Wednesday, April 10, 2013

Şişko patates yarım kilo domates

Küçükken yani küçük dediysem teeanager yıllarımda en büyük dertlerimden biri de kilolarımdı. Fazla kilolarım değil az kilolarım. Uzayan boyumla orantısız şekilde bir türlü kilo alamayışım, göğüslerimin sırtıma yapışık olması, incecik boynum yüzünden ailede adımın hindiye, kuruya çıkması, bale mayomun kalça ve göğüs kısımlarının bomboş, bol olması. Benim mayom niye böyle duruyor yaaaa? diye sürekli söylenmem.
Sonrası bulanık! Ne zaman büyüdüm (irileştim mi desem?), ne zaman kilo aldım, "popom bu pantalonda çok mu çıkmış?" sorularını ne zaman sormaya başladım hiç belli değil.  Yine de orantılı, güzel güzel, diyetlere gerek duymadan 25 yaşıma kadar gelmiştim ki Amerika'ya gittim ve hayatımın en bir güzel kazık kilolarını yedim. 12 kilo! Turkiye'ye dönmeme bir kaç ay kala spor ve gerçekten salak bir beslenmeyle kiloların hepsini verdim. Sabah ve akşam günde 2 defa spor yapıp nerdeyse de bütün gün meyve ve cereal yiyordum, akşam yemeklerini geçiştiriyordum ve hep açtım. Te Allahım! Amerika'da olup Amerika'da kalan bir çok şeyim gibi kiloları da bırakarak, Amerika'dan kilo verip dönen ilk insan oldum.
Sonra yine işte 3 aldım 2 verdim filanlı bir dönem. Taaaa ki Hollanda dönemine kadar. Tinus inanılmaz yavaş yemek yer ve ben de hızlı ya da normal yani sonuçta ona göre çok hızlı. E baktım o daha bitirmemiş e hadi ben 2. tabağımı da alayım derken kiloları da almışım. Vla diye bir puding var burada. Muzlu vla'nın üzerine krem şanti koyup yerdim, yetmezdi 2. kaseyi de yerdim. Son 4 yılım sürekli kilolarımdan yakınmakla ve arada 1 kere yine böyle bir 8 kg vermeli filan bir dönemle geçmiş. Ama yine cahil bir yöntemle; her akşam salata yiyerek, içimi kurutarak ve 2 ay içinde yarısını hızlı hızlı geri alarak. Sonra yine işte orta düzey bir kilo hali... Yaz tatilleri öncesi son dakika kilo vermeye çalışmalar, Istanbul'a gidince hep kilo almalar, eve dönüp tam vermeye başlamışken tekrar gitmeler... Aayyhh anlatırken bana bile fenalık geliyor.
En son kilo alışım da bayağı acıklı. İspanya'da bile kilo almamış hatta çoooook kilo vermiş olan ben (çok yürümemle ve yemek yapamayışımla alakalıydı), Hollanda'ya dönüşümle, kocama (kocişime diyenlere tokat geliyor bak) kavuşmanın mutluluğuyla her gün bir festival bayram havası, her gün biralar şaraplar, ye ye doyamamalar ve Hollanda usulü öğlenleri löp löp dilim dilim ekmek yemeler. 2 dilim yeter mi? Yetmez. Hadi tatlı niyetine 3 olsun nutellalı olsun, 4 olsun fıstık ezmeli olsun. Festival dönemi 2 hafta her gün 5 öğün hazır yemek yemeler. Ekim-Kasım-Aralık aylarında ne yediğimi bir ben bilirim. Öyle çok yedim ki aldığım her kiloyu gramına kadar hakkıyla aldım ben. Muhteşem yedim böyle zevk alarak, coşarak, parmaklarımı yalayarak, naıhıaohaıhoa hayvan gibi yedim ne güzel diye delirerek. Hele x-mas zamanı.... Yediklerime bir de sıcak şaraplar, cins cins biralar eklendi. Sonra noldu billiyor musun? Bir tane boyfriend jean'im var hani böyle bol filan durması gerekiyor, salaş böyle işte sevgilinin pantalonunu giyinmişsin gibi. Sevgili tabii bu durumda senden iri olmalı ama bizim durumda ben Tinus'dan daha kiloluydum. Bırak Tinus'un pantalonunu giyinmeyi (ölsem sığamazdım hala daha sığamam bence) ben benim o çok bol pantalonumun içine zor girmeye başladım. Göbeğimde düğmenin, bel yerinin izi çıkıyordu darlıktan. Her sabah ve akşam göbeğime bakıp daha ne kadar büyüyebilir? demek hamile olsam göbeğim böyle olacak peehhh pek de çirkinmiş ne şekilsiz dedim hiç yakışmıyor dedim. Yemek yerkenki o çılgınlığım üzüntüm oldu. Kendime sinir olmaya başladım. Sadece 1 tane pantalon ve taytla sen manyak mısın nereye kadar? dedim. Ki aç gözlü böyle dengesiz beslenen, saldıran, yiyen insanlara da sinir olurum aç gözlülük gibi gelir. Ama oluyormuş işte. Yedim valla çok yedim. Depresyondaydım, doğurdum doğum kilolarim, fast-food yedim, cips yedim kola içtim gibi savunmalarım da yok. Kola ve fast food uzun zamandır hayatımda yok, depresiflikten öte de çok ama çok da mutluydum. Zevkimden yedim işte! Dengesiz yemiş olmam en büyük etken. Kahvaltı (kahvaltı yapmaz bir insandım ben) bile etmeden bütün gün aç durup öğleden sonra yemeye başlayıp akşam da yemeklere saldırıyordum.

