Friday, April 26, 2013

Don't settle

                                                                    http://www.thecoolhunter.net

Diyor.
Bence doğru diyor.
Kızım sana söylüyorum Duygu sen anla hesabı.

Thursday, April 25, 2013

Minik filan ama yeşil işte

Bu yeşillikler var ya... Ekim ayından beri ben onları bekliyorum.


O ağaç dallarını kupkuruyken, çıplakken hiç sevmiyorum. Yeşillensin, koltukta oturunca yine ormanda oturuyormuşuz gibi olsun, karşıdaki çirkin binayı görmeyelim istiyordum. Benim en sevdiğim renk boşuna yeşil değil yani. Minnacık da olsalar istediklerim gerçekleşmeye başlayınca ellerimi çırparak zıplamışım. Bir de biliyordum ki onlar yeşillenmeye başlayınca biri gelecek ve o biriyle anıra anıra güleceğim, çekirdek yiyeceğim, mutlulutan ağlayacağım, bir de sözüm var buraya gideceğiz.
Konuşulmayan şeyler benim içimi yiyiyor, ben kendi kendimi beter ediyorum. Küçük şeyler kocaman oluyor, patlıyor. Dün onları döktüm. Bugün öyle hafifim ki... Sanki boşluğa atlamışım, sanki yokuş aşağı yuvarlanmışım, sanki çişimi 15 saat tutup en sonunda yapabilmişim gibi rahatladım, oh be dedim. Bir daha bu kadar tutmayacağım, söz verdim.
Hadi sen de gel artık, yeşillendik. Evi de temizledik mi, hazırız!


Wednesday, April 24, 2013

"Yanlış anlamazsanız sizin fotoğraflarınızı çektim, size göndermek isterim" demediğim için pişmanım.

                                                                                        Retiro Park, Madrid

Tuesday, April 23, 2013

100

100 gün oldu.
Kilo vereceğim, sağlıklı yaşayacağım diyeli 100 gün oldu. Bir şeyi bu kadar süre sürdürebilmiş olmam benim için bir mucize. Gerçekten! Maymun iştahlıyım ben, başladığım her şey yarım yarım arkamdan ağlıyor.
Bugünün şerefine, ben içinde her türlü yeşil yapraklı sebze olan ve önümüzdeki 3 gün tek öğünde içmem gereken yeşil çorbamı içtim. Tam bir kutlama yani! Kocam da kendisine lazanya pişirmekle meşgul. Bol beşamel ve domates soslu, kaşarlı. Var ya... Ben o lazanyayı ne yerdim, ne yedim... Yanına da bir kadeh şarap. 100 gündür sadece 2 kadeh kırmızı şarap içmiş olmam da kayda geçsin.
Ay hem zaten bu saatte o lazanyayı yiyeceğine al basenlerine, popono yapıştır daha iyi.
Peki pardon ama bu arada bu müthiş irade hayatın diğer alanlarında nerede?


5 dakika sonrası notu; demir irade fırından gelen lazanya kokusuyla karşı karşıya. Kokuyu alıp buraya koyasım geldi anlayın diye :)
Yeşil çorba ne diyenler de buraya 

