Friday, December 27, 2013

niçin

Biri de çıkıp adam gibi "evlenmek istedik evlendik, çocuk yapmak istedik yaptık" demiyor? İlla hepiniz mi asisiniz, marinalsiniz? Ki o asilik de değil.
Her ay bir dergiye, gazeteye evliliğini anlatmak da nasıl bir zorunluluk, sıkıcılık?
Ebru Şallı bacım da kocasını çocuklarından daha çok seviyordu.



Monday, December 23, 2013

Mesela

Wednesday, December 11, 2013

Tam son dakikada fikir degistirmek, karar vermek, bisilerin kiyisindan kosesinden donmek, hic de pisman olmamak ve bir o kadar da sevinmek. Ne de guzel karar verdim, ne de guzel bir oyleyim bir boyleyim yanar donerliyim. Oyle seviyorum ki o hallerimi ve ben bile bilemiyorum kendimi. Ve o stres!!!! Salonun ortasina sak diye kusacaktim bugun. 
Ben naaapiyorum yaaaa? dedim neyse ki gec olmadi :) 
Anlayanim, onaylayanim da var oh! 


Tuesday, December 10, 2013

The Counselor

Okudugum kitabi yarim birakamam. Hic hic hic begenmesem bile, sayfalari 3-5 atlayarak, yandan yandan baska kitaplari okusam bile ittire kaktira bitiririm. 
İzledigim filmleri de yarim birakamam. Tuvalete gider gelir, abur cubur icin oyalanir, telefonla ugrasirim ama yine de izler bitiririm. 
Counselor denen film tarihime izlemeyi yarida biraktigim ilk film olarak gecti. Ezdi gecti. Ben ki bir esmer sevmez halimle bile Javier Bardem nerde ben orada... Ben ki Brad Pitt'e oyle inanmis, kendisini gercekten eski sevgilim sanan, kendisine anlatsam inandirabilecek biriyim. Bu film bana ozel dedim, keklik gibi sektim gittim. 
Dayanamadim!!!!!
Brad'e begendim dedim, ne diyeyim? Yuregine, eline saglik dedim ne diyeyim?





Tuesday, December 3, 2013

hade

Düşünmekten, hatırlamaktan, için için gülmekten akşam uykuya dalamadım. Bir de sober uyumak bi tuhaf geldi.
Bu da burada dursun çünkü çok güzel.

Hadi geçmiş olsun!

IDFA 2013 timelapse movie from Captain Video on Vimeo.

Saturday, November 16, 2013

Su surada dursun.
Sonra bakinca; su an su gunku heyecanimi hatirlayayim. Son 4! Nerdeyse haziriz ve (yine) cok guzeliz!




Monday, November 11, 2013

Aslan kaplan



Giyim kusam konusunda cok bilmis biri degilim. Ne bulsam giyerim’le hicbir sey begenmem arasi tuhaf bir yerdeyim. Bazen insanlarin hic giyinmeyecegi renkleri, desenleri, modelleri giyinirim. 2. El cok severim, vintage’dan biraz anlarim. Rengarenk olmayi severim, renkli giyinirim. Mumkun oldugunca az siyah giyerim. Kahverengi asla giyinmem. Gercekten de kahverengi hicbir seyim yok, ayakkabim bile. Ama hani ona bile belki bir gun neden olmasin diyebilirim ama dayanamadigim tek bir sey var. Bir degil bir kac! Aslan kaplan desenler, kamuflaj desenler, dalmacyali desenleri ve zebra desenleri. A bi de yilan derisi. Hayvan desenler arti kamuflaj diyebiliriz. Ama  en bir dayanamadigim aslan kaplan deseni. Dayanamiyorum yani bakmaya gormeye dayanamiyorum. Mesela bir seyi cok begendim diyelim ki bir canta ama icinin astari aslan kaplan. O canta icin olsem de almam o cantayi ki aslinda ben pek canta icin de olmem.  Bir ayakkabi aldim. Pembeli siyahli. Hic o gozle bakmamistim ama Tinus israrla leopar desen oldugunu soyledi. O gun bugun artik ben de onu o gozle goruyorum ve giyinemiyorum, kutuda bekliyor. Tiyatroda calisirken, ilk oyun hediyesi birisi mum hediye etmisti. Su etrafi kumasla kapli mumlardan. Bana leoparli tuylu desen geldi. Oyun cikisi hemen COP!
Annem tam bir aslan kaplan delisi. Bayiliyor!!!! O’na bakarken ben de bayilacak gibi oluyorum. Yakisiyor da aksi gibi. Cikar anne yeaaa bu ne yaaaa boyle vamp vamp da diyemiyorum, kadin resmen aslan kaplani tasiyabiliyor uzerinde. Sanirim en cok da o’na yakisiyor zaten. (torpil yaptim)
Uzerime bile alip soyle bir tutmadim, asla bakmadim. Niye boyle costum? Bir arkadasim 1 yasindaki bebeginin dogum gununu kutlamis. Bebegin uzerinde aslan kaplan desenli (leopar demem gerekiyor sanirim genel adini kullanarak)  bir elbise! Ay delirecegim ya! Kendimi, buyukleri gectim bebeklerin aslan kaplan giydirilmesine hic hic dayanamiyorum, urperiyorum. Bir bebek niye leopar desen giydirilir? 1 yasinda ya?? Pespembe giydir vallahi bin kat daha iyi. 1 yasindaki cocuk annesinin kucaginda Nur Yerlitas gibi duruyor. Ooooffff! Bunun sokunu atlatamamisken dun trende bir kadin gorduk. Kirmizi yilan derisi desenli bir pantalon, uzerinde mavi bir mont ve sirtinda kocaman her yeri aslan kaplan desenli bir sirt cantasi. Benim icin cok fazla, gercekten cok fazla.

Why so leopar yaaa lutfen?

