Wednesday, September 28, 2011

Swimbaaaaa

Maymun istahliligimi, her seye nasil da atladigimi surda yazmistim. Merak ediyorum, her seyi deniyorum, eger seversem de bir sure bagimli kalabiliyorum.
Araya giren uzun tatiller, yaz-deniz-gunes, anne mamalari derken ipin ucu biraz kacti ve tabii ki kilolar alindi. Zararin neresinden donersek kardir deyip yine saglikli beslenme moduma geri dondum ve arti olarak daha fazla hareket etmeye basladim. Yuzmek, yuruyus ve  Zumba en bir favorilerim arasinda. Zumba egitmeni olmaya calismis, kurslari arastirmisligim bile var :)) Zumba yaparken cok egleniyorum, sanki elimde deodorant sisesi mikrofon olmus, aynanin onunde bangir bangir muzikle dans edip sarki soyluyorum hickimse gormezmis gibi. Simdi de Swimba-Aqua Zumba'yi kesfettim, denemesem catlar patlar yusyuvarlak olabilirdim.

Burada tanistigim, en yakin dostlarimdan Vero'yla dun aksam atladik bisikletlerimize gittik, Vero'nun surekli "Ohhhh Duduu ooooohh what are we doing?" diye soylenmeleriyle. Utana cekine karistik grubun arasina, atladik havuza ve muzik basladi. Ilk 5 dk. tecrubemiz; gulmekten hicbir sey yapamamak! Gulmek ama ne gulmek!?! Suyun icinde olmak, bangir bangir kivrak latin muzikler, bi avuc sismanindan zayifina cesit cesit kadin, kendini biraz da sarkici sanan her sarkiya playback yapan hocamiz, en on sirada da Vero ve ben! 45 dk. deliler gibi eglenip, deliler gibi de gulduk. Bi daha gider miyiz? Tabiiii kiiiiiiiii diye konusa konusa, gule gule ciktik.
Keske her gun olsa da her gun gitsek hic sudan cikmasak, diyorum da simdi...Maymun istahlilik feci bi hastalik... Bakalim Swimba bunu iyilestirebilecek mi?

Gulmek cok guzel bir sey!

Optum!


Swimba from Mark Groeneboer on Vimeo.





Wednesday, September 14, 2011

Dudu? Burdayim!



Yaz tatili bitti, aci oldu!
Son yillarin en uzun tatilini yaptim. 1 Temmuz'da Hollanda'dan ayrilip, 5 Eylul'de geri dondum. Istanbul'da mahalledekiler "Ayh galiba o bosanmis gelmis herhalde bak aylardir burada" demeden, Hollanda elimden oturum kartimi almadan, kocam delirip "Yeteeeeeeeer" diye bagirmadan dondum geldim. 
2 hafta Yunanistan ustu 1 hafta Istanbul'da Tinus'la onun tatiline cila cektik, Rock'n Coke'da arkadaslarimizla eglendik, klasik Asmali eglence gecelerimizi yaptik ve uzgun suratlarla, opucuklerle ugurladik onu soguk, havasi batasica Amsterdam'a. 
Geri kalan zamanda hemen her gun yegenlerimle, ablamla, annem-babamla ve arkadaslarimla gecti. Sanki hic gitmemisim, sanki geri donmusum, sanki ben hep Istanbul'da yasiyormusum gibiydi, guzeldi. Konserler, adalar, moda'lar, vapurlar ohh misss... Okul, is, ev dusunmemek cok guzel ama Tinus ozlemek zordu. Acilan okulumu, derslerimi de umursamayip tatilimi bir 10 gun daha uzattim, piskin piskin ailemle Ayvalik'a tatile gittim, yegenlerimle muhtesem bir tatil gecirdim. 
Almanya'dan gelen, yillardir gorusmedigim arkadasimi agirladim Istanbul'da. Turist gezdirmeyi hic sevmeyen biri oldugum icin zor gececek sanmistim ama hic bekledigim gibi olmadi. Cok da uyumlu bir kiz olmasi sayesinde, biraz turistik biraz lokalistik (o ne demek? :)) ) bir hafta gecirdik, cok eglendik. Boyle turist misafir dostlar basina. 


Istanbul'dan ayrilmak zordu. Karsilanmak cok guzel de, ugurlanmak ne kadar uzucu ne kadar aglak her seferinde. Daha ayrilirken bir dahaki ziyaretin planlarini yapmak, dusunmek, zaman-mesafe kavramlari henuz oturmamis miniklere gittigim mesafeyi, donecegim zamani anlatmaya calismak... 


