Wednesday, December 28, 2011

Plak

Gecen Mayis ayinda, hic tanimadigim, arkadasimin arkadasi birinden Bob Dylan plagi hediye aldim. Bob Dylan sevmeme ve o aralar baslayan plak takintima denk gelmesi...
Mayis ayindan beri; plakcalar ara ara bulama, enisten "dedeminki bende alin kullanin" desin, araya yaz girsin, Istanbul'dan annemin ve babamin plaklari sonra Tinus'un plaklari da annesinin garajindan cikip gelsin, hoparlorler calismasin, kablolar eski model ciksin, bi gun elbet caliscak umuduyla bi suru yeni plak alinsin, okulda yaptigim bir pitch begenilsin Bob Marley plagi hediye edilsin veee Christmas yemegi bu sene bizde olsun, enistenin sihirli parmaklari gelip plakcalara dokunsun!

Abartisiz iste bu kadar uzun surdu bizim bu sevdamiz!
Evin havasi degisti bi anda yani ben oyle diyorum. O kose sihirli kose oldu!
Bu sene Christmas tatilimiz cok guzel gecti, evimizde ailemizle arkadaslarimizla yemekler yedik, partiledik, yedik, ictik, eglendik ve tabii hangover'i da kendine has ozel oldu. Tatil boyunca, sabahlari plakcalardan gelen muzikle ve nane-limonla kendimize geldik. Hele bir Ferdi Ozbegen plagim var ki, dinlenmeli yani cok acayip bir sey!

Yillar once CD almayi birakan ben simdi her yerde plaklarin pesindeyim. Sahip olma duygusunu ozlemisim, secmeyi, bakmayi, sahip olmakla gurur duymayi!
Dijital teknoloji muzik dunyasini nasil etkiliyor, neler yapmali diye kafayi yerken, bunlarin olmasi plaklara donmem de hos oldu!


2012 heyecani

Zaman cabuk gecen bir seymis, ben son yillarda bunu anladim. Yillari daha fazla saydigimdan, su kadar oldu bu kadar oldu demelerimdendir belki. Evleneli su kadar yil, Istanbul'dan geleli bu kadar gun, annemi gormeyeli su kadar hafta, okul baslayali bu kadar ay, tatile gitmemize bir kac hafta! Hep bir geri sayim, hep bir toplama cikarma gun sayma hesaplari. Oyle oyle bu yil da gecti. 
Bol bol seyahat ettim, fotograflar cektim, yeni arkadaslar edindim, uzuldum agladim, sevindim agladim, ozledim, iclendim, gulme krizlerine girdim, kilo aldim, kilo verdim diye uzar gider.
Simdi Istanbul'da iki minik prenses bizim icin, biz de onlara sarilmak icin saatleri sayiyoruz. Bu yilbasina, yilin ilk haftalarina, benim 5 haftalik tatilime en guzel Istanbul yakisir. 

2012 icin oyle heyecanliyim ki, bekleyemiyorum daha fazla! 
Ben hazirim!
Siz? 

Thursday, December 15, 2011

Alles OK?

Girit'den Rodos'a uzun, cirkin, rahatsiz ve uykusuz gemi seyahatinden sonra elimizde ne otel ismi ne bir telefon ne bir adres. Cumartesi sabahi 5-6, insanlar hala daha disarda egleniyor, opusuyor, dans ediyor, iciyor, kusuyor. Hicbiri bizim gibi yorgun, pis, uykusuz degil.

Eleni'nin adini veriyorlar. Basiretsizlik mi dersin beceriksizlik mi bilemem de o kucucuk yerde cok uzun suruyor Eleni'yi bulmamiz. Kapinin onunde karsilasiyoruz. Bir zamanlar cok sevdigim, uzerinden uzun yillarin gectigi ve o yillarin eskittigi benim simdi nerdeyse taniyamadigim dostumu gormus gibi, sensin degil mi? tonlamasiyla "Eleniii>" diye bagiriyorum. Tanisiyoruz, bizi yasli bir anane sevgisiyle karsiliyor, agirliyor, yerlestiriyor. Tertemiz, bembeyaz carsafli odaya sokuyor, hemen dusunuzu alip uyuyun mein lieber schatz gibi bir seyler diyor. O aldigimiz dus, o uyku, o rahatlik, o odanin serinligi, o sokaktan gelen gecen konusma sesleri... Oyle guzeldi ki...
Simdi iste o ana donmek istiyorum. Bugun boyle, bugunler biraz zor, stresli.
4 gun boyunca, bizi artik guldurse de, karanlik kapilarin ardindan cikip korkutsa da her seferinde o kocaman acik gozleriyle bizi yakalayip "Alles ok?" dedi Eleni. Hala daha Alles Ok? deyip bir kahkaha patlatiyoruz. Aaaa jaaaa schön schön dedik hep. Simdi yine ayni seyi sorsa; otur Eleni derim anlatacaklarim var ama once bembeyaz carsaflari ser, odayi hazirla ben bir uyuyayim, dinleneyim.

Thursday, December 8, 2011

gul sen hep

Zaman daraliyor, karar vermek gerekiyor.
Bu hayati biraz degistirsek de mi yasasak yoksa degistirmeden cilalayip mi yasasak?
Bu aralar gulmek hatta gulumsemek bile zor, uzakda olmak zok daha zor.
Halbuki bence bana en cok gulmek yakisiyor.



Saturday, November 26, 2011

33

Gozlerinin icine bakiyorum, icim eriyor. 
Analar neler doguruyor? diyorum :) Bunu hep diyorum cunku; o'nu oyle cok seviyorum, oyle cok begeniyorum, oyle bir hayranim ki... Iyi ki dogmus beee diyorum, hep ama hep!
Dogali tam 33 sene olmus! Yaklasik son 5 senesini birlikte gecirdigimiz 33 sene. Niceleri olsun, hep benim olsun, gozleri hep guzel baksin, o bana baktikca ben de askla guzelleseyim.
Dogum gunu kutlu olsun!



Tuesday, November 15, 2011

Ku vak vak Ku lak

3 yili azcik gecti Amsterdam'dayim. Buralarin sogugu, yagmuru meshur ve iste o meshur soguklarda bile ben sadece 2 bilemedin 3 kere hasta oldum. Hep de ovune ovune soyledim ben hic hasta olmuyorum, aman bosuna sigorta oduyorum 1 kere bile doktora gitmiyorum dedim. Allah'in sopasi varmis arkadasim!
Tam tamina 18 gunluk bir kacamak yaptim Istanbul'a. Biraz cikletten cikmis gibi oldu, bol surprizli oldu kendimi orada buldum, yegenlerime dogum gunu surprizi yaptim.
Alllaaaah ben simdi neler yaparim Istanbul'da derken.... Daha cok evde battaniye alti gecirdigim bir donem oldu. Burun kivirdigim, "aman bu da soguk mu beeaa?" dedigim Istanbul havasi ters kose yatirdi beni. Sukur ki annem ve ablamin yogun bakimi vardi, bol bol simartildim, Amsterdam'da degil de annecigimin dizinin dibinde hasta olduguma sukrettim. Surekli bir uyku hali, battaniye, icinde her seyin oldugu corbalar, caylar, vicks, komik gunduz televizyon programlari ama ozellikle en cok "bana her sey yakisiiiiiiir"... Boyle hasta olunuyormus demek ki dedim.
Hastalik ve sonucu biraz abuk ve traji komik diyebiliriz! Kulak zarim delindi. Hayir yuksek sesle muzik dinlemedim, konsere de gitmedim, kimse kulagimin dibinde de bagirmadi. Fena usutmusum, orta kulak iltihabi ve delinen bir kulak zari. Sol tarafim birazcik (?!!?) iptal, duymuyor. Sag tarafa ve one egimli bir vucut durusu gelistirdim. Cok da guluyoruz aslinda halime cunku surekli bir "ne? ne dedin? kim? nerde?" diyip duruyorum ve bir de surekli duymadan konusmalara dahil olmaya calisiyorum ozellikle de bar gibi gurultulu yerlerde tam bir duymayan anneanne halindeyim, duyamadiklarima da sadece kuru ha ha ha'lar firlatiyorum. En komigi Istanbul'da oldu. Yegenim evde dusmus, gurultu kopmus herkese salona kosmus ve ben mutfaktan gelip sakin sakin "Noldu niye agliyor?" diyorum.
Aniden giren ve cikmayan kulak agrilarim da olmasa nerdeyse alistim az duyma olayina. Merak edip, Google'da delik kulak zari diye aradim ama sakin siz aramayin, cok yivvvrenc bir goruntusu var. Amsterdam'da gittigim doktorum zarda henuz hicbir iyilesme olmadigini, 2 ay surebilecegini, agrim olursa da paracetamol alabilecegimi soyledi. Valla manyak bunlar!
Ya boyle iste! Son 2 haftadir hayatimda hic demedigim kadar "kulak" dedim, yarim duymak ne feci bir seymis onu anladim. Sen de dikkatli ol aman diyim benim gibi usutme, kendine iyi bak diye yazdim.

Operim kocaman!


Thursday, November 10, 2011

Mutluluk

Iyi ki varlar, iyi ki benim onlar.
Sadece onlari dusunup cok mutlu olabiliyorum ben.
Dudu bizim teyzemiz ama o bildigin teyzeler gibi degil dedigi zaman Ada, guluyorum, neymis diyorum bildigimiz teyzeler. Bilmem diyor, yasli galiba normal teyzeler veya yani sen kuduruksun iste diyor. Sizinle birlikteyken mutluluktan kudurma hali o bebegim, 6 yildir hep boyle bu.
Nice nice seneleri hep beraber kutlariz insallah.
Dogum gunleri kutlu olsun, hayat boyu hep mutlu olsunlar.



Thursday, October 20, 2011

Just kids

Hala diyorum ki; ask, bir insanin basina gelebilecek en guzel sey.


“We were as Hansel and Gretel and we ventured out into the black forest of the world.”
― Patti SmithJust Kids

Monday, October 10, 2011

Ekim

Cok degil 10 gun once yaz mevsiminden kalmis bir kac gun yasadik Amsterdam'da. Hem de tam sonbahar gelmisken, aylardan ekim olmusken.
Egmond'a gidip sahilde guneslenip, ayaklarimizi denize  soktuk hatta su gecirmez, usumez kocam denize bile girdi. Gece gec saatlere kadar kanal kenarinda oturup, yiyip ictik. Vondelpark'da yayilip yattik, mangalda etlerimizi cevirdik, sarabimizi ictik, cekirdekleri citladik.
Bu sene soguk, yagmurlu bir yaz geciren Hollanda'ya yapilmis son bir lutuf, iyilik gibiydi sanki o gunesle isinmak, sicakliga inanamamak.
2 gun boyunca hic eve girmedik, arsizca ve simarikca gunesin her dakikasindan, sicakligindan faydalandik. Bi de dedik ki "Keske iste birazcik daha fazla olsa boyle gunler, gunesler... Iste o zaman belki de hic bu kadar cok dusunup, planlamayiz buradan ayrilmayi".