Wednesday, November 6, 2013

Tornavida

Dun aksam camdan bakiyorum.
Kaldirimda, tam da ortada buyuk yuvarlak beyaz bir masa duruyor. Tinus’a gosterirken, yoldan gecen bir araba hemen U donusu yapti. Adamin arabadan cikip yurumesiyle birbirimize bakip ‘Turk’ dedik. Takkeyi gorunce ben zaten emindim. Yavastan yavastan sagdan soldan masayi inceledi, itekledi saglam mi diye bakti. Saglam. Arabasi da minnacik, bagaji acti. Koca masayi sigdirmaya calisti olmadi. Koltuklari yatirdi yine olmadi. O sirada biz, tornavidaya ihtiyaci oldugunu, masayi iki parca yapmasi gerektigini konusuyoruz ve izliyoruz. Amca tabii tornavida cikardi. Basligi vidalara uymadi. Bir hirs masayi yan kapidan sokmayi denedi, olmadi. Tersini cevirdi, yamuk sokmayi denedi yine olmadi. Bu arada saat 9, karanlik ve yagmur yagiyor. Soyle bir etrafa bakindi, hani nerdeyse birini gorse cevrede yardim isteyecek, akil danisacak. Baktik birbirimize, hadi dedim tornavida verelim. Biz de gecen aylarda almisiz daha yeni bir set. Binbir tane basligi var, her seye uyuyor.  Pratik bir sey. Bir 5 dk once de “bak Tinus ben rap sanatcisiyim” demis dans etmis oldugum icin basimda kapusonum var, cami acmis “amcaaaa, amcaaaa” diye bagirdim. Tornavida ister misin amca? : ))) Korka korka cama dogru geldi, anlamadi da ne dedigimi. Korkma uzayli, biz insaniz. Yagmur da deli yagiyor. Tinus indi asagiya, elinde set, amcaya yardim. 24 tane vida varmis. Dondur babam dondur. Amcanin ilk soru “ama o kiz Turk mu? Basi kapali ve seninle mi evli”. Ben kendimi rapci sanirken, ilahi soyleyen bir kizmisim megerse. Masayi ayirdilar veeee masanin yuvarlak kismi yine sigmadi arabaya. Hahhahahahaha! O anda Tinus bir bir konusuyor. Duymuyorum ama adama kesin “gel bizim siginaga koyalim, ne zaman istersen gel al” dedigine oyle eminim ki ve masayi yuklenip yurumeye basliyorlar. Evinde her seyi varmis ama buraya 3 sene once goc eden, daha yeni oturum izni alan, ev sahibi olan arkadasinin hicbir seyi yokmus. Derdi ona vermekmis. Bizim de derdimiz amcaya yardim. Iyilik yap iyilik bul umarim gercek bir sozdur. En sonunda binanin altina gizlemeye karar vermisler, bu aksam gelir alirim demis. Telefon numarasini almis Tinus’un, tesekkure gelecegim demis. Simdi ne zaman zil calsa ki hic calmaz, amca geldi sanacagim. Sonra da bi daha bana “ya sen bu insanlari nerden taniyorsun?” demeyin! 


Thursday, October 24, 2013

Sakizli


Oglen icin hazirladigim sebze salatasi midemi oyle bir yakti ki.. Cayir cayir. Sakiz attim agzima. Sonra da cikarip kagida sarip attim.
Aklima adi Ercan ya da Ozcan ya da Tuncay olan cocuk geldi. Istanbul’da calisirken, en ortaliktaki bilgisayar benim diye bu belboy cocuk ben isten ciktiktan sonra oturup benim bilgisayari kullaniyormus. Farkina vardim, bir sey demedim. Kullansin banane. Sonra yanlislikla bir seyleri sildi, ayarlari degistirdi yine ses etmedim. Degistirsin banane. Ben zaten yakinda isten ayrilacagim Hollanda’ya yerlesecegim. Sonra bir sabah ise geldim, oturdum bi baktim kocaman bir sakiz bilgisayarin yaninda, top olmus, uzerinde dis izleriyle duruyor. 5 tane Bubble Gum’i ayni anda cignese o sakiz ancak bu kadar buyuk olabilir. O kadar al o sakizi onun sacina yapistir bir durum ki.. Hani saca sakiz yapistirmisligim da vardir. Oyle de dogal bi hareket ki aslinda. Evinde hissetmis adam kendini. Cay almis eline belki o arada, dur lan sunu da cikarip suraya koyayim hahaha aman Duygu uyuzu gormesin demistir icinden de belki. Delirdim. Ortaligi ayaga kaldirdim. Kendimi ofisin ortasinda yere atip tepelenecegim nerdeyse!  Ama ne soylenmek nasi uzatmak. Oyle uzattim ki cocuk da en sonunda amma uzattin yeeaaa alt tarafi sakiz! Sanki baska bir sey biraktik, ozur diledik iste dedi. Baska  bir sey birakmadik derken de herhalde bok birakmadik ya demeye getirdi. Oyle cok uzatmistim ki, durup durup ayip ama yaaa diyordum. Sinirlenince en cabuk soyledigim sey; Ayip ama yaaa! Murat da Madrid’de beni ekmisti bir aksam. Bekle bekle gelmiyor, benim de herhalde ogrenci hali kontorum yok arayamiyorum yani boyle bir basiretsizlik. Aradim sonra ulastim, uykulu uykulu acti bu telefonu ve ben telefonda agzina sictim. Ayip ama yaa diye bagirarak. Sonra anlatti; kendini gulmemek icin zor tutuyormus ben bagirirken. Ayip ama yaaaa ne demek Duygu diyor. Madrid'in gobeginde biri aramis; Ayip ama yaaa diyor.
O cocugun da yaptigi ayipti. Cignenmis sakiz ofiste orta yerde birakilir mi? Ayip bence! Ve bence ben de bazi seyleri bazen cok uzatiyorum. Yapilan ayiplari da unutmuyorum. Ki aslinda biri ayip diyince ben ayip yorgan altinda der gulerim, kimse gulmez. Lise esprisi iste. Ki aslinda en ayip olmayan sey de yorgan altinda olan. 
Sevelim sevilelim ama nolur sakizlarimizi ortada birakmayalim. Hayvan severlerin yaptigi gibi agiz bukerek, dudak sarkitarak, sesimi cocuk gibi yaparak ''lutfen yerlere sakiz atmayalim. kuslar onlari yemek saniyor, yiyip boguluyorlar'' da diyebilirdim ama beni bilen bilir ki ben oyle seyler demem. Kus beyinli degilim hayir.

