sene cok soguk bir kis olacak" demislerdi taa yaz aylarinda. "Hep ayni hikaye, kis iste canim tabii ki soguk olacak hem de Amsterdam'da yaaani" demistim. Ben ettim siz etmeyin. Dogru soylemisler, yalan degil. Gozumun nuru, burnumda buram buram tuten Istanbul'da hava hala 25 derecelerdeyken, ask sehrim Amsterdam'da hava su an itibariyle -4 derece ve kar yagiyor. Cumartesi sabah ufak ufak yagip hemen ortaliktan kaybolduktan sonra, bugun bir anda bastirdi ve sehri su sevdigim beyaz, aydinlik ama soguk havaya soktu. 3-4 dakika icinde 2 defa duserek de kendi rekorumu kirdim. Tinus'un eline koluna yapismis yururken bi anda kayip sol kalcamin uzerine dustum. Tam toparlandim "hahaha ama iyi dustum, yavas yavas bak hic acimadi" derken bi anda yine kendimi yerde buldum. Bu sefer popo ustu, bacaklar da onumde V seklinde. Gulmekten yerden kalkamadim, yoldan gecen biri agliyorum sandi, gulmekten o'na cevap veremeyip daha da fazla gulmeye basladim. Unutmusum iste karda yurumeyi, e bi de disarda yakalandim yani sagima soluma yastiklarimi da baglamamistim. Ilk gunden boyle yerlerde surunuyorsam, kis sonu halimi gormek lazim.

Koca beybi Tinus 32 yasina basti. Cuma gunu grupca 15 kisi kalktik Nomads'a gittik. Ortaya gelen koca tepsiden hep birlikte yemek yemekten tutun, ortalikta fir fir donen dansozune kadar tam bir Arabian restaurant. Dansoz gormus Tinus, sabahlarin sultani Seda'yla yarisir ve atlar hic durmaz danseder. Dansoz de zaten sisko olunca "Oyna yigidim oyna helalin hos olsun" diye kipir kipir omuzlarimla eslik ettim. Tinus'a gunun esas surprizi; Bruksel'den dogumgunu icin gelen Nuh'un Ankara makarnasiydi. Gorene kadar hic de anlamamisim ne cok ozledigimi, o'nun gelisinin benim icin ne buyuk anlamlari oldugunu. Sarilmaktan bogacagim, havalara ziplamaktan kafami tavana vuracagim sandim. Imkanim olsa, pastanin icine koyar cikartirdim ama olmadi, Tinus mekanda yedigi bi omuz darbesiyle surprizi kesfetti. Hollanda gelenegi; dogumgunu olan kisiden ote, ailesine arkadaslarina da hep "Happy Birthday" denir. Ilk zamanlar cok komik gelen bu durum, aslinda cok da hosuma gitmeye basladi. Cuma aksami, herkes benim de dogumgunumu kutladi da galiba ben fazla havaya girdim bi ara birisi "sanki bugun senin dogumgununmus gibi" dedi. Dogdugum gun, sevgilimin dogdugu gundur dedim gayet sahte sesimle :)
Her dogumgunu boyle gecsin insallah. Kahkahalari hic bitmesin sevgilimin, hep gulsun, hep guldursun, hep mutlu olsun, senlikli, mutlu ve cok saglikli bi hayati olsun. Komik ama bazen tanismadigimiz seneleri dusunup ne ayri yerlerde ne bambaska seyler yasadigimizi dusunuyorum. Cocuklugunu merak ediyorum, teenager zamanlarini merak ediyorum, acaba ben su yasimda su gun sunu yaparken o napiyordu diye dusunuyorum. Fotograflarina bakip, o'ndan dinlediklerimle birlestirip o gunlerin renklerini bulmaya calisiyorum sanki o'nunla yasayabilmis olabilecekmisim gibi. Anlatabildim mi? Keske keske daha cok cooook once tanissaymisiz, vakit kaybetmeseymisiz diyorum. Oyle seviyorum ki, keske daha once sevip sevilseymisiz diyorum. Acigi kapatmak lazim, her yil icin on bin  kere fazla sevmek, sarilmak, opmek lazim.