Wednesday, September 28, 2011

Swimbaaaaa

Maymun istahliligimi, her seye nasil da atladigimi surda yazmistim. Merak ediyorum, her seyi deniyorum, eger seversem de bir sure bagimli kalabiliyorum.
Araya giren uzun tatiller, yaz-deniz-gunes, anne mamalari derken ipin ucu biraz kacti ve tabii ki kilolar alindi. Zararin neresinden donersek kardir deyip yine saglikli beslenme moduma geri dondum ve arti olarak daha fazla hareket etmeye basladim. Yuzmek, yuruyus ve  Zumba en bir favorilerim arasinda. Zumba egitmeni olmaya calismis, kurslari arastirmisligim bile var :)) Zumba yaparken cok egleniyorum, sanki elimde deodorant sisesi mikrofon olmus, aynanin onunde bangir bangir muzikle dans edip sarki soyluyorum hickimse gormezmis gibi. Simdi de Swimba-Aqua Zumba'yi kesfettim, denemesem catlar patlar yusyuvarlak olabilirdim.

Burada tanistigim, en yakin dostlarimdan Vero'yla dun aksam atladik bisikletlerimize gittik, Vero'nun surekli "Ohhhh Duduu ooooohh what are we doing?" diye soylenmeleriyle. Utana cekine karistik grubun arasina, atladik havuza ve muzik basladi. Ilk 5 dk. tecrubemiz; gulmekten hicbir sey yapamamak! Gulmek ama ne gulmek!?! Suyun icinde olmak, bangir bangir kivrak latin muzikler, bi avuc sismanindan zayifina cesit cesit kadin, kendini biraz da sarkici sanan her sarkiya playback yapan hocamiz, en on sirada da Vero ve ben! 45 dk. deliler gibi eglenip, deliler gibi de gulduk. Bi daha gider miyiz? Tabiiii kiiiiiiiii diye konusa konusa, gule gule ciktik.
Keske her gun olsa da her gun gitsek hic sudan cikmasak, diyorum da simdi...Maymun istahlilik feci bi hastalik... Bakalim Swimba bunu iyilestirebilecek mi?

Gulmek cok guzel bir sey!

Optum!


Swimba from Mark Groeneboer on Vimeo.





Wednesday, September 14, 2011

Dudu? Burdayim!



Yaz tatili bitti, aci oldu!
Son yillarin en uzun tatilini yaptim. 1 Temmuz'da Hollanda'dan ayrilip, 5 Eylul'de geri dondum. Istanbul'da mahalledekiler "Ayh galiba o bosanmis gelmis herhalde bak aylardir burada" demeden, Hollanda elimden oturum kartimi almadan, kocam delirip "Yeteeeeeeeer" diye bagirmadan dondum geldim. 
2 hafta Yunanistan ustu 1 hafta Istanbul'da Tinus'la onun tatiline cila cektik, Rock'n Coke'da arkadaslarimizla eglendik, klasik Asmali eglence gecelerimizi yaptik ve uzgun suratlarla, opucuklerle ugurladik onu soguk, havasi batasica Amsterdam'a. 
Geri kalan zamanda hemen her gun yegenlerimle, ablamla, annem-babamla ve arkadaslarimla gecti. Sanki hic gitmemisim, sanki geri donmusum, sanki ben hep Istanbul'da yasiyormusum gibiydi, guzeldi. Konserler, adalar, moda'lar, vapurlar ohh misss... Okul, is, ev dusunmemek cok guzel ama Tinus ozlemek zordu. Acilan okulumu, derslerimi de umursamayip tatilimi bir 10 gun daha uzattim, piskin piskin ailemle Ayvalik'a tatile gittim, yegenlerimle muhtesem bir tatil gecirdim. 
Almanya'dan gelen, yillardir gorusmedigim arkadasimi agirladim Istanbul'da. Turist gezdirmeyi hic sevmeyen biri oldugum icin zor gececek sanmistim ama hic bekledigim gibi olmadi. Cok da uyumlu bir kiz olmasi sayesinde, biraz turistik biraz lokalistik (o ne demek? :)) ) bir hafta gecirdik, cok eglendik. Boyle turist misafir dostlar basina. 


Istanbul'dan ayrilmak zordu. Karsilanmak cok guzel de, ugurlanmak ne kadar uzucu ne kadar aglak her seferinde. Daha ayrilirken bir dahaki ziyaretin planlarini yapmak, dusunmek, zaman-mesafe kavramlari henuz oturmamis miniklere gittigim mesafeyi, donecegim zamani anlatmaya calismak... 


Simdi yeni planlarimizla, hedeflerimizle, yeni kararlarimizla hizli bir Eylul'e girdik. Mesela; birbirimizin dilini ogrenmeye en sonunda karar verdik. Volks'da Turkce, UVA'da Hollandaca kurslarina yazildik, bu kis bu isleri halletmeye karar verdik. Girdigim sinavda 3. seviye cikmama yalan yok tabii ki cok sevindim. Anliyorum ama konusamiyorum desem de galiba konusamadigimi saniyormusum, kursta boyle konustukca ohh ohh diyorum Dudu hanim noldu diliniz cozuldu. Bosuna dinlememisim galiba 3 senedir!
3 sene demisken, evliligimizin de 3. yilini kutladik. Once ayri ayri, sonra basbasa, sonra da evimizde verdigimiz bir partiyle arkadaslarimizla. 
Hakan Gunday okudunuz mu? Az'i okudum ben tatildeyken. Daha sayfa 50 filandi hikaye cigrindan cikmisti, sonrasi zaten yikildi. Cok guzeldi, simdi diger kitaplarini merak ediyorum. Elimde bir suru yeni kitabimla dondum Amsterdam'a. Taze taze Inci Aral'in Sadakat'i bitirdim. Sadakat nedir ki? Iliskide ozgurluk ne? Sonsuza dek diye bir sey var mi gercekten de? Carpici bir romandi. 
Birazcik Istanbul havasi, arkamda unuttugum esyalarim ve butun nesesiyle birlikte Istanbul'dan arkadasim ve esi geliyor cuma gunu. Her sey hazir, bekliyorum.
Bende bunlar var! Eee sizde ne var ne yok? Bloglar birikmis, vakit buldukca okuyorum, ozlemisim!
Muck!



Girit ve Rodos

Sekerim Yunan Adalari malum cok populer! Balayi yapanlar, gunubirlik gidenler, adalardan adalara atlayanlar. Gitmesem kusur kalirdim degil, tatil planlarima son dakikada karar verdigim icin elime dusen en uygun bileti en iyi sekilde kullandigim icin ben de kendimi Girit'de Avrupa alemlerinde Creta denen adada buldum.


Hania'ya indigimizde, Almirida denen kucuk kasabaya gitmek hedefti. Giderseniz, dikkatli olun! Taksiciler atmaca gibi bekliyor. Atlayin taksiye gelin 20-30 Euro tutuyor dedikleri mesafeye taksici cingoz abiler bizden 80 Euro isteyince hoooop dedim noluyor. Oyle de kendinden emin ki; minibus 4 saat sonra geliyor istersen bekle istersen gel gotureyim diyor. Dur dedim dur gosterecegim sana gununu. Nasil akil ettiysem, tur organize eden genclere yapistim, sirtimda cantam, daldim aralarina "Almirida'ya giden var mi? Yeriniz var mi? Bizi de atsan?" deyip, 20'ye anlasip, Norvecli turistlerle dolu otobusun camindan el salladim taksicilere! Yanimdaki bebek yuzlu Dutch'a bakma, ben Turk'um!


Efendim bu Almirida dedikleri yer kucucuk, Hania'ya 30 dk. uzaklikta bir yer. Gittik Hania'yi da gezdik de iyi ki orada kalmamisiz.  Almirida az biraz yerlilerin, cok biraz turistlerin oldugu bir yer. Bi kac yila kalmaz bozulur, her yer English breakfast yerleriyle dolar ki hafiften dolmus bile. Sabahin bi saatinden, aksamin bi saatine kadar, 4 gun boyunca sadece plajda yasadik! Konustuk, gulduk, sustuk, yuzduk, okuduk, guneslendik, kizardik, dinledik, yedik ve ictik. Kaldigimiz apart hotel cok guzeldi. Bir Maria, otel sahibimiz, vardi ki... Sanki ananemin yazligina gelmisim, tatil yapiyorum. Cok guzel guzel yerler tavsiye etti, guzel insanlarla tanistirdi. 2. gunun sonunda biz yolda herkese el sallayarak, selam vererek geziyorduk, markette bozugumuz cikmayinca veresiye alisveris yapiyorduk. Ayrilirken bana "Aksama kalsaydin birlikte Ezel izlerdik" dedi. Diyemedim tabii hic Ezel izlemedigimi. Ahhh dedim artik bir dahaki sefere!