Sonra 1 Ocak oldu! Bin tane yeni yıl kararları geldi, 1 yaş daha büyüdüğüm ve kontrol etmezsem eskisi gibi hop diye kilo veremeyeceğim, işi başından sıkı tutmam gerektiği gerçeği daannn diye yüzüme çarptı. O kararlarda da kilo maddesi olmayan yoktur herhalde.

Mevsimlerden Roma da işte hayatıma o zaman girdi. Blog'un sahibi Mehtap Hanım Roma'da yaşayan bir doktor ve dünyayı hafifletmek istiyor. Tanımadan seviyoruz ya bazı insanları hani artık internetten dolayı... Mehtap Hanım'ı da işte tanımadan seviyorum. Roma'ya gidip kendisiyle oturup sohbet etmek istiyorum. Öyle çok okudum ki yazdıklarını nerdeyse ses tonu bile var kulağımda :) Yumuşak ve sakin bol kahkahalı bir sohbet. Yeni gruplar başlatıyor, kayıtlar alıyor ve ne kadar kişi kayıt olduysa hepimizi aynı anda bir beslenme programına sokuyor, herkesle ilgileniyor. Kişiye özel değil genel bir beslenme, doğru beslenme programı. Karatay diyeti, Dukan diyeti gibi tek tip beslenme, bir sürü yasaklar yok. Diyet demiyoruz, biz beslenme düzenimizi değiştiriyoruz (diyet demek yasak-mışşş cızzzz!). Ben de sitenin varlığından Demet sayesinde haberdar olmuşum. Kim dedi kim dedi diye düşünüp bulamazken ve Demet'e anlatırken "e sana ben söylemiştim" demesiyle yine hatırlayamadığım bir şeyi hatırlayamaya çalışırken kafayı yemekten kurtardı beni.