Monday, October 21, 2013

Ahlaksiz adam



Dun aksam uyumadan once salak gibi bu adamin Hurriyet'teki roportajini okudum. Cok yemis olmamin da etkisiyle; midemin bulanmasindan, tiksinme duygusundan, sinirimden zar zor uyudum. Bugun de roportajin ikinci bolumu yayinlanmis. Cennetten, iyi niyetten, dinden, iyi insan olmaktan bu kadar cok bahsederken; bu kadar pis, serefsiz, mide bulandirici, sapik, kotu niyetli, ahlaksiz, terbiyesiz, din, mezhep ayriligi gozeten bir insan olmasi sahsen benim midemi bulandirdi. Gercekten midem bulandi, tiksindim.
Her seyin fazlasi zaten zarar, zaten cirkin ve pisken iste asiri dinin de ne igrenc ne pis oldugunu gorebiliyoruz. Bu nasil bir akil ve mantik ki; cennet sadece muslumanlar icin diyebiliyor. Buna gelene kadar daha neler neler var. Kanuni’nin ahdindan tuttun da, kadinlarin yuzune bakamamasi. Evet zaten is guc de kalmamis cenneti sadece Muslumanlar icin yaratmislar. Bir kac hafta once cok sevdigim, tercihlerine cok saygi duydugum iki kisi Hac’a gittiler. Ilgimi de cekti, hatta oturduk Tinus’la videolar izledik, okuduk baktik. Bu da boyle bir sey iste dedik. Kimi gider Hindistan’a kimi gider Mekke’ye Medine’ye. Arinmak mi arinmak. Bunu anliyorum ama su adamin kafasini kusura bakmayin anlayamiyorum. Sonlara dogru bir yerde ''kasarlanmis gavur'' dediginde ben koptum. Herkes kotu bir sen iyisin oyle mi? Yok canim bence hic de oyle degil.
Uckurunun derdine dusmus terbiyesiz, ahlaksiz  bir adamdan baska bir sey degil bu adam. Tonlamalarin, kafanin da RTE’ye benzemesi iyice isi igrenclestiriyor.
Azi karar cogu zarar arkadaslar. 
Evdeki butun insulin ignelerini adamin her yerine batirmak istiyorum. 

Sunday, October 13, 2013

Rosso

Yagmur bugun hic durmadi. Nisan ayinda yesillenmesini bekledigim yapraklar, sararmis halde pitir pitir yerlere dokuluyor ruzgarla. Oyle yayik, guzel, rahat, komik, uykulu, muzikli, neseli, filmli bir gundu ki... Su yaptigim is sadece film preview haklari icin bile yapilir, bugun onu dedim. Bi de Il Postino ne guzel film. I love old days, old times kardesim.  Her gunumuz boyle mi olsa ne?
Dun gece ikimiz de baska yerlerde baska insanlarlaydik. Bugun de anlat anlat, gul gul, bak bak bitmiyor. Benim anlattiklarimda; gece 4'de bi ara Schiphol'da (teyyare alani)  olmamiz vardi mesela. Hayal meyal, 5 kisi gidip 4 kisi donduk. Asena vardi bir de. Nasil tas, nasil guzel dans ediyor. Ritim kadinin icinde sanki. Bayram ozel Asena. Muazzez Ersoy eksikti. 
Masa butun gun kuruluydu bugun. Biz de etrafinda gel git, ye ic, oyna.  Ay Tinus yaaa ne enteresan bir adamsin, nasil guzelsin. 
Ismini legal olarak degistirecekmis; Ayyyy Tinus yapacakmis! Yapsin, yakisir!

Bombay Bicycle Club mesela bugunun soundtrack'inde yer alabilir. Lights Out'lu bisili olan mesela.


Thursday, September 26, 2013

Hulya Avsar'in kaslari



Ortaokuldayken her genc kiz gibi ben de kaslarimi almak istemistim. Tabii ki (niyeyse?) annemden izin almam gerekiyor. Annemin her zaman verdigi tek cevap ''Hulya Avsar bile kaslarini almiyor, sana ne oluyor? Hem ne guzel kaslarin var senin! Aldirmak da nereden cikti simdi otur oturdugun yerde''. Ay anne yaaaa!! Aynen bu sozlerle bak abartmiyorum! Hulya Avsar'dan banane? Onun kaslari alinmis gibiyse benim sucum ne? Ben niye Hulya Avsar'la kiyas ediliyorum?

Orta okulu bitirirken zar zor sadece ortalarini almama izin verdi. Neyse ki babama cekmemisim, acik renk bir insanim (babama kiyasla) hani cok dertli de degilim, ariza yapmamisim. Annem de zaten ''ben senin kotulugunu ister miyim hic?'' oyunu oynuyor. Cirkin olsa kendisi zaten soylermis, alalim dermis. Kendiliginden sekilliymis benim kaslarim. Ben de dinliyorum yani bak ses etmiyorum! Sorsan; ''senden cok cektim, boyle asi cocuk gormedim''der. Kasimi almama izin vermemis, dinlemisim hala asilikten bahsediyor bana.

Ikizlerden biri esmer! Ablam gibi, saclar siyah. Cocuk bebekti ve biyiklari vardi. Biyiklim ''dur bakiim biyiklarin terlemis mi yavrusum'' diye seviyordum ben o'nu. Okulda bir cocukla kavga etmis ve BAAAAMMMMM! Cocuk buna BIYIKLI demis. Yazik bizimkisi cok uzulmus. Yavrum senin teyzen seni biyiklim diye seviyordu, iyi ki hatirlamiyor! Ablama anlatmis, cok uzulmus, dert etmis. Valla pesin pesin soyle dedim. Yavrum, anliyorum biyiklisin ama sende boyle bir anane oldugu ve Hulya Avsar bile kaslarini almadigi surece sen bu biyikla yasamayi ogrenmek zorundasin. Senin teyzen yillaaaarca bekledi de kaslarini zar zor aldi. Sende bu anane varken o biyiklar zor alinir. Sana da mudahale eder, hayatta izin vermez. Once ananeni kandir yavrum!
Anne! Neden Hulya Avsar?

Monday, September 16, 2013

oh no brad!

Brad Pitt Gets a Haircut for New Film

sevgili brad'i ben boyle gormek istemiyorum arkadasim!!!!!
soyle fotograflari yayinlanmasin nolur! ben onu hep super duper yakisikli, formda gormek istiyorum.
o kilo ne? agzinda yemek sakliyor sanki! yoksa sadece yaslaniyor mu?
napicaz kilo alinca ve yaslaninca erkekleri elden mi cikaracagiz? bu mu yani son? brad bile boyleyse!!???!?
angie bu adami coluga cocuga sardi, mahvetti. adam da 49 olmus zaten. buraya kadar idare edebildi iste beni. kendime 30'larinin baslarinda beni bi 10-15 yil idare edebilecek yeni bir meshur ask bulmaliyim artik.
jennifer'i dun bir filmde izledim, hala tas gibiydi. ben jennifer'ciyim kardesim!