Kar yagdi diye boyle romantigim! Beyaz yakisiyor bu sehre, bize de ask!

Sunday, November 7, 2010

CouchSurfing

Arkadasim couchsurfing yaptigini soylediginde gozlerim firlamisti. Manyak miydi neydi be? Nasil guvenirdi insanlara? Galiba ingilizce bildigim, insanlari egleyebilecek biri oldugum icin, misafirleri oldugu bir zaman beni onlarla beraber ciktigi bir geceye cagirmisti. Sadece onlar degil, o zamanda Istanbul'da olan butun gezginler ve host'lar vardi. Itiraf ediyorum ki cok guzeldi, cok eglenceliydi ve o kadar baska baska ulkelerden insanlarla birlikte olmak, ayni masada yiyip icmek, eglenmek cok hosuma gitmisti amaaaaaaaaaa yine de aklim bir turlu almiyordu yani nasil olur da o kadar rastgele bir insani evine alirsin. Ailemle yasiyor olmam da bence o zaman onemli bir seydi. Babam "Hic hos degil" der cikardi isin icinden. Geeeel zaman git zamaaaaan bu ayni arkadas Brezilya'ya gitti yine couchsurfing yapti (onun yaptigi hospitality club'di sanirim ama cs diyip gecelim biz), anlata anlata bitiremedi. O Istanbul'a agirladiklarini da kendi ulkelerinde ziyaret etti, Lityanya mi neydi dugunlerine gitti. Aldi basini gidiyor yani bunun bu aski.Otel parasini bedavaya getirmek filan degil olay, olay gittigin sehri-kulturu daha yakindan taniman, lokal insanlarla birlike tecrube etmen diyor. Oldukca mantikli.

Biz Istanbul'da bu Interrail planlarimizi yaparken, yandan yandan bana "hadi hadi nolur bi bak, valla hosuna gidecek" diyor. Varolan CouchSurfing hesabimi aktif ediyorum, bla bla bla bilgiler dolduruyorum. Basliyorum host secmeye. Ve Sofia'dan bir ciftten cevap geliyor. Arkadasima gosteriyorum, beraber bakiyoruz filan ve gazi veriyor. Diger sehirler icin de arastiriyoruz ama ben hep "beeeeeeelki" diyorum valla korkuyorum. Korkmak da degil cekinmek galiba! Yani bu yasta Interrail yapiyorum, ayak uydurabilecek miyim bilemezken...
                                                                                      CouchSurfing