Heraklion'a gecisimiz olaydi! Maria israrla bizi otobuse birakmak istedi. Biraktigi yer otoban cikti, bekleyin gelir otobus dedi. Hahahaha son dakika kazigi gibiydi, kornaya basa basa el salladi bi de. Ah ya o halimizi biri fotograflamaliydi. Otobanda otobus bekledik ve geldi o otobus, ve bizi Heraklion'a goturdu. Heraklion guzeldi, cok sicakti, cok turistikti, cok sehir havasindaydi bizim modumuza o gun hic uymadi.  Zaten bi kac saat sadece seyahatin geri kalanini planlamakla ugrastik, bilet aradik bulduk, sonra o gun Turkiye'de benim dostum dogum yapti, ben duygulandim, telefonlar calismadi filan! Yani o gun orada bize geldiler, biz aksam ustu atladik yine otobuse ve Agios Nikolaos'a yani Saint Nicholas'a gittik. Amsterdam'dan yakin Yunan bir arkadasimiz israrla oraya gitmemiz gerektigini soylemisti. Girit'i boydan boya gezmek istedigimiz icin, zaten orasi da yolumuzun ustundeydi. Denizi, sahili her ne kadar bizi cok etkilemese de, dogasi, yemekleri, guzelligiyle etkilendik. 4 gunde 3 otel degistirip orayi da geride birakip, Sitia'ya gectik. Arada tabii "Ayhhh Giriiiit, ne buyukmussun! Yavrum sen kendi basina bi ulke olsaymissin yazik sana"dedim. Git git bitmedi yaaa! Sitia'dan Rodos'a gecmemiz de olaydi. Gemiyle gecicez, beklentilerimiz cok farkli. Yani ne kadar kotu olabilir ki diyoruz ama bir yandan da 9 saat olmasi bizi sinir ediyor. Bol abur cubur, sandvic, oyun kagitlari, boyun yastiklariyla gemiye daldik! Gemi yikiliyor! Bildigin yikiliyor ama eskilikten, pislikten! Elini, ayagini nereye koyacagini, cisini nasil tutacagini bilemiyorsun. Biletimizde yazan, oturacagimiz yerde oturmak zaten mumkun degil biz de ciktik cafe gibi yerde oturduk, saatleri saydik gecsin diye!
Sabahin 5'inde Rodos'a vardigimizda, elimizde ne bi otel adresi ne de haritamiz vardi! Oyleyiz biz iste seviyoruz macera?!?!? Baktik bizim gibi iki sirt cantali dolaniyor, yandan yandan yanastik basladik konusmaya. Insan 45 yasinda olup, Avustralya'dan Yunanistan'a sirt cantasiyla gezmeye gelir mi yaaa? Gelmisler valla! Onlar Symi'ye gecmeye calisiyorlardi, bize de Eleni'nin yerini tavsiye ettiler. Old Town'a uykulu uykulu girmisken muzigin ritmiyle ve sokaklarda gezen hatunlarin kiyafetleriyle kendimize geldik. Abartmiyorum, 7'ye kadar biz de oyle dolandik takildik, partileyen, sarhos dolanan, eglenen, gulen insanlari izledik. Yol kiyafetlerim ve Birken'lerle aralarinda cok sirittim ama napim! Aaa Eleni de bu arada deli cikti! Alles OK? diye her dakika her yerden firlayan, beni korkutan bir kadin. Ilgilenmeye calisirken, korkuttu bizi. Neyse anisi oldu, birbirimize Alles OK? diyip guluyoruz artik!
Rodos'u ben sevdim! Old town dedikleri, kalenin icinde kurduklari yer cok guzel. Bence kalmak icin de cok uygun. Gece hayati cok guzel, eglenceli. Asmali yaninda halt etmis diyecegim, cok guzel bir barlar sokagi vardi. New Town'a da gidin gezin. Orada Agora diye bir restaurant var, mutlaka orada yiyin. Turistlerden nefret ediyorlar. Sahibi olcak deli, bizi kabul etmemek icin her seyi denedi ama en sonunda biz "barda da otururuz sorun degil" deyince daha fazla inatlasamadi. Mezeleri cok guzeldi, canli muzik vardi. Amcanin biri eline mikrofonu almis dokturuyordu. Bi de gelip bana sarilip sarkilar soyledi, mikrofonu uzatti ben de "Yunanca sarki soylemeye calisan Turk" oldum yaa... Bittim orda. Hadi beni Yunan sandin, yanimdaki sari kafadan anla yani! "Sen misin zorla gelip mekanimiza oturan, boyle rezil ederiz seni" olabilir o hareketin alt metni. Son gecemizdi, guzeldi, duygusaldi, anlamliydi, rakiyla da daha da guzellesip yine asik olmustuk birbirimize! Rodos'da son gunumuzu AquaPark'da gecirdik, oyle abuk sabuk seylere bindik ki... Lindos'a gittik bir de, gunumuzu orada gecirdik. Deniz dedikleri bu olsa gerek!


Rodos'da 4 gun kalip, 2 hafta tatili Yunanistan'da yedik bitirdik. Son 2 gun artik bende Istanbul sabirsizligi baslamisti. Rodos'dan bi feribot Marmaris, Marmaris'den bir Havas, Dalaman. Dalaman'dan bir ucak Istanbul,   aile simarmasina hos geldim!
Deniz tatillerinin vazgecilmez oldugunu bir daha bir daha karar verdik. Biz geliriz ya bi daha bu Yunanistan'a dedik. Yemeklerine bayildik ki tahmin edilebilecegi gibi Turk yemeklerine cok benzerdi. Her gun balikla, mezeyle, rakiyla simarttik kendimizi. Cok guzel insanlarla tanisip, cok guzel sohbetler ettik. Sahilde gunesi birayla batirip, usuyup havlulara sarinmayi sevdik. Ne kadar cok BRRRRAVO dediklerine sasirip, biz de dilimize yapistirdik. Brrrrravo Tinuscum Brrrrrravo! Ulke borc bataginda, iflas etmek uzereyken arada bi pazarlik yaptigimiz icin utandik. Arkeoloji muzelerini gezdik, yalan yok bir zaman sonra hepsi birbirine benzemeye basladi, hadi denize gidelim dedik. 


Brrravo bize brrrrravo!



Thursday, September 8, 2011

Pina

Hable con ella'yi defalarca izleyip, Pina Bausch'u da oyle kesfedip hayrani oldum ben. Cafe Muller'den gosterilen sahneyi basa alip cok izledim, muzigini dinledim. Allahim Allahim bir kere izleyebilsem sunlari derken...
Pina Baush'un ekibini sahnede ilk ve son defa 2003'de Istanbul'da Tiyatro Festivali'nde izleyebildim. Ogrenciydim, dans, tiyatro, muzik hepsiyle cok ilgiliydim ve o gosteriyi izleyemezsem olurdum. Kisa zamanda sold-out olmustu ama iyi ki AKM'de calisiyordum ve arka kapilari, gizli gecisleri, iceri sizmanin yollarini biliyordum. Yine olsa yine yaparim. Abartisiz, hayatimin en guzel gosterisini izlemistim. Nefes, Pina'nin Istanbul'dan esinlenerek yarattigi bir dans tiyatrosuydu. Abartmiyorsam 3 saate yakin surmustu ve agzimiz acik izlemistik. Pina'nin Nefes'i Istanbul'da enseme yapismisti.
Sinemada izleme sansimi kaybettigimi sanirken sansima dun aksam, Pina icin yapilmis "Pina" adli filmi beyaz perdede, 3D izleyebildim. Duygusal ve hassas gunler geciriyorum, ruzgardan carpan kapi bile sinirlerimi bozabiliyor. Pina'nin bana iyi gelecegini bilerek gittim. Pina beni onardi, icimdeki o kirilmis yeri buldu, besledi, oksadi. Muzik, dans, duygular, mekanlar ve isik beni alip bambaska yerlere goturdu, anlamlandiramadigim seyleri anlamlandirdi. Pina'nin ne muhtesem bir insan oldugunu, nasil bir kafada oldugunu ve benim o kafaya nasil da hayran oldugumu hatirlatti bana. Unutmustum.
Pina ne yazik ki 2 sene once kanserden hayatini kaybetti. Toprak ve dansci sahnesinin cok da guzel gosterdigi gibi arkasinda izler birakarak, yuregimi serinleterek.
Bir danscisina "You just have to get crazier" demis. Unutmamam lazim bu sozunu.





Thursday, June 30, 2011

Barcelona Barcelona

Ahhhhh Barcelona!
Cok tembellik yapiyordum ama son gunlerde surekli Barcelona'ya gidecek arkadaslarimi duyup, hepsine ufak minik tip'ler vermek istiyorum bari hepsine, herkese bir agzidan olsun dedim. 
Efenim biz buradan Vueling diye bir sirketle cok uygun fiyata ve cok rahat gittik. Ayin grubu olarak Nouvelle Vague secmislerdi ki en sevdigim gruplardandir, onlarin tingir mingir muziklerini dinleye dinleye, cok eglenceli, mutlu bir havada gittik Barcelona'ya.

Ilk defa denedik ve bu sefer otel yerine bir evde oda kiraladik. Carre d'Aribau uzerinde kaldigimiz evin yeri, konforu muhtesemdi, tam da her seyin ortasinda, her yere yurume mesafesindeydi. Ah ya simdi boyle yazarken cok ozledim. Bagimlilik yapabiliyore bence Barcelona, insanin icine, kanina giriyor sanki. 

Biz hemen kendimizi sahile attik ama once marketten buzzzzzzz buzzzzz sangria'mizi aldik. Her 5 dakikada bir gelip masaj yapmak isteyen kadinlara yenildik, masaj yaptirdik; azicik da tabii mayisip horuldadik. Yol ustunde, ara bir sokakta simdi ne yazik ki adini hatirlamadigim bir bara girdik. Tepemizde Hollanda Kralicesi fotosu, sahibi Dutch amca ve etrafimizda Ispanyol yeni arkadaslarimizla o aksam orada sarhos olduk. O gun benim dogumgunumdu, cokkkkk comert insanlar, cok simarttilar beni, oyle simardim ki sallana sallana, kahkahalarla yurudum odamiza. Ne guzel yassin sen 30!

Gidilecek bir suru muze var efendim. Ama biz sadece Picasso ve DHUB'yi ziyaret ettik. Bunlarin bulundugu Born& Sant Pere mahallesini tavsiye ederim, turistik bolgelerden cok farkli, cok daha guzel. 

Gaudi'nin evlerini (ki aslinda butun binalar bir sanat eseri) teker teker, dolana dolana gittik gorduk ama hic birinin icine girmedik. Ayh yani hangi birinin icine girecegiz ve hepsinin girisleri 10 avroslardan basliyor. Onun yerine biz, bizi daha cok mutlu edecek bir sey yaptik. En bir meshur Palau de La Musica Catalana'da gidip Gran Gala Flamenco dans/muzik gosterisini izledik. Valla agzim acik kaldi, sahnedekilere hayran kaldim ve bi an tabii o gazla hemen flamenko dans derslerine baslamak istedim ama bu cok da ciddiye alinacak bir sey degil. Maymun istahli oldugum dillere destan :)

Kaldigimiz mahallede kendimize minik bir cafe bulduk (Pause gibi bisiydi sanki adi), hemen her gun orada gidip kahvalti ettik, sanki orada yasiyormusuz da orasi hep gittigimiz yermis gibi davrandik. Super kibar, sevimli garson amca da bize katildi, o da -mis gibi yapti bizimle. En son bavullarla gorunup, FINITO dedik, canim sonra oyuna kaptirir, merak eder filan. 
Ben gitmeden once, Barca piri arkadasimdan bir liste almistim, simdi onu da gelistirip size ufak tefek yazabilirim nereleri kacirmamaniz gerektigini.


Barroc Cafe - Cok guzel kokteylleri var buranin, ortam da cok guzel boyle kirmizi renkler hakim, kalabalik, gurultulu ve bi suru guzel guzel Spanish abiler ablalar. Her yer Javier dolu zaten. Turkiye'ye gidip de esmer, yagiz garsonlari kapip gelen sarisin Avrupali ablalari anladim birazcik. Ben de bi Javier kapabilirdim bi bardan :) 

Bar Marsella - Burasi da su meshur 1800'lerden beri acik olan, Gaudi'nin, Picasso'nun, Jean Genet'nin gittigi Absenth bar. Hatta Barcelona Barcelona filminin de bir sahnesi burada cekilmis. Acayip bir acilis-kapanis saatleri var, biz  3. gidisimizde ancak acik bulabildik, ben cok merak ettim diye pes etmedik galiba. Degisik bir yer, disardan goremezsiniz, perdeler var icerisi gorunmuyor, icerisi de cok aydinlik, herkes masada Absenth deniyor, bir zaman sonra ceketler hirkalar cikiyor, yanaklar kizariyor. Ne kadar kirli, tozlu olduguna inanamadim! Aa bi de mahalle cok abuk, bu barin kosesinde kadinlar koseleri kolluyorlar, zenciler ortalikta fellik fellik surekli bir seyler satmaya calisiyor. Dikkatli olmanizi tavsiye ederim.



Gece gezmeleri, eglence, dans ve muzik icin; Otto Zutz, Moog ve Luz De Gaz. Co daha undergroung, ogrenci tarzi takilmak, tipik bir Spanish low budget bar gormek icin de Black Sheep'e gidin. 