Wednesday, August 28, 2013

BEŞ

Mekana girdiğimizde havamızda olalım diye zaten biz Merih'le biraz öncesinde içmeye başlamıştık. Ya da sadece ben, o araba kullanıyordu. Sonra bir yığın fındık shut, kahkaha, dans, müzik, arkadaşlar ve gecenin en sarışın, en güler yüzlü, en eğlenen, en komik dans eden adamı. Böyle çok gülerek, çok dans ederek, bangır bangır müzikle başlamıştı.
Minik kaçamak için konaklama seçeneklerine baktığımızda bir yeri öyle beğendik ki... Bütün yorumları olumsuz çünkü alt katta 2 tane bar varmış, gece uyumak mümkün değilmiş, çok gürültülüymüş, hiç tavsiye etmezlermiş. Tamam dedik orası bizim yerimiz. Tam bizlik yer. Evet ancak siz öyle bir yeri tercih ederdiniz dedi dün arkadaşımız. 5 yıldır yorulmadınız mı?
Evet ya 5 yıl oldu. Aklımı oynatmak üzereyim bu ara, çılgın bir sevgi yoğunluğu yaşıyorum o'na karşı ve aslında hayata da karşı. Yerimde duramıyorum. "Boşanırlar, kesin bilgi" bir çifttik. Dışardan bakınca eminim öyleydik. Belli olmaz bu işler... Çok mutlu, evli bir 5 yıl geçirdim. Evlenmeyeyim diye aklımı çelmeye çalışan arkadaşıma kükremiştim "Gözüm hiçbir şey görmüyor lan anlamıyor musun?". Hala görmüyor. Halk dilinde açıklarsak; ölürüm senin için sarı bukleli yarim, gözleri deniz mavisi sevgilim, kurban olurum senin gülüşüne, gel ulan yiycem seni.
Oh yeah adam çok yakışıklı (kocamı beğenirim), eğlence diye çıktığım yoldan eve ağlayarak dönmem, ince hastalığa düşmüş gibi kıvranmamla; geçenlerde içimdekilerin yoğunluktan patladığı anda I love you yaaaa diye kahkahalar atarken "ay çok duygulandım, çok seviyorum, ağlayacağım" arası geçen bir 5 yıl.
Aklımı oynatmazsam iyidir. Sevgi çok acayip bir şey.
Büyük ihtimalle anlatamadım da işte ben sonra okursam çok iyi anlayıp, hatırlayacağım.
"ay götüm, iyi halt ettin, bi sen mi öylesin sandın, aman ne orjinal, iyi bok yemişsin başın göğe mi erdi, ayyy bi sensin sanki bunu yapan, hisseden, aman iyi ki bi koca bulmuşsun amma meraklıymışsın evlenmeye" filan diyebilirsiniz. Denir o da denir.
Öperim


Wednesday, August 21, 2013

Bir bakmisim 8 sene gecmis. Dun. Bir anda aklima geldi, sesli dusundum. Karanlikta, parkta, pedal cevirirken. Dusundun mu bugun o'nu hic dedi. Hayir dedim. Sessizce, caktirmadan agladim. Karanlik ya, konusmazsam anlasilmaz. Ilgilenmesin, konusturmasin yoksa katila katila aglayacagim. Bugun o gun, dusunmeliyim hadi olmuyor iste. Zamansiz hep aklima geliyor, dusunuyorum. Ayni soru; neden? niye? Nedeni sadece kader. Onun hikayesi de buymus; çok kisaymis, çok erkenmiş, çok gençmiş. Ve ben o'nu cok sevmisim.
Ozlemim buyuk, goz yaslarim sel simdi.

Monday, July 29, 2013

Yaz yavrum Amsterdam

Sıcak bir yaz. Hem de Amsterdam'da.
Hayatımın 5 yıllık Hollanda bölümünde ilk defa bir yazı burada geçiriyorum, temmuz ve ağustos aylarında buraları görüyorum.
Şansıma güzel, sıcak, ılık bir yaz geçiyor. Amsterdam'da evimde yorganla değil pikeyle yatmak, balkonda 2 saatte çamaşır kurutmak, çok güneş geldi diye perdeleri kapatmak, halıları kaldırmak da varmış. Ve çok güzelmiş. Ağustos ayında yağmurlar bastırır, bezdirir mi bilmiyorum ama bu kadarıyla bile çok mutluyum. Bir de üzerine bu sıcak havalarda, tam da istediğim gibi ailemi burada misafir ettim ki... Benden mutlusu yoktu. Hiç süslemeden söyleceğim; ailemi çok seviyorum.
Bir de hep diyorum; havalar azıcık güzel olsa Amsterdam tam da yaşanacak yer, seviyorum :) Benimki tam love-hate ilişkisi.





Thursday, June 6, 2013

Bir gün...



Yıl ya 2000 ya da 2001. Ben o yıllarda tiyatro sevdalısı, eğitimini de alan bir öğrenciyim. Erken saatlerde kalkar Şehir Tiyatroları'na bilet almak için kuyrukta beklerim. AKM'ye nasıl bilet almadan girer de oyun izlerim, özel tiyatrolarda tanıdık kim var ki beni içeri alır oyun izlerim filan bunların derdindeyim. Tiyatro da tiyatro yani. Gündüz Taksim'de eğitim, akşamları da Harbiye'de, Taksim'deki sahnelerde tiyatro izliyorum.
Anlatacağım olaydaki isimlerin hepsini ve günün özel sebebini maalesef net hatırlamıyorum, Recep Tayyip Erdoğan'ın ismi hariç. İstanbul'da olsam, günlüklerim elimin altında olsa saatiyle dakikasıyla dökerdim olayı.
Recep'im o zamanlar İstanbul Belediye Başkanı. Başımıza geleceklerden hiç haberimiz yok.
Ne kutlandığını hiç hatırlamıyorum ama Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde Şehir Tiyatroları'nın özel bir günü kutlanıyor. ŞT'nin en yaşlı, kıdemli, önünde eğilip büküldüğümüz  İsmet Ay, Suna Pekuysal gibi hani VAAAY BEEE dediğimiz oyuncuları Sheakespeare oynayacak.
Ben de o zamanki sınıf arkadaşlarım yani aslında en yakın arkadaşlarımla oradayım. Çok büyük olay, kaçırmak istemiyoruz ki zaten kimse istememiş iğne atsanız yere düşmüyor. Yerimizi kaptık tam da arka ortalardayız. Recep Bey'in gelmesi de bekleniyor ama gelmemiş. Yani aslında henüz gelmemiş ama biz onu gelmeyecek sanmışız çünkü oyunun başlama anına kadar gelmemiş.