Sofia'ya vardigimiz gun bu ciftle iletisime geciyoruz, daha dogrusu bir gun once konustuk. Evlerine vardigimizda oracikta dusup bayilasim geldi. Icimden arkadasima bin tane kufur ediyorum, nasil boyle birsey yaptin sen Dudu, nasil yapabildin diyorum, Tinus'la birbirimize bakiyoruz gozler konusuyor, birbirlerine bagiriyor. Ev oyle minik ki, yani birak bizi host edip yatirmaya kendilerine bile yer yok bence. Ev pis, ellerimi yikayabilir miyim diyip tuvaleti kontrol ediyorum ve girmemle cikmam bir oluyor. Ayakta (koltuk les gibi) biraz sohbet edip, cantalarimizi biraktik ve disari ciktik. Cikmamizla zaten Tinus'a "Imkani yok ben o evde kalamam, Allah kahretsin naaaaptik biz?" diyorum. Agladim aglayacagim ama sinirden de guluyorum. Bir dakikada bin tane yalan uyduruyorum, kacma planlari yapiyorum. Aksam gidip "biz sevmedik bu sehri gidiyoruz" diyip kacacagiz. Tinus da akilli bidik "Manyak miyiz niye bekliyoruz aksama kadar, bi de gidip geliyoruz bu yolu, gidip alalim cantalari" diyor. Simdi bu ciftin erkegi cikti bizimle ise gitti, kiz evde ve kizin ingilizce sifir. Dedim ki eve gideriz, boyle cok hizli konusuruz, sacmalariz, kiz bir kelime bile anlamaz ve cantalari alir cikariz. Yalanim da su "Simmmmmmdi arakadaslarimizdan telefon geldi, sehirdelermis ve arabalari var. Onlarla bulusup yola onlarla devam edecegiz yaniii bu gece kalmiyoruz". Yukari ciktik, kiz acti kapiyi saf saf bakiyor. Ben boyle motor takilmis gibi konusuyorum bi yandan da cantami sirtima almisim kapidayim. Kiz o sifir ingilizceyle "Sevgilimi ariyim, anlamadim"diyor. Aptaaaaaaaaal! Yalvariyorum, arama diyorum cunku bi yandan da korkuyorum o cocuktan. 2 metre, kocaman bir sey hahaha napicaksa niye korkuyorsam. Telefonu Tinus'a attim, durumu (yalani) acikladi. Cocuk da tabii ki ah ah vah vah uzuldum dedi ve biz cantalari alip firladik. Gulme krizine girdik ve ilk couch surfing tecrubemiz gerceklesmeden husranla sonuclandi. "Nnnnaaaalet olsun be hayatta yapmam ben bunu yani bize gore bir sey degil bu" dedim. Ben hep boyleyim zaten, hep buyuk konusurum!
Budapeste'de de Turk bir cocukla iletisimdeydik. Cocugun host etmedigi bir ben bir Tinus kalmis! Profil almis basini gidiyor, fotografi da duzgun gayet hos bir cocuk! Sandalye (chair) var ondan yatak yapiyorum demis. hahahahah al basina bela! Sofia tecrubesinden sonra, hemen cocuga daha sonra coook guldugumuz  o mesaji atiyorum. "Bak guzel kardesim bizim basimiza cok abuk bir sey geldi. Biz yeniyiz bu camiada ve en kotu evde bulduk kendimizi. Sen de chair filan yazmissin, nolur gercegi soyle yani bak biz 2 kisiyiz, eger evin musait degilse nolur soyle yani gelmeyelim" filan gibilerinden bir msj yaziyorum. Ben olsam "Defol git manyak" derdim ve bence o da oyle derdi. Demedi. Cocuk sanki evi aliyormusum gibi bana evini, kendini satmaya calisti. Gayet samimi yazmis. Ben de zaten bak ikimiz de Turkuz yani nolur samimi ol, ben samimiyim diyorum surekli. "Gelin gelin siz" diyor. Cocuk samimi, ben samimi ve kendimizi evinde bulduk! Ben size sunu soyleyeyim; seyahat boyunca yaptigim en iyi sey bu cocukla  ve Kanadali sevgilisiyle tanismakti! Ciddiyim! Couchsurfing yaptigimiza bin kere sukrettim, ne iyi bir seymis dedim. Ayrilirken gozlerim dola dola, istemeye istemeye ayrildim ki planladigimizdan uzun kaldik. Budapest bu insanla bambaska oldu, o kadar cok gezdik, gulduk, eglendik, konustuk ki... Oyle bir kaynasip, guzel vakit gecirdik ki artik bi ara birbirimize "Cok mu fazla olduk yani yalniz olmak istiyorsaniz soyleyin hani sanki cok birlikte vakit gecirdik" dedik. Hayir hic de oyle olmamis, daha cok daha cok birlikte olalim diyoruz. Birlikte bisikletle Budapest disina cikip kasaba mi ziyaret etmedik, evde pizza-dvd keyfi mi yapmadik, yagmur altinda vicik civik mi islanmadik ayh neler neler. En sevdigim, en cok eglendigim sehir Budapest oldu. Simdi bu cift bize gelsin diye bekliyorum, onlarin bizi agirladigi gibi ben de onlari agirlamak istiyorum. Sirf onlari gormek, Budapest'i yine onlarla kesfetmek icin oraya gitmek istiyorum! Ama once iade-i ziyaret bekliyorum.
Durum boyle olunca, Viyana'dan konustugumuz cocukla da iletisime gectik. Daha ilk karsilasmamizda ve bizi eve birakip, ise donmesiyle "hoooowww nice yaaaa" diyorduk birbirimize. Viyana'da ben atesler icinde yanip, hasta oldum ve bu cocuk resmen beni iyilestirdi! Zencefilli caylar, ilaclar, vitaminler, Turk kahvaltisi ve ben zimba gibiydim. Onunla da cok guzel vakit gecirdik, acik havada opera bile izledik ve hatta yasli teyzeleri kendimize kizdirdik. Ben kim acik havada opera izlemek kim? Bizi lunaparka goturdu, eglenceli arkadasiyla tanistirdi :) Cook guzeldi coook! O'nun deyimiyle biz "gencler" o'nu cok sevdik, isteriz isteriz Amsterdam'a gelmesini isteriz.

