Wednesday, April 30, 2014

Ilkokuldaydım herhalde 7-8 yaşlarında.
Misafir gelecekti ve annem beni toptancıya (market de işte bizde ağız alışkanlığı hep toptancı denir o dükkana) peçete ve şimdi hatırlamadığım bir şey daha almaya yolladı. Peçeteyi almaya özellikle ben gitmişimdir kesin çünkü çok büyük bir peçete koleksiyonum vardı, yeni alınan ğeçeteyi de tabii ben seçmeliyim.
Elimde torbalarla heyecanla oturduğumuz binaya girdiğimi ve arkamdan birinin daha girdiğini hatırlıyorum. İlk merdivenlerin sonunda da popomu kavrayan, sıkan, elleyen bir el hissettiğimi hatırlıyorum. O korkuyu hiç unutmıyorum. Çığlığımı da kendimi karşımdaki kapıya atışımı, bağırışımı da. Herif fırladı gitti zaten, durur mu? Perdecinin annesi açtı kapıyı hemen. Yaşlı kadın ne olduğunu anlamadı bile. Beni tutmaya çalıştığını hatırlıyorum ama ben kaçtım, ağlaya ağlaya 3 kat daha çıkıp, anneme koşup olanları anlattım ve çok ağladım.
Be Allahın belası herif! Küçük bir kızın götünü sıkmaktan ne zevk alırsın di mi? Hasta manyak!
Bu ruh hastaları her yerde. Sen istediğin kadar çocuğuna çığlık atmayı öğret. Keşke çığlık atmayı öğretmek kadar olsaydı da senin verdiğin bu tavsiyeyi uygulayıp çocukları koruyabilseydik. O ufak kız hiç çığlık atmadı mı acaba?
Bazen gerçekten çok salaksın Türkiye ve çok sinir oluyorum ben sana.


Tuesday, April 29, 2014

kapı


ofiste girişteki yanyana iki kapıyı karıştırıp, her sabah o ardiye gibi odaya bir adım atıp çıkmam zatenyeterince rezil bir durumdu.
bugün de bu sefer yanyana duran değil, karşılıklı duran iki kapıyı karıştırıp sağıma dönüp koridora çıkacağıma, soluma döndüm ve direktörün odasına kendimden çok emin bir şekilde daldım. daha önce de kapıya yönelmiştim  ama hiç açıp da dan diye girmemiştim. bugünkü ayılmam geç oldu. reaksiyonum da hep ama hep gülmeyle karışık bir AYH!gir ve çık!
a'nın evindeki kapıları da hep karıştırıyorum. koridorda etrafa bakınıp, yönümü oturtup kapıyı bulmam bir kaç saniye alıyor.
madrid'deki evde de hep tuvalet diye alberto'nun odasına dalmak üzere oluyordum. murat'ın vodvil dekoru evinde de tuvalet diye mutfağa girerdim.
bizim eve gelenler de kapıları karıştırıyor. kapıları çıkarmamış olsaydık tek bir koridorda 9 kapı olmuş olacaktı. bence şükretsinler.
açıkçası ben kapılarla anlaşamıyorum.
bi de alakasız ama yeni işe girmiştim bi de ben taaa istanbul'da. mail adresim dozer@ idi. değiştirilemedi, kural buymus ve herkes hep güldü. aklıma geldi duygu'yla buna ne çok güldüğümüz. hala komik. dozer ne abi?

Sunday, April 27, 2014

2 gündür o sokak senin, bu bar benim, şu ev partisi burada oradan oraya geze eğlene kralın doğum gününü kutladık. bu sabah teyzem sorunca dank etti ki adamın yaşını sormak, öğrenmek bile gelmemiş aklıma. bir şey kutluyoruz ama ne? maksat bize eğlence olsun. 47 imiş.

ocak ayından beri evde televizyon yok. şöyle değişiklik, böyle farklılık gibisinden bir şeyler demek istiyorum ama diyemiyorum. sanki zaten hiç televizyonum olmamış gibi ki ben televizyon izleyen, seven biriydim. ilk 2-3 gün elim kumandaya bir gitti o kadar! bir de; eskiden de yüksek tv sesi beni delirtirdi artık hiç katlanamıyorum. yüksek-alçak farketmiyor, hiçbir tv sesine tahammülüm kalmamış. bütün sesler arasından beni tek veya en bir rahatsız eden ses bu. yeni teknoloçi televizyonlar, sağından solundan ışıklar çıkan, bol kumandalı aletler ve fiyatlarını, tutkunlarını eskiden de anlamazdım, şimdi de anlayamıyorum.

Tuesday, April 22, 2014

tilifon

cep telefonumu kaybettim. ayıla bayıla ama bir yandan da "ya niye böyle telefonlar kullanıyoruz, ne gerek var aslında?" diyerek aldığım telefonumu kaybettim. kaybettiğim anda da "bi daha da böyle telefon alırsam!!!!!!" dedim. sonrası bayağı bi hep koştum, koşarken kendime "oha amma hızlı koşabiliyorum" dedim. layla'yla tanıştım, sonra bi başkasıyla. kaybetmedim kiii kaybetmedim kiiii! oynadım.
yaklaşık bir 40 dakika sonra; cebimde kavuştuğum telefonum, lay lat lom yürürken bir yandan da layla'nın hayat hikayesini dinliyordum.
ertesi gün ise sanki 5 tane azılı hırsızla boğuşmuşum gibi her yerim ağrıyordu.
böyle bir hikayenin sonu tabii ki "hala iyi insanlar varmış bu dünyada" diye bitebilir. bence sen ne kadar iyiysen dünya da sana o kadar iyi.
deneniyorum ve çok mutluyum. 

Tuesday, April 15, 2014

ne kadar renkli! her gören bunu söylüyor. evimiz ne kadar renkliymiş. onların renklere şaşırmasına ben daha çok şaşırıyorum. gerçekten mi? diyorum. benim için öyle normal ki.. yani renkli değil. bu da mı değil? bu da mı değil? hele bu? bu mesela hiç mi renkli değil senin için? diyor. e değil valla! biraz daha renk olabilirdi hatta.
daha kısa olsun diyerek saçlarımı geçen aykinden daha da kestirdim. ne radikal karar! nasıl cesaret ettin? delisin! nasıl bu kadar kısa yapabildin? diye soruyorlar. e kısa değil ki? delilik de değil. gerçekten daha da kısa olabilirdi. sonu kafayı kazıtmaya gitmiş olurdu ama nolcak o da olur.
işte bazen bizim anlayamadıklarımızı başkaları anlıyor, yapamadıklarımızı yapıyor, söyleyemediklerimizi söylüyor... şaşırıyoruz ama şaşırmamak lazım, ve lütfen yargılamamak da.

yaa şu adama baksana! ne tatlı! o da bugün böyle giyinmek istemiş!
:)





Monday, April 7, 2014

tenkzzzz

sadece 1 sene önce yazdığım şeyleri sanki başkası yazmış gibi.
1 sene önce sevdiğim bazı kimseler de bugün yüzünü şeytan görsün kimseler de olabiliyor.
valla hayatta çok acayip şeyler oluyor son zamanlarda. hızına yetişemiyorum.
hayırlısı deyip geçiyorum ki bir kaç ay sonra bakıp aklımı kaçırmayayım. e hayırlısı buymuş demek ki diyeyim.
biri bir şey diliyor. öbürü alakasız başka bir şey diliyor. biri olunca öbürü de oluyor. böyle tuhaf. hadi hayırlısı.
thank you x 3
 
view sourceprint? 01 09 10