Friday, December 28, 2012

Sari saclarin bitlenirse sorumlusu Hollanda olsun!

Yabanci bir ulkede yasamaya hazirlanirken, yasarken kafalari en mesgul eden seylerden biri de burokratik islemler. Dil sinavi, oturum izni, basvuru ve sureci, yenilemeler derken bir yigin prosedur var. Hollanda'da bu isler oldukca detayli ve kati. Ben buraya gelirken. oturum iznine basvurabilmek icin bile once bir sinava girmek gerekiyordu. Ancak o sinavi gecip oturum icin basvuru yapabilmistim.
Bu donem yine bu burokratik islemlerle ilgilenmem gerekti. Bir kurtulamadin gittin sen de bu hollandaca sinavlarindan ama hadi bi gayret bunu da halledersin'lerle giristim, halledebildim mi henuz bilmiyorum. Simdi sonucu bekleme zamani. Butun sinav materyallerini (kitap haric) cope attim.
Benim anlatmak istedigim bugun o sinavdaki bizlerin hali, eve gelince simdi dusundukce beni sinir eden davranis.
Bekleme salonunda herkes bir kosede son kez sorulara bakiyor, kitabini okuyor. Benim telefonum cekmiyor, Tinus'a "Cok heyecanliyim cisim geldi" diyemiyorum,  sorulara bakamiyorum zaten kusacagim artik. Etraftaki hollandaca yazilari okuyorum, bir kelime bir kelimedir. Ve tabii etraf sinava girmeye gelen EU uyesi olmayan ulke insanlariyla dolu. Salvarlisi, sariklisi, Hollandali sevgilisiyle elele oturani, ukala expat'i da. Hah simdi! Ben kulak misafiriyim, bosum ya zaten etrafa bakiniyorum. Kizimiz hamile... Arkadasi onayliyor; "burada dogum mu yapilir yahu cok iyi ettin burada yapmamakla. En iyisi!" ve devam eden bir suru Hollanda'ya bok atmalar. Eee sey pardon? Ya dogru aslinda biz hem bok atiyoruz hem de o'nlardan biri olmak icin o kagit parcalarina mecburuz ama is kotuleyeme gelince bizden iyisi yok. Unutmusum. "Sinavda kulaklik kullancakmisiz, iyyyggg onlarin pis kulakliklarini kullanacakmisiz" diyor... Sonra oburu de "aayhh evet yaaa pis pis! Eve gidince hemen yikaniriz biz zaten ben cok huylanirim". Tabii yikan, hatta her gun yikan bak o onemli bir sey, ama bu asagilamak, oyk'lemek niye? Zaten korkma; boyali saca bit gelmez derler. Diplerine de bakilirsa senin sari saclarina bit biraz zor gelir!
Tam da sinav salonuna girerken, goz kontagi kurdugum tatlica bir bayan basvuru belgeme bakiyor. "Aaa kontrol ettirmemissin, hemen yaptir" diyor yardimci oluyor.  Bu obur cok bilmis, cok kibar, cok titiz hanim da yaptirmamis. Ben onden o arkadan giseye gidiyoruz. Ben bariz sekil ondeyim. Onumde de 2 kisi var, mesafeli durmusum. Bu hanim gelip onume geciyor. Ohmm ohhmm! Bidir bidir bir seyler konusuyor! Hay Allah kapi da disardan acilmiyor, nasil girecegiz iceri? Sorun olmaz diyorum, hallederiz yardimci olurlar. Ufak, kibar bir hamleyle kendimi one cikarip, usulca "Bak cok onemli degil yani hepitopu 50 sn'lik is ama ben ondeyim, hadi arkama gec, sira diye bir sey var medeniyette" sinyali cakiyorum. Umursamiyor canim benim oyle kibar ki... Sira bana daha dogrusu bize gelince ikimiz de ilerliyoruz ve bu hanim hemen onden kagidini uzatiyor. Gisedeki gorevli bana bakiyor "hanginiz?" manasinda, gulumsuyorum. Goz gore gore, uzerime basa basa, eze eze bunu yapiyor. Sonra da paldir kuldur kapiyi actirip, arkasina bile bakmadan kapiyi kapatip gidiyor. E peki oldu! Minik seyler bunlar ama aksi gibi onemliler de.
Iste sonra da bize bu sinavlarda soyle sorular soruyorlar; bahcede komsunu mini etekli gordun ne yaparsin? bankaya gittin sira var ne yaparsin? evlenmeden yasamak legal midir ne dersin?. Sonra da biz (kesinlikle ben de) cok kiziyoruz. "Ya ne sacma sorular, bizi nereden geldik saniyorlar" diyoruz. Sonra iste ben bugunku gibi anliyorum ki (yine), nereden geldigin, ne egitim aldigin, expat misin, it'ci misin, bilmem ne bankasinda bankacisi misin hic fark etmiyor hayatim! Cunku o "ben expat'im, yuksek egitimli gocmenim" diyen kisi bir bakmissin seni bir sirada ezmis gecmis. Gecsin napalim hadi ben aliskinim da iste bunu bir baskasina yapinca o bi baskasi da bizim hakkimizda negatif konusunca, uzulup bozulmayalim; Aman yaaa bunlar da bizi hic sevmiyorlar demeyelim. Cunku; sizi ben de sevmiyorum.

Monday, December 17, 2012

yemek bloglari?

Bir hata ettim, alkolun de etkisiyle "heeeyyyt! 2013 itibariyle haftada 2 kere yok yok hatta haftada 3 kere yoook hadi 2 olsun! Haftada 2 kere aksam yemegini ben yapacagim" dedim. Derken kendi sesimi duydum, kivirmaya, yalanlamaya, "saka be saka" demeye calistim ama olmadi. 4 senenin sonunda kendi basimi yedim, yemek yapmaya soz verdim. "Oh lan karidaki keyfe bak 4 sene yaymis yatmis simdi iyi ki bi 2 aksam yemek yapacak" diyen cikar, olur normaldir ben de derdim de gecelim bunlari. Bana tariflerle daha dogrusu takip ettiginiz, yazdiginiz yemek bloglariyla gelin. Uzun uzun marine edip bekleme, mayalayip bekleme, sabah hazirla aksama pisir ye ve abuk sabuk bulunmayan icerikleri olan, matematik problemi gibi zor olcekli yemek tarifleriyle gelmeyin.  Zor da olmasin, uzun sure tencere basinda karistirmali da olmasin kolum agriyor hemen alismamisim. Her seyi icine at, koy pissin gibi tarifler olabilir. Sogan dogramali, maydanoz dereotu kesmeli de olmasin. 4 kisilik tarifler olsun cunku anlasmaya gore eger o yemek yaptigim aksam fazla yapmis olursam ve bir sonraki aksam da yiyeceksek o benim 2. yemek yaptigim aksam olarak sayilacak.
1 tencere nohut yanina pilav yapsam, 1 hafta yesek 3 haftami kurtarabilirim aslinda!



Monday, December 10, 2012

Pete

Nickelodeon seyreder miydiniz? Peki Clarissa ve Pete&Pete izler miydiniz? Ben ikisinin de takipcisiydim. Clarissa'ya, odasina, kiyafetlerine tarzina bayilirdim. Buyuk Pete'e de hayrandim. Bayagi bildigin hayran. O kizil saclarina bayiliyordum, Allahim Allahim nolur boyle bir sevgilim olsun diye dualar ederdim (abarttim). Okulda da hatta kizil sacli birine asiktim (o zamanin akliyla). Pete ve Clarissa'yi arkadasim filan sandigim donemler bile olmus olabilir. Clarissa best friend'im (sorry Daygi), Pete de biricik askim! Didim'de Loft outlet'te Pete'i gordugume yemin bile edebilirim hatta. Bak yine edicem, yemin ederim tipkisinin aynisi yani benim o oldugunu dusundugum birini gordum. Uzerinde de ustelik Pearl Jam t-shirt'u vardi. Hayal gibi di mi? Perfect boyfriend! Zugurt ingilizcemle bir sey diyemedim, gurbetci kuzenlerime gosterip anlatamadim oyle icimde kaldi. Hala ben o oldugunu dusunuyorum. Hani olsa da denk gelsek ilk sorum "Didim'e gittin mi" olur? Honk Didim? Heaa Didim didim!
Amerika'dayken (abartmiyorum) arastirmistim, nerede yasar ne yapar bakmistim. Benimki ortaliklarda yoktu. Bir film cekmis, cekilmis kosesine. Adeta bir Macaulay Culkin hadisesi. Aaa evet Evde Tek Basina'larda oynamis oyle bir ayrinti var. Kucuk Pete'in de konserine gitmistim. Ufaklik buyumus da kendi grubu var, (galiba) davul caliyor! Bangir bangir bir muzikti. (30+ insanlarinin sig muzik yorumlarina ben de katildim artik; bangir bangir)
Aksam TV'de benim hala Clarissa dedigim, adini hic bilemedigim kizin dizisini gordum. Aaaa Tinus bak sen bu kizi biliyor musun? Yok hic gormemis! Hadii youtube'dan Clarissa izletirsin. E o zaman sen Pete'i de tanimiyorsun! E tabii tanimiyor! E ama bir dakika. Benim Tinus benim Pete'e benziyor. Secret yapmisim ben haberim yok! Ne dilersen gelip seni buluyor mu, secret mi yapiyorsun da oluyor, Tinus gercekten Pete'e benziyor mu, ben sevilen torpilli kul muyum bilemem ama en azindan istikrarim iyi. Sari-kizil severim diyip sarisinla ve bence cidden Pete'in az bi benzeriyle, payima dusenle oyundan cekilmisim. Ne mutlu Tinus'layim diyene ve dur bi bakim benim Pete ne alemlerdeymis.