Budapest'de bizim cocuk oyle bir ballandira ballandira anlatti tecrubelerini, biz de oyle bir heveslendik ki hadi bu sefer de biz "agirlayan" olalim dedik. 
Daha once resmi olarak CS olmasa da kedi bi arkadas gelip, bizimle kalmisti ve cok da guzel gecmisti! Eylul'de yine resmi yani siteden olmayan, Istanbul'dan 2 interrail yapan ogrenciyi agirladik 1 geceligine. Gelmeleri gitmeleri bir oldu, cok bir sey yaptik mi bilmiyorum ama elimizden geleni yaptik. Kendi seyahatimizden 1 hafta once dondugumuz icin, ne durumda olduklarini biliyorduk! 
Couchsurfing'den abartisiz gunde en az 5 tane teklif geliyor. Binbir cesit insan, mesajlar, seyahat sebepleri! Bunlardan biri de Amerika'dan gelip Avrupa'yi gezen bir Turk ve Amerikali iki kiz. Ilk once onlari agirladik,
En son da bisikletleriyle Avrupa'yi gezmeyi hedefleyen Amerikali bir cifti agirladik.Kabul etmemizin tek sebebi tabii ki bisikletle geziyor olmalari. Bence gayet enteresan bir seydi. Su kapinin onundeki hazirliklari bile cok heyecanliydi, kim bilir tum yolculuk nasil geciyordur. lk duraklari Amsterdamdi. Aynen Budapeste'de bize olan "click", burada da bizle o cift arasinda oldu. Hala inanamiyorum bisikletle gezdiklerine. Su an Budapest civari bir yerlerdeler. Istanbul'a kadar gitmek gibi bir planlari var ve hatta Istanbul'da birbirimizi yakalamamiz gibi baska baska planlar da. Viyana'da gidip Y'nin evinde kaldilar ve resimlerden gordugum kadariyla birlikte bisiklet turlari, yemeler icmeler :) Nasil bir baglanti nasil bir guzellik bu? 3 ay once benim gittigim kaldigim yerde, 2 ay once benim agirladim cift gidip kaldi, ayni insanla birlikte vakit gecirdiler. Nokia'dan beter connecting people halleri var bilmem fark ettiniz mi? :)
Size nasil geliyor bilmiyorum. Ilk defa duyanlara biliyorum ki cok tuhaf geliyor. Annem ve babamin surati cok komikti ilk duyduklarinda ama cilgin annemin gozleri parladi. Ben "anasinin kiziyim", kesinlikle. Nasil guveniyorsun? en cok sorulan soru. Guveniyorum! Insanlara guvenmek zorundayim, ne verirsem ne aldigima da inanmak zorundayim. Bu host etme olaylarini yaptigimdan beri nasil bir doygunluk yasiyorum bilemezsiniz. Bir kere yardim ediyorum ve ettigim yardimin benim icin hic bir zorlugu yok, cidden yok. Ama yardimi ettigim insanlar icin ne kadar onemli oldugunu biliyorum, en azindan benim icin oyleydi. Seyahatler onemli, ozellikle de boyle uzun ve zor olanlar. Jenna'nin bizim fotograflarimizi cekip "Iste bize cok iyi bakan, yardim eden cift diye anneme gostermem lazim" demesi benim mutlulugum. Iyi insan olmak, yardim etmek duygularimi boyle besliyorum ve cok da hosuma gidiyor. Ya bir sey calsalar? diye de soruyor duyanlar. Calinacak hicbir seyim gercekten de yok! Pirlantalarim, Trabzon islerim hep bankadaki kasamda! :) 
Isteyen belescilik desin, isteyen kultur tecrube etmek desin, isteyen kari-kiz tavlamak ici kullansin. Benim tek sebebim, daha fazla daha fazla hep cok insanla tanismak, yeni seyler ogrenmek ve yardim etmek icin.Biliyorum bir cok kisiye cok abuk geliyor ama yaptigim seyahatle, yasadiklarimla ve bir de ustune CS tecrubelerim eklenince dunyaya, insanlara bakis acim degisti. Ustune bir de teorik olarak bu donem Intercultural Communication dersi alinca a-a dunya insani oluvermisim ayol!! :)