Her an, her mide kazintisinda, gunun her saati tapas yemek icin de tavsiyelerim; El Xampanyet, Bilbao Berria, Txakolin, Can Paixano (En bi tavsiye ettigim yer burasi. Ben de arkadasimin tavsiyesiyle gittim, yoksa imkani yok bulup kesfedemezdim. Icerisi cok kalabalik ama bir kuvvet atin kendinizi iceri. Kimse ingilizce bilmiyor, menuyu anlamak imkansiz ama ismarlatin cava'nizi ve rastgele secin bisiler iste ve atmosferi yasayin.).

Ara sokaklara dalip, Ispanyol tasarimcilarin dukkanlarini, vintage dukkanlari gezmeyi ve cuzdanlara sIkIsmis avrolari harcamayi sakin unutmayin. Vaho Bags diye cok guzel bir marka var; benim gibi heves edip, cildirip hemen saldirip almayin. Ben aldim ve simdi geri iade etmekle ugrasiyorum. Cok guzeller, pahalilar ve cok kalitesizler. Bol bol sangria ve cava icin, hmmm buz gibi buzzzzz. Park Guell'e mutlaka gidin, usenmeyin ve yuruyun. Metro kullanimi cok rahat ve cok hesapli. 15'likdi galiba tam hatirlayamiyorum, 2 kisinin da kullanabildigi kartlar var onlardan alin. Biz cok yuruduk ama bi o kadar da metro kullandik.



Cok seveceksin, cok seveceksin diye beni goturup; hakikaten de hem sehre hem de kendine yine yeniden asik kendi Tinie. Oyle asik oldum oyle sevdim ki; Ispanya icin harekete gectim. Belki vardir kismetimde bi de oralarda olmak, azicik Ispanyol havalarina burunmek. Hadi hayirlisi :)


Wednesday, June 22, 2011

TurksTotaal

Uzun zaman once bi takim formal-legal isler icin cevirmene ihtiyacim oldu. Elimdeki IELTS sertifikama ragmen yok olmaz illa ki kendi dilinde anlamasi, kabul etmesi gerekiyor dediler. Dusuncesi bile komikti yani hani ben oturuyorum, karsimda insanlar konusuyor ve yanimdaki diger kisi de bana kendi dilime ceviriyor. Ben civimaya cok musait biriyim, hemen gulerim, dalagim gevsektir :) Cevirmenim cok ciddi, isini kesinlikle iyi yapan, bana tercume yapan biriydi. Olay bitti, imzalar atti, eller siksti ve Evren'le telefonlarimizi aldik. Olur da bunca burokrasi islerinin oldugu ulkede yine isim duser diye. Dusmez mi tabii ki dustu.O gun bugundur ne zaman ceviri islerim olsa, Evren'in kapisini caliyorum. Ceviri islerini gectik, arkadasliga da atladik arada bi kahve molalari verip, sohbete doyuyoruz.

Olur da isiniz duser de iyi, ciddi bir tercuman, cevirmen ararsaniz diye linkini paylasmak istiyorum TurksTotaal'ín. Neymis? Turkstotaal™, Hollandaca ve İngilizceden Türkçeye ve Türkçeden bu iki dile sözlü ve yazılı çeviri hizmetleri veren, Türkçe konusunda uzmanlaşmış bir çeviri bürosuymus!
www.turkstotaal.nl da linkleriymis.

Umarim isinize yarar!

Turk musun?

Acele acele alisveris yapiyorum dun. Arkadasim evde bekliyor, ben cikmis tavuktu-salataydi ne bulursam toplamaya calisiyorum. Girdigim market Turk marketi biliyorum tabii ki. Hosuma da gidiyor su istedigim tavugu Turkce isteyebilmek cunku ayh bi turlu aklimda tutamiyorum o Dutch ismi. Bak yine unuttum zaten. Bzim Goztepe'de mahalledeki bakkalda, markette bile bu kadar cesit yoktur. Yok yok, ne ararsan var. Zaten kendimi Istanbul'da sanmisim, Tadim cekirdege daliyorum, hayley, can erikler sarmis dort bir yanimi. O anda da radyoyu dinliyorum, trafik haberlerini veriyor "Offf diyorum yaa hep ayni sey yaaa, zaten ne zaman kopru yolu acik oldu ki?" O anda bi an "leeaann ben bunu nasil anliyorum" dedim. Evet dostum, Amsterdam'da Turk bakkalinda Turk radyosu dinlenir ve koprudeki trafikten, Besiktas istikametine giden yoldaki yol calismalarindan haberler alinir. Ben de yabancilastigimla kalirim.
Sonra firladim, atladim gicir bisikeletime eve dogru gidiyorum. Aaaaa krema almayi unuttum. Hemen ilk gordugum markete giriyorum. Hollandaca konusuyorum, "Creme-Fraishe" var mi diyorum. Bakiyor bakiyor, yok diyor kalmadi ama o neydi ki? Istersen "Krem Santi" var diyor ama krem santiyi Turkce soyluyor S'ye basa basa hahaha anliyorum ki biz 2 Turk azcik buzcuk Hollandacamizla birbirimizi anlamaya calisiyoruz. Neyse butun aksam KREM SANTI dedik gulduk, canim da cekti de kimseye diyemedim azcik ucundan dietteyim de :)

Hoppacik update

Blogger degismis, bi haller olmus. O ne bu ne diye bakarken baslayip bitirmedigim, 3 kelime yazip biraktigim post'lara baktim. Bu yaziyi da bayagi bayagi yazmisim, bitirmisim ama niye bilmiyorum yayinlamamisim. Kesin kafamda bisi vardi ama neydi bilmiyorum. Yazdigim gunu degil ama o ofiste calistigim son gunleri cok iyi hatirliyorum. Son gun hemen gidip saclarimi kisacik, abuk, asimetrik kestirmistim. Gercekten biz bunaldigimiz zaman saclarimizla ugrasiyoruz bence. Okul-ofis bunalimimin bitisini kutlamistim ben de kendimce.
Banane senin gecen sene ne yaptigindan diyenlere soorrryyyy diyorum ve blog benim kardesim istedigimi yayinlarim diyorum ister oku ister okuma! hahahah var di mi boyle asabiyet yapanlar :)
neys optum!

-------

Sunca zaman yazmamisim ya cok ayip bana.
Mart'tan beri duduk bir ofisin icindeyim. Cok yogun gunler oldugu kadar cok bos gunler de oldu ama niyeyse hic elim gitmedi. Bi de bu duduk ofiste, dandik bir bilgisayar kullandim zaten. Simdi son dakika oldu birazcik ama son bir kac gundur akil ediyorum da okuldan gunluk laptop aliyorum. Evet efendim, kendi laptop'imi is icin kullanmama prensibim var gibi oldu ama yok aslinda oyle bir sey, sadece tasimaya useniyorum. Sirt cantasi her kiyafetime uymuyooooooor :P
Ocak'ta icine dustugum grupla super heyecanli projelerin icine dustuk, proje gelistirdik. Mart'tan beri de yine ayni grupla pratik kismina gecip okula para kazandirmaya calistik ki kazandirdik. Tabii surec uzun, hep ayni insanlar, bi masa ve etrafinda 5 insan olunca her sey cekilemez oluyor. Yanimdakinin kulakligindan cikan muzikten, guldugu zamanki yuzunun aldigi sekle, masanin altina uzattigi bacaklarina, cok konusmasina, cok susmasina, cok yemesine, cok Duygu demesine kadar her seye sinir oldum. Bi asagi bi yukari bi asagi bi yukari gibiydi. Dort elle ise de sarildim, butun gun hic bi is yapmadigim da oldu. Haftada 4 gun, 9-5 calistim ve bezdim yahu! Ofiste her isi halledip, aksamlarimin bos olmasi guzeldi tabii. Cunku normalde okulda derslere gir-cik-gir-cik bi de ustune git aksama evde saatlerce pc basinda otur ders calis, odev yap. Aksamlari bos olabilmek, film izlemek, kitap okumak, vakitlice uyuyabilmek...
Iste neyse o gun geldi. Yarin son gun. Raporlar teslim edilecek ve ardindan odul gecesine gidilip, eger varsa bize verilen odulu alip gelecegiz. (update: odul modul alamadik, avcumuzu yaladik) Su an oyle bezdim ki yani gitmek zorunlu mu diye dolaniyorum ortalikta.
Dun gece 3'e kadar biz 3 sersem oturup 51 oynadik. Yenilen pehlivan gurese doymazmis. Her elde 100 yiyip, RTE gibi bi daha-bi daha-bi daha deyip durdum. RTE kadar histerik oldum mu bilmiyorum da herkes de devam etti. Yenildim ve iste burdayim. Oynamaya oynamaya unutmusum herhalde, bi iki daha oynarsam kendime gelebilirim. Tabii 51 gibi ilkokul cagi bir oyunu da butun aksam oynamamiz komikti.
Sonra efendim ben yenge oldum. Dutch bir minik sari minnosun daha yengesi oldum. Yiinnggeee! Hollanda'da dogumlarin ne kadar basit, gosterissiz, abartisiz (?!), sakin, sessiz oldugunu bi kere daha gordum. TR'de SSK'da bile dogumlar daha gosterislidir, inanin bana! Dogumdan sonra 3-5 saat icinde eve gonderildiginiz icin herhalde hic ugrasmiyorlar, evleri susluyorlar. E mantikli aslinda :)
Barcelona'ya gittik 30 yas kutlamalari etkinligi icin. Onu cok detayli anlatayim istiyorum da herhalde olmayacak, zaman kalmadi artik. Notlar duruyor nasil olsa, belki bir gun. Neyse giden varsa, yeme icme listemi sorsun cunku oyle bir dedik ictik ki, oyle guzel yerler kesfettik ki.. Fotograflara bakiyorum da al yanak gibiyim, pofuduk pofuduk duruyorum.
Bruksel'e gittik bir de 2 hafta once. Sevdik sevmedik. Hahahha boyle iste yanli bir cevap veriyorum. Gitmeden once cok yorgundum, tek dilegim cimenlerde uzanmakti ve az biraz oldu gibi. Cok guzel biralari vardi, ic ic doyamadik. Kesfedebilene de cok guzel vintage dukkanlar var, ben kesfettim. Insallah havalar duzelirse giyenecegim elbisemi.
Havalar demisken... Dun, yaz mevsiminin ilk gunu dediler... Ayh git Allah askina yaa. Su an bir yagmur bastirdi ki... Uzerimde kisa kollu ceket var cunku dun de havaya bakip yagmurluk giyinmistim ama aksam aydinlanan ve 20 dereceyi bulan hava beni pisirmisti yagmurlugumla. Bi daha boyle bir gune yazin ilk gunu dersen yemin ediyorum yikarim ben ortaligi.
Amsterdam'da veya yakinlarda misin sen bu arada? Cuma aksami Paradiso'da Imam Baildi konseri var. Gel bak pisman olmazsin. Biz cok eglenecegiz, ben ayrica eglenecegim ozgurlugumun ilk gununu kutlayarak.
9 hafta tatilim var. Derdi gucu sadece gezmek, tozmak olan bizim gibi bir cift icin bulunmaz nimet. Yunanistan'da adalardan adalara oradan Bodrum'a atlayip sonra da Istanbul'a yerlesecegiz ya da yerlesecegim mi demeliyim? Birisinin de gercek hayatta kalmasi gerekiyor digeri cennette yayilmis gununu gun ederken :)

Hoppacik geciverdim iste soyle ne oldu ne bitti diye.
Eeee sizde ne var ne yok?
Yaz geldi mi her nerdeyseniz oraya?