Oyun başlıyor. En yaşlı, en saygı değer oyuncular sahnede. Hepimiz yerlerimize mıhlanmış seyrediyoruz. Az değil 15 dakika sonra bir anda kapılar açılıyor; sahnenin ön kısmına bir ışık, gazeteciler, kameralar... ve Tayyip Erdoğan hiç de ezilip büzülmeden, o koca boyunu saklamaya çalışmadan, dimdik, yavaş yavaş, salına salına, gevrek gevrek gülerek yürüyor yürüyor yürüyor ve sonunda koltuğuna ulaşıp oturuyor.

Bende orada devreler yandı. Delirdim, çok sinirlendim. Saygısızlığına çok üzüldüm.

Oyun bitti efendim. Bu tiyatroya, sahnedeki oyuncuya bir gıdım saygısı olmayan insanı sahneye davet ettiler ödül vermek için. Recep'im yürürken, kameraların ışıkları yanmış kayıttalarken ve o koca Harbiye sahnesi sessizken ben ayağa kalktım ve (bilen bilir) o koca sesimle önce "Pardon" dedim "Oyuna geç gelen, bölen bir insana sanki çok saygısı varmış gibi bir de ödül mü verdiriyorsunuz??". Bir nefeste! O an her şey yavaşladı. Hea bak kameralar hariç. Dan diye bütün kameralar bana döndü, ışıkları yüzümde hissettim. Heyecandan da titriyorum. Tayyip durdu bana bakıyor, sunucu bana bakıyor ve alkış kopmaya çalıştı, bir başladı, güçlendi ve devam edemedi sustu. Büyük bir ustalıkla da o sunucu (kimdi o ya?) o alkışı bastırdı, Tayyip beni duymamazlıktan geldi, kameralar yine sahneye döndü, yanımdaki arkadaşım "Duygu napıyorsun?" diye benim kolumdan çekiştirip yerime oturttu. Mimar Sinan'ın sınavına girecekmiş de, Semiha Berksoy önümüzdeymiş de benim yüzümden mimlenecekmiş. Hay benim yalaka arkadaşım!

Kendi aramızda günlerce konuşuldu bu olay. Korumaları Duygu'yu arıyormuş diye geyikleri döndü, sen de harbi kızmışsıın nasıl kalktın lan ayağa herkesin içinde dendi.

Yaptığım şey bana hala tuhaf gelmiyor, cesaret gerektiren bir şey olarak hiç gelmiyor. Yine olsun yine yaparım, durmam. Keşke daha çok bağırsaydım, keşke tepinseydim, keşke yerlere atsaydım kendimi.

Buna gelene kadar bu kişi gözümüzün önünde neler neler yaptı ama bu da gözümün tam önünde oldu ve unutmuyorum.
Ağaç kesmesiymiş, AKM'yi yıkmak istemesiymiş, kışla yapacakmış... Hiç şaşırmıyorum da en çok korkuyorum. Başımıza geleceklerden korkuyorum, bu adamın yapacaklarından korkuyorum. Evet umut da doluyum, ülkemde 9 gündür olan olayları inanın bana an an izliyorum, takip ediyorum. Güzel şeyler olacak diyorum, bu sefer olacak diyorum ama sonra o yine bir yerden fırtlıyor ve çocuk gibi omuz silkmesi eksik "Yapacağım da yapacağım" diyor. Şiddete karşıyım, bu olaylarda en çok da bunu eleştiriyorum ama nolur affedin; ben o tencere tavalarla Tayyip'in kafasına kafasına vurmak istiyorum, derdimizi anlatmak istiyorum ve "Bir kere sus da dinle be adam, anla be adam" demek istiyorum. Bir kere de kabadayılaşma, bir kere de karşındaki gazeteciye, insana SEN deme, saygı duy dinle, küçümseme, anla. Çok mu naifim? Çoktan geçtik di mi bunları diyecek evreyi? Bak işler nereye vardı? İnsanlar ölüyor, insanlar yaralanıyor. Senin bir inadın yüzünden niye ölsün ya insanlar, niye komada yatsınlar? Ne durumda şimdi o aileler?

Ben bu adama, yandaşlarına bir kere çığlık attım. 2 sn. duyup sonra yoktan saydılar.
Bu seferki çığlık çok yüksek. Umarım duyacaklar, kulaklarında çınlanacak! Daha fazla duymamazlıktan, görmemezlikten gelemeyecekler.
Her şeyin çok güzel olacağına inanmak istiyorum. Hem çok umut doluyum hem de hiç. Oldu oldu şimdi oldu derken sonra bir anda düşüyorum.
Meydanlarda arkadaşlarımla olmak, evimin balkonundan annemle tencere tava çalmak istiyorum. Elimden gelen her şeyi yapmak istiyorum. Tepinmek istiyorum, gözünün önünde kendimi yakmak istiyorum, dikkat çekmek istiyorum. Çünkü; çok yaklaşmışız gibime geliyor ve bu kadar yakınken yine başa dönmemizi istemiyorum. 

Uzaktayım, inanın zor ve buradan her şey biraz daha farklı gözüküyor.
Yolda gördüğüm ağaçlara, parklara bakıp, çimenlerde sevişen, hakları ellerinde olan, özgür olan bu insanları görüp kuduruyorum. Bu mu çok zor ya diyip sonuna da mutlaka şimdi burada yazamadığım küfürleri sıralıyorum.
Bunlar olurken sen nerdeydin? derse bir gün yeğenlerim "Ben de işte Amsterdam'da oturmuş, biraz gülerek biraz ağlayarak, küfür ederek, Facebook'tan Twitter'dan eyleme katılıyordum" diyeceğim.  Elimden gelen sadece bu!

Nepal'dekiler bile sizi düşünürken tabii ki benim de aklım sizde, kalbim sizinle arkadaşlar!
N'olur dikkatli olun!




