Thursday, June 6, 2013

Bir gün...



Yıl ya 2000 ya da 2001. Ben o yıllarda tiyatro sevdalısı, eğitimini de alan bir öğrenciyim. Erken saatlerde kalkar Şehir Tiyatroları'na bilet almak için kuyrukta beklerim. AKM'ye nasıl bilet almadan girer de oyun izlerim, özel tiyatrolarda tanıdık kim var ki beni içeri alır oyun izlerim filan bunların derdindeyim. Tiyatro da tiyatro yani. Gündüz Taksim'de eğitim, akşamları da Harbiye'de, Taksim'deki sahnelerde tiyatro izliyorum.
Anlatacağım olaydaki isimlerin hepsini ve günün özel sebebini maalesef net hatırlamıyorum, Recep Tayyip Erdoğan'ın ismi hariç. İstanbul'da olsam, günlüklerim elimin altında olsa saatiyle dakikasıyla dökerdim olayı.
Recep'im o zamanlar İstanbul Belediye Başkanı. Başımıza geleceklerden hiç haberimiz yok.
Ne kutlandığını hiç hatırlamıyorum ama Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde Şehir Tiyatroları'nın özel bir günü kutlanıyor. ŞT'nin en yaşlı, kıdemli, önünde eğilip büküldüğümüz  İsmet Ay, Suna Pekuysal gibi hani VAAAY BEEE dediğimiz oyuncuları Sheakespeare oynayacak.
Ben de o zamanki sınıf arkadaşlarım yani aslında en yakın arkadaşlarımla oradayım. Çok büyük olay, kaçırmak istemiyoruz ki zaten kimse istememiş iğne atsanız yere düşmüyor. Yerimizi kaptık tam da arka ortalardayız. Recep Bey'in gelmesi de bekleniyor ama gelmemiş. Yani aslında henüz gelmemiş ama biz onu gelmeyecek sanmışız çünkü oyunun başlama anına kadar gelmemiş.

Oyun başlıyor. En yaşlı, en saygı değer oyuncular sahnede. Hepimiz yerlerimize mıhlanmış seyrediyoruz. Az değil 15 dakika sonra bir anda kapılar açılıyor; sahnenin ön kısmına bir ışık, gazeteciler, kameralar... ve Tayyip Erdoğan hiç de ezilip büzülmeden, o koca boyunu saklamaya çalışmadan, dimdik, yavaş yavaş, salına salına, gevrek gevrek gülerek yürüyor yürüyor yürüyor ve sonunda koltuğuna ulaşıp oturuyor.

Bende orada devreler yandı. Delirdim, çok sinirlendim. Saygısızlığına çok üzüldüm.

Oyun bitti efendim. Bu tiyatroya, sahnedeki oyuncuya bir gıdım saygısı olmayan insanı sahneye davet ettiler ödül vermek için. Recep'im yürürken, kameraların ışıkları yanmış kayıttalarken ve o koca Harbiye sahnesi sessizken ben ayağa kalktım ve (bilen bilir) o koca sesimle önce "Pardon" dedim "Oyuna geç gelen, bölen bir insana sanki çok saygısı varmış gibi bir de ödül mü verdiriyorsunuz??". Bir nefeste! O an her şey yavaşladı. Hea bak kameralar hariç. Dan diye bütün kameralar bana döndü, ışıkları yüzümde hissettim. Heyecandan da titriyorum. Tayyip durdu bana bakıyor, sunucu bana bakıyor ve alkış kopmaya çalıştı, bir başladı, güçlendi ve devam edemedi sustu. Büyük bir ustalıkla da o sunucu (kimdi o ya?) o alkışı bastırdı, Tayyip beni duymamazlıktan geldi, kameralar yine sahneye döndü, yanımdaki arkadaşım "Duygu napıyorsun?" diye benim kolumdan çekiştirip yerime oturttu. Mimar Sinan'ın sınavına girecekmiş de, Semiha Berksoy önümüzdeymiş de benim yüzümden mimlenecekmiş. Hay benim yalaka arkadaşım!

Kendi aramızda günlerce konuşuldu bu olay. Korumaları Duygu'yu arıyormuş diye geyikleri döndü, sen de harbi kızmışsıın nasıl kalktın lan ayağa herkesin içinde dendi.

Yaptığım şey bana hala tuhaf gelmiyor, cesaret gerektiren bir şey olarak hiç gelmiyor. Yine olsun yine yaparım, durmam. Keşke daha çok bağırsaydım, keşke tepinseydim, keşke yerlere atsaydım kendimi.