Optum

Friday, May 20, 2011

Mutluluk gozyaslari

Amsterdam'a tasindigim ilk zamanlar duzenli olarak aglardim. "Ota boka her seye aglayan aglak kiz" dedikleri bendim! Sinir bozuklugu, yalnizlik, hassaslik, aile hasreti, hayata yeniden baslamanin stresi falan filan her sey ama her sey hemen gozlerimi doldurmaya ve beni aglatmaya yeterdi. Isin komigi artik bir rutin olmustu. Usul usul aglayip, usul usul susar yine ne yapiyorsam devam ederdim. Sanki Avrupa'ya zorla gonderilmis, tanimadigi kendinden cok buyuk bir adamla evlendirilmis, elleri kinali, al yazmali, saclari orgulu bir gurbet geliniydim. 

Uzuuuuuuuuun zaman oldu o aglama donemlerimi gecireli. Hayat bana iyi davrandi, cok mutlu etti. Gercekten cok mutlu etti. O gunleri hatirliyorum, aslinda ne kadar guclu bir insanmisim onu fark ediyorum. O tuysiklet govdenin arkasinda  ne guclu ne asik bir Tinus'um var, o'nun destegi, sevgisi ve kendisi olmasa hicbir sey olmazdi. 

Artik son zamanlarda sadece mutluluktan aglar oldum. Halime bin sukur, baska aglamalarim olmasin insallah! Gectigimiz Cumartesi evimizde, kalabalik-karisik arkadas grubumuza parti hazirladik. Cok eglenildi, cok gulundu, cok icildi. Bruksel'de yasayan, abim dedigim dostumun gelmesi en buyuk isteklerimden biriydi ama olmadi veya ben oyle sandim. Saat artik aksam 10 olmusken, kafalar hafif guzellesmisken birden birisi elinde balonla, yuzunu kapatarak onumde dikildi. Sonrasi tabii ki benim meshur cigliklarim, aglamalarim, kucaklasmalar, misafirlerimizin sasirmasi, akan rimelim ve "Woooouuw Bruksel'den bile arkadasi geldi dogumgunune" konusmalariyla birbirini takip etti. 

Bu sabah zilin abuk BIIIIZZZZ sesiyle uyandim. Bizde  niye yok su kuslu ziller, ding dong'lar diye soylene soylene kapiyi actim ve BAAAAMMM! Israrla "Bir yanlislik olmali, cicek filan geliyor olamaz, hem de boyle buyuk?!" dedim ama adam da israrla elime tutusturuverdi o kocaman, benim icin ayaksiz celenk olan cicek buketini. Istanbul'dan, canim Bibi'den. Evet evet gercekten de 30'u, 30 gun 30 gece kutluyoruz bu gidisle. Haydi bakalim! Yine aglasmalar, telefonlar, konusamamalar. Daha cok taze, simdi bile gozlerimi dolduruyor. Balkonumda oturmus, hediye sarabimi icerken de bir kac damla dokebilirim. 



Mutluluktan aglamalarim hic bitmesin... Bu iki guzel dostum da hayatimdan hic cikmasin. 
Sevmek cok guzel sey, sevilmek daha da guzel. Hele bi de sevildigini biliyorsan... Durur durur aglarim ben mutluluktan.


Tuesday, May 17, 2011

Hello, Good Bye Barcelona! Yine gelecegim!

Bana hep tek sozu vardi. Beni mutlu etmek icin her seyi yapacakti. Henuz hic teklemedi. Amsterdam'in en mutlu, en sevilen, en sevindirilen Duygu'su benim.
Dillere destan 30 kutlamasi icin, planlara Istanbul'la baslayan Bay T noktayi Barcelona'yla koydu. Cunku; o 3-4 defa gitmisti, cok seviyordu ve beraber de gitmek zorundaydik. Cunku; o emindi ben cok severdim.
Sevmedim! Bayildimmmm, asik oldum!! Hem sehre, hem Bay T'ye en bastan, yeniden.
6 Mayis sabahi, sabahin erken saatlerinde, beni hep buradan alip goturdugu icin cok cok sevdigim, en favori mekanim Schiphol'da aldik solugu ve dogruuu Barcelona.

Thursday, May 5, 2011

MySuperSweet 30


Bundan tam 30 sene once, Istanbul'da tombis bir bebek olarak dunyaya gelmisim. 6 Mayis. Bana kalirsa, takvimlerin en guzel, en aydinlik, en gunesli, en yesil baharli en mutlu gunu.
Soylenenlere gore; ablam cok istemis beni. Sonra niye bana sinir oldu bilmiyorum ama surekli cingenelerden alindigimi, hatta ispati olarak da Hidrellez'in ertesi gunu dogmus olmami soylerdi. Saftirik ben de inanir aglardim, yollarda cingene gordum mu kose bucak saklanirdim.
Hatirlayabildigim kadariyla cok guzel bir cocukluk gecirdim. Sacmaliklarim o zamanlarda vardi. Fazla mandalina yeyip-hastalanip hastaneye kaldirilmam; cok suskun donemlerimin olmasi ve en sonunda kulaklarim duymadigi icin konusmadigimin ortaya cikmasi; 2 Gecer'i gectigi icin hep en iyi not sanmam gibi.  Cok yaramaz miydim bilmiyorum ama 2 sefer de kasimi yarmis, dikisleri yemistim. Cok gulup, cok da konustugumu hatirliyorum ve tabii ki Tulin'in susmam icin benimle oynadigi "1-2-3 tip" oyunlarini, istisnasiz her seferinde kaybedisimi.
Simdilerde artik "genclik donemleri" dedigim zamanlara dair de sadece cok eglendim diyebilirim. Teenager gunlerim, hic ders calismayarak sadece ve sadece kakara kikiri yaparak, konserlerden konserlere, tiyatrolardan sinemalara, derslerden kacip Cadde'ye inmekle, kitaplarla ama cokca da tiyatroyla gecti. En sevdigim sey; en sevdigim 2 arkadasimla akla gelmeyecek en buyuk sacmaliklari-abukluklari yapmak ve saatlerce gulmekti. Ilk asik oldugum zamanlarda yine o zamanlardi. Caktirmadan ne cok aci cektigim de gunluklerimde yaziyor. Kendim bile hatirlamiyorum ama o zamanki halime uzuluyorum, ne ask yasamisim cok acili olmus :)


20'lere geldigimde kendimi cok buyuk bir sey saniyordum. Ozel bir tiyatroda calisiyor, sahneye cikiyor, super duper cevremi edinmisim, sonra okula baslamisim falan filan... Oh yeah baby! Simdi guluyorum tabii o hallerime, kendimi olmus sanmama. 24 olunca da zaten kafama dank etmis olacak ki super ani bir kararla ver elini New York. Istanbul dogdugum yer, New York'da buyudugum yer diyebiliriz. Oyle bir anladim ki dunyanin kac bucak oldugunu, oyle bir guzel aldim ki agzimin payini ve oyle de bir annemi arayip agladim ki telefonda. Herhalde annem o gunku gibi sert olmayip "Yeter beeee boyle aglayacaksan, hemen konusuyorum babanla yolluyoruz biletini" demeseydi, o da oturup benimle aglasaydi ben daha 2. haftamda tipis tipis donup gelmistim :) 5 sene once, New York'da 25'e bastigimda kendimi kocaman bir insan sanmistim. 30 filan hayal gibiydi, dusunememistim, hayal bile edememistim nerede olacagimi, haberim bile yoktu Tinus diye bir harikanin var oldugundan.
25'i benim icin bir nokta, donum noktasi gibi gormustum. Anisina sirtima dovme yaptirip, ustune bir de skydiving yapmistim. O ucaktan atlarken, ciglik cigliga bagirirken sadece "Ulan dunya seni cok guzel yasayacagim, sen de bana iyi davran. Surdan atlayabildiysem ben daha artik her seyi yaparim, kolla kendini" diye dusunmustum. Kendimce yeni donemimi baslatmistim. Gercekten de baslatmisim megerse.
Son 5 senede hayatimda bir suru yenilikler, degisiklikler oldu, gercekten de yeni donemler basladi. En onemlisi son 5 senedir ben bir teyzeyim; karsiliksiz-sonsuz sevgi nedir biliyorum, sorumluluk nedir ogreniyorum, yasadigin her an aklinda 2 minik insanin olmasi nasil bir seydir bunu ogreniyorum, onlarla ilgili hayaller kurup kendimi de mutlaka bir kosesine yerlestiriyorum.
Yasadigim ayriliklar, hasretler, ozlemlerden sonra aileme eskisinden cok daha bagliyim. Hep bagliydim ama anladim ki dip dibe oldugun zamanlarda bunu cok da gosteremiyorsun, hissetmiyorsun. Haftada 1-2 tartismadan duramayan annem ve ben, simdilerde her gun 1-2 defa telefonda konusmadan duramiyoruz. En buyuk mutlulugum; ailem gibi bir ailemin olmasi. Annem, babam ve ablam gibi insanlarin sevgisine sahip olmam hayatimdaki en buyuk sansim, guvencem ve biraz da simarikligimdir. Ailemin sevgisi varken benim sirtim hayatta yere gelmez.


Sansli kiz oldugum icin, cok da super duper ohannesburger gibi arkadaslarim vardir. En yakin arkadasim hepsidir! Arkadassiz, yalniz yasayamayan bana, Amsterdam'daki ilk yilim ders gibiydi ve arkadaslarimin kiymetini cok daha iyi anlamistim. Hic bir zaman mizikci bir arkadas olmadim; yemedim yedirdim, hep guldum ve guldurdum, eglendim eglendirdim, dinledim, yardim ettim.


Ve Tinus! Kasim 2006'dan beri sevgisiyle, ilgisiyle beni havalarda ucuran, dogum gunumde beni Barcelona'da simartacak olan bi tanecik ask. Ne yaptim da acaba bu kadar sansli oldum, nasil boyle bir insanla yolum kesisti, Allah bana nasil bir torpil yapti bilmiyorum ama son derece de tadini cikariyorum. Dilerim ki birlikte daha cok dogum gunleri kutlariz, bu gunleri anariz, "beraber buyuduk biz" diyebiliriz.