Wednesday, April 10, 2013

Şişko patates yarım kilo domates

Küçükken yani küçük dediysem teeanager yıllarımda en büyük dertlerimden biri de kilolarımdı. Fazla kilolarım değil az kilolarım. Uzayan boyumla orantısız şekilde bir türlü kilo alamayışım, göğüslerimin sırtıma yapışık olması, incecik boynum yüzünden ailede adımın hindiye, kuruya çıkması, bale mayomun kalça ve göğüs kısımlarının bomboş, bol olması. Benim mayom niye böyle duruyor yaaaa? diye sürekli söylenmem.
Sonrası bulanık! Ne zaman büyüdüm (irileştim mi desem?), ne zaman kilo aldım, "popom bu pantalonda çok mu çıkmış?" sorularını ne zaman sormaya başladım hiç belli değil.  Yine de orantılı, güzel güzel, diyetlere gerek duymadan 25 yaşıma kadar gelmiştim ki Amerika'ya gittim ve hayatımın en bir güzel kazık kilolarını yedim. 12 kilo! Turkiye'ye dönmeme bir kaç ay kala spor ve gerçekten salak bir beslenmeyle kiloların hepsini verdim. Sabah ve akşam günde 2 defa spor yapıp nerdeyse de bütün gün meyve ve cereal yiyordum, akşam yemeklerini geçiştiriyordum ve hep açtım. Te Allahım! Amerika'da olup Amerika'da kalan bir çok şeyim gibi kiloları da bırakarak, Amerika'dan kilo verip dönen ilk insan oldum.
Sonra yine işte 3 aldım 2 verdim filanlı bir dönem. Taaaa ki Hollanda dönemine kadar. Tinus inanılmaz yavaş yemek yer ve ben de hızlı ya da normal yani sonuçta ona göre çok hızlı. E baktım o daha bitirmemiş e hadi ben 2. tabağımı da alayım derken kiloları da almışım. Vla diye bir puding var burada. Muzlu vla'nın üzerine krem şanti koyup yerdim, yetmezdi 2. kaseyi de yerdim. Son 4 yılım sürekli kilolarımdan yakınmakla ve arada 1 kere yine böyle bir 8 kg vermeli filan bir dönemle geçmiş. Ama yine cahil bir yöntemle; her akşam salata yiyerek, içimi kurutarak ve 2 ay içinde yarısını hızlı hızlı geri alarak. Sonra yine işte orta düzey bir kilo hali... Yaz tatilleri öncesi son dakika kilo vermeye çalışmalar, Istanbul'a gidince hep kilo almalar, eve dönüp tam vermeye başlamışken tekrar gitmeler... Aayyhh anlatırken bana bile fenalık geliyor.
En son kilo alışım da bayağı acıklı. İspanya'da bile kilo almamış hatta çoooook kilo vermiş olan ben (çok yürümemle ve yemek yapamayışımla alakalıydı), Hollanda'ya dönüşümle, kocama (kocişime diyenlere tokat geliyor bak) kavuşmanın mutluluğuyla her gün bir festival bayram havası, her gün biralar şaraplar, ye ye doyamamalar ve Hollanda usulü öğlenleri löp löp dilim dilim ekmek yemeler. 2 dilim yeter mi? Yetmez. Hadi tatlı niyetine 3 olsun nutellalı olsun, 4 olsun fıstık ezmeli olsun. Festival dönemi 2 hafta her gün 5 öğün hazır yemek yemeler. Ekim-Kasım-Aralık aylarında ne yediğimi bir ben bilirim. Öyle çok yedim ki aldığım her kiloyu gramına kadar hakkıyla aldım ben. Muhteşem yedim böyle zevk alarak, coşarak, parmaklarımı yalayarak, naıhıaohaıhoa hayvan gibi yedim ne güzel diye delirerek. Hele x-mas zamanı.... Yediklerime bir de sıcak şaraplar, cins cins biralar eklendi. Sonra noldu billiyor musun? Bir tane boyfriend jean'im var hani böyle bol filan durması gerekiyor, salaş böyle işte sevgilinin pantalonunu giyinmişsin gibi. Sevgili tabii bu durumda senden iri olmalı ama bizim durumda ben Tinus'dan daha kiloluydum. Bırak Tinus'un pantalonunu giyinmeyi (ölsem sığamazdım hala daha sığamam bence) ben benim o çok bol pantalonumun içine zor girmeye başladım. Göbeğimde düğmenin, bel yerinin izi çıkıyordu darlıktan. Her sabah ve akşam göbeğime bakıp daha ne kadar büyüyebilir? demek hamile olsam göbeğim böyle olacak peehhh pek de çirkinmiş ne şekilsiz dedim hiç yakışmıyor dedim. Yemek yerkenki o çılgınlığım üzüntüm oldu. Kendime sinir olmaya başladım. Sadece 1 tane pantalon ve taytla sen manyak mısın nereye kadar? dedim. Ki aç gözlü böyle dengesiz beslenen, saldıran, yiyen insanlara da sinir olurum aç gözlülük gibi gelir. Ama oluyormuş işte. Yedim valla çok yedim. Depresyondaydım, doğurdum doğum kilolarim, fast-food yedim, cips yedim kola içtim gibi savunmalarım da yok. Kola ve fast food uzun zamandır hayatımda yok, depresiflikten öte de çok ama çok da mutluydum. Zevkimden yedim işte! Dengesiz yemiş olmam en büyük etken. Kahvaltı (kahvaltı yapmaz bir insandım ben) bile etmeden bütün gün aç durup öğleden sonra yemeye başlayıp akşam da yemeklere saldırıyordum.

Sonra 1 Ocak oldu! Bin tane yeni yıl kararları geldi, 1 yaş daha büyüdüğüm ve kontrol etmezsem eskisi gibi hop diye kilo veremeyeceğim, işi başından sıkı tutmam gerektiği gerçeği daannn diye yüzüme çarptı. O kararlarda da kilo maddesi olmayan yoktur herhalde.