Friday, December 7, 2012

ah marilyn

Bos mezar bulsa girecek biri degilim ama bedava konser bileti bulduysam usenmez kalkar giderim. Muzigi sevmesem etrafa bakinir, neyi nasil yapmislar, isigi nasil ayarlamislar izlerim hadi o da olmadi gelen insanlara bakarim. Gecen aksam gittigim konser bunun bir denemesi, sinirlarimi zorlamasiydi.
Ben gunlerdir bu basima gelenle egleniyorum, size de cuma  nesesi olsun dedim.
Gecen gun onume bir anda Marilyn Manson & Rob Zombie konser biletleri dustu. Pazartesi aksami icin daha iyi bir planim olmadigi icin, is arkadasimla birbirimizi "Hadi gider miyiz? Gideriz?" diye gaza getirdik ve biletleri havada kaptik. Butun gun milletin agzindaydik, bin turlu espriler yapildi, dalgamiz gecildi. Biz o arada aksama nasil siyah giyinsek, siyah oje mi sursek, goz makyajimizi nasil abartsak diye kendi derdimizdeyiz. Rob Zombie kimdir nedir bilmiyoruz da Marilyn Manson icin gidiyoruz. Hepimiz Marilyn'den bahsediyoruz, sabahtan basliyoruz Ohhh My Goooood! diye cigliklar atmaya.
Biletleri ayarlayan kisi 8'de gitmemizi soyluyor. Oyle bir guluyoruz ki yani daha neler kanka deli misin Marilyn gibi adam 8'de cikar mi diye dalgamizi geciyoruz ama hadi onu da kirmayalim 8:30'da oradayiz diyoruz. Eee tabii hazirlanamiyoruz, evden cikamiyoruz ve son dakika mesajlasmalari hooop 9'da bulusmaya karar veriyoruz. Amsterdam'in en bi duduk yerine metro-tram'la ulasmaya calisirken efendim biz mekana saat 9:20'de variyoruz. Gayet kendimizden emin, gayet cool, siyah kiyafetlerimizle dalga gecerek.
Etraf bi garip herkes disarda, muzik yok. Kapida program asili, ara su bu yazmislar. Marilyn Manson cikti mi diye sorduk kapidaki amcaya, soyle bi halimize bakip guldu. Bitti bile dedi. Yamuk hollandacamla, bu basit cumleyi yanlis anladigimi sanan ben, amcanin gulmesiyle yalandan guluyorum. Tam bi film sahnesi gibi arkadasimi cekip "sacmalamasin, yuru gel daha baslamamistir" dedim. Biletleri ayarlayan arkadasimizi da bulunca, o da bize aptal aptal gulunce biz artik "yok canim hepsi dalga geciyor olamaz" dedik! Evet sekerim kacirdik Marilyn Manson konserini. Neden? Cunku bu sut kuzusu hakikaten saat 8'de cikmis sahneye. E simdi? Rob Zombie! O ne? O bir ders! Ne dersi biliyor musun? Bir konsere gitmeden once iki dakakini ayirip konsere gittigin grubu bi google'lama dersi.
Sahne degisirken, arkadasimiz hala bize gulerken biz de sakinleselim deyip biralari cakmaya basladik ve tabi etrafa bakmaya. OHMYGOD! Evet benim de karanlik donemlerim oldu, Kadikoy'de hakikaten yerin dibi abuk sabuk yerlere girdim ciktim ama ben boylesini hic gormemistim. Biz kesinlikle oraya ait degildik ve zaten herkes de bize bakiyordu. Teenager yavrusunu konsere getirmis anneler gibiydik biz. Aman evladim yapma o boynundaki zincir ne? Kizim evladim cekmesene arkadasinin boynundan o zinciri, bogacaksin cocugu. Yavrum acimadi mi o piercingler, niye deldirirsin kasinin ortasini? Kizim o elbise sana cok kucuk degil mi? Oglum o pantalon cok dar degil mi, seylerin acimiyor mu? Oglum niye gozunun biri baska renk oburu baska renk? Biz bir de saf saf ogrenmeye calisiyoruz hani nolacak, Marilyn sahneye cikacak mi yine? Ona buna soruyoruz da bize cevap vermek yerine soooyle bir bastan asagiya suzuyorlar ve cekip gidiyorlar. Hahahha ben hayatimda hic boyle incelenmemistim. Olmadi, olay siyah giyinmek degilmis!
Buraya kadar geldik eglenecegiz. Rob Zombie'nin ne oldugunu bilmeden kendimizi sahnenin en onune kadar surukledik. Konser basladi daha dogrusu kabus basladi. Bildigin zombie! Makyajlar, maskeler, isikli disler, surekli tukuren her boka fucking fucking mother fucking diye bagiran bir solist. Arkamizda da fucking awesome diye bagiran hayranlar! Cok ugrasmislar belli, guzel bir sahne sovu ve fakat kesinlikle benim sevmedigim bir muzik. E biz sonuna kadar bekledik Marilyn bi yuzunu gosterir diye. Gostermedi. Onun yuzunden o konserin cikis kalabaligina da kaldik.
Konserin benim icin bombasi sonundaydi. Montlarimizi almaya calisirken, okuldan bir arkadasima rastladim. Cocuk once bir kendine gelemedi sonra da kahkahalarla "senin burada ne isin var?" deyip durdu. Lan gerzo Marilyn izlemeye geldik biz. Bi guzel asagiladi beni, citir cerez o zaten cok kotuydu dedi. Sabah mesaj atmis, hala beni o konserde gordugune inanamiyormus.Canim sen ona inanamamissin cok mu? Ben de koskoca Marilyn'in alt grup olmasina, 8'de cikip usul usul o sahneden inmesine inanamiyorum!




Friday, November 30, 2012

Pazar

Bir pazar gecesi
Kutlama var. Pazar gecesi ama umursamamisim, kadehleri daha da iyilerine kaldirdik. Icinde benim de olmami istedigim daha iyilerine.
Gece eve donerken, tak diye zincirim cikiyor. Yanimdaki kizin yardim tekliflerini geri cevirip, ellerin kirlenmesin hele benimki hic kirlenmesin mumkunse diyorum. Zincir takmak erkek isi, saniyorum ben hala. Biraktik bisikleti. Taksiye atlar giderim ne var ki? Sonra sokagin kosesinde laf lafi aciyor, tesaduf karsilastigimiz bir baskasi da katiliyor ve 1 saat ayak ustu muhabbet adi altinda dedikodu basliyor. Oldu mu saat 2. Ne taksi, ne otobus, ne tram. Taksi numarasi da calismiyor, niye cunku ihtiyacim oldu. O saatte ararsin kocani, yolda kaldim dersin. Yuru ne var ki diyecekken, bana oyle bir sey dememesi gerektigini, benim Hollandalı at gibi bir kız olmadığımı hatirlayip sicacik yatagindan kalkip geliyor. Niye cunku o'nun karisini babasi altin suyuna batirip cikarmis, sanki! O sirada yolda ben bisiklet buluyorum. Altin suyuna batip cikmis oldugumu unutuyorum tabii o anda. Dur bakalim neymis diye ustune cikmamla, selesinin yuksekligini, frenlerinin patlak oldugunu, ve butun mahalleyi inleten tak tak tak tak tak ses cikardigini farkediyorum. Ama cok gec, sele muhtesem yuksek, ayaklar yere degmiyor. Hollanda ortalamalarina gore bayagi kisa oldugumu yine anliyorum. Gittigim kadar giderim diyorum. Kirmizi isikta kendimi atiyorum bisikletten, savrularak. Telefona yapisip, gelme diyorum, geldim. Geldim bile diyor. Iyi diyorum bekle, karsina cikacagim zaten gormemen-duymaman imkansiz. Ama duramiyorum, sen pesime takil. Karanligin icinden cikiyorum, gercekten abartisiz, sesiyle sokaklari inleten bisikletimle ve cakir keyif kahkahalarimla. Onun kahkahalari da karisiyor, insanlar bakiyor, biz guluyoruz. Bisiklet arada daha da cildiriyor, daha da beter sesler cikariyor her an altimda parcalanabilir hop diye popomun ustune oturabilirim. Evin sokagina girince, bisikleti copun onune cekiyorum (arabam ya), hop atliyorum, tesekkur ederim. Merdivenleri cikarken aklima geliyor, 12'yi coktan gecti. O'nun dogumgunu. Cigligima korkuyor. Bu nasil bi kutlama, sen nasil bir insansin?, ben napiyorum? Hayatimiz istedigi kadar sikici olmaya calissin, biz hic izin vermiyoruz. Ben sukretmeye devam edeyim.

Tuesday, November 6, 2012

gece gece

Dovme yaptirdim. Yine. Evde hazir cizen olunca, benden cikan her fikri de ciddeye alinca... Evde boyle bin cesit kagitlar, ah bak bu da oldu'lar, korler sagirlar birbirini agirlarlar'lar filan. Cok sevdim ben bu seferkini. Kol hala sis ama hadi bakalim
Bugun ananemi ozleyip agladim. Inanamadim bi an o'nun benim su an nerelerde olup, neler yaptigima, kimle yasadigimi bilmeyisine, o'nunla istedigim zaman konusamayisima. Hem de bi de ne cok zaman olduguna. Dusunesene, 6 sene olmus ananemle hic konusmamisim, ne acayip di mi? Bir guc iste, sonra siliyorsun yuzunu gozunu yine devam. Ama oluyor arada oyle, geliyor, vuruyor, geciyor. Her hafta gordugun birini, konustugun, cok sevdigin birini... Gun geliyor bir bakiyorsun 6 sene olmus ne sesini duymussun ne de gormussun. Uzuluyorum da iste ne fayda! Aman iste yukarda izliyor, goruyor da bayagi bir yalan... Bence benim ananem bayagi bir yettiri yettiri geziyordur, gezmedik, gitmedik kapi birakmamistir. Gezmekten, bir de gelip bizi izleyecek zaman bulamiyordur.Helal olsun, oyle bir sey varsa orada mutlu olsun insallah.
Hassasim az deliyim bu aralar bir. Neyse ki Istanbul'dan misafirim var, oyle iyi gelecek ki.... Evimi temizledim, yatagini hazirladim bekliyorum. Yarin da corbami yaptim mi tamamdir. Malum, Turk, 20 dereceden geliyor, corbayla isitmaya baslariz....




Thursday, October 25, 2012

Bayram seyran

Bayramlarda Turkiye'de olmayinca uzuluyordum bazen sanki bize cok bayram geliyormus, cok buyuk bir olaymis gibi. Neyse ki arada bir denk geliyor bayramda orada oluyorum da hatirliyorum aslinda ne kadar bayramla alakasiz oldugumuzu, daraldigimizi, bunaldigimizi, ahh ahhh o eski bayramlarin artik kalmadigini.
Kulturumu gorsunler, tanisinlar diye her bayram kayinvalidemgilleri bayram yemegine alirmisiz gibi efendim bugun, bayramin ilk gunu olan bugun, tesadufen aksam gorumcemgil, bebeleri, kaynanamgiller yemege gelecekler. Dun aksamdan mutfaga girip, ikina sikina bir seyler pisirdik. Hic sevgi katamadim kusura bakmasinlar, bolca "ne gerek yaa hafta ici boyle buyuk misafir, bir daha asla" kattim, idare etsinler artik sorry yani yapabilecegim bir sey yok. Bebeli misafir zaten sevmiyorum, veriyorlar ellerine bir sey don dolan evin icinde her yer kirinti, ellerle yemek yemeler, o elleri duvarlara surmeler. Bi dur cocugum bi dur yaaa! Hepiniz mi canavarsiniz hepiniz mi kabussunuz!

Bayram havasi gelsin azicik diye de yarin kafa iznindeyim bebegim! Festival oncesi, uykusuzluktan gebermeden onceki son rahat zamanlarimda kafa izni yapayim, yayilip chill yapayim dedim beyimi de kiskirttim, sabah ara hastayim de ver elini dunyayi alt ust edelim dedim. Dunden razi! Bayram gezmesi yapariz iste sonra da orada burada paylasirim, beyim beni bayram gezmesine cikardi derim, sanki beyimin de umruydu bayram!

Kucuklerimin gozlerinden, buyuklerimi de yanaklardan operim  zira eller pis filan oluyor hic sevmiyorum el opmeyi!

Tuesday, October 23, 2012

Gozlerim essek gozlerim


Makyaj yapma ozurluyum ben. En bir kullandigim, yanimdan ayirmadim makyaj malzemem; alligim. Soluk benizli biri oldugum icin alliksiz iyicene hastalikli gibi gozukuyorum. Bi de derler ya "ayh cok yorgun gozukuyorsun!" Sanane yaa sanane!!! Yorgun filan degilim, benim rengim bu, gozlerimin alti da hep mor. Sana mi kaldi benim bu halimi yuzume vurmak, 10 saat uyumusum full enerji gelmisim sen beni yere vuruyorsun. Ya iste gecen gece bu zamanlar miydi neydi gozume eyeliner cekmeye basladim. Basladim degil aslinda ogreniyorum, halaaaa! Essek gozu dedikleri sey bende var, gozler iri iri. Hayatimda ne kalem cektim ne bir sey, zaten iriler bir de daha fazla irilesmesinler, dikkat cekmesinler demistim ama megerse kalem malem cekip boyle guzellestirmek gerekiyormus. 30 yasimda kesfettim bunu, bravo! 1 sene oldu iste galiba ben hala ogreniyorum. Elin alisir dediler abi bende ne el varsa bir turlu alisamadi. Yemek yapmak icin de elin alisir dediler ona da alisamadi. El melekelerim gelisemiyor bir turlu. yuvaya gitmedim ben, oyle 3 yasinda kagit kesmeye baslatmadilar beni ondan mi acaba?

Dun yine denedim, sabah ugrastim eyeliner cektim, ise geldim. Gozleri ovustur ovustur, bi baktim her yerim simsiyah. Makyaj temizleyici ne gezer? Tuvalet kagidi islatip temizlemeye calismalar filan aaaayhhh tovbe dedim tovbe. Bu sabah, uslanmadim yine bastim eyeliner'i. Yolda, bisikletin tepesinde isten biriyle karsilastim. 6 saat uyumus oldugum su gunde bana ilk sozu "Wooowww cok iyi uyumus, dinlenmis saatlerdir ayaktaymissin gibi, cok iyi gozukuyorsun"dedi. Bir de Argan yagi kullaniyorum bayanlar. Guzellik sirlarim bunlar, hadi bakalim yeter size bunlar.

Bugun bayagi aylak, lak lak gunumdeyim. Ona buna mesaj atiyorum cene calalim diye kimsenin ilgilendigi yok. Bi turlu alisamadigim Pinterest'e dadandim su yukaridaki fotografi buldum. Nasil beceriyorlar bunu? Benim eller niye beceremiyor? Armut topluyor sanki bu eller armut!
 