Simdi yeni planlarimizla, hedeflerimizle, yeni kararlarimizla hizli bir Eylul'e girdik. Mesela; birbirimizin dilini ogrenmeye en sonunda karar verdik. Volks'da Turkce, UVA'da Hollandaca kurslarina yazildik, bu kis bu isleri halletmeye karar verdik. Girdigim sinavda 3. seviye cikmama yalan yok tabii ki cok sevindim. Anliyorum ama konusamiyorum desem de galiba konusamadigimi saniyormusum, kursta boyle konustukca ohh ohh diyorum Dudu hanim noldu diliniz cozuldu. Bosuna dinlememisim galiba 3 senedir!
3 sene demisken, evliligimizin de 3. yilini kutladik. Once ayri ayri, sonra basbasa, sonra da evimizde verdigimiz bir partiyle arkadaslarimizla. 
Hakan Gunday okudunuz mu? Az'i okudum ben tatildeyken. Daha sayfa 50 filandi hikaye cigrindan cikmisti, sonrasi zaten yikildi. Cok guzeldi, simdi diger kitaplarini merak ediyorum. Elimde bir suru yeni kitabimla dondum Amsterdam'a. Taze taze Inci Aral'in Sadakat'i bitirdim. Sadakat nedir ki? Iliskide ozgurluk ne? Sonsuza dek diye bir sey var mi gercekten de? Carpici bir romandi. 
Birazcik Istanbul havasi, arkamda unuttugum esyalarim ve butun nesesiyle birlikte Istanbul'dan arkadasim ve esi geliyor cuma gunu. Her sey hazir, bekliyorum.
Bende bunlar var! Eee sizde ne var ne yok? Bloglar birikmis, vakit buldukca okuyorum, ozlemisim!
Muck!



Girit ve Rodos

Sekerim Yunan Adalari malum cok populer! Balayi yapanlar, gunubirlik gidenler, adalardan adalara atlayanlar. Gitmesem kusur kalirdim degil, tatil planlarima son dakikada karar verdigim icin elime dusen en uygun bileti en iyi sekilde kullandigim icin ben de kendimi Girit'de Avrupa alemlerinde Creta denen adada buldum.


Hania'ya indigimizde, Almirida denen kucuk kasabaya gitmek hedefti. Giderseniz, dikkatli olun! Taksiciler atmaca gibi bekliyor. Atlayin taksiye gelin 20-30 Euro tutuyor dedikleri mesafeye taksici cingoz abiler bizden 80 Euro isteyince hoooop dedim noluyor. Oyle de kendinden emin ki; minibus 4 saat sonra geliyor istersen bekle istersen gel gotureyim diyor. Dur dedim dur gosterecegim sana gununu. Nasil akil ettiysem, tur organize eden genclere yapistim, sirtimda cantam, daldim aralarina "Almirida'ya giden var mi? Yeriniz var mi? Bizi de atsan?" deyip, 20'ye anlasip, Norvecli turistlerle dolu otobusun camindan el salladim taksicilere! Yanimdaki bebek yuzlu Dutch'a bakma, ben Turk'um!


Efendim bu Almirida dedikleri yer kucucuk, Hania'ya 30 dk. uzaklikta bir yer. Gittik Hania'yi da gezdik de iyi ki orada kalmamisiz.  Almirida az biraz yerlilerin, cok biraz turistlerin oldugu bir yer. Bi kac yila kalmaz bozulur, her yer English breakfast yerleriyle dolar ki hafiften dolmus bile. Sabahin bi saatinden, aksamin bi saatine kadar, 4 gun boyunca sadece plajda yasadik! Konustuk, gulduk, sustuk, yuzduk, okuduk, guneslendik, kizardik, dinledik, yedik ve ictik. Kaldigimiz apart hotel cok guzeldi. Bir Maria, otel sahibimiz, vardi ki... Sanki ananemin yazligina gelmisim, tatil yapiyorum. Cok guzel guzel yerler tavsiye etti, guzel insanlarla tanistirdi. 2. gunun sonunda biz yolda herkese el sallayarak, selam vererek geziyorduk, markette bozugumuz cikmayinca veresiye alisveris yapiyorduk. Ayrilirken bana "Aksama kalsaydin birlikte Ezel izlerdik" dedi. Diyemedim tabii hic Ezel izlemedigimi. Ahhh dedim artik bir dahaki sefere!