Mevsimlerden Roma da işte hayatıma o zaman girdi. Blog'un sahibi Mehtap Hanım Roma'da yaşayan bir doktor ve dünyayı hafifletmek istiyor. Tanımadan seviyoruz ya bazı insanları hani artık internetten dolayı... Mehtap Hanım'ı da işte tanımadan seviyorum. Roma'ya gidip kendisiyle oturup sohbet etmek istiyorum. Öyle çok okudum ki yazdıklarını nerdeyse ses tonu bile var kulağımda :) Yumuşak ve sakin bol kahkahalı bir sohbet. Yeni gruplar başlatıyor, kayıtlar alıyor ve ne kadar kişi kayıt olduysa hepimizi aynı anda bir beslenme programına sokuyor, herkesle ilgileniyor. Kişiye özel değil genel bir beslenme, doğru beslenme programı. Karatay diyeti, Dukan diyeti gibi tek tip beslenme, bir sürü yasaklar yok. Diyet demiyoruz, biz beslenme düzenimizi değiştiriyoruz (diyet demek yasak-mışşş cızzzz!). Ben de sitenin varlığından Demet sayesinde haberdar olmuşum. Kim dedi kim dedi diye düşünüp bulamazken ve Demet'e anlatırken "e sana ben söylemiştim" demesiyle yine hatırlayamadığım bir şeyi hatırlayamaya çalışırken kafayı yemekten kurtardı beni.

14 Ocak'tan beri biz bayağı bir insan, yanlışım yoksa 1000 küsür kişi  (en güçlü yoldaşım da mesela Aslı, o da tanımadan sevdiklerimden) zayıflamaya, sağlıklı beslenmeye çalışıyoruz. Adaptasyonum beklediğimden çok daha kolay oldu. Motivasyonum yüksek yer yer delirmeli irademi zorlamalı oluyor. Bir dönem hiçbir şeye değil de leblebiye kafayı takmam? Leblebi bitti de ben de rahatladım. Belirli haftalarda değişen, Mehtap Hanım'ın yayınladığı listeler var ki hepsi de uygulaması çok kolay listeler. Hemen hiçbir şeyden mahrum kalmadan, bol seçenekli, yemeklerde gözüm kalmadan sürdürebildiğim bir 3 ay geçti. Karşılığında da 8 kilo verdim. Kilo vermeye çalışıyorum açım açım demeden, aralarda durarak, zaman zaman makarnaların gözümün önünde geçit yapmasıyla, Tinus'un tavşan kahvaltısı dediği mutlaka yeşillikli kahvaltılarımla ve sporla. Spor dediğim de yürüyüş. Aralarda koşmaya çalışıyorum da bence sonuçsuz olacak. 3 ay önce yürüyüşe bile başladığımda günlerce hamlama acısı çektiğim düşünülürse koşu için bence bana daha çooook var. Hollanda hava şartları malum kar kış soğuktu yine. Pek gurur duyuyorum kendimle çünkü kar yağdığında bile çıktım yürüdüm. Mevsimlerden Roma'da bir hikaye var. O aklıma geldi hep, evimin dibindeki parkı ve yürümediğimi görse o kadın beni tokatlar, o nasıl ne şartlarda yürümüş dedim, utandım ve yürüdüm. Haftada ortalama 3-4 gün 6 km=1 saat! Son 16 gündür her gün. Yürümeyince rahatsızlık hissediyorum diyeceğim pek de aklıma gelmezdi ama evet rahatsız oluyorum. Ve en komiği de ne biliyor musun? Dün hayatımda ilk defa ve ciddi olarak hani dalga geçilmeden "ne kadar sportifsin!" diye bir iltifat aldım komşumdan. Gerçekten de hayatımda ilk defa! Ben bir sevin bir sevin!