Wednesday, October 17, 2012

Melegim melek

Ne kadar iyi bir insan oldugumu gostermek icin yaziyorum simdi su yaziyi hemen iki dakikada.
10 gun once eve yururken tramway duraginda, yerde 2 tane kart buldum. Bir ogrenci karti ve bir de Hollanda kimlik karti. Yazik dedim alayim da kizi bulayim teslim edeyim, polise filan gotururum. Bugun ona yarin bana, iyilik yap iyilik bul dedim. Eve geldim, oturdum Facebook'tan kizi buldum, mesaj yazdim. Haber yok. Kimlik kaybetmek, yenisini cikartmak hep para hem de cok para. Polise gitsen, karti kaybedene niye kaybettin len senin sorumlulugun bu deyip tak diye ceza basiyor. Kiz da ogrenci dedim bekleyeyim. Baktim ses yok, hadeeeee bir de oturdum kizin okuluna mail yazdim. Gerzolar 5 gun sonra cevap yazdilar. Hemen de zaten kizdan mail geldi, hemen geleyim alayim filan. Dun icin sozlestik, gel al dedim emanetlerini. Ise gelirken yolun yarisinda kartlari unuttugumu hatirladim, yagmur da yagiyor, bisikletin tepesindeyim yani imkani yok donemem. Iyiyim de o kadar da degil. bu sabah da sevgili beyim almis kartlari kapinin onune yere koymus unutmayayim diye. Bilmiyor sanki onumde babamin kafasi olsa ben basar gecerim, oyle dan biriyim. Sansa gordum! Neyse kiz simdi geldi ofise. Boynuma atlayip sarilmadigi kaldi. Beni buyuk masraftan kurtardin dedi, elini ayagini opeyim dedi. Caldirmis megerse yazik, cuzdan filan hepsi gitmis.
Kartlari buldugum gun bir de "ben de cok kaybediyorum, halden anlarim"dedim ve 3 gun sonra neyim var neyim yok ben yine kaybettim (yeni banka karti geleli de 2 hafta olmustu). Scissor Sisters'in hatirina, konserin etkisiyle de cok uzulemedim hala zipliyordum. 2 gun bekledim yok abi o iyilik bana geri gelmedi ben tipis tipis yeni kartlari siparis ettim.
Yok yok gercekten gunumuzde benim gibileri kalmadi pek artik. Milletin odu kopuyor bir iyilik yapacagim, birine bir hayrim dokunacak diye. Bence beni alin pamuklarin arasinda saklayin, yagmurda bisiklete filan bindirmeyin, sekerim eririm. Operim.

Sunday, October 14, 2012

Donald Duck + Cirkin dolap = DIY

Evim evim guzel evim.
Evi gorseniz sirk gibi, rengarenk yani tam benim sevdigim gibi. Cirkin renkli de bir tv dolabimiz vardi. Ananemizin mirasi, yokluk zamaninda rengini miktir edip, alip kullanmaya basladigimiz cirkin kahverengi bir dolap. Nasi cirkin bi dolap ama yani rengi berbat, ic karartici. Dolabi aklinda tut. Bi de evde surekli cogalan, yigin haline gelmis Donald Duck dergileri var. Icindeki cocugu besleyen beyimin tutkusu. Bu dergileri boyle eskicilerden filan 50'li paketlerle aliyor, okuyor da okuyor, bayiliyor.
Dolap cirkin, ev dergi dolu, genler de malum anneden. Hic bulasmadiysa da azicik bulasmistir di mi ama? Hangi blog oldugunu valla hatirlayamadim cok arandim ama bulamadim. Iste bi blog'da gormustum boyle eski dergilerle esya kaplamislardi ve tabii hemen ampuller yandi. Hadi oyle mi yapsak boyle mi olsa, tutkal mi olur ne olur derken gecen pazar gunu oturduk sanki baska hic isimiz gucumuz yokmus gibi basladik en buyuk DIY projemize. Blogger olup da DIY projesi yazmayanin blog'u siliniyormus zaten duydunuz mu?
Ben kolayciyim, bana kalsa dergileri sayfa sayfa da yaptistiradabilirdim Sevgili beyim detayci, dizaynci, sekilci. Olmaz dedi bana minik minik kestirdi o butun sayfalari. Sonra da tutkalla yapistirdik hepsini rastgele dolaba. Internette arastirdiniz mi su koyun filan diyorlar ama biz su koymadik, tutkali oyle surduk. 24 saat bekledik vernik surmek icin. Vernigi surunce de bi 24 saat bekleyip bi 2. kat daha verdik gectik. Niye 2 kat vernik gectik hicbir fikrim yok. Ben o noktada artik daralmis, bunalmis, ilgimi kaybetmistim. Ev yeterince cingil cingil, o da parlamasin diye mat vernik kullandik. Uzmanmisim gibi konusuyorum sanki de alakasi yok, sifir bilgiyle, deneme yanilma yoluyla yaptik ogrendik. Cekmecelerin tutma yerlerini evde boya olmadigi icin, evde bolca olan kirmizi bozulmaya baslamis bir ojeyle boyadim. Kirmizi degil de koyu bi renk oldu hatta fotografta kahverengi cikmis ama degil. (Kahverengi nefretim anlasildi di mi?) Al sana iste DIY projesi. Annem benimle gurur duyuyor. Aferin kizim aferin, ayni anasinin kizi dedi.
Ay bu ne yaa cocuk dolabi gibi diyebilirsiniz. Zaten bizim banyoyu yapan usta da "cocuk banyosu gibi yaptilar ya rezil ettiler ne o oyle rengarenk" demis arkamizdan. Seviyorum be iste o cocuk renklerini ben.
Buyrun bakin bakalim. Nasil olmus?





Friday, September 28, 2012

Tefadus

Simdi sana aslinda dunyanin ne kadar kucuk oldugunu ve asla ve asla umudunu kaybetmemen gerektigini anlatacagim.

Cuma aksami Madrid'den Madrid'deki kankam geldi, sagolsun. Ben bu kizla Madrid'i alt ust ettim, kiz beni Erasmus ogrencisi olarak tanidi, hep hadi hadi party party halindeydik. Simdi kiz bize gelince "e abi (abi dememis olabilir, maaann demistir kesin)senin bayagi bi olgun, buyuk insan hayatin, kahve fincanlarin, dantel ortun filan, evin varmis" dedi. Bakma dedim oyle olduguna, icimdeki party animal hala duruyor hadi hemen disari cikiyoruz!!! Rotar motar derken gece 12'de kiz zaten ancak eve gelebildi. Evde azicik takilip disari ciktik. Gittigimiz mekan benim favorim, kalabalik, eglenceli, dans mans super bir yer. Iceri girdik, montlar teslim, ickiler elde, gozler fir fir e yani arkadasimiza ulkenin yakisikli abilerini gosterelim, tanistiralim. "Fir firr aaa bu kim ya? Ben bunu nerden taniyorum? Tinuus kimdi bu?" Tinus ilgilenmedi, kiz da. Duygu da benzetme hastaligi var, annesi gibi diye anlatiyor, benimki arkamdan. Ayip ama napalim! Neyse biraz sonra bi baktim, montlari geri almak icin gereken o minnacik kirmizi plastik seyi kaybetmisim. Cebime koymustum, hayatta kaybetmem diyerek. Inan valla bunu ancak ben yaparim. "Sen kaybedersin bana ver" diyen kocasini dinlemeyen boyle rezil rusva olur. Tinus da bin surat, ben sana demistim gibilerinden bakiyor. Tamam be ben kendim hallederim, kendim ettim kendim buldum. Adam diyor ki; Club kapanana kadar bekleyeceksin, bi de ustune €7.50 odeyeceksin. Eyvallah odeyeyim ama club kapanana kadar ayakta kalabilir miyim bilmiyorum, bak gozlerim simdiden kayiyor! Yok valla adamin hiiiiiiiic umru degil. Ya diyorum biri bulur da gelir montlari alirsa, icinde anahtarim var filan diyorum. Hic olmadi dedi. Bi ilki yasayabilirsin, her abuk sey itinayla benim basima gelir, diyemedim. Abi adam inat etti, gecenin sonunda gel al diyor baska bir sey demiyor. Asagiya in, adim adim dolandigimiz yerleri gez, biz ucumuzun kafalar yerde, neymis o minik kirmizi seyi ariyoruz. Adamin biri yanima yaklasip "it is impossible" dedi. i know yaaa i knoooow gerikali i know ama allahtan umut kesilmez demediler mi hic sana? Ortam gittikce kalabaliklasiyor, millet sarhos, sigara iciliyor, duman alti, yerler yapis yapis, islak. Dans ediyorum ama benim kafa hala yerde, bulurum ben onu diyorum. Sonra abi yanimiza genc bi yakisikli abi geldi. O bana bakiyor ben ona bakiyorum. Kapida gorup de kim bu dedigim abi. Sen kimsin diyor. Ya asil sen kimsin? Ve bi anda simsekler cakiyor; Nooooo waaaaaaaay!!!! Madriiiid??!?!?!?! Ya bak dunya ne kucuk! Madrid'de son bi haftalarda Tinus ve saz ekibi geldiginde, sabah karsi bi club'a hep birlikte (bu o gun beni ziyaret eden kiz da) gidip birileriyle tanisip cok eglenmistik. Cocuklardan biri de Amsterdam'da yasiyorum demis, Tinus'la FB'dan eklesmislerdi o kafayla. Sen tut biz simdi Amsterdam'in kosesinde bi yerde, tam da Madrid'den arkadasim bi kac saat once gelmisken, biz bu cocukla karsilasalim. Yok artik ya daha neler!!! Guluyoruz, sasiriyoruz, cheers, dans ve dur ben bira kapip geleyim dedim. Barin onundeyim, yerde kirmizi bir sey! hahahahhaha buldum yaa buldum! O kirmizi dandik minik seyi buldum, o kalabaligin icinde. Ben kosa kosa Tinus'a gidiyorum, elimde kirmizi dandik o da heyecanla yaninda biriyle bana geliyor, bak komsumuzu buldum o da burada diyor. Komsu da beni gorup sasiriyor, siz ayrilmadiniz mi? diyor. Yazik cocukcagiz bize uzuluyormus, Tinus da cok iyi gozukuyor cabuk toparlamis filan diyormus kendi kendine. Yalnizim, uzgunum ayaklari cekiyordu, bu arada ortaya cikti ki yalanmis. Ayy yeter, bi geceye bu kadar tesaduf yeter. Gecenin basinda da yasadiklari koyden genclik arkadasiyla karsilasmisti. Amsterdam mi kucuuuuk (duh?!) yoksa o geceye mi ozeldi bilemiyorum.
Simdi daha da komigi. Ertesi gece biz bu geceyi arkadasimiz S'ye anlatiyoruz. Aaaa bak aslinda yakisikli bi cocuktu yaaa neden olmasin? Aaa dur hemen FB'da gosterelim filan diyoruz. S bakti bakti, e taniyorum ben bunu dedi. hhahaha yok be daha neler sacmalama. Dur dur diyor tut bakiyim telefonu oyle, dur dur biraz daha bakayim bulacagim kim oldugunu. Ayh bu iste handbol takimindan yaa... Aaaa evet handbol oynuyorum dedi, diyoruz. Amsterdam kucuk kardesim, daha otesi yok. Kucucuk bir koyde yasiyoruz.
Hea o gecenin sonunda da biz mekani kapattik, montlari en son alanlardan biriydik. Degdi mi kafam yerde dans ettigime? Degdi abi! Bulurum ben onu dedim, bu Tinus benimle dalga gecti. Ben dedigimi yaparim iste, inat ettim mi bitmistir. Sevdim mi tam severim, sildim mi bir kalemde! Bununla da hikayem var; bu aralar cok sevip bir yandan da siliyorum. Bahar temizligi. Onu da sonra anlatirim.
Operim


