Wednesday, April 27, 2011

Hic bitmeyen Inter-Rail hikayesinin sonu

Yaz geldi, tatil planlari ve hayalleri havada ucusuyor. Gecen seneyi hatirlayip, yine benzer bir seyler mi yapsak ama bu sefer daha denizli ve kumlu olanindan.
Simdi de fark ettim ki Belgrad'da sonlamisim benim meshur Interrail macerami. Kendi hafizam icin kaldigim yerden, soyle etraflica toparlayarak, ozetleyerek kendime bir hatirlatma yapmak istedim. Kendime yani bu yazi... Hatirlasana hani ordan oraya, suradan da suraya gecmistiniz demek icin.
Belgrad'da hic beklemedigimiz kadar guzel gecen gunlerin ardindan kendimizi Budapest'e attik. Hedefimiz Sziget! Programdan en hosumuza giden gunu secip, tek gunluk biletimizi aldik ve diger gunlerimizi de CS'den edindigimiz 2 yeni guzel arkadaslarimizla gecirdik, lokal barlara gittik, guzel mamalar yedik, bisikletle simdi adini hic hatirlayamadigim bir kucuk kasabaya gittik (Szentdre gibi bisiydi sanki). Hayatimin en zorlu bisiklet yoluydu diyebilirim ama tabii ne kadar ciddiye alinirim bilmiyorum yani ilk defa oyle kafamizda kasketler filan ormanli, camurlu yollarda pedal cevirdim. Tabii bir de sicak hava eklenince busbutun mahvoldum. Gururluyum, dusmeden, o camurlara bulanmadan sagsalim vardim hedefe. Sziget'e gelince... Kimisi artik eskisi kadar guzel olmadigini, ruhunu kaybettigini soylese de... Benim gecirdigim en guzel festivaldi derim. Sadece muzik degil ama tam bir kultur festivaliydi. Herkesin zevkine uygun muzik, eglence, tiyatro, dans ne ararsaniz vardi. Ben salaklik edip, saclarimi ordurdum ve bu benim festivalden 2 saatimi yedi ki bence cok salak bi hareketimdi. Az cok bu isin okulunu okuyan ben icin, guzel bir tecrube, gozlem ve ders oldu.

Budapest'in yorgunlugunu, sicagini Bratislava'da uzerimizden attik. Oyle minik, oyle sakin oyle guzeldi ki... Sadece 1 gece 2 gun gecirdik. Insanlar cok iyiydi, yolda tanistigimiz genclerden guzel sehir ipuclari aldik. Slovak Pub diye bir yerde, goz doyurmayan ama mideyi sisiren, cok doyuran cok ucuz mamalar yedik. Sehrin dar, issiz sokaklarinda yuruduk, Lenin heykelinin dibinde Slovak biralarimizi ictik.

Sziget'de yedigimiz yagmur, Bratislava'nin serinligi ve gece cami acik unutup uyumamiz bana Viyana'da ates olarak geri dondu. Muhtesem ev sahibimizin yaptigi ev yapimi caylarla ve bolca dinlenmeyle ancak kendime geldim. Gozumu acik tutup, gezebildigim kadariyla da Viyana "eh iste" idi. Ne cok sevdim ne nefret ettim ama isinamadim. Misafirlige zorla getirilmis cocuk gibiydim, huysuz, hic tatmin olmayan ve ooff off yeter be yeter yine mi Mozart yine mi sinitzel diye homurdanan. Vardigimiz ilk gece, unutulmus bir sokakta bir barda yedigim sosisi ve oynadigim abuk oyun makineleri ayri tabii. Bayiliyorum o abuk makinelere para kaptirmaya :P

Prag'a vardigimiza, cokca kendime gelmis, yine konusan-gulen-eglenen Dudu olmustum. Prag'da sanirim 4 gun kaldik ve turistik hic bir sey yapmadik. Orada yasayan Dutch arkadasimiz ve bizimle orada bulusan diger Dutch cift de olunca tabii ki gizli sakli lokal yerlerde takilip, sehir disinda BBQ partilerine gittik bir anda kendimizi orman icinde bir yerde Survivor cevirirken bulduk. Son gun benim israrimla Kafka'yi gormeye gittik ki o da azcik hayal kirikligiydi, ne bekliyorsam?