Heraklion'a gecisimiz olaydi! Maria israrla bizi otobuse birakmak istedi. Biraktigi yer otoban cikti, bekleyin gelir otobus dedi. Hahahaha son dakika kazigi gibiydi, kornaya basa basa el salladi bi de. Ah ya o halimizi biri fotograflamaliydi. Otobanda otobus bekledik ve geldi o otobus, ve bizi Heraklion'a goturdu. Heraklion guzeldi, cok sicakti, cok turistikti, cok sehir havasindaydi bizim modumuza o gun hic uymadi.  Zaten bi kac saat sadece seyahatin geri kalanini planlamakla ugrastik, bilet aradik bulduk, sonra o gun Turkiye'de benim dostum dogum yapti, ben duygulandim, telefonlar calismadi filan! Yani o gun orada bize geldiler, biz aksam ustu atladik yine otobuse ve Agios Nikolaos'a yani Saint Nicholas'a gittik. Amsterdam'dan yakin Yunan bir arkadasimiz israrla oraya gitmemiz gerektigini soylemisti. Girit'i boydan boya gezmek istedigimiz icin, zaten orasi da yolumuzun ustundeydi. Denizi, sahili her ne kadar bizi cok etkilemese de, dogasi, yemekleri, guzelligiyle etkilendik. 4 gunde 3 otel degistirip orayi da geride birakip, Sitia'ya gectik. Arada tabii "Ayhhh Giriiiit, ne buyukmussun! Yavrum sen kendi basina bi ulke olsaymissin yazik sana"dedim. Git git bitmedi yaaa! Sitia'dan Rodos'a gecmemiz de olaydi. Gemiyle gecicez, beklentilerimiz cok farkli. Yani ne kadar kotu olabilir ki diyoruz ama bir yandan da 9 saat olmasi bizi sinir ediyor. Bol abur cubur, sandvic, oyun kagitlari, boyun yastiklariyla gemiye daldik! Gemi yikiliyor! Bildigin yikiliyor ama eskilikten, pislikten! Elini, ayagini nereye koyacagini, cisini nasil tutacagini bilemiyorsun. Biletimizde yazan, oturacagimiz yerde oturmak zaten mumkun degil biz de ciktik cafe gibi yerde oturduk, saatleri saydik gecsin diye!
Sabahin 5'inde Rodos'a vardigimizda, elimizde ne bi otel adresi ne de haritamiz vardi! Oyleyiz biz iste seviyoruz macera?!?!? Baktik bizim gibi iki sirt cantali dolaniyor, yandan yandan yanastik basladik konusmaya. Insan 45 yasinda olup, Avustralya'dan Yunanistan'a sirt cantasiyla gezmeye gelir mi yaaa? Gelmisler valla! Onlar Symi'ye gecmeye calisiyorlardi, bize de Eleni'nin yerini tavsiye ettiler. Old Town'a uykulu uykulu girmisken muzigin ritmiyle ve sokaklarda gezen hatunlarin kiyafetleriyle kendimize geldik. Abartmiyorum, 7'ye kadar biz de oyle dolandik takildik, partileyen, sarhos dolanan, eglenen, gulen insanlari izledik. Yol kiyafetlerim ve Birken'lerle aralarinda cok sirittim ama napim! Aaa Eleni de bu arada deli cikti! Alles OK? diye her dakika her yerden firlayan, beni korkutan bir kadin. Ilgilenmeye calisirken, korkuttu bizi. Neyse anisi oldu, birbirimize Alles OK? diyip guluyoruz artik!
Rodos'u ben sevdim! Old town dedikleri, kalenin icinde kurduklari yer cok guzel. Bence kalmak icin de cok uygun. Gece hayati cok guzel, eglenceli. Asmali yaninda halt etmis diyecegim, cok guzel bir barlar sokagi vardi. New Town'a da gidin gezin. Orada Agora diye bir restaurant var, mutlaka orada yiyin. Turistlerden nefret ediyorlar. Sahibi olcak deli, bizi kabul etmemek icin her seyi denedi ama en sonunda biz "barda da otururuz sorun degil" deyince daha fazla inatlasamadi. Mezeleri cok guzeldi, canli muzik vardi. Amcanin biri eline mikrofonu almis dokturuyordu. Bi de gelip bana sarilip sarkilar soyledi, mikrofonu uzatti ben de "Yunanca sarki soylemeye calisan Turk" oldum yaa... Bittim orda. Hadi beni Yunan sandin, yanimdaki sari kafadan anla yani! "Sen misin zorla gelip mekanimiza oturan, boyle rezil ederiz seni" olabilir o hareketin alt metni. Son gecemizdi, guzeldi, duygusaldi, anlamliydi, rakiyla da daha da guzellesip yine asik olmustuk birbirimize! Rodos'da son gunumuzu AquaPark'da gecirdik, oyle abuk sabuk seylere bindik ki... Lindos'a gittik bir de, gunumuzu orada gecirdik. Deniz dedikleri bu olsa gerek!