14 Ocak'tan beri biz bayağı bir insan, yanlışım yoksa 1000 küsür kişi  (en güçlü yoldaşım da mesela Aslı, o da tanımadan sevdiklerimden) zayıflamaya, sağlıklı beslenmeye çalışıyoruz. Adaptasyonum beklediğimden çok daha kolay oldu. Motivasyonum yüksek yer yer delirmeli irademi zorlamalı oluyor. Bir dönem hiçbir şeye değil de leblebiye kafayı takmam? Leblebi bitti de ben de rahatladım. Belirli haftalarda değişen, Mehtap Hanım'ın yayınladığı listeler var ki hepsi de uygulaması çok kolay listeler. Hemen hiçbir şeyden mahrum kalmadan, bol seçenekli, yemeklerde gözüm kalmadan sürdürebildiğim bir 3 ay geçti. Karşılığında da 8 kilo verdim. Kilo vermeye çalışıyorum açım açım demeden, aralarda durarak, zaman zaman makarnaların gözümün önünde geçit yapmasıyla, Tinus'un tavşan kahvaltısı dediği mutlaka yeşillikli kahvaltılarımla ve sporla. Spor dediğim de yürüyüş. Aralarda koşmaya çalışıyorum da bence sonuçsuz olacak. 3 ay önce yürüyüşe bile başladığımda günlerce hamlama acısı çektiğim düşünülürse koşu için bence bana daha çooook var. Hollanda hava şartları malum kar kış soğuktu yine. Pek gurur duyuyorum kendimle çünkü kar yağdığında bile çıktım yürüdüm. Mevsimlerden Roma'da bir hikaye var. O aklıma geldi hep, evimin dibindeki parkı ve yürümediğimi görse o kadın beni tokatlar, o nasıl ne şartlarda yürümüş dedim, utandım ve yürüdüm. Haftada ortalama 3-4 gün 6 km=1 saat! Son 16 gündür her gün. Yürümeyince rahatsızlık hissediyorum diyeceğim pek de aklıma gelmezdi ama evet rahatsız oluyorum. Ve en komiği de ne biliyor musun? Dün hayatımda ilk defa ve ciddi olarak hani dalga geçilmeden "ne kadar sportifsin!" diye bir iltifat aldım komşumdan. Gerçekten de hayatımda ilk defa! Ben bir sevin bir sevin!

Peki neler değişti?
3 aydır içki içmedim. En zor kısmı bence buydu yani ilk başlarda. Şimdi alıştım, yokluğunu hissetmiyorum. İlk haftalarda bira kokluyordum. Bir 3 ay daha içmesem idare edermişim gibime geliyor ama Queen's Day ve bahar kapıda. Yavaştan yavaştan, kontrollü olarak sahnelere dönerim ben. E bir de yeter artık, herkes hamileyim ya da kalmaya çalışıyorum da söylemiyorum sanıyor. Yok be canım gerçekten popomun derdindeyim ne bebeği allaaasen?
Haftada 2 gün yemek yapma sözü vermiştim ya? Yalan oldu o söz çünkü her gün yemek yapmaya başladım. Son 1 haftadır biraz sıkıldım, sebze ve et istiyorum hafif bir şeyler olsun diye siparişler vermeye başladım Tinus'a ama yine de olay bende. Mutfak benim kontrolüme geçti. Alışverişini filan da ben yapıyorum böyle pazardan ellerim kollarım dolu dolu. Bazen arıyorum "Çok almışım taşıyamıyorum gelir misin yardıma" diyorum. Küçük Berran oldum tam. Next step is pazar arabası!
Hayat bilgisi dersi gibi sebzeleri öğrenmeye başladım. Vallahi ayıp ama yani ne nedir, adı nedir, nasıl yenir pek de bilmiyormuşum. Mesela kereviz, lahana, pancar, pırasa, karnıbahar gibi eve hiç girmeyen sebzeler gelmeye başladı. Tencerede o sebzelerin renklerini gördükçe, daha da bir sebze aşığı oldum, gerçekten de durup renklerine yapılarına hayran hayran baktım. Geç oldu biraz ama napalım.
Uyku düzenim değişti. En büyük değişiklik bu bence. Duygu dedin mi Duygu uyur derler. Akşam yatmak bilmez sabah kalkmak bilmez bir insandım ben. Bırak beni ben 12'ye kadar uyurum. Aralık ayında da stajımın bitmesi, tatiller derken bu düzensiz düzen iyicene bozulmuştu, gece 4'de ben cin gibi oturup öğlen uyanıp akşam üstü de uyukluyordum. Şimdi sabah 7'de bilemedin 7:30'da zınk diye enerji dolu açılıyor  gözlerim. Ne okul ne iş hayatı bende hiçbir zaman olmayan bu içimde bir alarmlı saat var olayı, hiç de erken uyanma zorunluluğum olmadığı bu dönemde oldu. Sabah 8'de arkadaşımı arayıp GÜNAAAAAYDIIIIIIIIIN! derken ben de hala arkadaşım gibi gülüyorum.
Ennnnn ama eeeeennnnnnn büyük değişiklik de kıyafetlerim ama en çok pantalonlarımda. O hani düğmesi göbeğimde iz yapan pantalon var ya... Üzerimde durmuyor, gerçekten! Ölçü oldu arada bir giyinip histerik kahkalar atıyorum.
Kendimi geçtim Tinus da benimle birlikte daha iyi besleniyor. Sağlıklı yaşayacaksam tek başıma yaşayacak değilim herhalde. Hayat paylaşınca güzeeeel la laal laa llaaa hahahaha! O da sağlıklı olsun ki hayat burnumuzdan gelmesin, gülelim, gezelim ve yaşayalım. Ara öğün yapsın diye hazırladığım işe yanına verdiğim yoğurtlu (yoğurdu evde kendim yaptığımı söylememe gerek var mı?), tarçınlı, cevizli meyve salatasını yiyor diye seviniyorum. Evet abi ya sabah meyve hazırlıyorum (manyadım gerçekten) sırf o meyve sularını içmesin, olay vitaminse al sana vitaminin hası demek için. Benim annem sağlık delisi bir insandır. Zerdeçal koyuyor musun yemeklere? demeden telefonu kapatmıyor mesela bu aralar, öyle zerdeçala taktı bu ara. Şimdi bendeki değişikliklere annem çok seviniyor. Tinus meyveleri yedikçe de ben seviniyorum. Analı kızlı manyadık. Anne olmama gerek kalmadan annemi anlamak da hoş oldu :)
Gittiği yere kadar gitmeyecek kalıcı olacak bir düzen oldu umarım. Çaktırmadan çaktırmadan listeye makarnalar, börekler giriyor. Hepsinin yer alacağı ama dengeli (insan gibi demeye çalışıyor sanırım) yemeyi öğreneceğimiz zamanlar da gelecekmiş, az kaldı diyor Mehtap Hanım. Patates kızartması da yiyebilecek miyiz acaba?  :)
Demem o ki hani merak edildiyse... Tez yazma sürecinde olduğum, en başında düşündüğümde sanırım 99 kg olarak ben bu tezi teslim ederim dediğim bu dönemi kendimi yenileyerek, zayıflayarak, kendime bakarak, öğrenerek, çok severek, çok hareket ederek ve ama her gün bitemeyen teze küfür ederek geçiriyorum.
Öptüm kib bye!