Thursday, September 20, 2012

Ben muhtesemim

Bir kac cesit zeytinyagli yapip dolaba attim, butun hafta idare ediyor. Eve haftalik ihtiyaclarim kadar alisveris yapiyorum, evde ne var ne yok biliyorum, hiiiiic bir zaman evde olan seyleri tekrar tekrar alip eve gelmem ama ben zaten o hafta ne yemekler pisirecegimi de hep planliyorum, yemek tarifleri hep aklimdadir. Dolap zaten kofte dolu, hani olur da bak olur da diyorum olmaz ya ama iste hani cok zorda kalirim da yiyecek bir sey olmazsa hemen buzluktan cikarir, kizartirim diye. Camasirlar da tikir tikir isliyor, aksam yemek piserken makine de haldir haldir calisiyor, hatta yemegi beklerken o arada kurutucudan cikmislari duzenliyor, sevgili esimin coraplarini eslestiriyorum (hepsinin siyah olmasina, tekir bekir cikmalarina asla kufur etmem), utuleri ayiriyorum, aksamlari utuleri de hallederim. Bence kocasina utusuz gomlek giydiren kadin kadin degildir. Hafta ici erken uyanmanin aliskanligiyla, hafta sonu da erken uyaniyorum. Errrrkenden evi temizliyorum, alisverise cikiyorum, evime cicekler aliyorum, kek-borek yapiyorum, Mutfagimda zaten Cookie kutusu hep dolu olur, hep bir seylerim vardir. Cay, kahveyi hayatta oyle kuru kuru vermem, ne ayip sey oyle verenlere cok sasiriyorum. Ah soylemeyi unuttum her sabah biraz erken uyanip, biraz dedigim 2 saat kadar, ise gelmeden once cikip kosuyorum ah canim iste formumu boyle koruyorum ben. Bu arada haftada 2 kitap bitiriyorum, 5 film izliyorum, dunyada neler olmus bitmis hepsini de takip ediyorum. Bebek ziyaretlerine hep muhtesem dusunulmus guzel hediyelerle gidiyorum, hicbir zaman son dakika alisverisi yapip H&M bebe kiyafetleriyle gitmiyorum. Cok muhtesem oldugum icin bu kadar isin yaninda sosyal hayatimi da cok guzel idare ediyorum. Gunduzleri malum tabii is yerinde de cok yogunum ama ne zamanki bos bir anim var, kendini kadin sanan bir kac arkadasimi sinir etmek isterim ki ben gercekten bunu bilincli yapmam, hemen onlari ararim. Onlarin isten saydigi yaptiklari seyleri pek dinlemem ve kahve molasinda oldugumu soyler, ne yogun ne muhtesem oldugumu, hangi isleri hallettigimi anlatirim. Anlatirim ki utansinlar hallerinden, gorsunler ben nasil da muhtesemim, analar neler doguruyor gorsunler. Hey yavrum heeeey! Cuma-cmt geceleri hep disardayim. Iciyorum iciyorum sonra sabah hic o gece icen ben degilmisim gibi, basim filan agrimadan, midem bulanmadam kalkip yine evin icnde pir pir donuyorum. Oyleyim hayatim ben 15tane kolum var sanki. Ictigim kefir veriyor bu gucu diyorum. Bak boyle sifa dermanlarini da cok bilirim. Pazar gunleri mutlaka evde kendi kendime cilt bakimi, sac bakimi yaparim. Bir Duygu kolay olunmuyor sekerim. Oyle marifetliyim ki ise yanimda getirmek icin, ara ogunler hazirliyorum, hatta oglenleri su gerzolar ekmek yedigi icin ben yanimda kendi oglen yemegimi getiriyorum. Evet bunca isin arasinda bir de onu yapiyorum, ama bana misin demiyorum cunku ben muhtesemim. Aksam yemekleri de benden, demis miydim? Kocami hic mutfaga sokmam, bence erkegin yeri salonda koltuktur. Kocasini mutfaga sokup yemek yaptiran kadina da kadin demem zaten ben. Arkadaslarimizla gorusmeler ayarlar, herkesi evimde agirlarim. Hep baska baska mutfaklardan yemekler yapar, muhtesem sofralar hazirlarim. Herkese ayni yemegi yapan, bi yemegi belleyen, sanki dunyada baska sey yokmus gibi hep onu yediren sonra da äy napiiim herkes cok seviyor" diyenlerin yalanlarina da hayatta inanmam. Evimin de cok duzenli oldugunu soylemis miydim? O dolaplar sanirsin ki Beymen.Salonda, evin diger yerlerinde de her sey cok duzenlidir. O ayakkabi dolabini goreceksin, benim diyen ayakkabi dukkanin oyle duzeni yoktur.

Bunca isle birlikte her zaman huzurlu, mutlu neseliyimdir, hiiiiic bir zaman daha kimse benim yorgunluktan yakindigimi duymamistir. Is cikisi gittigim yoga, pilates derslerine borcluyum bunu ve tabii her gun aksatmadan yaptigim meditasyonlarim. Canim sasirma yaa nolur ben boyle biriyim iste her seye vakit bulabilen, muhtesem. Su yukarda yazdiklarimin birini bile yapamayanlar var ya, cok aciyorum ben onlara hih onlar da kadin mi be? Kocalari da onlari kari diye almis ya yani olacak sey degil! Hayatim daha cay demlemeyi bile bilmez oyleleri! Aglanacak halleriyle de boyle dalga gecerler sanki marifetmis gibi.


 



Tuesday, September 4, 2012

Bu aralar

Bu aralar;

Mutfak camina bi sticker yapistirdim hani gozume guzel gozuksun, gelene gecene gulumseme olsun diye. Bana korku olmaktan baska bir sey olamadi. Mutfaga ne zaman girsem, oradan bana biri bakiyor sanip geri sicriyorum, korkuyorum. Yetti beaaa dedim cikardim attim.
Bu yeni is yerinde ana kapidan iceri giriyorsun, az ilerleyip sagdan ikinci kapiyi acip merdiven ve asansore ulasiyorsun. Ilk kapi depo gibi bir yer. Ben her girisimde ilk kapiya, depoya girmeye calisiyorum. Insanlarin bakislari arasinda "ayh ahah ooff pfff" yapip ikinci kapiya yelteniyorum. Bi de yani ana kapidan girerken "bisi vardi bisi vardi neydi baaammmmmmmm..." oluyor. Yeniyim ya bi de sanki herkes bana bakiyormus gibime geliyor.
Hollandacayla artik isim bitsin istiyorum. Durmayayim, afallamayayim artik ya nolur! Mantigini cozduk, ezberleri yaptik hadi az daha gayret.
Bloga yine yorumlar gelsin, muhabbetler donsun,  kaynasilsin istiyorum. Kimler var kimler yok orada bir bileyim. Blog tembelligim de kalsin uzerimden.
Duzenli olmaya calisiyorum. Hani dolabim, ayakkabilarim, takilarim, tabaklar canaklar, ojeler, kitaplar veya daha kucuk dusunelim; cantam. Hani icinde torpum olsun, kalem olsun, bi tane toka olsun mesela bu surekli kabaran kivirlarim icin, orkid olsun, mendil olsun. Hicbir seyi duzene sokamiyorum. Evden surekli torba torba cop tasiyorum. Ne kagit copu bitiyor, ne camlar bitiyor ne de "verilecekler" diye ayrilanlar. Dolabim bombos kalsin istiyorum, yeniden bi duzenlensin az ve oz olsun istiyorum. Bi de nolur sabahlari giymek istedigim seyler utu istemesin cunku ben utu yapmayi hiiiiic istemiyorum.
Su hep erteledigim seyleri yapmak istiyorum. Hala istedigim gibi, su her tatilde sakladigim minik minik seyleri de koyabilecegim bir album yapamadim, fotograflari bastiramadim. Gecen kis basladigim battaniye de hala bitmedi, arkadasimin kismeti de belki o yuzden hala acilamadi. Bu battaniye bitince, karsina beyaz atli prens cikacak demistim, demez olaydim. Oyle cok seyi erteliyoruz ki... Gecen gun cekmecede pecete ararken, gecen sene eylul ayinda evlilik yil donumumuz icin hediye edilmis bir restauran cekini buldum. Cekmeceler ve kafalar oyle karisik ki, varligindan bile haberim yoktu artik. Bu neydi be? oldum. Son kullanma tarihinin bitimine 5 gun kala kullandik. Bu hem duzensizlik, elime gecen her seyi bir yerlere sokusturmam hem de o zaman ooffhh bi gun kullaniriz iste demem.
Yemek yapmak istiyorum. Birlikte calistigim hatunun yemek blogu var, tum gun yemekler hakkinda konusabilir. Ben yemek yapmayi hic sevmiyorum ama beni bile birazcik heyecanlandirdi. Beennnn misafirim diye diye 2 haftayi yedim, mutfaga hic girmedim ama artik vakit geldi. Anneme de oyle diyordum, misafir degisin 2 gun kalir gider senin gibi 9 hafta kalmaz diye yapistirdi lafi ama tabii ki ttiinnnnnn :) Tinie de bir laf yapistirmadan, dun girdim yaptim bir seyler. Az soylenmeye, surat asmamaya , aslinda coook hosuma gidiyormus gibi yapmaya calisarak. Yeni tencere mencere alayim, tarifler bulayim da birazcik yemek yapayim, azicik hevesleneyim istiyorum.
Daha iyi anladim, gecen aylarda neler basardigimi. Simdi o gunler gecmiste kalinca, yapabildiklerime bakinca, Madrid deyince icim bir hoplayinca. Bir de dun aksam evde bir kac saat yalniz kalinca, cok sikilinca vay be dedim ben nasil birakmisim ve o da nasil kalabilmis? Ben bu adami napsam, pamuklara sarip nerelerde saklasam dedim.

Eylul cok guzel bir ay bence. Romantik, ilik, duygusal, islak, guler yuzlu, masum, kirilgan, az sarhos, yeniliklere baslangic... Ne bileyim oyle iste. Bakip bakip sarilasim, gitmesin diye koluna yapisasim geliyor.


Tuesday, August 28, 2012

4


Hollandaya geldigim zaman boyle iste tam delirmisken basvurmustum bu 4 yillik universiteye. Napiyorum, kac yasindayim dusunmedim oyle gozum kapali gittim basladim. Bir ara bir geldiler tabii hani ulan napicam 4 sene gecer mi dedim. Gecti valla. Son sinif ogrencisi oldum, staja basladim, tezi de yazip teslim ettik mi insallah onumuzdeki haziran ayinda mezun olacagim.
3 yildir tam bir ogrenci hayati yasadim. Bazen haftada sadece 1 gun okula gittim, yan geldim yattim. Bazen de sabahlara kadar ders calistim, 2 saatlik uykuyla okula gittim. Ogrenci meslegi garsonluk yaptim tabii 3 sene kesintisiz. Simdi bakinca kendime sasiyorum yaa nasil idare etmisim, o abuk patronlara nasil dayanabilmisim. Gerci tamam kabul ediyorum o abuk patronlar her is sektorunde, her daim var. 3 senelik ogrenci hayatimin en guzel yani uzun ve bol tatillerdi, herkesin kiskandigi. Sadece yazlari 8-9 hafta tatil yaptim. Millet iste buna ozenirken ben de onlarin is hayatlarina, duzenlerine goz diktim. Delirdikce hep "ooff ben de artik calismak istiyorum" diye bagirdim. Cok pisman olacagim biliyorum ama iste basa gelmeden bilinmiyor. Ben calismayi seviyorum.
Carsamba gunu Hollanda'ya varip, pazartesi gunu de staja basladim. Bu yeri bulmam oyle uzun surdu ki... Aldigim red cevaplarinin sayisini soylemeye utanirim. Yuzume tokat gibi oldu resmen, havalarda gezen popom pisss diye sondu, agzimin payini aldim. Istanbul'da staj ayarladim, Amsterdam'a donusum kismet degilmis demek dedim. Paniklemis haldeyken de, buradan, hic umudumun olmadigi bu guzel, hayal is yerinden cevap geldi. Internet sagolsun, skype gorusmeleri, maillesmeler derken ben Istanbul'dan Amsterdam'daki stajimi ayarlamis oldum.
Efendim simdi Amsterdam'da, Amstel'in yamacinda, guzel cok tanidik oldugum bir mahallede bir ofiste calisiyorum. Isler simdilik sakin oldugundan rahat giris-cikis saatlerim var. Tum gun sadece Hollandaca konusuluyor, benimle de. Herkes Hollandali, bir yabanci benim, hosuma gidiyor. Is yuku degil ama dil yuku beni bitirecek gibime geliyor. Ben de nasil beceriyorsam takir takir onlara Hollandaca cevap veriyorum,  1 sene once ogrendiklerimi nasil da unuttugumu farkederek. Havalar simdilik guzel, bisikletle gidip geliyorum tembellik yapmiyorum. Tingir mingir sessiz sakin sokaklardan gecip geliyorum.
4. sinifa gectim, 4 yillik evliyim, 4 yildir Hollanda'da yasiyorum. Bu bir evre sanki, 5'e gecisi guzel olacak gibi. Insallah!