Son durak Berlin. Berlin'e, yorgun savascilar olarak vardik. Yorgunluktan olmustuk, cantamiz agirlasmisti... Berlin'in o istedigimiz gece hayatini kesfedemediysek de, beer gardenlarini, guzel restaurantlarini kesfettik. Berlin ayni zamanda benim icin guzel bulusmalarinda yeri oldu. Amerika'da Au-Pair donemlerimde tanistigim, o zamanlar cok yakin arkadasim olan Rieke'yla bulustum (2 gun once Berlin'e internship icin yerlesmisti-tesaduf tesaduf tesadufler ), sevgililerimizi tanistirip, eski gunleri hatirladik gulduk ve sehir turu yaptik. Son gun de herhalde 15 senedir gormedigim kuzenimle gorusebildim. Birbirimizi taniyabilir miyiz diye dusunurken, benim annemin kopyasi olmam heralde cok ise yaradi.

Istanbul'dan baslayip Varna, Sofya, Belgrad, Budapest, Slovakya, Viyana, Prag, Berlin ve son durak Amsterdam'da son buldu ilk inter-rail maceramiz. Sevdigim adamla evli oldugum, ayni zevkleri paylastigim icin tekrar tekrar mutlu oldum bu seyahat boyunca. Beni degistirdi, acti, yeniledi, yordu ama cok cok mutlu etti bu yolculuk. Gozumde buyuttugum trenle yolculuk fikrini boyadi, renklendirdi. Beraber her yere, her zaman dedik birbirimize. Cok daha uzun seneler birlikte olup, elele sehir sehir gezmek tek dilegimiz. Yeter ki tadimiz olsun, sagligimiz olsun, askimiz olsun ve sevdiklerimiz hep bizimle.

Yolculugumuz boyunca bizi destekleyen, bize yardimci olan, bizim icin sevinen herkese tesekkuru borc bilirim, aceleyle yazdigim su yazidaki imla hatalari icin de simdiden ozur dilerim.

Simdi bunu da uzerimden attigima gore, yeni tatil planlarimi yapabilirim. Ilk hedef, buyuk 30. yas kutlamasi icin Barcelona.

------

Cok mutlu gunler geciriyorum ben bu aralar. Umarim senin de keyfin yerindedir, benden de mutlusundur.
Kocaman sarildim, kocaman optum seni!

Thursday, April 21, 2011

Baharli mimiko

Bahar denince aklima gelen bir fotograf, siir, sarki paylasmam istenmis.
Neredesiniz, havalar nasil bilmiyorum ama Amsterdam'da hava muhtesem. Terlik, etek, elbise sezonunu actik. Okul-is cikisi yuzumuzu gunese donup, parklarda bahcelerde mayisiyoruz.
2 gundur de mutlaka Beirut'dan bu sarkiyi dinliyorum, Eylul'de Beirut izleyebilecegim icin sevindigimden olsa gerek :)


Postcards From Italy from ForYouLoveMe on Vimeo.

Tuesday, April 12, 2011

Geliyor musun?

Hobilerim; muzik dinlemek, kitap okumak, sinemaya gitmektir diye klise ve kaliplasmis cevaplar vereli yillar yillar gecti. Bunlarin hobilerim degil, yemek icmek gibi hayatimin icinde olan, olmazsa olmaz, olmazsa yasanmaz, eksik kalirim'larim oldugunu anlayali cok cok uzun zamanlar oldu. 

Okul, is, hayat rutinlerim izin verdikce oldukca sik sinemaya gidiyorum, evet onaylamadigimiz halde internetten filmler indirip izliyorum, hic bir filmi kacirmamaya calisiyorum. Dersler izin verdikce de, ders kitaplari veya egitim aldigim alanlar uzerine okudugudum kitaplardan vakit kaldikca, okumak istedigim klasikleri, okumazsam eksik kalirim dedigim yeni cikanlari, best-sellerlari, bir yandan da chick-lit dedigimiz kitaplari da severek hoop bir cirpida ve genellikle de bari chick-lit hadi bir faydasi da olsun diyerek Ingilizce okuyorum. 

Muzik benim icin ayri bir dunya. Saatler oluyor ve fark ediyorum ki oradan oraya atlayip, yeni-eski bir suru seyler dinlemisim, yeni yeni sesler duymusum. Internetin faydalari, kolayliklari tabii ki anlat anlat bitmez. Elimde kayit makinesi, parmaklarim kasetcalara yapismis, Kent FM'de o donemlerin alternatif sarkilarini bekledigim gunler veya TV'nin onunde oturup, Pearl Jam'in bir Jeremy'sini bekledigim gunler benim icin cok uzak degil. 
O gunlerde ve "gurbette yasamak" diye bir sey bilmedigim zamanlarda, kesinlikle ve kesinlikle cok ciddi bir sadece "yabanci muzik" dinleyicisiydim. Istisnalar vardi, Orta 1 gunlerinde hayran oldugum donemin populer sarkicilari vardi, sonra teenager Kadikoy gunlerime uyan Bulutsuzluk Ozlemi, Tibet Agirtan, Mavi Sakal vardi ama hic bir zaman bir Serdar Ortac yoktu ve hatta "oyyjjkkk" idi. 