Herkes "30 yas bunalimlari, depresyonlari, sorunlari"  derken ben son derece egleniyorum su gunlerde cunku henuz hic biri bana ugramadi. Kesintisiz devam eden bir mutluluk hali var uzerimde, bir rahatlama, bir huzur ve hic gitmeyen bir gulumseme. 30 yas bana guzelligiyle, mutluluguyla geldi. Sahip oldugum her sey icin cok mutluyum, sahip olacaklarimin da hayalleri bile simdiden beni mutlu etmeye yetiyor.


Cok klise olacak ama; ben gercekten ama gercekten, en bir ictenligimle, en bir kocaman sarilmis halimle, en vantuz opucuklerimle anneme ve babama cok tesekkur ediyorum; "Siz olmasaydiniz ben nasil dogardim? Iyi ki varsiniz, iyi ki benim dogmami istemis olan bir kardesim var ve iyi ki sizin kizinizim" diyorum. 

30 yil... Hic korkmadan bonkorce kullandigim kahkahalarim, uzuntulerim, goz yaslarim, sevinc cigliklarim, saskinliklarim, heyecanlarim, ayriliklarim, birlesmelerim, olmazsa olmaz mutluluk goz yaslarim, iyi kotu butun yasanmisliklarim-anilarim... Hep yanimda olsunlar. 


Ne guzel ki dogmusum!
Dogum gunum kutlu olsun!
Benim icin de bir kadeh kaldirin bu aksam, kolay degil 30 oluyorum :)


Dudu


Wednesday, April 27, 2011

Hic bitmeyen Inter-Rail hikayesinin sonu

Yaz geldi, tatil planlari ve hayalleri havada ucusuyor. Gecen seneyi hatirlayip, yine benzer bir seyler mi yapsak ama bu sefer daha denizli ve kumlu olanindan.
Simdi de fark ettim ki Belgrad'da sonlamisim benim meshur Interrail macerami. Kendi hafizam icin kaldigim yerden, soyle etraflica toparlayarak, ozetleyerek kendime bir hatirlatma yapmak istedim. Kendime yani bu yazi... Hatirlasana hani ordan oraya, suradan da suraya gecmistiniz demek icin.
Belgrad'da hic beklemedigimiz kadar guzel gecen gunlerin ardindan kendimizi Budapest'e attik. Hedefimiz Sziget! Programdan en hosumuza giden gunu secip, tek gunluk biletimizi aldik ve diger gunlerimizi de CS'den edindigimiz 2 yeni guzel arkadaslarimizla gecirdik, lokal barlara gittik, guzel mamalar yedik, bisikletle simdi adini hic hatirlayamadigim bir kucuk kasabaya gittik (Szentdre gibi bisiydi sanki). Hayatimin en zorlu bisiklet yoluydu diyebilirim ama tabii ne kadar ciddiye alinirim bilmiyorum yani ilk defa oyle kafamizda kasketler filan ormanli, camurlu yollarda pedal cevirdim. Tabii bir de sicak hava eklenince busbutun mahvoldum. Gururluyum, dusmeden, o camurlara bulanmadan sagsalim vardim hedefe. Sziget'e gelince... Kimisi artik eskisi kadar guzel olmadigini, ruhunu kaybettigini soylese de... Benim gecirdigim en guzel festivaldi derim. Sadece muzik degil ama tam bir kultur festivaliydi. Herkesin zevkine uygun muzik, eglence, tiyatro, dans ne ararsaniz vardi. Ben salaklik edip, saclarimi ordurdum ve bu benim festivalden 2 saatimi yedi ki bence cok salak bi hareketimdi. Az cok bu isin okulunu okuyan ben icin, guzel bir tecrube, gozlem ve ders oldu.

Budapest'in yorgunlugunu, sicagini Bratislava'da uzerimizden attik. Oyle minik, oyle sakin oyle guzeldi ki... Sadece 1 gece 2 gun gecirdik. Insanlar cok iyiydi, yolda tanistigimiz genclerden guzel sehir ipuclari aldik. Slovak Pub diye bir yerde, goz doyurmayan ama mideyi sisiren, cok doyuran cok ucuz mamalar yedik. Sehrin dar, issiz sokaklarinda yuruduk, Lenin heykelinin dibinde Slovak biralarimizi ictik.

Sziget'de yedigimiz yagmur, Bratislava'nin serinligi ve gece cami acik unutup uyumamiz bana Viyana'da ates olarak geri dondu. Muhtesem ev sahibimizin yaptigi ev yapimi caylarla ve bolca dinlenmeyle ancak kendime geldim. Gozumu acik tutup, gezebildigim kadariyla da Viyana "eh iste" idi. Ne cok sevdim ne nefret ettim ama isinamadim. Misafirlige zorla getirilmis cocuk gibiydim, huysuz, hic tatmin olmayan ve ooff off yeter be yeter yine mi Mozart yine mi sinitzel diye homurdanan. Vardigimiz ilk gece, unutulmus bir sokakta bir barda yedigim sosisi ve oynadigim abuk oyun makineleri ayri tabii. Bayiliyorum o abuk makinelere para kaptirmaya :P

Prag'a vardigimiza, cokca kendime gelmis, yine konusan-gulen-eglenen Dudu olmustum. Prag'da sanirim 4 gun kaldik ve turistik hic bir sey yapmadik. Orada yasayan Dutch arkadasimiz ve bizimle orada bulusan diger Dutch cift de olunca tabii ki gizli sakli lokal yerlerde takilip, sehir disinda BBQ partilerine gittik bir anda kendimizi orman icinde bir yerde Survivor cevirirken bulduk. Son gun benim israrimla Kafka'yi gormeye gittik ki o da azcik hayal kirikligiydi, ne bekliyorsam?

Son durak Berlin. Berlin'e, yorgun savascilar olarak vardik. Yorgunluktan olmustuk, cantamiz agirlasmisti... Berlin'in o istedigimiz gece hayatini kesfedemediysek de, beer gardenlarini, guzel restaurantlarini kesfettik. Berlin ayni zamanda benim icin guzel bulusmalarinda yeri oldu. Amerika'da Au-Pair donemlerimde tanistigim, o zamanlar cok yakin arkadasim olan Rieke'yla bulustum (2 gun once Berlin'e internship icin yerlesmisti-tesaduf tesaduf tesadufler ), sevgililerimizi tanistirip, eski gunleri hatirladik gulduk ve sehir turu yaptik. Son gun de herhalde 15 senedir gormedigim kuzenimle gorusebildim. Birbirimizi taniyabilir miyiz diye dusunurken, benim annemin kopyasi olmam heralde cok ise yaradi.

Istanbul'dan baslayip Varna, Sofya, Belgrad, Budapest, Slovakya, Viyana, Prag, Berlin ve son durak Amsterdam'da son buldu ilk inter-rail maceramiz. Sevdigim adamla evli oldugum, ayni zevkleri paylastigim icin tekrar tekrar mutlu oldum bu seyahat boyunca. Beni degistirdi, acti, yeniledi, yordu ama cok cok mutlu etti bu yolculuk. Gozumde buyuttugum trenle yolculuk fikrini boyadi, renklendirdi. Beraber her yere, her zaman dedik birbirimize. Cok daha uzun seneler birlikte olup, elele sehir sehir gezmek tek dilegimiz. Yeter ki tadimiz olsun, sagligimiz olsun, askimiz olsun ve sevdiklerimiz hep bizimle.

Yolculugumuz boyunca bizi destekleyen, bize yardimci olan, bizim icin sevinen herkese tesekkuru borc bilirim, aceleyle yazdigim su yazidaki imla hatalari icin de simdiden ozur dilerim.

Simdi bunu da uzerimden attigima gore, yeni tatil planlarimi yapabilirim. Ilk hedef, buyuk 30. yas kutlamasi icin Barcelona.

------

Cok mutlu gunler geciriyorum ben bu aralar. Umarim senin de keyfin yerindedir, benden de mutlusundur.
Kocaman sarildim, kocaman optum seni!

Thursday, April 21, 2011

Baharli mimiko

Bahar denince aklima gelen bir fotograf, siir, sarki paylasmam istenmis.
Neredesiniz, havalar nasil bilmiyorum ama Amsterdam'da hava muhtesem. Terlik, etek, elbise sezonunu actik. Okul-is cikisi yuzumuzu gunese donup, parklarda bahcelerde mayisiyoruz.
2 gundur de mutlaka Beirut'dan bu sarkiyi dinliyorum, Eylul'de Beirut izleyebilecegim icin sevindigimden olsa gerek :)


Postcards From Italy from ForYouLoveMe on Vimeo.

Tuesday, April 12, 2011

Geliyor musun?

Hobilerim; muzik dinlemek, kitap okumak, sinemaya gitmektir diye klise ve kaliplasmis cevaplar vereli yillar yillar gecti. Bunlarin hobilerim degil, yemek icmek gibi hayatimin icinde olan, olmazsa olmaz, olmazsa yasanmaz, eksik kalirim'larim oldugunu anlayali cok cok uzun zamanlar oldu. 

Okul, is, hayat rutinlerim izin verdikce oldukca sik sinemaya gidiyorum, evet onaylamadigimiz halde internetten filmler indirip izliyorum, hic bir filmi kacirmamaya calisiyorum. Dersler izin verdikce de, ders kitaplari veya egitim aldigim alanlar uzerine okudugudum kitaplardan vakit kaldikca, okumak istedigim klasikleri, okumazsam eksik kalirim dedigim yeni cikanlari, best-sellerlari, bir yandan da chick-lit dedigimiz kitaplari da severek hoop bir cirpida ve genellikle de bari chick-lit hadi bir faydasi da olsun diyerek Ingilizce okuyorum. 

Muzik benim icin ayri bir dunya. Saatler oluyor ve fark ediyorum ki oradan oraya atlayip, yeni-eski bir suru seyler dinlemisim, yeni yeni sesler duymusum. Internetin faydalari, kolayliklari tabii ki anlat anlat bitmez. Elimde kayit makinesi, parmaklarim kasetcalara yapismis, Kent FM'de o donemlerin alternatif sarkilarini bekledigim gunler veya TV'nin onunde oturup, Pearl Jam'in bir Jeremy'sini bekledigim gunler benim icin cok uzak degil. 
O gunlerde ve "gurbette yasamak" diye bir sey bilmedigim zamanlarda, kesinlikle ve kesinlikle cok ciddi bir sadece "yabanci muzik" dinleyicisiydim. Istisnalar vardi, Orta 1 gunlerinde hayran oldugum donemin populer sarkicilari vardi, sonra teenager Kadikoy gunlerime uyan Bulutsuzluk Ozlemi, Tibet Agirtan, Mavi Sakal vardi ama hic bir zaman bir Serdar Ortac yoktu ve hatta "oyyjjkkk" idi. 

New York'da yasadigim donemde cok fark etmesem de, Amsterdam'da  yasadigimdan beri icimdeki Turkce muzik sevdasi bambaska. Oturup sabahtan aksama kadar Sibel Can dinleyen, dolmalari her zaman Abaci esliginde saran, camlari da Demet Akalin dinlemeden silemeyen bir tip gelmesin gozunuzun onune. Gurbetligimi de tadinda yasayip, o an icimdeki duyguyu tek bir kelimeyle mirildanan Turkce bir  sarkiya duygulanip, ipod'umda olan babamin yaptigi listelerden o'nun sevdigi bir sarkiyi secip, iclenip onun da tadini cikariyorum.