Rodos'da 4 gun kalip, 2 hafta tatili Yunanistan'da yedik bitirdik. Son 2 gun artik bende Istanbul sabirsizligi baslamisti. Rodos'dan bi feribot Marmaris, Marmaris'den bir Havas, Dalaman. Dalaman'dan bir ucak Istanbul,   aile simarmasina hos geldim!
Deniz tatillerinin vazgecilmez oldugunu bir daha bir daha karar verdik. Biz geliriz ya bi daha bu Yunanistan'a dedik. Yemeklerine bayildik ki tahmin edilebilecegi gibi Turk yemeklerine cok benzerdi. Her gun balikla, mezeyle, rakiyla simarttik kendimizi. Cok guzel insanlarla tanisip, cok guzel sohbetler ettik. Sahilde gunesi birayla batirip, usuyup havlulara sarinmayi sevdik. Ne kadar cok BRRRRAVO dediklerine sasirip, biz de dilimize yapistirdik. Brrrrravo Tinuscum Brrrrrravo! Ulke borc bataginda, iflas etmek uzereyken arada bi pazarlik yaptigimiz icin utandik. Arkeoloji muzelerini gezdik, yalan yok bir zaman sonra hepsi birbirine benzemeye basladi, hadi denize gidelim dedik. 


Brrravo bize brrrrravo!



Thursday, September 8, 2011

Pina

Hable con ella'yi defalarca izleyip, Pina Bausch'u da oyle kesfedip hayrani oldum ben. Cafe Muller'den gosterilen sahneyi basa alip cok izledim, muzigini dinledim. Allahim Allahim bir kere izleyebilsem sunlari derken...
Pina Baush'un ekibini sahnede ilk ve son defa 2003'de Istanbul'da Tiyatro Festivali'nde izleyebildim. Ogrenciydim, dans, tiyatro, muzik hepsiyle cok ilgiliydim ve o gosteriyi izleyemezsem olurdum. Kisa zamanda sold-out olmustu ama iyi ki AKM'de calisiyordum ve arka kapilari, gizli gecisleri, iceri sizmanin yollarini biliyordum. Yine olsa yine yaparim. Abartisiz, hayatimin en guzel gosterisini izlemistim. Nefes, Pina'nin Istanbul'dan esinlenerek yarattigi bir dans tiyatrosuydu. Abartmiyorsam 3 saate yakin surmustu ve agzimiz acik izlemistik. Pina'nin Nefes'i Istanbul'da enseme yapismisti.
Sinemada izleme sansimi kaybettigimi sanirken sansima dun aksam, Pina icin yapilmis "Pina" adli filmi beyaz perdede, 3D izleyebildim. Duygusal ve hassas gunler geciriyorum, ruzgardan carpan kapi bile sinirlerimi bozabiliyor. Pina'nin bana iyi gelecegini bilerek gittim. Pina beni onardi, icimdeki o kirilmis yeri buldu, besledi, oksadi. Muzik, dans, duygular, mekanlar ve isik beni alip bambaska yerlere goturdu, anlamlandiramadigim seyleri anlamlandirdi. Pina'nin ne muhtesem bir insan oldugunu, nasil bir kafada oldugunu ve benim o kafaya nasil da hayran oldugumu hatirlatti bana. Unutmustum.
Pina ne yazik ki 2 sene once kanserden hayatini kaybetti. Toprak ve dansci sahnesinin cok da guzel gosterdigi gibi arkasinda izler birakarak, yuregimi serinleterek.
Bir danscisina "You just have to get crazier" demis. Unutmamam lazim bu sozunu.





 
view sourceprint? 01 09 10