Friday, November 5, 2010

Belgrad'in orman diiil de sehir olani!

Belgrad trenine bindigimizde "oooooo iste genclik burda, interrail'in kalbi burada atiyor" dedim. Tren tika basa dolu, koridorlarda interrailciler oturmus, gitarlar caliniyor, kafasi guzel kardesler sesleri de guzelmis gibi sarkilar soyluyor, sarap sisesi elden ele dolaniyor. Icin icin de tuvatlerlerin halini gorunce akliniz basiniza gelsin diyorum icimden. Ellere ayaklara basmadan bunlarin arasindan siyrilip 6 kisilik kompartmanimizi bulduk ve 3 Portekizli yol arkadasimizla tanistik. Klasik muhabbetler; nerelisin? nereden geliyorsun? nereye gidiyorsun? kac yasindasin kiiii benim cevap vermek istemedigim bir soru oldu kendisi seyahat boyunca ve "eeee hangi sehirde tanistiniz? kac gundur birlikte geziyorsunuz?" diyor bi tane ufaklik! Tinus'la birbirimize baktik ve ben "We're kiiiinda married" diyebildim. hahahahahhahaha kinda ne yaaa Dudu? Ya evlisindir ya degilsindir! Ben sonra iste ogrenciyim filan diyorum kendimi kurtariyorum yani hani sizden cok da farkli degilim, yasli degilim, hala interrail yapabilecek durumdayim nooooolur beni dislamayin! Tinus da calistigini soyluyor ama o da hemen atisini yapiyor. Elinde tuttugun o biletlerin filan her bi seyin tasarimlarini ben yaptim diyor! hahahaha o'ndan daha cool'u yok o anda ortamda. Hic dikkatli bakmadiklari icin tabii cikarip biletlerine bakiyorlar "woouww maaaaan that's sooo cooool". Hadi Tinus hadi kurtardin yine kendini! Yolculugun yarisinda aramiza katilan, sari peruklu komik kadin olaydi. Kapiyi bi hisimla acip, bos koltugu isaret edip oyle bir sigdirdi ki kendini oraya ve oyle de bir ayak uydurdu ki... Kadin bizden once bir yerde inince, hepimiz gulme krizine girdik. Bir ara cocuklardan birinin ayagi kadinin yanagindaydi! Sofia-Belgrad arasi da yaklasik 8-9 saat suruyor bu arada!

