Friday, November 5, 2010

Belgrad'in orman diiil de sehir olani!

Belgrad trenine bindigimizde "oooooo iste genclik burda, interrail'in kalbi burada atiyor" dedim. Tren tika basa dolu, koridorlarda interrailciler oturmus, gitarlar caliniyor, kafasi guzel kardesler sesleri de guzelmis gibi sarkilar soyluyor, sarap sisesi elden ele dolaniyor. Icin icin de tuvatlerlerin halini gorunce akliniz basiniza gelsin diyorum icimden. Ellere ayaklara basmadan bunlarin arasindan siyrilip 6 kisilik kompartmanimizi bulduk ve 3 Portekizli yol arkadasimizla tanistik. Klasik muhabbetler; nerelisin? nereden geliyorsun? nereye gidiyorsun? kac yasindasin kiiii benim cevap vermek istemedigim bir soru oldu kendisi seyahat boyunca ve "eeee hangi sehirde tanistiniz? kac gundur birlikte geziyorsunuz?" diyor bi tane ufaklik! Tinus'la birbirimize baktik ve ben "We're kiiiinda married" diyebildim. hahahahahhahaha kinda ne yaaa Dudu? Ya evlisindir ya degilsindir! Ben sonra iste ogrenciyim filan diyorum kendimi kurtariyorum yani hani sizden cok da farkli degilim, yasli degilim, hala interrail yapabilecek durumdayim nooooolur beni dislamayin! Tinus da calistigini soyluyor ama o da hemen atisini yapiyor. Elinde tuttugun o biletlerin filan her bi seyin tasarimlarini ben yaptim diyor! hahahaha o'ndan daha cool'u yok o anda ortamda. Hic dikkatli bakmadiklari icin tabii cikarip biletlerine bakiyorlar "woouww maaaaan that's sooo cooool". Hadi Tinus hadi kurtardin yine kendini! Yolculugun yarisinda aramiza katilan, sari peruklu komik kadin olaydi. Kapiyi bi hisimla acip, bos koltugu isaret edip oyle bir sigdirdi ki kendini oraya ve oyle de bir ayak uydurdu ki... Kadin bizden once bir yerde inince, hepimiz gulme krizine girdik. Bir ara cocuklardan birinin ayagi kadinin yanagindaydi! Sofia-Belgrad arasi da yaklasik 8-9 saat suruyor bu arada!

 
Belgrad! Coook kucuk bir sehir! Her sey belli bir merkezin etrafinda. Istasyondan cikar cikmaz buldugumuz, her yere yurume mesafesi olan bir otelde kaldik. Oglene kadar uyuyup, enerji toplayinca ciktik sokaklara. Bi meshur parklar, kaleler gezdik, yanlislikla bir muzeye girdik gezdik gorduk prensesleri nasil yasamis. Hava inanilmaz sicakti.Yolumuzun ustunde, nasil olduysa hafif ruzgarli bir cafe-bar bi sey bulduk. Ama yemek yok... Marketten bir seyler alip yiyebilirsiniz burada dediler, iyi ki! Markete gidip aldik iste sandvic malzemelerimizi ve sonra da gidip orada Sirp biralari ictik. Herhalde bir 2 saat oturmusuzdur. Tatil boyunca gecirdigimiz en guzel zamanlardan biriydi. Oyle basit, oyle ufak, oyle yol ustu bir yer ama oyle de muhtesem. Tabii ki cok sevip orada kaldigimiz 2 gun de oglen gittik ayni mekana.
Baska bir cafede bir garsonun tavsiyesiyle "Vuk" denilen bir yerde yemek yemeye karar verdik. Tipik Sirp yemegi dediler! Elimizde menu aval aval bakinirken, orada yasayan bir Ingiliz ve Sirp'la konusmaya basladik. Aman da ne guzel sehir, aman da ne guzel bir yer derken ben adama "Bizim icin yemek ismarlar misiniz?" dedim. Ne yiyecegimi zaten bilmezken, hic hic bilmemek daha zevkli hele bi de lokal biri tarafindan secilmisse cok da heyecanli oluyor. Sonuc muhtesemdi.Valla adam oyle guzel seyler ismarlamisti ki... Isimlerini filan bilmiyorum ama guzeldi :) Bi de ben sarhos olmasaydim keske o gece daha guzel olabilirdi, su mutlaka gidin dedikleri yere gidip dans edebilirdik. Naaaapim, onca yol, yorgunluk ve biraya karsi yenildim, otelin yolunu zor buldum.