Sunday, May 5, 2013

Plaj

Gunun birinde bir sure plajda yasamak istiyorum. Uyaninca, perdeleri acinca karsimda sonsuz deniz ve plaji gormek, kapiyi acinca kumlara basmak istiyorum. Sadece; bir terlik, bol bir pantalon hadi tayt olsun, bir uzun bir kisa kollu t-shirt, hirka. Mumkun olsa no sutyen hatta sadece mayo. Zor bir sey degil bence. Hani isteyince her sey olur diyoruz ya... Bu da oyle iste neden olmasin?
Son 2 gunu burada geciriyorum. Ulkenin 1 gece 1 gun, benim ise mutlaka her sene gelen misafirlerimden dolayi 5 gun kutladigim son Queen's Day'i geride biraktik. Detoks gunlerim diyorum; az konusma, uzun uzun okuma, cok yuruyus, buz gibi sulara dize kadar girmek.
Ben her 6 Mayis'da ne dilersem olur. Allahim nolur annemler beni cingenelerden almamis olsun derdim, bak oldu. Yarin sabah baslarim gece 12'ye kadar ancak bitiririm dilekleri. Yeni yasim mutlu olsun. Gulmekten yanaklarim agrisin, gozumden yas hep gulmekten gelsin.



Friday, April 26, 2013

Don't settle

                                                                    http://www.thecoolhunter.net

Diyor.
Bence doğru diyor.
Kızım sana söylüyorum Duygu sen anla hesabı.

Thursday, April 25, 2013

Minik filan ama yeşil işte

Bu yeşillikler var ya... Ekim ayından beri ben onları bekliyorum.


O ağaç dallarını kupkuruyken, çıplakken hiç sevmiyorum. Yeşillensin, koltukta oturunca yine ormanda oturuyormuşuz gibi olsun, karşıdaki çirkin binayı görmeyelim istiyordum. Benim en sevdiğim renk boşuna yeşil değil yani. Minnacık da olsalar istediklerim gerçekleşmeye başlayınca ellerimi çırparak zıplamışım. Bir de biliyordum ki onlar yeşillenmeye başlayınca biri gelecek ve o biriyle anıra anıra güleceğim, çekirdek yiyeceğim, mutlulutan ağlayacağım, bir de sözüm var buraya gideceğiz.
Konuşulmayan şeyler benim içimi yiyiyor, ben kendi kendimi beter ediyorum. Küçük şeyler kocaman oluyor, patlıyor. Dün onları döktüm. Bugün öyle hafifim ki... Sanki boşluğa atlamışım, sanki yokuş aşağı yuvarlanmışım, sanki çişimi 15 saat tutup en sonunda yapabilmişim gibi rahatladım, oh be dedim. Bir daha bu kadar tutmayacağım, söz verdim.
Hadi sen de gel artık, yeşillendik. Evi de temizledik mi, hazırız!


Wednesday, April 24, 2013

"Yanlış anlamazsanız sizin fotoğraflarınızı çektim, size göndermek isterim" demediğim için pişmanım.

                                                                                        Retiro Park, Madrid

Tuesday, April 23, 2013

100

100 gün oldu.
Kilo vereceğim, sağlıklı yaşayacağım diyeli 100 gün oldu. Bir şeyi bu kadar süre sürdürebilmiş olmam benim için bir mucize. Gerçekten! Maymun iştahlıyım ben, başladığım her şey yarım yarım arkamdan ağlıyor.
Bugünün şerefine, ben içinde her türlü yeşil yapraklı sebze olan ve önümüzdeki 3 gün tek öğünde içmem gereken yeşil çorbamı içtim. Tam bir kutlama yani! Kocam da kendisine lazanya pişirmekle meşgul. Bol beşamel ve domates soslu, kaşarlı. Var ya... Ben o lazanyayı ne yerdim, ne yedim... Yanına da bir kadeh şarap. 100 gündür sadece 2 kadeh kırmızı şarap içmiş olmam da kayda geçsin.
Ay hem zaten bu saatte o lazanyayı yiyeceğine al basenlerine, popono yapıştır daha iyi.
Peki pardon ama bu arada bu müthiş irade hayatın diğer alanlarında nerede?


5 dakika sonrası notu; demir irade fırından gelen lazanya kokusuyla karşı karşıya. Kokuyu alıp buraya koyasım geldi anlayın diye :)
Yeşil çorba ne diyenler de buraya 