 
Belgrad! Coook kucuk bir sehir! Her sey belli bir merkezin etrafinda. Istasyondan cikar cikmaz buldugumuz, her yere yurume mesafesi olan bir otelde kaldik. Oglene kadar uyuyup, enerji toplayinca ciktik sokaklara. Bi meshur parklar, kaleler gezdik, yanlislikla bir muzeye girdik gezdik gorduk prensesleri nasil yasamis. Hava inanilmaz sicakti.Yolumuzun ustunde, nasil olduysa hafif ruzgarli bir cafe-bar bi sey bulduk. Ama yemek yok... Marketten bir seyler alip yiyebilirsiniz burada dediler, iyi ki! Markete gidip aldik iste sandvic malzemelerimizi ve sonra da gidip orada Sirp biralari ictik. Herhalde bir 2 saat oturmusuzdur. Tatil boyunca gecirdigimiz en guzel zamanlardan biriydi. Oyle basit, oyle ufak, oyle yol ustu bir yer ama oyle de muhtesem. Tabii ki cok sevip orada kaldigimiz 2 gun de oglen gittik ayni mekana.
Baska bir cafede bir garsonun tavsiyesiyle "Vuk" denilen bir yerde yemek yemeye karar verdik. Tipik Sirp yemegi dediler! Elimizde menu aval aval bakinirken, orada yasayan bir Ingiliz ve Sirp'la konusmaya basladik. Aman da ne guzel sehir, aman da ne guzel bir yer derken ben adama "Bizim icin yemek ismarlar misiniz?" dedim. Ne yiyecegimi zaten bilmezken, hic hic bilmemek daha zevkli hele bi de lokal biri tarafindan secilmisse cok da heyecanli oluyor. Sonuc muhtesemdi.Valla adam oyle guzel seyler ismarlamisti ki... Isimlerini filan bilmiyorum ama guzeldi :) Bi de ben sarhos olmasaydim keske o gece daha guzel olabilirdi, su mutlaka gidin dedikleri yere gidip dans edebilirdik. Naaaapim, onca yol, yorgunluk ve biraya karsi yenildim, otelin yolunu zor buldum.


Su bizim icin yemekleri secen adam, bi beach oldugundan ve mutlaka gitmemiz gerektginden bahsetmisti. Ertesi gun ortalik yine cayir cayir yaninca biz de kendimizi oraya attik. Nehirin etrafini sagli sollu doldurmuslar, beach yapmislar efendim. Ne de iyi etmisler, oyle guzeldi ki! Butun gun orda yayildik, yattik, nehirde yuzduk (ilk defa nehirde yuzdum, cok guzeldi), kokteyller ictik, mamalar yedik! Kim derdi ki Belgrad'da beach keyfi yapalim! O yuzden iste hep diyorum lokallerle tanisip, sormak ogrenmek lazim.
Aksam yemegimizi de bir parkta piknik olarak yapip, kostur kostur istasyona gittik. Su sevdigimiz cafenin onunden gecip, sahibine ve calisan kadina el salladik, tesekkur ettik, yine gelecegiz dedik. Yalan degil valla bi daha giderim ben Belgrad'a. Cok guzel cok! "Beach, yeme-icme, sakinlik, taze hava, eglence" diye not almisim, sevmisim belli ki :) 

Hayat hep tatil olsa, gezmek olsa degil mi?

Tuesday, November 2, 2010

Nil


Tekrara gerek var mi?
Nil Karaibrahimgil 12 Aralik'da Paradiso'da! 
Biletler Paradiso'da, update'ler ve daha fazla bilgi de Facebook'da Nil Karaibrahimgil live @ Paradiso event sayfasinda!
Icimden bi ses cok eglencegimizi soyluyor!

 
view sourceprint? 01 09 10