Friday, August 24, 2012

Merhaba Amsterdam

7 ay sonra evine donunce bi bakiyorsun;
takvim ocak ayinda kalmis,
kremlerin, ilaclarin son kullanma tarihleri gecmis,
sevdigin bir iki tabak bardak kirilmis,
zevkler, bedenler degismis dolap verilecek kiyafetlerle doluymus,
nelerim var nelerim yok heeep unutulmus,
bisikletimin lastikleri inmis,

ve cok ozlemisim!evim ne guzelmis, nasil da birakip gitmisim ya ben ne cesaretliymisim.
hayatimin bilmem kacinci baharina baslamis gibiyim simdi yine, yeni isle, yeni baslangiclarla.
heyecandan kipir kipir, yine delinen kulak zarim yuzunden de uzgun ve endiseli. klise ama evet her seyin basi saglik ya da 30 yasindan sonra boyle geliyor bilemeyecegim.

birazcik ev, ozlenen arkadaslar, sokaklar, yeni/eski mekanlar ve serin hava ki Istanbul sicagindan sonra cok guzel geldi... bi de 4. evlilik yil donumumuz, onun sersem mutluluk saskinligi...


 --basligi okuyup "maraba televole" diyen bendendir!

Thursday, August 16, 2012

Yaz


Bu yaz da boyle guzeldi. Karaya ayak basmadan, denizden cikmadan, yildizlarin altinda uyuyarak, mutlu, neseli, rengarenk, asik! 


Monday, June 11, 2012

Bitti!

Gitmeli miyim gitmemeli miyim derken, geldim de gidiyorum bile.
Zaman evet cok cabuk gecti ama cok da guzel gecti.
Aklimda hicbir sey kalmadan, keske demeden, bir suru iyi ki'lerle, cok mutlu ve bir o kadar aklimi burada birakarak ayriliyorum.Cok gezdim, cok gordum, cok eglendim, cok konustum, cok guldum ve bir de cok yurudum. Dudu deyince galiba herkesin aklina cok yurumus olmam gelecek. O yuzden de zaten Madrid'i belki de en cok ben sevdim, ben kesfettim, lokallere sokak-mahalle tarif ettim, metrodan nefret ettim.
Nasil bir sanssa (tahtalara tak tak) karsima cok guzel ve ozel insanlar cikti. Daha ilk gunden... Kisa zamanda cok guzel arkadasliklar edindim, cok farkli insanlarla tanisip onlarin hayatlarina girdim, yeni seyler ogrendim. Onlari tanirken, kendimi tanidim, onlardan ogrendim, sevdim hem de ben burada kendimi bayagi bir cok sevdim. Aynalara bakip bakip "kiziiiaaammmmmm" diye sarilmak isteyecek kadar sevdim kendimi, ve baristim kus oldugum hic bakmadigim, ilgilenmedigim aliskanliklarimla, huylarimla, uyuzluklarimla.
Tinie'ye yine yine yine asik oldum, kat kat cok daha fazla sevdim. Bazen hatirlayip, anip gozlerim doldu ama bazen de ozgurlugumu sevip, yasayip, yasadiklarimi o'na anlatmak, paylasmak, yeni arkadaslarimla tanistirmak, Mr. Dudu diye anilmasi, ozlemden aci cekip o acidan da garip bir zevk almak, beklemek, sarilmak, kavusmak cok hosuma gitti. Destegi, guveni. sevgisi ve 3 haftada bir yaptigi ziyaretleri olmasaydi nasil olurdu hic bilmiyorum. En buyuk, en icten tesekkurum o'na.
Hayat gercekten mucizevi ve patlamayi bekleyen bir suru surprizli balonlarla dolu. Yasadiklarimla birlikte ben de degisiyorum, olaylara bakis acim degisiyor, buyuyorum, izliyorum ve cok seviniyorum cunku degisiyorum, hep iyi anlamda hep cok guzel. Bence :) Siradaki level'a atlamayi hevesle heyecanla bekliyorum, ogrendiklerimi uygulama zamani! Daha da cesurlastim, yemin maceralarimizin hayallerindeyim, heyecanliyim.
Madrid yolumun sonunda, Istanbul'a donuyorum. Yaklasik 6 aydir gormedigim aileme kavusmamin hayalini kuruyorum gunlerdir. Cok ozledim! Gece uykularim karma karisik. Nerdeyim bilemiyorum, uyaniyorum, uyuyorum, ucaklari kaciriyorum, yanlis eve gidiyorum, hangi eve gidecektim karistiriyorum veya gidemiyorum... Ailemle gecirilmis bol sarilmali, gulmeli, yemeli, icmeli gunun sonundaki o kendi odamda uyuyacagim gecenin hayalindeyim. Butun yorgunluk o zaman cikacak... Hadi insallah, hadi bana iyi yolculuklar.

               Cadiz'de rastgele yururken onume cikan bir kadinin beni iceri davet etmesiyle buldugum bir kucuk avlu, studyo... Frida, bale papuclari, minderler, renkler, muzik ve duvardaki nazar boncugu... Her sey nasil da onune cikabiliyor bazen... O kucucuk minik sehirde, ortaliktan kaybolarak, Tinie'yi sinirlendirgime degmisti!

Friday, May 11, 2012

Silk-ele

Ha Istanbul ha Madrid

Tuesday, May 8, 2012

Oh ne guzel bir yas daha!

"En sevdigim" demek her sey icin cok zor, riskli filan da, ben yine tutamayacagim kendimi. En sevdigim gun, 6 Mayis, geldi gecti. Ben 1 yas daha aldim. 30'larda ilerlemeye basladim, kendimi hala 20'lerda sanarak, yeni yasimin ilk saatlerinde, mutlu, sen sakrak, aklimin bir karis oldugu bir anda gidip kulagimin tragus denen megerse en bir aciyan yerini deldirerek (kikirdagim hic acimamisti, valla). Neyse ki tek manyak ben degilim. Dogduguma benim kadar sevinen, beni yalniz birakmayan "tek basina dogum gunu kutlanmaz" diyen, cosan, delilik yapmaya dunden hazir T. de verdigi 10 saniyelik bir kararla, dovmelerimizden sonra simdi de bizi piercing ikizi yapti. Yakinda sevimsiz "biz zaten ayni kaba !iciyoruz" bir hareketle, tek isimle, ortak bir Facebook hesabi acar miyiz acariz valla! (Allah korusun)
Manyaktik ama cok mutluyduk. Mayorka'dan 5 gunluk, cillop gibi, super duper bir tatilden gelmistik. Mayis'in ilk gunlerinde denize girerek sanki vucudumuza yuzbesbin tane civi batmis gibi hissetmek, "ay aman of ne sicak be yandim aaaa" demek, azicik renklenmek hatta kizarmak oyle iyi geldi ki... Adada arabayla bi noktaya kadar gidilip sonrasi uzun bir yuruyus ve azcik tirmanma olan cennettin bi koseymis gibi duran gizli sakli, toplasan 5-10 kisinin oldugu plajlar var (erken sezon kiyagi tabii bence bu). Iyi ettik onlari bulduk, saatlerce yayilip yatip, cekirdek yiyip, kitap okuyup, konusup, horlayip, gulup, fotograf cekip tadini cikardik.
Gecen seneki dileklerim yerli yerine oturdu.
Hadi bakalim sira sende yeni yasim.
Ben hazirim. Renklerime renk kat, goster kendini!


Wednesday, April 25, 2012

Brazilian Girls

Bir seyi beklersin beklersin, istersin istersin olmaz ya hani...
Sonra bir anda hic beklemedigin, ummadigin bir anda olur hatta olmasini istedigini bile unutmussundur o zamana kadar... oohoooooo neler neler olup bitmistir.
Brazilian Girls izlemek isterdim ben. NY'lu adamlar hani orada bile denk gelemedi, Istanbul, Amsterdam olmadi. Sonra gecen gun yuruyorum, bi yandan da gozler fildir fildir hele bi de konser afisleri gorunce yavasliyorum; ammaann diyim hicbir sey kacirmayayim. O ne ya? Brazilian girls? Dur ya bunlar benimkiler degil miydi? Nasi yaaa o haa yaaa! Inanmiyorum hem de Tinie'nin geldigi gun. Bavullarla gelse konsere beni bulsa?
Neyse ki konserler hic zamaninda baslamaz, en kotu ihtimal 2-3 sarki kaciririz. Sen onca zaman iste iste, NY'da kimlerle onlari nerelerde izleme hayalleri kur... Sen tut Madrid'de, Erasmus ogrencisiyken, seni her 3 haftada bir ziyarete gelen kocanla izle!
Annem bazen "Sen hayaller kurarmissin, Allah da gulermis" der ya da iste ona benzer bir sey. Anne hakli cikti yine naber? :)
Bu arada, videodaki Muhtesem Turk'u bulana bravo!

Friday, April 20, 2012

"ayyyy cok guzel olmuuus" yalani

Anne diyorum bir fotograf gonderdim baksaniza. Bakiyorlar. Annemden bir ciglik geliyor. Skype'da da goruntu dandik yuz ifadesi belirsiz. Ayhhh bak yine dovme yaptirmis, ne zaman yaptirdin bunu? ayy ayy bi de renkli yaptirmis diye konusup hiiiic beni dinlemeden konusuyor. Babam da arkadan Allah akil fikir dagitirken bizim kiz cuval aramaya gitmis diyor. Begendin mi nasil olmus anne? diyorum. Babama sormaya gerek bile yok :) Annem; Guzel guzel cok guzel de inanamiyorum yani renkli yaptirmissin. Begendim begendim, Tinus mu cizdi yine? Begendigini soyluyor ama sesi nasi sahte, nasil boyle bir sasirmis, ne desem de caktirmasam uzmesem'li bir ses. Yalniz bak o bilekligini obur koluna tak, olmamis onunla. Tamam mi? Duyguuu duydun mu beni bak o bilekligini obur koluna tak diyorum diyor. Anne diyorum gercek degil o, yani yaptiricam da once denedik iste bilgisayarda yapistirdik koluma. Ne diyorsun yaptirayim mi? diyorum. Amaaaan ben de inandim. Yok yaptirma yani biraz fazla buyuk ve cok renkli. Zarari yok mu hem bu renklerin, kanser yapmiyor mu kizim bak iyi arastir. Cok buyuk ayica yani hic mi sikilmayacaksin sen bunlardan ben anlamiyorum ki seni!!!
Mutlu etmek icin, uzmemek icin galiba bazen minik yalanlar soylemek gerekiyor. Hele de degistirelemeyecek, olmus bitmis seyler icin. Neyse ki benimki henuz olup bitmemisti, neyse ki ben de annemle ayni fikirdeydim. Biraz ufalttik, az renk cikardik neredeyse haziriz. Yeni yasima, yeni yeni en guzel yasanmisliklarimla ilgili hep hatirlamam icin...
Annemi cok sevdigimi soylemis miydim? Cok seviyorum ve cok ozledim.


gecen seneden bir gun

Blogger degismis, bi haller olmus. O ne bu ne diye bakarken; 22 Haziran'da 2011'de baslayip bitirmedigim, 3 kelime yazip biraktigim post'lara baktim. Bu yaziyi da bayagi bayagi yazmisim, bitirmisim ama niye bilmiyorum yayinlamamisim. Kesin kafamda bisi vardi ama neydi bilmiyorum. Yazdigim gunu degil ama o ofiste calistigim son gunleri cok iyi hatirliyorum. Son gun hemen gidip saclarimi kisacik, abuk, asimetrik kestirmistim. Gercekten biz bunaldigimiz zaman saclarimizla ugrasiyoruz bence. Okul-ofis bunalimimin bitisini kutlamistim ben de kendimce.
Banane senin gecen sene ne yaptigindan diyenlere soorrryyyy diyorum ve blog benim kardesim istedigimi yayinlarim diyorum ister oku ister okuma! hahahah var di mi boyle asabiyet yapanlar :)
neys optum!