Buna gelene kadar bu kişi gözümüzün önünde neler neler yaptı ama bu da gözümün tam önünde oldu ve unutmuyorum.
Ağaç kesmesiymiş, AKM'yi yıkmak istemesiymiş, kışla yapacakmış... Hiç şaşırmıyorum da en çok korkuyorum. Başımıza geleceklerden korkuyorum, bu adamın yapacaklarından korkuyorum. Evet umut da doluyum, ülkemde 9 gündür olan olayları inanın bana an an izliyorum, takip ediyorum. Güzel şeyler olacak diyorum, bu sefer olacak diyorum ama sonra o yine bir yerden fırtlıyor ve çocuk gibi omuz silkmesi eksik "Yapacağım da yapacağım" diyor. Şiddete karşıyım, bu olaylarda en çok da bunu eleştiriyorum ama nolur affedin; ben o tencere tavalarla Tayyip'in kafasına kafasına vurmak istiyorum, derdimizi anlatmak istiyorum ve "Bir kere sus da dinle be adam, anla be adam" demek istiyorum. Bir kere de kabadayılaşma, bir kere de karşındaki gazeteciye, insana SEN deme, saygı duy dinle, küçümseme, anla. Çok mu naifim? Çoktan geçtik di mi bunları diyecek evreyi? Bak işler nereye vardı? İnsanlar ölüyor, insanlar yaralanıyor. Senin bir inadın yüzünden niye ölsün ya insanlar, niye komada yatsınlar? Ne durumda şimdi o aileler?

Ben bu adama, yandaşlarına bir kere çığlık attım. 2 sn. duyup sonra yoktan saydılar.
Bu seferki çığlık çok yüksek. Umarım duyacaklar, kulaklarında çınlanacak! Daha fazla duymamazlıktan, görmemezlikten gelemeyecekler.
Her şeyin çok güzel olacağına inanmak istiyorum. Hem çok umut doluyum hem de hiç. Oldu oldu şimdi oldu derken sonra bir anda düşüyorum.
Meydanlarda arkadaşlarımla olmak, evimin balkonundan annemle tencere tava çalmak istiyorum. Elimden gelen her şeyi yapmak istiyorum. Tepinmek istiyorum, gözünün önünde kendimi yakmak istiyorum, dikkat çekmek istiyorum. Çünkü; çok yaklaşmışız gibime geliyor ve bu kadar yakınken yine başa dönmemizi istemiyorum. 

Uzaktayım, inanın zor ve buradan her şey biraz daha farklı gözüküyor.
Yolda gördüğüm ağaçlara, parklara bakıp, çimenlerde sevişen, hakları ellerinde olan, özgür olan bu insanları görüp kuduruyorum. Bu mu çok zor ya diyip sonuna da mutlaka şimdi burada yazamadığım küfürleri sıralıyorum.
Bunlar olurken sen nerdeydin? derse bir gün yeğenlerim "Ben de işte Amsterdam'da oturmuş, biraz gülerek biraz ağlayarak, küfür ederek, Facebook'tan Twitter'dan eyleme katılıyordum" diyeceğim.  Elimden gelen sadece bu!

Nepal'dekiler bile sizi düşünürken tabii ki benim de aklım sizde, kalbim sizinle arkadaşlar!
N'olur dikkatli olun!




13 comments:

journey to ithaca said...

dünya küçük, yazıysa mükemmel.

yabloka said...

Duygucum müthişsin

yabloka said...

Duygucum müthişsin

Anonymous said...

Gozlerimde yaslar aklimda seninle omuza omuza duracagim zamanin hayalleri. kiraz

Dudu said...

Ithaca; Nasıl küçük? Orada mıydın filan diye düşündüm ilk :) Teşekkür ederim.

Yabloka; Teşekkürler.

Dudu said...

Kiraz'cımmmmmmm; Hemen bilet bakıyorum sen böyle diyince. Umarım yakında omuz omuzayız, konuşmaktan dilimiz dudağımız kuruyor :) Çok özledim seni.

kediebru said...

Dış mihrak sensin kesin!! :D

cometa said...

tanımadığım ama sevdiğim bir insanı bugün daha çok seviyorum

Dudu said...

Ebru; kesin benim. her şeyi ben bile başlatmış olabirim. hepimiz, herkes suçlu o'nun gözünde.

Dudu said...

cometa; ah ya ne güzel. teşekkür ederim..

i am not your freud said...

şimdi olsaydı tutuklarlardı seni. örgüt derlerdi dış mihrapların işi derlerdi zaten kocası hollandalıymış ülkemizi bölmeye çalışıyorlar :((( derlerdi. iyi ki demişsin bunları, iyi ki sesini çıkarmışsın. canımsın.

i am not your freud said...

*dış mihraklar

Dudu said...

freud; çok komik çünkü geçen bir arkadaşım daha; sensin dış mihrak dedi :) elif var, sevgilisi yabancı, kendisi iş ortağım olur dedim :))

 
view sourceprint? 01 09 10