                Before/After fotoğraflarına bayılıyorum. Bu siteden daha fazlasına bakabilirsiniz


20 comments:

Gulcin said...

harikasin!
kilolu olunabilir elbette, sglik problemi yaratmiyorsa, insan kendisi mutluysa falan. ama rahatsiz oluyordum demissin ya basta ah dedim insallah rahatsiz degildir bu hikayenin sonunda. Yalniz benim aklimda sen incecik bir insansin nereden gitti onca kilo onu da bilemedim :)
Kendini iyi hissettigin icin, mutlu oldugun icin cok sevindim DuDu sen etrafini da cok mutlu eden enerji veren bir insansin zaten biz de yasadik yani. Buradan da kendime pay cikardim ya bravo :)
saka bir yana yine soyluyorum harikasin!

AyIsigindaGizlidir said...

ne güzel ya, böyle yazilar okuyunca benimde kilo veresim geliyor, keske yakin oturuyor olsaydikda yürüyüsleri beraber yapsaydik:-)

Dudu said...

Gülçin; Ya nasıl şımarttın nasıl yüzüme kocaman bir gülümseme oturttun! Teşekkür ederim beybicim!

AyIşığı; Tek başına yürümek de çok güzel lütfen bir dene. Ben tek başıma daha çok seviyorum. Bir yandan koşturmak ve yanımdakine laf yetiştirmek zor oluyor. Ve müziksiz asla yapamıyorum! Hafifledikçe hoşuna gidecek bence bir başla!

Dudu said...

Teyzem dedi ki;

Sevdiğim bir romanı okur gibi okudum,hani bitmesin dersin ya,senin yazın bitince aynen böyle oldum.(aaa bitti.) buna azmin zaferi derler,tekrar tebrikler teyzen seninle gurur duyuyor,hadi by.

: ))) yorum yapmayı bilmiyor sanırım, facebook'tan göndermiş :)

Demet said...