-------

Sunca zaman yazmamisim ya cok ayip bana.
Mart'tan beri duduk bir ofisin icindeyim. Cok yogun gunler oldugu kadar cok bos gunler de oldu ama niyeyse hic elim gitmedi. Bi de bu duduk ofiste, dandik bir bilgisayar kullandim zaten. Simdi son dakika oldu birazcik ama son bir kac gundur akil ediyorum da okuldan gunluk laptop aliyorum. Evet efendim, kendi laptop'imi is icin kullanmama prensibim var gibi oldu ama yok aslinda oyle bir sey, sadece tasimaya useniyorum. Sirt cantasi her kiyafetime uymuyooooooor :P
Ocak'ta icine dustugum grupla super heyecanli projelerin icine dustuk, proje gelistirdik. Mart'tan beri de yine ayni grupla pratik kismina gecip okula para kazandirmaya calistik ki kazandirdik. Tabii surec uzun, hep ayni insanlar, bi masa ve etrafinda 5 insan olunca her sey cekilemez oluyor. Yanimdakinin kulakligindan cikan muzikten, guldugu zamanki yuzunun aldigi sekle, masanin altina uzattigi bacaklarina, cok konusmasina, cok susmasina, cok yemesine, cok Duygu demesine kadar her seye sinir oldum. Bi asagi bi yukari bi asagi bi yukari gibiydi. Dort elle ise de sarildim, butun gun hic bi is yapmadigim da oldu. Haftada 4 gun, 9-5 calistim ve bezdim yahu! Ofiste her isi halledip, aksamlarimin bos olmasi guzeldi tabii. Cunku normalde okulda derslere gir-cik-gir-cik bi de ustune git aksama evde saatlerce pc basinda otur ders calis, odev yap. Aksamlari bos olabilmek, film izlemek, kitap okumak, vakitlice uyuyabilmek...
Iste neyse o gun geldi. Yarin son gun. Raporlar teslim edilecek ve ardindan odul gecesine gidilip, eger varsa bize verilen odulu alip gelecegiz. (update: odul modul alamadik, avcumuzu yaladik) Su an oyle bezdim ki yani gitmek zorunlu mu diye dolaniyorum ortalikta.
Dun gece 3'e kadar biz 3 sersem oturup 51 oynadik. Yenilen pehlivan gurese doymazmis. Her elde 100 yiyip, RTE gibi bi daha-bi daha-bi daha deyip durdum. RTE kadar histerik oldum mu bilmiyorum da herkes de devam etti. Yenildim ve iste burdayim. Oynamaya oynamaya unutmusum herhalde, bi iki daha oynarsam kendime gelebilirim. Tabii 51 gibi ilkokul cagi bir oyunu da butun aksam oynamamiz komikti.
Sonra efendim ben yenge oldum. Dutch bir minik sari minnosun daha yengesi oldum. Yiinnggeee! Hollanda'da dogumlarin ne kadar basit, gosterissiz, abartisiz (?!), sakin, sessiz oldugunu bi kere daha gordum. TR'de SSK'da bile dogumlar daha gosterislidir, inanin bana! Dogumdan sonra 3-5 saat icinde eve gonderildiginiz icin herhalde hic ugrasmiyorlar, evleri susluyorlar. E mantikli aslinda :)
Barcelona'ya gittik 30 yas kutlamalari etkinligi icin. Onu cok detayli anlatayim istiyorum da herhalde olmayacak, zaman kalmadi artik. Notlar duruyor nasil olsa, belki bir gun. Neyse giden varsa, yeme icme listemi sorsun cunku oyle bir dedik ictik ki, oyle guzel yerler kesfettik ki.. Fotograflara bakiyorum da al yanak gibiyim, pofuduk pofuduk duruyorum.
Bruksel'e gittik bir de 2 hafta once. Sevdik sevmedik. Hahahha boyle iste yanli bir cevap veriyorum. Gitmeden once cok yorgundum, tek dilegim cimenlerde uzanmakti ve az biraz oldu gibi. Cok guzel biralari vardi, ic ic doyamadik. Kesfedebilene de cok guzel vintage dukkanlar var, ben kesfettim. Insallah havalar duzelirse giyenecegim elbisemi.
Havalar demisken... Dun, yaz mevsiminin ilk gunu dediler... Ayh git Allah askina yaa. Su an bir yagmur bastirdi ki... Uzerimde kisa kollu ceket var cunku dun de havaya bakip yagmurluk giyinmistim ama aksam aydinlanan ve 20 dereceyi bulan hava beni pisirmisti yagmurlugumla. Bi daha boyle bir gune yazin ilk gunu dersen yemin ediyorum yikarim ben ortaligi.
Amsterdam'da veya yakinlarda misin sen bu arada? Cuma aksami Paradiso'da Imam Baildi konseri var. Gel bak pisman olmazsin. Biz cok eglenecegiz, ben ayrica eglenecegim ozgurlugumun ilk gununu kutlayarak.
9 hafta tatilim var. Derdi gucu sadece gezmek, tozmak olan bizim gibi bir cift icin bulunmaz nimet. Yunanistan'da adalardan adalara oradan Bodrum'a atlayip sonra da Istanbul'a yerlesecegiz ya da yerlesecegim mi demeliyim? Birisinin de gercek hayatta kalmasi gerekiyor digeri cennette yayilmis gununu gun ederken :)

Hoppacik geciverdim iste soyle ne oldu ne bitti diye.
Eeee sizde ne var ne yok?
Yaz geldi mi her nerdeyseniz oraya?

Optum

Sunday, April 15, 2012

Andalucia

Yine plansiz, rotasi haric yine nerelere ne zaman gidilecegi pek de belli olmayan, yine sirtcantali, yine cok eglenceli, guzel guzel insanlar ve hikayeleriyle dolu, kahkahali, i love you'lu, cesit cesit hic bilmedigimiz seyleri tatmali, icmeli bir tatil oldu.
Madrid'in gece eglencesinin guzelligi, arkadaslarimin beyimle tanismasi, kaynasmasi ve birbirimize bakip "tamam mi devam mi?" nin cevabi devam olunca tatil 1 gun rotarli basladi.
8 gun! Sayisiz ama hep kisa kisa suren otobus ve tren yolculuklari. Endulus'de Semana Santa yani Paskalya kutlamalari, icimizin disimizin Isa ve Meryam olmasi ve  bir zaman sonra artik gercekten bayan ve kokusunu sesini duyunca ters yone kaciran ama sayesinde  kuytu koselerde guzel yerler kesfettiren kutlamalar (uzun cumlelerin ustasi, sarisinin hastasiyim). Cordoba'da kesfettigimiz soganli soguk domates sos-corbasi, cami. Sevilla'ya hayran kalmamiz, "gelinir ki yine buraya" demeler, kaldigimiz eve hayran kalmamiz, yagmurda sipidik sipidik yurumemiz, flamenko, sokaklarda kaybolmamiz. Cadiz'e "mi acaba?" sorulariyla gidip "iyi ki de gelmisiz" dememiz, cok sevmemiz, sahilde saatlerce yatmamiz, sarabimiz, cekirdek citlemelerim. Malaga'da muhtesem LopezKara ailesiyle tanismamiz, Malaga'yi onlar sayesinde sevmemiz, kesfetmemiz, ayrilirken uzulmemiz. Granada'nin son dakika hastaligimiz yuzunden sadece El Hamra'dan ibaret olmus olmasi, son dakika bilet bulabilmis olmamizin da sanstan baska bir sey olmamasi ama beni aslinda en cok hayran birakanin Alcazar olmasi!
Hepsi hatira olarak kaldi iste, bir de yeni heves cekilmis 1500 tane fotograf.
Anladik ki; cok dogru yerdeyiz biz!




Thursday, March 29, 2012

gel geel geeeel

5 yil once kipir kipir heyecanla bekliyordum o'nunla bulusmalarimizi. simdi daha bile fazla heyecanlaniyorum, ellerim titremeye basliyor, karnim agriyor, burnum sizliyor, gozlerim doluyor, baktigim yeri gormuyorum, ne giyecegimi bilemiyorum, o pantalon sisman mi gosterdi karar veremiyorum, sacimi toplasam mi, gozume eyeliner ceksem mi karar veremiyorum, o'nun hediyesi o mis parfumu kullanacagimi biliyorum sadece ve onun da yine o parfumle ilgili o komik espriyi yapacagini ve cok gulecegimizi. 32 gun oldu diyorum, ilk gordugunde cok begensin beni; ne guzel gozukuyorsun rengarenksin yine, bu sehir sana cok iyi geldi, kollarina bak nasil yanmissin, saclarinin da rengi acilmis desin.
Madrid'de zaman hep yavas gecsin istiyorum. Onumuzdeki 10 gun daha da yavas gecsin, nutfen!

                                                                              Kafka Museum, Prag, 2010

Thursday, March 22, 2012

Las Fallas

Ispanya'da zamanim dar, gunler de cok cabuk geciyor. Ben Mart'i bitmis sayiyorum, ama tabii bir sebebi de tam da Mart'in son gunu Madrid'deki ikinci randevumuzun olmasi ve hemennnn sirtimiza cantalarimizi alip birazcik ulkeyi kesfetme zamanimiz oldugu icin.


Oncesinde vakit varken ben ufaktan baslayayim dedim. Gectigimiz pazartesi gunu burada tatil olunca tabii herkes bir long-weekend planlari yapmaya basladi, ozellikle de Valencia'daki Las Fallas karnavalina gitmek icin. Tam da o hafta sonu benim Hollandali kiz arkadaslarim "yyehhuuu girls weekend" cigliklariyla buraya gelince, Valencia'da yasayan Ispanyol arkadaslarimin tekliflerini kibarca geri cevirdim. Taa ki bizim kizlar pazar oglen gidince, ve 1 gun once ben aslinda karnavalin pazartesi de devam ettigini ve esas olayin da o gece oldugunu ogrenene kadar. O hizla, hemmmenn bizimkilerle iletisim, telefon trafigi, otobus seferleri, saatler, bulusma ve ben pazar gunu saat 5'de kendimi Valencia'da otobus duraginda arkadaslarimla sarilirken buldum.

Las Fallas Valencia'da her yil mart ayinda marangozlarin azizi San Jose icin kutlanan cok eglenceli, cok gurultulu, renkli bir karnaval. Bi kac farkli hikaye duydum ve en hosuma giden basit ama anlamli olani; San Jose denen bu marangoz amca cocuklara oyuncaklar yaparmis ve bir gun atolyesi bir yanginda yanmis. Iste o gunden beri de San Jose'yi anmak icin bu gosteriler duzenlenirmis. Caaanim Vikipedia'da bu hikayeyle olayi biraz birlestirmis ve demis ki bahari kutlayan iscilerin yaktigi ateslerle ortaya cikmistir ve San Jose'yle birlestirilmistir.

Sehrin her yaninda, her kosesinde fallas adini verdikleri kopuk ve tahtalardan yapilmis yapitlar var. Artistler bu 20-30 metreyi bulan maketler icin 1 yil boyunca calisiyormus, kurulumlari gunler suruyormus. O kadar cok fallas gordum ki artik hepsi birbirine karismaya basladi bir zaman sonra tabii ozel olanlar, derece kazananlar haric. Agzim acik izledim onlari, yakilacaklarina ve sadece 3-4 gunluk bir sergileme donemleri olduguna inanamayarak. Inanilmaz bir iscilik, yaraticilik, hayal gucu ve yetenek! Yapitlarin hepsinde bir gonderme, bir elestiri, espri vardi ve bir cogunu anlamak icin de Ispanya'ya hakim olmak, bilmek gerekiyordu. Hepsini sagolsun arkadaslarim acikladilar, esprileri anlayabildik. Hollanda'dan yine festival icin gelen Dutch arkadas ve ben hep agizlarinin icine baktik "hihihi bunun esprisi neeeeee?" :)


Havai fisek gosterileri inanilmazdi. 1-19 Mart arasi her gun gunduz 2'de meydanda bi 10 dk. suren mascleta dedikleri bir havai fisekimsi gosteri oluyormus. Pazartesi gunu onu izledim ve cidden korktum. Cok fazla gurultuluydu, daha once oyle bir sey yasamadim ben hic. Anlatilmaz ancak yasanir bir gurultuydu. Yerin ve icimdeki butun organlarin hopladigini sallandigini hissettim gercekten ve o gurultu cok fazlaydi. Sabah 8'de yapilanlar var bir de ki cok gereksiz ama iste gercekten uyandirmak icin yapiyorlar. Yaw zaten girls weekend yapmisim, ustune 4 saat otobus, ustune gece 4'e kadar gezmisim yani sabah 8'de beni uyandirmak niye? Sonra bir de gece 12'de yapilan bir havai fisek gosterisi izledim ki galiba hayatimda izledigim en guzeliydi. NY ve San Francisco'da 4 Temmuz'da izlediklerimin ustune tanimazdim ama bu bambaskaydi.