Su bizim icin yemekleri secen adam, bi beach oldugundan ve mutlaka gitmemiz gerektginden bahsetmisti. Ertesi gun ortalik yine cayir cayir yaninca biz de kendimizi oraya attik. Nehirin etrafini sagli sollu doldurmuslar, beach yapmislar efendim. Ne de iyi etmisler, oyle guzeldi ki! Butun gun orda yayildik, yattik, nehirde yuzduk (ilk defa nehirde yuzdum, cok guzeldi), kokteyller ictik, mamalar yedik! Kim derdi ki Belgrad'da beach keyfi yapalim! O yuzden iste hep diyorum lokallerle tanisip, sormak ogrenmek lazim.
Aksam yemegimizi de bir parkta piknik olarak yapip, kostur kostur istasyona gittik. Su sevdigimiz cafenin onunden gecip, sahibine ve calisan kadina el salladik, tesekkur ettik, yine gelecegiz dedik. Yalan degil valla bi daha giderim ben Belgrad'a. Cok guzel cok! "Beach, yeme-icme, sakinlik, taze hava, eglence" diye not almisim, sevmisim belli ki :) 

Hayat hep tatil olsa, gezmek olsa degil mi?

6 comments:

kedi ebru said...

ooohhh :))
ben de gitmek isteiyorum duducuumm

yaban said...

hayat hep gezmek, hep gezmek, hep gezmek olsa,, benim de kafamda binbir gezi plani dolanir hep, kendimi alamam, suraya buraya ve de oraya gitmeliyiz, her yeri gormeliyiz,, interrail bu acidan cok super ama biz hele yas haddi olarak daha da otelerdeyiz, hic ayak uyduramayiz, hele de bundan sonra (!)..

lokallerle tanisip tavsiye almak da cok iyi fikir,, ben de hep yanimda guide tasirim,,

beste said...

ben Londra okurken kursa gelen evli bir adam vardi uzayli muamelesi yapardik ya sen yazinca aklima geldi belkide ayni yastaydik cocukla ama evli ya is bitmis gibi amma haksizlik etmisiz ha benimde yas 26 filandi zannetme ki 18 lik yeniteme yani:) gezmek olsunda gerisi sahane..

Magissa said...

belgrad'da iki seneye yakin yasadim, ve cok ozluyorum. en son 2001'de gitmistim. kim bilir ne kadar degismistir... ben de balkan ekspresi ile gittim son gidisimde, tekrarlamak istiyorum! ama yol arkadassiz olmaz bu sefer. icime fenalik gelmisti bombos trende.

Dudu said...

Ebru; Mutlaka git sekerim. Gercekten cok guzel.

Yaban; hahahah hele de bundan sonra yani :))) Katilmiyorum sana bu konuda! :)

Beste; Benim sinifimdakiler de saskin saskin kalmislardi ama bi kac sefer gece birlikte cikinca daha da sasirip kaldilar. Su an I'm cool yani, karizmayi kurtardim :))

Magissa; Ooooo o zaman senden okumak lazim Belgrad'i. Ben gercekten cok sevdim, tekrar gidecegime eminim :)

_Bilgece_ said...

Merhaba blogunun sıkı takipçisiyim :) ilgiyle izliyorum..
sende benim izleyicim olursan çok sevinirim sevgiler!
http://bilgeceler.blogspot.com/

 
view sourceprint? 01 09 10