Turkiye'de gosterime giren filmleri, eskisinden daha cok merak ediyorum. Pathe sayesinde, gormeye deger dediklerimi izliyorum. Turkce kitaplari, Istanbul'a gittikce depoluyor, gelen misafirlerden de eger listemde-aklimda varsa kitap istiyorum. Muziklere erisim zaten sonsuz, fizy sagolsun. 

Konserler ise ayri bir eglence. Bunca bidi bidi yapmamin sebebi de bu; 17 Nisan Pazar gunu, Amsterdam'da Paradiso'da Duman konseri var. Duman'i pek bilmem, sevmem hep bana liseli genclik eglencesi gibi gelir ama 1-2 sarkisi da bana guzel-eglenceli gunleri hatirlattigindan arada bir dinleyesim gelir. Pazar gunu de tabii ki konsere gidip hem eglenip hem de bu etkinligi destekleyecegim. Almanya'da, Hollanda'da sadece Zara, Kader, Hadise konserleri olamayacagini, kaliteli mekanlarda, kaliteli sanatcilari gormek isteyen de bir kitlenin oldugunu gostermek ve desteklemek icin. Club Pera'nin cizgisi, kalites, izledigi yol, Paradiso'daki Nil Karaibrahimgil, Beduk ve hatta Turkiye'de hala cogu kimsenin bilmedigi Cem Adrian'la zaten pekismisti. 

Demem o ki; burada da guzel seyler oluyor. Turk arkadaslarimiz sanat galerileri aciyor, konserler organize ediyor, festivaller duzenliyor. Ama buna kac kisi daha dogrusu kac Turk destek veriyor? Pazar gunu, Paradiso'ya bekleriz. 
Facebook'da event sayfasini su isimden bulabilirsiniz; 17. April DUMAN |AMSTERDAM European Tour 2011



Friday, April 8, 2011

Kayip

Uzgunum, duygusalim, pismanim ve hafizamdan nefret ediyorum. 
Yuzugumu kaybettim. 
Tulin'den kalan, hep parmagimda olan, kaybetmekten odumun koptugu yuzugumu kaybettim. "Yanimda goturmeyeyim, kaybederim filan bence kalsin burda" dedigim an, en son an, en son hatirlayabildigim. Hala daha her yere bakiyorum, bi yerden cikacakmis gibi geliyor. Ctrl+F yapmak istiyorum, tak diye bulsun, hop yine parmagimda dursun istiyorum. Keske cok aglamakla geri gelseydi, coktan gelirdi herhalde. 
Dun aksam gittigimiz yerde, tuvalette bir yuzuk buldum. Ben girerken kiz ellerini yikiyordu. Ciktim hemen o kalabalik yerde, kizi o kivircik saclarindan taniyip, bulup hemen yuzugunu verdim. Farkinda bile degildi, oyle sevindi ki.. Ben farkindayim ve cok mutsuzum, cok uzgunum. Keske biri benim yuzugumu de oyle hoop diye getirse verse. 


O ani hatirlayamadigim icin kendimden nefret ediyorum, cok kiziyorum. 


Hic kabul etmek istemiyorum.
Cok ozur dilerim Tulin'im ama kaybettim galiba :( 
Keske geri getirebilsem
Keske seni de geri getirebilsem.




Cok ozur dilerim cok! 

Wednesday, March 30, 2011

Abone

Dandikomasyon gunler yasiyorum. Sinavlar, sunumlar, odev teslimleri almis basini gidiyor. Her ogrenci gibi ben de, calismamak icin elimden geleni yapiyorum. Ayh dur balkonu da temizleyeyim, ayh dur kasim cikmis, aaa kahve keyfim eksik kalmasin, aaa dolabim mi dagilmis ne, hiyhh kitabin en heyecanli yerinde kalmisim, Glee'de nerde kalmistim.... Boyle uzar gider taaa Twitter'a kadar. Bi zaman once "yetti beeee" diyip, hesabi dan diye kapatmis, binnnnlerrrrrce (yalan) followeri yari yolda birakmistim ama heyhatttt iste yine oradayim. Ve orada Yonca Evcimik'e rastliyorum. 


90-91 herhalde, ben 9-10 yaslarindayim. Yoncimik furyasi bir anda sardi hepimizi. ShowTV o zamanlar yeni baslamisti galiba yayin hayatina ve hayal meyal hatirladigim; cumartesi gunleri oturup, Yoncimik'in Abone klibini beklerdim. Yayinlandigi andaki panigim, ayaga kalkmam, kendimi o sanmam, sarkiyi soylemem, dans etmem... Hepsi 3 bilemedin 4 dakika ama verdigi haz muhtesem. Sarkilarinin hepsini ezbere biliyordum ki bence kesinlikle cok "coooool" bir seydi. Olup bitiriyorum Yoncimik diye, Yine ayni donemler, Kiziltoprak'da haftasonlari ananemlerde (ahhh ananem) kaliyorum ve herhalde o zamanlarin en buyuk Migros'u orada aciliyor, Yoncimik de Migros'a imza gunune geliyor. Cumartesi veya Pazar olmasi lazim, uykularim kaciyor, teyzemle erkenden gidiyoruz, ablam da var yanimizda. Nasil, ne kadar kalabalik oldugunu size anlatamam. Yani yok, imkani yok o kalabaligi delip ulasmamin, kasetimi imzalatmamin... Imkani yok. Hayal kirikligim buyuk, kucaga almaya calisiyorlar, kalabaligi yarmaya calisiyoruz filan, yasitlarima gore gayet de uzn bir cocuk olan ben yine de goremiyorum. Sanki Migros, 15M Migros filan ve ben minnacik, Yoncimik daha da minnacik ve yok goremiyorum. Birak kendini, hani o kafasini, kivircik sacini bile goremedim. O zamanlar boyle kolay da degil meshurlara ulasmak, gorebilmek. Firsat kacti gitti yani. Elimde imzalanmamis kasetim, teyzem, ablam ben cikiyoruz. Simdiki gibi o zamanlar da yine istahliyim, neseleneyim diye teyzem beni her zaman gittigimiz lahmancuncuya goturuyor. Ayran, lahmacun ve kafamda "Aboneyimmm aboneeeeee...." Hayranlik soz konusu oldu mu ben muhtesemimdir, hic birakmam pesini. Bir Kenan Dogulu donemim olmustu ki... Offf 10 post cikar ondan. Yonca'ya da aynen oyle uzuuuun zaman takik yasadim. Cadde'de, eski kocasinin dukkanina gidip Boomerang t-shirt koleksiyonu yapmistim, her seferinde belki Yoncimik goruruz umuduyla :))) 

Yoncimik etkisinde oldugum zamanlardan bir dogum gunu partim :)

Yalan yok, bazen dinliyorum eski eski en eski sarkilarini ve tek kelime sasirmadan takir takir soyluyorum. O zamanlar ezbere biliyor olmak ne kadar cool bir seydi ise bence hala daha oyle. Tinus, cocukken beni tanimadi da, eglenceyi kacirdi diye uzuluyor. Valla hic bi fark yok, ayniyim diyorum inandiramiyorum :) 

Aralik'ta, Istanbul'da Eelence'ye gittim. Metin Arolat'in sakir sakir 80'ler-90'lar dokturdugu, yanimdaki Amerikali arkadaslarimin bile kendinden gecip, hop hop oynayip  bir aksamdi. Bi baktim, arkalarda bir yerde Yoncimik. Ikimiz de buyumusuz herhalde, rahat rahat goruyorum, bakiyorum. Tinus'a gosterdim, bak bak iste ben bu kadina hayrandim, parmagiyla gosteriyor o daaa, aaa diyorum yapmaaa rahatsiz edeceksin.Annesi ogretmemis, parmakla gostermenin ayip oldugunu. Alkol, hafizami silmis olabilir ama "bandira bandira" caldi galiba o aksam ve ben kendimden gectim.Gercek mi hayal mi simdi bilemedim. Hayal mi ettim acaba? Hayalmis megerse, hatta Yoncimik gelip benimle calismak istedigini soyluyor ve ben onca senenin emeginin karsiligini aliyorum!!! LOL'lardan bir demet :)

Dun aksam Daygi'ya anlatiyordum, arada ikimiz de tivitledik kendisini. O'nun da aklina takildi, ne demek bu "Okai yamasita kombambaa kombammbaaa"???  Tivitlerimize de cevap gelmedi! aaaaa cok kirildim ama, kustum sana Yonjaaaaaa. Hahahahahah var boyle insanlar valla ben gordum okudum. Yok be ne kirilacagim, kusecegim. Kussem sana daha o Migros gunu kuserdim!  Ne demek bu okai yamasitaaaaaaa?? Bilen var mi? Yonjjjja? Daygiiiii?

Eeee blog da yazdik, ne kaldi? Camlari silecegim simdi kalkip, yeter ki ders calismayayim!

Al iste klibi de buldum. Aynen budur. Uvahh vaaahh u vaavaaaaa

Thursday, March 17, 2011

Hooop hula hoooopp

Love handles filan deyip olayi gayet sirinlestirip, romantiklestirip, sevgi dolu bi olaymis gibi gecistiriyorum daaaa... yaz geldigi zaman hatta yaz gelmesine gerek bile kalmadan, dar bisiler giyinip de su iki yandan boyle lop lop-hop hop firladiklari zaman hic bi love handle'lik halleri kalmiyor benimkilerin. Hate handle mi desek? :)
Hula hoop cevirmenin bu love handle'lara iyi geldigi bilinir yani en azindan ben bilirdim, duymustum. Annem bayilir boyle tuhaf seyleri bilmeye ve surekli tavsiye etmeye. Yani benim bilmememem mumku degildi. Bi de ustune benim hula hoop'u kesfedince... Beklentilerim cok yuksek, coooo yuksek!Evet, tabii ki annem cok mutlu simdi en sonunda sozunu dinledim diye. "Yap yap affeeeriin" diyor.
Bel bolgesine masaj yaparken bir yandan da o bolgedeki fazlaliklari yok ediyor. Ilk gunlerde hafif morluklar normalmis, her yerde oyle deniyor. Hakkiyla bende de oldu birazcik morluk. Denemis ve sonuc almis olan arkadasimdan duydugum ve gozlerimle de gordugum icin hemen aldim. Maymun istahliligim malum, aliyorum ama kesin bi kac gun sonra bi kosede duracak dedim fakat 10 gun oldu hala duzenli sekilde devam ediyorum. 30 sn'le baslayan rekorum dun aksam itibariyle 12 dk'i buldu. Muziksiz yapamiyorum, mutlaka bi ritim olmali. Bob Sinclair'le baslayip, Black Eyed Peas denedim, ardindan Mika ama yok tesaduf eseri en guzel ritim dun aksam Tarkan'in adini bilmedigim bi sarkisindan geldi. Sozlerini bile hatirlayamiyorum su an ama soyle; Meger hiiiicc tanimamisssiiinnnn... filan diye baslayan bir sarki. 12 dk. rekorumu Tarkan'a borcluyum ve diyorum ki; Ne varsa yine bizim Turkler'de var :)
Belly dancing derslerine basliyorum bi de bu arada. Belim incelikden kopacak artik ama naaaaapiyim, basa gelen cekilir :)

Ooopppsss! Ilginizi cekerse lutfen Grace Jones'un "Slave to the rhythm" videosunu izleyin. Gecen yaz, Istanbul'da Jazz Fest'de canli canli izledim ben. Evet! Gercekten de hem sarki soyluyor, dans ediyor, yuruyor, merdiven inip cikiyor ve hula hoop hic dusmuyor.