Surekli patlayan fiseklerin gurultusu biraz fazla rahatsiz edici olabiliyor. Pat diye patlayan kulak zarimi daha yeni yeni iyilestirebilmisken bu patpat'lar bana pek iyi olmadi, zaten hemen bir kulak tikaci aldim kendime! O kadar cok patlama sesi var ki bi zaman sonra sanki sehirde savas varmis ama biz hic umursamiyormusuz, eglenmeye devam ediyormusuz gibi gelmeye basladi. 3-5 yasindaki cocuklarin bile ellerinde fisekler oyle rastgele atiyorlar. Aahhh ahhh sizin ananiz Turk olacakti kiii.... :))

Karnavalin son gunu olan pazartesi gunu bu yapitlari yakma gunu. Aksam saat 10'da cocuklar icin ufak olanlarini yakmaya basladilar. Saat 12'den itibaren de buyuk olanlar, derece kazananlar daha da gec saatlerde saatlerde yanmaya basladi. Izlemek icin 1-2 saat erkenden gidip, oralarda olup kalabaliga karismak gerekiyor. Odul kazananlardan, en buyuklerinden biri, arkadasimin ailesinin ofisinin tam da onunde, ofis de 4. katta olunca tabii oraya gitmemiz, oh mis gibi sicak sicak beklememiz kacinilmazdi. (Pazartesi gunu hava bayagi soguktu ve hatta gece 2'de yagmur yagmaya basladi). Yakim anini izlemek hem heyecanli hem de biraz uzucuydu. Itfaiyenin hazirligi, artistlerin selam vermesi, alkis, cosku, gazlarin dokulmesi, buyuk maketlerde deliklerin acilmasi... Utanmasam aglayabilirdim, bana cok dramatik geldi. Bir yandan da alevlere o kadar yakin olmak, tam da dibinden izleyebilmek superdi. Oyle guzeller, oyle anlamli bakiyorlardi ki... Sonra da ama iste o cosku geliyor, her seyin yeniden baslamasi, yenilenmesi, bahar, kullerin kalmasi... Ve disari ciktigimizdaki yagmur, o yagmurda Valencia'da cilginlar gibi kosmamiz ve tabii ki taksi bulamamamiz... Guzel bir bahar olacak bu bahar, ve bu yil da guzel cok guzel olacak. Kirik semsiyesini, parcalanan ayakkabisini atmakla bir baslangic yapti arkadasim o gece bahar icin. Benim icin zaten aylardir hep bahar, hep yeni, hep guzel. Azla, ozle ama cok guzel yasamayi ogreniyorum.

Valencia'yi tabii karnaval etkisiyle bir hayli makyajli, bir film seti gibi gormus oldum. Karnavalin bitmesiyle birlikte ben de o gece 3'de otobuse binip, sabah 7'de Madrid'e varip, eve kosup, dus alip saat 9'daki dersime yetistim. Sehrin bir kac gorulmesi gereken yerini gordum, ama mesela sahile filan gidemedik ve zaten hava da cok ruzgarliydi. Guzel seyler yedik, ictik. Aaa bir de arkadasimin arkadasinin sahibi oldugu cok guzel bir cafe'ye gittik, su an adini hic hatirlayamadigim. Eski bir mezbahaneyi cafe-kitapci yapmislardi, cok guzeldi. Duvarda hala asili olan cengeller, fayans duvarlar, muzik, ortam ve sadece begendikleri, satmak istedikleri kitaplari sattiklari bir yerdi. 


Boyle kisa bir gezi icin boyle de uzun bir yazi yazmammmm... ??? 10 gunluk Andalucia gezisi yazisindan korkun a dostlar :)

Wednesday, March 21, 2012

Annem TV'de!

Bizim evde haril haril bir hazirlik var su anda. Annem butun icatlarini, geri donusum projelerini toparlamis Derya Baykal'a gostermek icin hazirlaniyor. Yarin, 22 Mart'ta saat 14:00'da Kanal Turk'te annemi izleyebilirsiniz. Ben bilgisayar basinda web'den izliyor olacagim! Kacirdim, izleyemedim, haberim yoktu demeyin sonra :)

Thursday, March 15, 2012

Annem ve eski camasir makinesi :)

Ay bunu anlatmazsam catlarim!
Dunden beri bir heyecan, bir kahkaha, bir panik!
Olayin oncesini anlatayim ilk once.
Annemin matrak ve komik bir kadin olmasinin yaninda en bir bilindik ozelligi de yaraticiligidir. Bizim kare gordugumuz bir seyi o yuvarlak gorebilir ve o yuvarlagi alir prizma yapar. Ayni hicbir seyi atmadigi, geri donusturdugu gibi. Bizim evde anneme sormadan bir sey atmak yasaktir. Cop ev degiliz henuz ama en umulmadik yerlerden umulmadik seyler cikar. Surekli bir projesi vardir, gelene gidene gosterir "bak bu neydi noldu?" diye. Gunde herhalde en az 100 kere "Sakin atma" diyordur ve biz de genellikle "ooofff annneee al napiyorsan yap o zaman" diyoruz. 
En meshur geri donusum mucizesi de 30 yillik Miele camasir makinemizdi. Makine bozuluyor, yenisi geliyor ve asansorsuz 3 kati indirmek icin adamlar para istiyor. Annem sinirleniyor ve makineye sagdan soldan bakiyor "Kocacigim sen sunun su kapagini cikar bakayim bi bana" diyor ve diyis o diyis. Makinenin kapagi su anda masamizin uzerinde bir canak, makinenin tamburu (tambur deniyor sanirim) da uzerindeki minderle puf olarak tv karsisinda bize rahatlik sagliyor. Yillarca kirlileri yika yika simdi de uzerine ayak uzat, olacak is degil hahahhaa E.'nin de dedigi gibi.


Annem internet, bilgisayar kullanmadigi icin bana, babama, ablama surekli "Sunu bi Derya Baykal'a gondermediniz"diye soyleniyor ve en sonda bize gelen oyuncu arkadasim E.'ye saldirip "Sunlardan bana hayir yok, hadi sen ilgilen bari"diyor. Iste dun annemle ilgilenildi :)) Ve annem bir anda dikkat cekti, Derya Hanim'dan "O sahane bayanla tanismak istiyorum, programa davet ediyoruz" diye bir tweet geldi!!! Ben Madrid'deyim, olaylara burdan hakim olmaya calisiyorum, E. ve arkadasim B. annemi arayip haber veriyorlar. Annem tabii havalarda ucuyor, "Bak siz yapamadiniz caaaanim E. becerdi bu isi" diyor. Dunden beri haber bekliyordu, bugun konusmuslar. Onumuzdeki hafta bir gun annem programa katilacak. "Eee baska neler yapiyorsunuz?" demisler e tabii annem de baslamis elbiselerden onlukler filan diye, tabii demin bana bunlari anlatirken de kamera acikti ve "bak bak o derisi soyulmus atmaya calistigin bozuk para cantasini tanidin mi?" diyordu. Arkadan da bilgisayar delisi babam yeni aldigi kasayi kucaklamis "Bak nasil ama??? Kac GB biliyor musun? Canavar bir alet" bu diyordu.

Ayyyyy evimi ozledim, tek evim dedigim babamin evini!

O kadar mutlu ki, oyle heyecanli ki... Nasil olmasin ki? Cok istedigi bir sey gerceklesti!
Iste hani su "Allahim niye Istanbul'da degilim, niye onlarin yaninda degilim ki su anda?" zamanlarindan birini yasadim dun. Tinus bilee "Offffhhhh keske simdi evde olsaydik, ne eglenirdik?" dedi. Sen ne zaman bu kadar alistin beybim yaa? :)
Nesen, mutlulugun, heyecanin ve yaraticiligin hep sursun annecigim. Evet sen gercekten cok deli, rengarenk bir kadinsin ve ben de senden aldigim ozelliklerimle senin pesinden geliyorum :)

Kesinlesince haber veririm, benden once annemle tanisirsiniz ki annemle de cok benzesiriz!


Oyleyken boyle oldu

Kucuk kirmizi bir defterim oldugu icin seni bosluyor olabilirim sevgili blog'cugum! Amsterdam'dan ayrilmadan once Vero'nun verdigi kirmizi Lamy defterimle bir olduk, seni disliyoruz. Bi de tabii onu kimsenin okumadiginin verdigi rahatligi da sevmis olabilirim.

Ufak tefek ama canimi sikan sorunlar bitti, ev isi halloldu. Cok keyifli, huzurlu, ev gibi, sicacik bir evde cok sahane insanlarla yasiyorum ve hatta kopegimiz bile var. Noo noooo diye bagirarak surekli odamdan disari itekledigim Luna'ya son zamanlarda alismis bile olabilirim ki bi bakiyorum ben farkinda olmadan gelmis odanin ortasina yerlesmis. Bi de zaten agzi var sesi yok, oyle minik oyle uysa bir sey!

Tinus geldi gitti! Sanki hic gorusmemisiz, sanki hic ayrilmamisiz, sanki hic ayri kalmamisiz gibi heyecanlandim. Karsilamaya gidene kadar sakindim, "aa nie heyecanlanmiyorum?" derken tam da onumde bir cift o anda birbirine kavustu ve ben aglamaya basladim. Sonra da yine o mutlu yuruyusu, mutlu suratiyla onumde dikildi. Ne cok ozlesmisiz! Bi anda rahatlamam ve kendimi salmamla birlikte arada 1 gun hasta oldum, mide ve bas agrisi cektim, nazlandim herhalde. Ayrilisimiz bulusmamiz kadar sulu olmadi, hadi git gec kalma, hadi iyi dersler, hadi 1 ay sonra gorusuruz muck! O kadar yorulmustum ve de yeni evime tasinmistim. Yalniz kalmak, yerlesmek, alismak, benimsemek ve dinlenmekten baska bir sey istemiyordum.

Misafirsiz hafta sonum yok gibi bir sey. Istanbul'dan, Amsterdam'dan gelen arkadaslarimla mutlulugum daha da katlandi. Mesela bu aksam da 2 Hollandali arkadasim geliyor, Madrid'de kizlar partisi yapiyoruz. Bi tanesinin karnindaki bezelyeyle ne kadar parti olursa artik :)

Ne kadar tembellestirmisim kendimi onu fark ediyorum burada her gun yeni bir seyler ogrendikce, yeni insanlarla tanistikca ve hikayelerini dinledikce. Fotografciliga sardim mesela. Ay acaba buyuyunce fotografci mi olsam? ile diyebilirim yani. Niye daha once ilgilenmemisim, tatil fotolarindan, parti fotolarindan oteye gitmemisim? Karanlik odaya girip film yikadim ve sonra da kirmizi isikda tab bile etmeyi ogrendim. Analog kamera kullanmayi ogrendim ve beyimin simartmasiyla da gicir Canon EOS'le oynamaya hazirlaniyorum.

Bir de kendi icimde ciktigim yolculugum var ki... Belki de surada yaptigim en guzel seydir o. Sali aksamlarini dort gozle bekler oldum.

Fotograflarimi gonderdigim arkadaslarim ve ailemden hep ayni yorum geliyor. Ne kadar mutlusun!!!! ve bu ne kadar cok belli oluyor!!!! Aa bi de "ne cok zayiflamissin" diyorlar :) Hangi yorum daha cok hosuma gidiyor bilemedim bak simdi!

Keyifler yerinde sevgili okuyanlar! Ben bu sehri cok sevdim. Zaman yavas gecsin tamam mi?

                     Su ayagi duz taban diye ayak uzmanina gonderen, beni uzen, ugrastiran Hollandali doktora sevgiler

Thursday, February 16, 2012

Evevevevevevevev

Hic bilmedigin bir sehirde, hic bilmedigin bir dilde ev aradin mi sen? Ben aradim! Cok zevkli! Ben komik kisimlarini, eglencesini tabii olayin icinden cikinca gorup gulebiliyorum. Yoksa yani tabii her bir gordugum evden ayrilirken, not defterimde o evin de uzerini cizerken kendime sadece derinnnn derinnn nefes almayi hatirlatiyordum!

Efenim; ayarladigim ev elimde patladi, yedekler yalan oldu! Bir pazartesi Madrid'e varip, 5'de eve gidip, 1 saat sonra yeni ev aramaya baslayip, o geceyi o evde gecirip, tam 24 saat sonra da baska yeni bir eve gectim. Geleli henuz tam tamina 1 ay olmamisken de 3. evime gecmis olacagim. Evet ben de artik su durmadan ev degistiren, basina her gittigi yerde abuk seyler gelen, dunyanin neresinden bile olduguna emin olamadigi insanlarla yasayan, bir turlu yerlesemeyen, ev arkadasinin mandolinini kafasina gecirmek isteyen ogrencilerden biri oldum.

Su anda cok guzel bir mahallede, cok cok karanlik sadece apartman boslugunu gordugumuz bir evde, Ekvadorlu ve Bolivyalilarla gunese, isiga hasret yasamaya basladim. Evdekilerin tek kelime ingilizce, benim de tek kelime ispanyolca konusamadigimi dusunursek, bu evden bana ne cok malzeme cikti siz dusunun artik.