New York'da yasadigim donemde cok fark etmesem de, Amsterdam'da  yasadigimdan beri icimdeki Turkce muzik sevdasi bambaska. Oturup sabahtan aksama kadar Sibel Can dinleyen, dolmalari her zaman Abaci esliginde saran, camlari da Demet Akalin dinlemeden silemeyen bir tip gelmesin gozunuzun onune. Gurbetligimi de tadinda yasayip, o an icimdeki duyguyu tek bir kelimeyle mirildanan Turkce bir  sarkiya duygulanip, ipod'umda olan babamin yaptigi listelerden o'nun sevdigi bir sarkiyi secip, iclenip onun da tadini cikariyorum.

Turkiye'de gosterime giren filmleri, eskisinden daha cok merak ediyorum. Pathe sayesinde, gormeye deger dediklerimi izliyorum. Turkce kitaplari, Istanbul'a gittikce depoluyor, gelen misafirlerden de eger listemde-aklimda varsa kitap istiyorum. Muziklere erisim zaten sonsuz, fizy sagolsun. 

Konserler ise ayri bir eglence. Bunca bidi bidi yapmamin sebebi de bu; 17 Nisan Pazar gunu, Amsterdam'da Paradiso'da Duman konseri var. Duman'i pek bilmem, sevmem hep bana liseli genclik eglencesi gibi gelir ama 1-2 sarkisi da bana guzel-eglenceli gunleri hatirlattigindan arada bir dinleyesim gelir. Pazar gunu de tabii ki konsere gidip hem eglenip hem de bu etkinligi destekleyecegim. Almanya'da, Hollanda'da sadece Zara, Kader, Hadise konserleri olamayacagini, kaliteli mekanlarda, kaliteli sanatcilari gormek isteyen de bir kitlenin oldugunu gostermek ve desteklemek icin. Club Pera'nin cizgisi, kalites, izledigi yol, Paradiso'daki Nil Karaibrahimgil, Beduk ve hatta Turkiye'de hala cogu kimsenin bilmedigi Cem Adrian'la zaten pekismisti. 

Demem o ki; burada da guzel seyler oluyor. Turk arkadaslarimiz sanat galerileri aciyor, konserler organize ediyor, festivaller duzenliyor. Ama buna kac kisi daha dogrusu kac Turk destek veriyor? Pazar gunu, Paradiso'ya bekleriz. 
Facebook'da event sayfasini su isimden bulabilirsiniz; 17. April DUMAN |AMSTERDAM European Tour 2011



Friday, April 8, 2011

Kayip

Uzgunum, duygusalim, pismanim ve hafizamdan nefret ediyorum. 
Yuzugumu kaybettim. 
Tulin'den kalan, hep parmagimda olan, kaybetmekten odumun koptugu yuzugumu kaybettim. "Yanimda goturmeyeyim, kaybederim filan bence kalsin burda" dedigim an, en son an, en son hatirlayabildigim. Hala daha her yere bakiyorum, bi yerden cikacakmis gibi geliyor. Ctrl+F yapmak istiyorum, tak diye bulsun, hop yine parmagimda dursun istiyorum. Keske cok aglamakla geri gelseydi, coktan gelirdi herhalde. 
Dun aksam gittigimiz yerde, tuvalette bir yuzuk buldum. Ben girerken kiz ellerini yikiyordu. Ciktim hemen o kalabalik yerde, kizi o kivircik saclarindan taniyip, bulup hemen yuzugunu verdim. Farkinda bile degildi, oyle sevindi ki.. Ben farkindayim ve cok mutsuzum, cok uzgunum. Keske biri benim yuzugumu de oyle hoop diye getirse verse. 


O ani hatirlayamadigim icin kendimden nefret ediyorum, cok kiziyorum. 


Hic kabul etmek istemiyorum.
Cok ozur dilerim Tulin'im ama kaybettim galiba :( 
Keske geri getirebilsem
Keske seni de geri getirebilsem.




Cok ozur dilerim cok! 

 
view sourceprint? 01 09 10