Wednesday, April 10, 2013

Şişko patates yarım kilo domates

Küçükken yani küçük dediysem teeanager yıllarımda en büyük dertlerimden biri de kilolarımdı. Fazla kilolarım değil az kilolarım. Uzayan boyumla orantısız şekilde bir türlü kilo alamayışım, göğüslerimin sırtıma yapışık olması, incecik boynum yüzünden ailede adımın hindiye, kuruya çıkması, bale mayomun kalça ve göğüs kısımlarının bomboş, bol olması. Benim mayom niye böyle duruyor yaaaa? diye sürekli söylenmem.
Sonrası bulanık! Ne zaman büyüdüm (irileştim mi desem?), ne zaman kilo aldım, "popom bu pantalonda çok mu çıkmış?" sorularını ne zaman sormaya başladım hiç belli değil.  Yine de orantılı, güzel güzel, diyetlere gerek duymadan 25 yaşıma kadar gelmiştim ki Amerika'ya gittim ve hayatımın en bir güzel kazık kilolarını yedim. 12 kilo! Turkiye'ye dönmeme bir kaç ay kala spor ve gerçekten salak bir beslenmeyle kiloların hepsini verdim. Sabah ve akşam günde 2 defa spor yapıp nerdeyse de bütün gün meyve ve cereal yiyordum, akşam yemeklerini geçiştiriyordum ve hep açtım. Te Allahım! Amerika'da olup Amerika'da kalan bir çok şeyim gibi kiloları da bırakarak, Amerika'dan kilo verip dönen ilk insan oldum.
Sonra yine işte 3 aldım 2 verdim filanlı bir dönem. Taaaa ki Hollanda dönemine kadar. Tinus inanılmaz yavaş yemek yer ve ben de hızlı ya da normal yani sonuçta ona göre çok hızlı. E baktım o daha bitirmemiş e hadi ben 2. tabağımı da alayım derken kiloları da almışım. Vla diye bir puding var burada. Muzlu vla'nın üzerine krem şanti koyup yerdim, yetmezdi 2. kaseyi de yerdim. Son 4 yılım sürekli kilolarımdan yakınmakla ve arada 1 kere yine böyle bir 8 kg vermeli filan bir dönemle geçmiş. Ama yine cahil bir yöntemle; her akşam salata yiyerek, içimi kurutarak ve 2 ay içinde yarısını hızlı hızlı geri alarak. Sonra yine işte orta düzey bir kilo hali... Yaz tatilleri öncesi son dakika kilo vermeye çalışmalar, Istanbul'a gidince hep kilo almalar, eve dönüp tam vermeye başlamışken tekrar gitmeler... Aayyhh anlatırken bana bile fenalık geliyor.
En son kilo alışım da bayağı acıklı. İspanya'da bile kilo almamış hatta çoooook kilo vermiş olan ben (çok yürümemle ve yemek yapamayışımla alakalıydı), Hollanda'ya dönüşümle, kocama (kocişime diyenlere tokat geliyor bak) kavuşmanın mutluluğuyla her gün bir festival bayram havası, her gün biralar şaraplar, ye ye doyamamalar ve Hollanda usulü öğlenleri löp löp dilim dilim ekmek yemeler. 2 dilim yeter mi? Yetmez. Hadi tatlı niyetine 3 olsun nutellalı olsun, 4 olsun fıstık ezmeli olsun. Festival dönemi 2 hafta her gün 5 öğün hazır yemek yemeler. Ekim-Kasım-Aralık aylarında ne yediğimi bir ben bilirim. Öyle çok yedim ki aldığım her kiloyu gramına kadar hakkıyla aldım ben. Muhteşem yedim böyle zevk alarak, coşarak, parmaklarımı yalayarak, naıhıaohaıhoa hayvan gibi yedim ne güzel diye delirerek. Hele x-mas zamanı.... Yediklerime bir de sıcak şaraplar, cins cins biralar eklendi. Sonra noldu billiyor musun? Bir tane boyfriend jean'im var hani böyle bol filan durması gerekiyor, salaş böyle işte sevgilinin pantalonunu giyinmişsin gibi. Sevgili tabii bu durumda senden iri olmalı ama bizim durumda ben Tinus'dan daha kiloluydum. Bırak Tinus'un pantalonunu giyinmeyi (ölsem sığamazdım hala daha sığamam bence) ben benim o çok bol pantalonumun içine zor girmeye başladım. Göbeğimde düğmenin, bel yerinin izi çıkıyordu darlıktan. Her sabah ve akşam göbeğime bakıp daha ne kadar büyüyebilir? demek hamile olsam göbeğim böyle olacak peehhh pek de çirkinmiş ne şekilsiz dedim hiç yakışmıyor dedim. Yemek yerkenki o çılgınlığım üzüntüm oldu. Kendime sinir olmaya başladım. Sadece 1 tane pantalon ve taytla sen manyak mısın nereye kadar? dedim. Ki aç gözlü böyle dengesiz beslenen, saldıran, yiyen insanlara da sinir olurum aç gözlülük gibi gelir. Ama oluyormuş işte. Yedim valla çok yedim. Depresyondaydım, doğurdum doğum kilolarim, fast-food yedim, cips yedim kola içtim gibi savunmalarım da yok. Kola ve fast food uzun zamandır hayatımda yok, depresiflikten öte de çok ama çok da mutluydum. Zevkimden yedim işte! Dengesiz yemiş olmam en büyük etken. Kahvaltı (kahvaltı yapmaz bir insandım ben) bile etmeden bütün gün aç durup öğleden sonra yemeye başlayıp akşam da yemeklere saldırıyordum.

Sonra 1 Ocak oldu! Bin tane yeni yıl kararları geldi, 1 yaş daha büyüdüğüm ve kontrol etmezsem eskisi gibi hop diye kilo veremeyeceğim, işi başından sıkı tutmam gerektiği gerçeği daannn diye yüzüme çarptı. O kararlarda da kilo maddesi olmayan yoktur herhalde.

Mevsimlerden Roma da işte hayatıma o zaman girdi. Blog'un sahibi Mehtap Hanım Roma'da yaşayan bir doktor ve dünyayı hafifletmek istiyor. Tanımadan seviyoruz ya bazı insanları hani artık internetten dolayı... Mehtap Hanım'ı da işte tanımadan seviyorum. Roma'ya gidip kendisiyle oturup sohbet etmek istiyorum. Öyle çok okudum ki yazdıklarını nerdeyse ses tonu bile var kulağımda :) Yumuşak ve sakin bol kahkahalı bir sohbet. Yeni gruplar başlatıyor, kayıtlar alıyor ve ne kadar kişi kayıt olduysa hepimizi aynı anda bir beslenme programına sokuyor, herkesle ilgileniyor. Kişiye özel değil genel bir beslenme, doğru beslenme programı. Karatay diyeti, Dukan diyeti gibi tek tip beslenme, bir sürü yasaklar yok. Diyet demiyoruz, biz beslenme düzenimizi değiştiriyoruz (diyet demek yasak-mışşş cızzzz!). Ben de sitenin varlığından Demet sayesinde haberdar olmuşum. Kim dedi kim dedi diye düşünüp bulamazken ve Demet'e anlatırken "e sana ben söylemiştim" demesiyle yine hatırlayamadığım bir şeyi hatırlayamaya çalışırken kafayı yemekten kurtardı beni.