Mikemmelsin :) u genis i ince diye boyle yazdim ;) Bir de Mehtap ile zayiflayanlarin bir ozellikleri saglikli ve enerjik oluyorlar :)

cometa said...

harika bir yazı. seni tebrik ederim. esin kaynağı olsun bana da. kilo falan bahane de sağlıklı olmak şahane.

Dudu said...

Demet; Çok incesin hayatım :))

Sena said...

Duduu yine been yine alakasiz comment ya sana nerden ulasabilitim mail twitter falan? :) vee ben nedense her amerikaya gittigimde kilo veriyorum hatta ilk gittigimde de o bagellari yedikten sonra kusmustum yemekleri bana hic uymuyo :/

Dudu said...

Merhaba Sena; mail üzerinden ulaşabilirsin. ozerduygu@gmail.com
brooklyn'de çok iyi bir bagel dükkanı vardı, sabah taze taze alıyorduk. onları kustuğumu düşünemiyorum, mümkün olsa hep ağzımda içimde tutardım hatta :)

Esra said...

Yüzümde koca bir gülümsemeyle okudum:))))))))) Sen çok yaşa e mi?))))))))) Hepimize kolay gelsin:) Kalan kiloları kısa sürede silkeleyip atalım inşaallah:)))

istanbuler said...

Hayraninizim Dudu hanim! Hem azminizin hem de pozitif enerjinizin ;) hastasiyiz!!!

Dudu said...

Esra; Teşekkür ederim. Sana da kolay gelsin, teker teker gitsin kilolar :)

Dudu said...

Istanbuler; Sizler olmasanız ne azim ne pozitif enerji :)

beste said...

Duducum aksam cok dusundum seni su meditasyon dinletisi var ya ben hep 10 dk da uyuyakaliyorum be gulum:)
cok sevindim hafifleme hikayene sebzelerin gucunu kesfetmene sevmissin sen artik kimse bu sevgiyi icinden cikaramaz:) saglik delisi guzel tanimlama bende onlardan biriyim annecigine selamlar :) zerdecalini unutma operim kocaman

ebru said...

Ne yalan söyliyim, bana o maili attığında gerçekten yapabileceğine inanmamıştım :) sanırım kendim yapamadığım için başkasının da yapabileceğine inanmadım... Şu anda 5inci aydayım, 1-2 haftada bir kontrole gidiyorum. Bazen kendimi kaybediyorum, bazen toparlıyorum. Çok yavaş ilerliyor bu yüzden ama azimliyim. En önemlisi elbette nasıl yemek yiyeceğini öğrenmek... Uzun sözün kısası tebriklerrrr ;))

Dudu said...

Beste; Ben onda ilk zamanlarda sol bilekten yukarısını göremiyordum, en iyi ihtimalle dize kadar dayanıyordum :)) sitting olanını denesen? akşam değil de sabah veya gün içinde denesen? bende işe yaramıştı.
kesinlikle sen de sağlık delisisin ve annemle tanışmanızı da çok istiyorum zaten, senden bahsediyorum zaten ona da. inşallah bir gün. çok öperim seni.

Dudu said...

Ebru; İnan bana ben de ilk defa bu kadar uzun bir süre devam edebildim. Nereye kadar? diye de düşünüyorum ama durdurmam gereken, değiştirmek isteyeceğim, beni yoran bir şey yok. Dediğin gibi nasıl yemek yemen gerektiğini öğrenince, mantığını kapınca her şey daha kolay oluyor. Ama mutlaka bence hareketi de ihmal etme. Özgürlük Parkı'nda 4-5 tur at haftada bir kaç gün. Annemle de karşılaşabilirsin orada :)

ebru said...

Sen Özgürlük Parkını parkını yazana kadar, kaç zamandır "ben nerede yürücem ki" gibi anlamsız sorular soruyormuşum. Eskiden gitmişliğim var ama nasıl bu zamana kadar nasıl aklıma gelmedi şaşkınlık içindeyim :)
Dün 1 saat yürüdüm, koştum, iyi geldi, sağolasın ;))

Dudu said...

Ebru; Ben çok seviyorum orayı. Yürüyüş sonrası da beyinle buluşup piknik yapın :) Bir de esas daha da güzeli Caddebostan sahil, üşenmezsen (ben üşenirdim) :).

ebru said...

gençliğimde üşenmezdim :PP

 
view sourceprint? 01 09 10