Peki neler değişti?
3 aydır içki içmedim. En zor kısmı bence buydu yani ilk başlarda. Şimdi alıştım, yokluğunu hissetmiyorum. İlk haftalarda bira kokluyordum. Bir 3 ay daha içmesem idare edermişim gibime geliyor ama Queen's Day ve bahar kapıda. Yavaştan yavaştan, kontrollü olarak sahnelere dönerim ben. E bir de yeter artık, herkes hamileyim ya da kalmaya çalışıyorum da söylemiyorum sanıyor. Yok be canım gerçekten popomun derdindeyim ne bebeği allaaasen?
Haftada 2 gün yemek yapma sözü vermiştim ya? Yalan oldu o söz çünkü her gün yemek yapmaya başladım. Son 1 haftadır biraz sıkıldım, sebze ve et istiyorum hafif bir şeyler olsun diye siparişler vermeye başladım Tinus'a ama yine de olay bende. Mutfak benim kontrolüme geçti. Alışverişini filan da ben yapıyorum böyle pazardan ellerim kollarım dolu dolu. Bazen arıyorum "Çok almışım taşıyamıyorum gelir misin yardıma" diyorum. Küçük Berran oldum tam. Next step is pazar arabası!
Hayat bilgisi dersi gibi sebzeleri öğrenmeye başladım. Vallahi ayıp ama yani ne nedir, adı nedir, nasıl yenir pek de bilmiyormuşum. Mesela kereviz, lahana, pancar, pırasa, karnıbahar gibi eve hiç girmeyen sebzeler gelmeye başladı. Tencerede o sebzelerin renklerini gördükçe, daha da bir sebze aşığı oldum, gerçekten de durup renklerine yapılarına hayran hayran baktım. Geç oldu biraz ama napalım.
Uyku düzenim değişti. En büyük değişiklik bu bence. Duygu dedin mi Duygu uyur derler. Akşam yatmak bilmez sabah kalkmak bilmez bir insandım ben. Bırak beni ben 12'ye kadar uyurum. Aralık ayında da stajımın bitmesi, tatiller derken bu düzensiz düzen iyicene bozulmuştu, gece 4'de ben cin gibi oturup öğlen uyanıp akşam üstü de uyukluyordum. Şimdi sabah 7'de bilemedin 7:30'da zınk diye enerji dolu açılıyor  gözlerim. Ne okul ne iş hayatı bende hiçbir zaman olmayan bu içimde bir alarmlı saat var olayı, hiç de erken uyanma zorunluluğum olmadığı bu dönemde oldu. Sabah 8'de arkadaşımı arayıp GÜNAAAAAYDIIIIIIIIIN! derken ben de hala arkadaşım gibi gülüyorum.
Ennnnn ama eeeeennnnnnn büyük değişiklik de kıyafetlerim ama en çok pantalonlarımda. O hani düğmesi göbeğimde iz yapan pantalon var ya... Üzerimde durmuyor, gerçekten! Ölçü oldu arada bir giyinip histerik kahkalar atıyorum.
Kendimi geçtim Tinus da benimle birlikte daha iyi besleniyor. Sağlıklı yaşayacaksam tek başıma yaşayacak değilim herhalde. Hayat paylaşınca güzeeeel la laal laa llaaa hahahaha! O da sağlıklı olsun ki hayat burnumuzdan gelmesin, gülelim, gezelim ve yaşayalım. Ara öğün yapsın diye hazırladığım işe yanına verdiğim yoğurtlu (yoğurdu evde kendim yaptığımı söylememe gerek var mı?), tarçınlı, cevizli meyve salatasını yiyor diye seviniyorum. Evet abi ya sabah meyve hazırlıyorum (manyadım gerçekten) sırf o meyve sularını içmesin, olay vitaminse al sana vitaminin hası demek için. Benim annem sağlık delisi bir insandır. Zerdeçal koyuyor musun yemeklere? demeden telefonu kapatmıyor mesela bu aralar, öyle zerdeçala taktı bu ara. Şimdi bendeki değişikliklere annem çok seviniyor. Tinus meyveleri yedikçe de ben seviniyorum. Analı kızlı manyadık. Anne olmama gerek kalmadan annemi anlamak da hoş oldu :)
Gittiği yere kadar gitmeyecek kalıcı olacak bir düzen oldu umarım. Çaktırmadan çaktırmadan listeye makarnalar, börekler giriyor. Hepsinin yer alacağı ama dengeli (insan gibi demeye çalışıyor sanırım) yemeyi öğreneceğimiz zamanlar da gelecekmiş, az kaldı diyor Mehtap Hanım. Patates kızartması da yiyebilecek miyiz acaba?  :)
Demem o ki hani merak edildiyse... Tez yazma sürecinde olduğum, en başında düşündüğümde sanırım 99 kg olarak ben bu tezi teslim ederim dediğim bu dönemi kendimi yenileyerek, zayıflayarak, kendime bakarak, öğrenerek, çok severek, çok hareket ederek ve ama her gün bitemeyen teze küfür ederek geçiriyorum.
Öptüm kib bye!

                Before/After fotoğraflarına bayılıyorum. Bu siteden daha fazlasına bakabilirsiniz


 
view sourceprint? 01 09 10