14 Ocak'tan beri biz bayağı bir insan, yanlışım yoksa 1000 küsür kişi  (en güçlü yoldaşım da mesela Aslı, o da tanımadan sevdiklerimden) zayıflamaya, sağlıklı beslenmeye çalışıyoruz. Adaptasyonum beklediğimden çok daha kolay oldu. Motivasyonum yüksek yer yer delirmeli irademi zorlamalı oluyor. Bir dönem hiçbir şeye değil de leblebiye kafayı takmam? Leblebi bitti de ben de rahatladım. Belirli haftalarda değişen, Mehtap Hanım'ın yayınladığı listeler var ki hepsi de uygulaması çok kolay listeler. Hemen hiçbir şeyden mahrum kalmadan, bol seçenekli, yemeklerde gözüm kalmadan sürdürebildiğim bir 3 ay geçti. Karşılığında da 8 kilo verdim. Kilo vermeye çalışıyorum açım açım demeden, aralarda durarak, zaman zaman makarnaların gözümün önünde geçit yapmasıyla, Tinus'un tavşan kahvaltısı dediği mutlaka yeşillikli kahvaltılarımla ve sporla. Spor dediğim de yürüyüş. Aralarda koşmaya çalışıyorum da bence sonuçsuz olacak. 3 ay önce yürüyüşe bile başladığımda günlerce hamlama acısı çektiğim düşünülürse koşu için bence bana daha çooook var. Hollanda hava şartları malum kar kış soğuktu yine. Pek gurur duyuyorum kendimle çünkü kar yağdığında bile çıktım yürüdüm. Mevsimlerden Roma'da bir hikaye var. O aklıma geldi hep, evimin dibindeki parkı ve yürümediğimi görse o kadın beni tokatlar, o nasıl ne şartlarda yürümüş dedim, utandım ve yürüdüm. Haftada ortalama 3-4 gün 6 km=1 saat! Son 16 gündür her gün. Yürümeyince rahatsızlık hissediyorum diyeceğim pek de aklıma gelmezdi ama evet rahatsız oluyorum. Ve en komiği de ne biliyor musun? Dün hayatımda ilk defa ve ciddi olarak hani dalga geçilmeden "ne kadar sportifsin!" diye bir iltifat aldım komşumdan. Gerçekten de hayatımda ilk defa! Ben bir sevin bir sevin!

Peki neler değişti?
3 aydır içki içmedim. En zor kısmı bence buydu yani ilk başlarda. Şimdi alıştım, yokluğunu hissetmiyorum. İlk haftalarda bira kokluyordum. Bir 3 ay daha içmesem idare edermişim gibime geliyor ama Queen's Day ve bahar kapıda. Yavaştan yavaştan, kontrollü olarak sahnelere dönerim ben. E bir de yeter artık, herkes hamileyim ya da kalmaya çalışıyorum da söylemiyorum sanıyor. Yok be canım gerçekten popomun derdindeyim ne bebeği allaaasen?
Haftada 2 gün yemek yapma sözü vermiştim ya? Yalan oldu o söz çünkü her gün yemek yapmaya başladım. Son 1 haftadır biraz sıkıldım, sebze ve et istiyorum hafif bir şeyler olsun diye siparişler vermeye başladım Tinus'a ama yine de olay bende. Mutfak benim kontrolüme geçti. Alışverişini filan da ben yapıyorum böyle pazardan ellerim kollarım dolu dolu. Bazen arıyorum "Çok almışım taşıyamıyorum gelir misin yardıma" diyorum. Küçük Berran oldum tam. Next step is pazar arabası!
Hayat bilgisi dersi gibi sebzeleri öğrenmeye başladım. Vallahi ayıp ama yani ne nedir, adı nedir, nasıl yenir pek de bilmiyormuşum. Mesela kereviz, lahana, pancar, pırasa, karnıbahar gibi eve hiç girmeyen sebzeler gelmeye başladı. Tencerede o sebzelerin renklerini gördükçe, daha da bir sebze aşığı oldum, gerçekten de durup renklerine yapılarına hayran hayran baktım. Geç oldu biraz ama napalım.
Uyku düzenim değişti. En büyük değişiklik bu bence. Duygu dedin mi Duygu uyur derler. Akşam yatmak bilmez sabah kalkmak bilmez bir insandım ben. Bırak beni ben 12'ye kadar uyurum. Aralık ayında da stajımın bitmesi, tatiller derken bu düzensiz düzen iyicene bozulmuştu, gece 4'de ben cin gibi oturup öğlen uyanıp akşam üstü de uyukluyordum. Şimdi sabah 7'de bilemedin 7:30'da zınk diye enerji dolu açılıyor  gözlerim. Ne okul ne iş hayatı bende hiçbir zaman olmayan bu içimde bir alarmlı saat var olayı, hiç de erken uyanma zorunluluğum olmadığı bu dönemde oldu. Sabah 8'de arkadaşımı arayıp GÜNAAAAAYDIIIIIIIIIN! derken ben de hala arkadaşım gibi gülüyorum.
Ennnnn ama eeeeennnnnnn büyük değişiklik de kıyafetlerim ama en çok pantalonlarımda. O hani düğmesi göbeğimde iz yapan pantalon var ya... Üzerimde durmuyor, gerçekten! Ölçü oldu arada bir giyinip histerik kahkalar atıyorum.
Kendimi geçtim Tinus da benimle birlikte daha iyi besleniyor. Sağlıklı yaşayacaksam tek başıma yaşayacak değilim herhalde. Hayat paylaşınca güzeeeel la laal laa llaaa hahahaha! O da sağlıklı olsun ki hayat burnumuzdan gelmesin, gülelim, gezelim ve yaşayalım. Ara öğün yapsın diye hazırladığım işe yanına verdiğim yoğurtlu (yoğurdu evde kendim yaptığımı söylememe gerek var mı?), tarçınlı, cevizli meyve salatasını yiyor diye seviniyorum. Evet abi ya sabah meyve hazırlıyorum (manyadım gerçekten) sırf o meyve sularını içmesin, olay vitaminse al sana vitaminin hası demek için. Benim annem sağlık delisi bir insandır. Zerdeçal koyuyor musun yemeklere? demeden telefonu kapatmıyor mesela bu aralar, öyle zerdeçala taktı bu ara. Şimdi bendeki değişikliklere annem çok seviniyor. Tinus meyveleri yedikçe de ben seviniyorum. Analı kızlı manyadık. Anne olmama gerek kalmadan annemi anlamak da hoş oldu :)
Gittiği yere kadar gitmeyecek kalıcı olacak bir düzen oldu umarım. Çaktırmadan çaktırmadan listeye makarnalar, börekler giriyor. Hepsinin yer alacağı ama dengeli (insan gibi demeye çalışıyor sanırım) yemeyi öğreneceğimiz zamanlar da gelecekmiş, az kaldı diyor Mehtap Hanım. Patates kızartması da yiyebilecek miyiz acaba?  :)
Demem o ki hani merak edildiyse... Tez yazma sürecinde olduğum, en başında düşündüğümde sanırım 99 kg olarak ben bu tezi teslim ederim dediğim bu dönemi kendimi yenileyerek, zayıflayarak, kendime bakarak, öğrenerek, çok severek, çok hareket ederek ve ama her gün bitemeyen teze küfür ederek geçiriyorum.
Öptüm kib bye!

                Before/After fotoğraflarına bayılıyorum. Bu siteden daha fazlasına bakabilirsiniz


 
view sourceprint? 01 09 10