"Oh yeah cok guzel bir mahalledeyim, her yere cok yakinim, aman zaten evde mi duruyorum ki sallamisim evi, yasar giderim ben burda nolcak kiiii" derken yaklasik bi 5 gun sonra, yakami pacami yirtarak "isik istiyorum, hava istiyorum, bu yerin dibinden cikmak istiyorum" diye kendi kendime ve herkese konusmaya basladim. (Adimi Feriha koyanlara sevgiler.... ) Iste o noktada ben yine sabirsizlandim, kafaya bir seyi taktim mi da tam takinca... Gece gunduz evden baska bir sey dusunemez oldum. Gecen gun, sadece 1 gunde 7-8 ev gormusken o son gelen maille aksam 9'da evden firladim gittim ve sevgili yeni odami buldum. Madrid'de yasiyorsam, boyle bir binada, boyle karakteristik bir evde, boyle de lokal bir mahallede yasamam lazim dedim ve kaptim. Ertesi gun gidip de kagit islemlerini halledene kadar heyecandan oldum oldum, korktum ya baskasina verirlerse diye.Bana verdiler! :)

Hafta ortasi sehre ask geliyor, gunes bir yandan onun sapsari saclari bir yandan gozlerimi kamastiracak. Bir kac gun sonra da bavullarimi yeni evime tasiyacagiz, ilk Madrid bulusmamiza hatiralar yapistiracagiz. "Nasi tasidik di mi o bavullari ordan oraya, o bavullar ne cekti di mi yaa neler neler tasidi, nerelere gitti?" diyecegiz. Ayri olmak, bulusmalar ayarlamak cok tuhaf geliyor ve bir o kadar da heyecanli ve zevkli ki... Sanki hic evlenmemisiz, 5 sene onceki, birbirini hep gormek icin ugrasip duran, onun aradigini gorunce hala heyecanlanan iki sevgiliymisiz gibi.

Havalarimiz cok guzel. Sabahlari soguk, gunduz cok gunesli ve ilik, aksama dogru yine soguk bir hava var, temiz ve ferah, yagmursuz.

Madrid cok guzel! "Ayyy ayni Ankara gibi kiziam orasi " diyenleri patak patak dovmek, tokatlamak istiyorum. Ya hic Ankara gormemissin ya da Madrid!
Yuru yuru bitmiyor sehir. O kadar cok ama o kadar cok yuruyorum ki.. Az cok seyahat etmeyi, gezmeyi bildigimden; bir sehrin metrosunu cozmenin marifet olmadigini ama yuruyerek ogrenip kesfedilebilecegini biliyorum. Sadece bir kac sefer metroya binmis olmamla da ovunuyorum, evet! Neler var neler... Oyle guzel yollar, sokaklar, gizli sakli dukkanlar, cafeler var ki... Biriktiriyorum, not aliyorum, sevdigimle paylasmak, o'nu gezdirmek icin can atiyorum.

Bu ulkede Turk olmak guzel bir sey. Amerika'da boyleydi, cok otantik geliyordu onlara, cok ilgileniyor, sasiriyor, simartiyorlardi. Hollanda'da ise genellikle kafalarini cevirirler, genelleme yaparlar. Ispanya'da once bir wouuww cekip sonra da sizi ilgiye boguyorlar. Hos valla.

Keyfim de cokca yerinde. Kendi basima kalip susup durdugum zamanlar var, saatlerce yuruyup bir tapas barda kendimi odullendirdigim de, turist gibi aval aval bakindigim da, yeni tanistigim arkadaslarimla yemekler yedigim, sohbetler ettigim zamanlar da...

E okula gittin kizim sen, okul ne alem? En sonunda ders secimleri bitti. Akilli davranip guzel bir ders plani yapayim, zor olmasin, bayik olmasin derken planladim iste bir seyler. Haftada 5 gun 8'de ders basi! Ne guzel ayarlamisim di mi? Duzen, disiplin! Kendimde biraz tamir etmem gereken seylerden biriydi, insallah Madrid'e kismettir.

Sehirde yarin karnaval basliyor! Her seyi yoluna koydum, keyfim de gicir, eglenceli halime dondum, ruhum rengarenk, karnaval da cok guzel bir background olacak hafta sonuma, hem de son gunu sevgilimle eglenmeli falan da filan.

Hadi bakalim.

Optum!

Tuesday, February 14, 2012

Sihir

Yeni tasindiginiz bir yerde her zaman ilk gunler, haftalar zordur. Aylar demek istemiyorum cunku zaten aylarim sayili, umarim ilk bir kac haftada biter benim stresim. Amsterdam'a alismam, kabullenmem, adapte olmam 1 yilimi almisti, simdilerde gulerek hatirladigim 1 yildi.

Madrid'e geleli 2 hafta oldu. Tez canliydim, gel-git akilliyim, panigim ya hani her sey bir anda olsun istiyorum, hic sabredemiyorum ya... Iste ben yine kendimi kontrol edemedim ve bunlarin hepsini burada da yaptim. Bugun artik cok sinirlenmis, her seye-herkese ve kendime de kufur ederken, Allah'a yalvarirken, "kirmizi araba gecerse dilegim olacak" diye oyunlar oynarken, ayaklarimin agrisindan yuruyemez ve hala halletmem gereken bir ton is varken, gozlerim hafif yasli bulanik bulanik etrafa bakinirken bir ses yakaladi beni. Pearl Jam! Eddie miril miril soyleniyor. Kafami bir cevirdim, tepeleme kitap dolu olan bir sahaf dukkani. Sihir gibiydi. O kapidan iceri girdim, 1 saat mola verdim, Eddie'nin sesi beni yumusatti, kitaplarin kokusu bana huzuru hatirlatti, adamin bana yardimci olmaya calismasindaki cabasi beni yureklendirdi, umutlandirdi. Isareti aldim, tamam dedim bekliyorum ama nolur cok bekletme!

Kitaplarin, ozellikle de ikinci el kitaplarin, yeri bende bambaska. Pearl Jam'in yeri ise basimin ustunde, kalbimin orta yerinde, hayatimin  her aninda her yerinde. Su yorgun, sevimsiz, mutsuz gunumde oyle iyi geldi ki... Aksamina mutlu haberlerle geldi! Simdi daha iyiyim!

Thursday, February 9, 2012

N'apiyorum?

Saatlerce yuruyorum, kayboluyorum, kahkahalarla guluyorum, konusuyorum, yoruluyorum, yorgunluktan ve stresten uyuyamiyorum, ozluyorum hem de cok, ogreniyorum, dans ediyorum, ozgurlesiyorum, yanlislar yapiyorum, degisiyorum. Hic pismanlik duymuyorum. Tam da hayal ettigim gibi, icimden bir sesin bana hep soyledigi gibi! Her sey cok guzel ve daha da guzel olacak!


Wednesday, January 25, 2012

Madrileno

Her sey Tinie'nin yuzunden oldu.
Belki dogum gunumde beni Barcelona'ya goturmeseydi, biz oyle guzel bir tatil gecirmeseydik, o kadar sevmeseydik, kendimizi oralarda hayal etmeseydik belki de ben hic Ispanya'daki okul listelerine bakmaz ve basvurmazdim. Ama gittik ve ama basvurdum!
Malum Ispanya'da ingilizce egitim sorunu var, cok az okul ingilizce egitim veriyor. Gidebilecegim okullar listesinde Barcelona'dakiler dil konusunda elenince, e bari Madrid olsun deyip ilk ve tek tercih olarak Madrid'deki universiteye basvurumu gondermis oldum. Eylul sonu gelen "Basvurunuz kabul edilmistir" cevabi bekledigim ama bir yandan da hic beklemedigim, Ispanyol atesiyle bi anda basvurduk da ya olursa lan napicam diyerek bekledigim bir cevapti. Kabul edilmekle bitmedi tabii isler; bin tane yazisma, kabul onaylari, oturum izinleri, soru isaretleri, sevdiklerimden fikir/onay almalar ama en onemlisi de Tinie'nin destegi ve iteklemesiyle oldu bu is valla!
Ispanyol Konsoloslugu bir on hazirlik gibiydi. Bugun git yarin gel diyorlar bir kere. Sonra pasaportu Ocak 2. hafta al gel diyince ben afallamis bakiyorum, nasi yani tarih saat? diyorum Hollanda dakikligine, duzenine alismis biri olarak. Israr edince onlar da "E iyi madem tarih istiyorsun o zaman Ocak 10-15 arasi gel al" diyor mesela. Suratimda kocaman gulumsemeyle, gulerek Tinie'yi ariyordum her cikisimda; ben cok sevecegim bu ulkede yasamayi! Insallah!
Pazartesi ben var Madrid yolcusu olmak!

Tek basima gidiyorum. Her seyi kendim ayarladim (kizimin ceyizini, heerrrr bir seyini kendi ellerimle hazirladim diyen anneler gibi oldum sanki).Sagolsun okulum, sadece faydalanabilecegim, kandirilmayacagimin garanti oldugu emlakci web sitelerini onerdi. Ben hicbirini kullanmayip kendim allem edip kallem edip bir oda ayarladim. Simdilik lokasyon guzel, okula, merkeze yakin gibi gozukuyor. Google maps yalancisiyim. Okulun ilk 2 haftasi super yogun oldugundan, o evde biraz yasayip sonra hosuma gitmezse yeni bir yerlere gecme plani yapiyorum. Elimde gidip gorecegim 3 tane ev var hatta. Evet bayagi bir garanticiyim.
Amsterdam'da ailemden ayriyim ama Tinie var, Istanbul uzun kalislarimda Tinie'den ayriyim ama ailem var yanimda duygusu oluyor hep. Hep boyle arada kalmislik oluyor, hep bir yerlerde bir seyleri kaciriyor olmak, eksik olmak. Simdiyse ne o var ne ailem. Tuhaf bir duygu! 6 sene once New York'a hakikaten tek bir kisi bile tanimadan, 3 sene once de Amsterdam'a sadece Tinie'yi taniyarak o'nun elini tutarak geldigim gibi simdi de iste 5 gun sonra Madrid'e tek basima, kimseyi tanimadan gidiyorum. Cok ozlemisim ben bu duyguyu! Bu heyecan var ya, omrumu uzatiyor sanki :)
Yavas yavas ortaliga cikip da, "Ben tek basima Madrid'e yasamaya gidiyorum, yok canim Tinus gelmiyor nasil gelsin isi gucu var o'nun" demem bir cok insanda alik bir surat ifadesi yaratti. 2-3'u gecmese de yine de dalga gecen, kesinlikle yapmamam gerektigini soyleyenler oldu. Aranizda bir sey mi var, bosanmaya mi calisiyorsunuz'dan tutun da iste kocama beni aldatmasi icin acik cek verdigime kadar ve hatta 30'undasin abi yani ne okulu sacmaliyorsun hem cocuk ne zaman yapacaksin bak yasin geciyor'a bile uzanan bir kac komik sey duydum. Tinie'nin ve benim bambaska kafalarda ve hayatlarda olmamiz hosuma gitti. Annemden babamdan gormedigim bebek baskisini da cocuklu arkadaslarimdan gormem bambaska bir sey :) Bebek varsa zaten gorursun, gormuyorsan da seni ilgilendirmiyordur yani niye israrla bebek sorarsin ki? Hayir bence bunu sormak ayip bir sey de o yuzden! Neys dagitmayalim konuyu! :)

Evet iste son bir kac aydir uzerimdeki heyecan, stres, panik, korku, mutluluk bundandir!
Simdi bu pek sevmedigim ama her ne hikmetse son 1 yilda artik cok da alistigim, evim gordugum Amsterdam'a ufak bir veda turundayim. Son gorusmeler, sevdigimiz yerlerde son yemekler son ickiler, son eglencelerimiz, evimizde birlikte tek basimiza son yalnizliklarimiz. Sonrasi zaten yine gun saymaca olacak herhalde, benden 22 gun sonra Tinie yanima geliyor, Madrid'e tatile :) Gectigimiz aylarda yaptigi mesailer ona, ekstra tatil gunleri yani her ay 3-5 gunluk Ispanya tatilleri olarak geri donus yapacak :)

Sen zaten hep cok sanslisin diyor bazen arkadaslarim. Ailem, Tinie ve arkadaslarim evet en buyuk sansim ve onlarin her zaman her yaptigim seyde olan destekleri. En buyuk sansim onlar bence! Madrid'de de sansa ihtiyacim olacak, bana bol sans dileyin!

Optum!



 
view sourceprint? 01 09 10