                                                                      Ayak ustu meditasyon gibimsi


Sunday, March 13, 2011

Bahar?!?!?! Sen misin???

Gurul gurul, rengarenk, simsicak bir bahar gelmis degil ama gelenle de idare etmesini biliyorum. Arada bir gunes aciyor, pirildak bir gun oluyor. Bazen dunku gibi ilik, sapkasiz, eldivensiz ve atkisiz, azcik karanlik ama lunaparkla renklenmis bir gun oluyor. 
Evimizi degistirdik azcik, iyicene renklendirdik, istedigimiz gibi yaptik. Elvis de muhtesem bir misafir, bi kere bile havlamadi yavrum benim, giki cikmiyor. Dun aksam da Pijp'da sokakta, sobalarin altinda hic usumeden yemek yedik ya... Ohhh kendime geldim ben!

Saturday, March 12, 2011

Elvis

Bakin bize kim geldi! 
Evcil hayvanlara bakisimi degistiren kahraman, biricik kurabiye Elvis!
Bu hafta sonu, evimizi renklendiriyor ve tuylendiriyor :)
Vero-Juju icin yeni tatil planlari yapiyorum. Gitsinler de bu minik yine bize gelsin. Ben de bu arada Fransizcami gelistireyim!


Monday, March 7, 2011

Bob Line


 Desen ki simdi "Nelerin yoklugunu hissediyorsun Amsterdam'da?" diye... E aile, arkadas tabii ki de onlarin disinda biraz elle tutulur seylere gecince aklima ilk kuafor eksikligi geliyor. Kiiiii ben oyle tepe tepe kuafor salonlarina giden biri degil(d)im. Sukur ki cok sevdigim bol dalgali, zaman zaman kivircik, son 3 senedir de kendi renginde kullandigim saclarim var. Gidip de uclarindan aldirma adetim de yoktur cunku kestirdim mi tam kestiriyorum zaten uclara gerek kalmiyor. Bi anda eser bana ve gidip bambaska modeller denerim. Kuafor arka sokakta olunca tabii zirt pirt "Haaaakan hadi sacima bisi yap, boyle yine cok siradan oldu sanki, kes azcik yahu" diyordum. Megersem nasi da bi luksmus o.
Amsterdam'da oyle bir luks yok daha dogrusu var da yani tam anlamiyla bir  luks. Bi kere bu isler burda cok pahali. Mesela surekli fon cektiren, ihtiyaci olan biri olsam nolurdum bilmiyorum. Agdaymis, manikurmus, pedikurmus, kas-biyik filan yani imkani yok oyle her ay gidip hepsini hooop bi anda aradan cikarmanin. Heaaa tabii Turk yeri bulursan ama biraz daha sanslisin, kesinlikle sanslisin.
Bi kac ay once bana yine oyle gelmislerdi. "Saclarimi kestirmezsem simdi olecegim" sanrisi vurdu beni. Tamamiyle rastgele ilk buldugum yere girdim. Krizdeyim ya, sacimi kimin kesecegini onemsedigim halde, o anda gozum hic bir sey gormuyor. O sac kesilecek! Kesildi ve e fena da olmadi. Hattaaaaaa, buranin meshur bir alternatif kuafor zinciri vardir, marjinal saclar yapar ve bununla da meshurlardir. Bu marjinallerden biri  benim saci gorup "Nerde kestirdin, cok guzel kesmisler" dedi. Kuafor, kuafore yalakalik yapmak icin bile soylemez bunu. Hahahhaha bizimki valla soyledi. E boyle de iltifat alinca, cumartesi gunu de beni yine bi kriz vurunca kendimi bizim Ankarali'da buldum. Elimi sacima atmam, karar vermem, hazirlanmam ve bisikletle hedefe varmam arasi 20 dk. filan.(Evet Amsterdam da kucuk o ayri.) Krizle birlikte enerji de geliyor. 
Kuafor kayniyor sekerim, e tabii aksama dugun filan var herhalde. Kucucuk minik yavrularin saclari kivir kivir yapiliyor, icine Seda Sayan kacmis gibi kadin kadin bakiyorlar, rujlar surulmus. Iyi de, ozlemisim yani su kuafor hallerini. Sac yikanan yerden koltuga olan havlulu yuruyusu, super guclu fon makinesini, hep boynumu sikan o igrenc zebra-kaplan desenli musambalari, firkete bollugunu, yanimda iple biyik alan kiza saskin bakislarimi ve kuaforlerin boyali ellerini gorup "ayh ne feci ya, sevgilileri bunlarin elini  nasil tutuyor cok yazzzik" demeyi. Yalan yok hosuma gitti, bi de burada gurbet.com olunca bana enteresan da geliyor, seviyorum bu insanlari izlemeyi. 
Sozun ozu; bizim Ankarali guzel kesiyor. Bi de su hep bi urun satma derdi ve ezberlemis gibi her seferinde "Saclarina bence azcik rofle atalim, o zaman iste tam Hollandalilar'a benzersin" demesi yok mu? Demesin yaaa aaaa almayacagim da, benzemeyecegim de fakat saclarimi ahenkle savuracagim :)
"Saclarimi kestirdim" dedim, "Aaa niye burda kestirmedin ki?" dedi annem. "Sikilmamistim o zaman daha" dedim. Budur ve dogrudur! Her seyin acisi saclardan cikiyor! :)

"Bobline gibi" dedi cocuk ve ben "O kim?" dedim kaslarimi bi guzel ortada bulusturup. Tuttu tuttu valla gulmemek icin kendini zor tuttu! Gayet de meshur insan adi gibi. Sahne adim Bob Line olabilir benim.

Saturday, March 5, 2011

Avuc

Bazen bisiler boyle tam da avcumun icindeymis gibi oluyor. Hizli olur da sak diye elimi kapatirsam, kapabilirmisim gibi geliyor. Belki de kaptigimi sanip kapamadigim ya da cabuk davranamayip kacirdigim. Oyle boyle seyler iste. 


Bahar geldi diyorlar da; disarilara konan masa-sandalyelerden ote bahar hissettiren bir sey yok henuz. Bazen oglenleri oyle guzel bi gunes cikiyor ki... Bisikletin tepesinde buluyorum kendimi. Az kaldi az!

Tuesday, March 1, 2011

Bloguma Dokunma!

Okulda aylardir blog'larin onemini konusup, yeni fikirler uretip, projeler icin en basta blog yapmaya basliyoruz. Blog olmasaydi napardik diyoruz! Obur taraftan bi bakiyorum Turkiye'de yine Blogspot yasaklanmis. Bi durun ya, bi karismayin ya! Karistiklariniz yetmedi mi? Bi rahat birakin da bir gun de bir seye sinirlenmeyelim, uzulmeyelim, elestirmeyelim. 
Sissstt sen! Bloguma dokunma! 

Sunday, February 20, 2011

Mestreech

Canim Ah Maastricht!
Aksanini, sokaklarini, mamalarini, barlarini, minik minik dukkanlarini her bi seyini cok seviyorum senin. Icimden bir ses, onumuzdeki sene bu listeye bir de karnavalini ekleyecegimi soyluyor zira bu sene kaciriyor olmak cok icime dokundu. Bi de ilk defa cesur cesur Dutch sakittirdin ya bana...

Sevgiyle, askla
Seni seviyorum hem de cok.

Saturday, February 12, 2011

Cumartesi naaptin sabah sabah?


Yagmurlu ve karanlik bir cumartesi sabahinin daha kotusu; uyuyamamis olup 9'da uyanmak ve T'nin hala daha uyuyabiliyor olmasidir. 9'da uyanmis hala daha soyleniyor diyebilirsin simdi de, ben bayilirim sabah uykularina. Dibine, kokune kadar uyurum. Aksam yatmak bilmez, sabah kalkmak bilmez bir insanim iste. Anniiciim, babiiciiim cok ugratsi degistirsinler diye ama olmadi iste. Boyle gelmis boyle giderim. Bi de Istanbul'a giderim, hihihih haftayaaa! 1 haftaaaa! 10 gun olacakti da salak okul yedi gunlerimi. Aylar once aldigim biletimi, onlar yuzunden uste bi de para verip degistirdim. Bileti degistirdigim gun, onlar da sunum gununu degistirdiler. Aradaki o tatil gunlerimi burada heba etmeyeyim diye hemen Maastricht'e bir gezi duzenledim. Yerimde durmamaliyim, tatilleri Amsterdam'da gecirmemeliyim hastaligi var bende. Maastricht'e ilk defa, sevgiliyken mirmirken gitmistik, xmas zamaniydi ve sehre ve belli ki T'ye defalarca asik olmustum. Bakalim simdi nedir nasildir? 

Icimdeki asci cikti bi de bu aralar. Ayva tatlisi yaptim, oyle de guzel oldu ki. Nasil guzel mis bir kokusu var o tatlinin , boyle kapagi bi aciyorsun esansli esansli kokuyor. Humus yapiyorum bi de, ezme bi de boyle taze taze. Benim bey cok seviyor. Ispanak yemegini de beceriyorum, tam dietlik o da ya ne hos! 

Hollandacam da su ara hic fena gitmiyor. Daha cok anladikca daha cok hosuma gidiyor da, ne zaman dile gelecegim, ne zaman kus gibi otecegim merak ediyorum. Su kaba "ggggrhhhh" sesini cikarmadigim, cikardigimda gayet itici bi hal aldigim icin kibar kibar soyluyorum, Limburg'lular gibi konusuyormusum. Dil pratigimi Limburg'da yaptim daaaaa... derim ben de oyleyse.

Duman konseri yaptigimizi soylemis miydim? Hayir? 17 Nisan Paradiso'da. Facebook'da  "17. April DUMAN |AMSTERDAM European Tour 2011" sayfasina girip "pen de pen de geliyorum" diyebilirsiniz. Bekleriz efendim.

Cumartesi sabahi feci daralmis haldeyim; uykumu alamadim vucudum agir, kitabim yanimda elim gitmiyor. Su anda hic de, 2 saat sonra Bruksel'den sevgili dostu gelecekmis, o'nu gorunce ziplamaktan kafasini tavana vuracakmis, mutlu 2 gun gecirecekmis gibi durmuyorum. E hadi bi kalkayim, kendime geleyim de insan halime doneyim. En azindan misafir odasini bi yola sokayim. 

OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOf


 
view sourceprint? 01 09 10